Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nüfus Artışının Sebebleri ve Sonuçları  (Okunma Sayısı 17581 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
sevimli
Yeni üye
*

Performans: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 28


'' İyilik büyüktür, küçükte olsa ''


« : 26 Ekim 2007, 05:52:03 »


YURDUMUZDA NÜFUSU

a. Genel nüfus sayımları ve yararları

Yurdumuzun nüfusunu belirlemek amacı ile belli aralıklarla nüfus sayımları yapılmaktadır. Çünkü bir ülkeyi yaşatan, koruyan ve yücelten en önemli unsur, insandır. Ülkelerin ekonomilerinin gelişmesinde yalnız doğal zenginliklerin bulunması yeterli değildir. Bunları işletecek insanın varlığı da çok önemlidir. Ülkelerin askeri ve siyasi gücü de insan unsuruna bağlıdır. Bu bakımdan bir ülkede yaşayan insan sayısının bilinmesi gerekir. Bu amaçla dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, yurdumuzda da belirli aralıklarla nüfus sayımlan yapılmaktadır.

Yurdumuzda, düzenli nüfus sayımlan cumhuriyetin ilanından sonra yapılmaya başlanmıştır. Bunlardan ilki 1927'de, ikincisi 1935'te yapılmıştır. Bu sayımlar, 1990 yılına kadar her beş yılda bir tekrarlanmıştır. 1990 yılından sonra nüfus sayımlarının on yılda bir yapılması kararı alınmıştır. Ancak ülke ihtiyaçları nedeniyle 30 Kasım 1997'de bir nüfus sayımı daha yapılmıştır. Bu sayım, bundan önce yapılan nüfus sayımlarından farklı bir özellik taşımaktadır. Bu sayımla yalnızca ülkedeki insan sayısı belirlenmek istenmiştir. Bundan sonraki nüfus sayımları, daha önceden planlanmış olduğu gibi on yılda bir yapılacaktır. Ülkemizde en son yapılan genel nüfus sayımı 2000 yılında gerçekleşmiştir.

Genel nüfus sayımları ile ülkemizde yaşayan insan sayısı belirlenir. Ayrıca, bu sayımlarla ülkemizin nüfus yoğunluğu, nüfusumuzun yaş ve cinsiyet durumu, okuryazar olanlarla olmayanlar tespit edilir. Nüfusun öğrenim durumu, çalışanlarla çalışmayanların sayısı, medeni durumları ve daha birçok özelliği de bu sayımlarla ortaya çıkar.

Yurdumuzda yapılan nüfus sayım sonuçlarına dayanarak devlet, gerekli gördüğü konularda önlemler alır. Halkın sağlık, iş, eğitim, beslenme, konut vb. alanlardaki gereksinimlerini, bu sayımlardan çıkan sonuçlara göre belirler ve gidermeye çalışır.

Nüfus sayımlan, yurdumuzun her yerinde aynı günde yapılır. Sayımın sağlıklı yapılabilmesi için o gün sokağa çıkma yasağı uygulanır. Sayım memurunun her ev halkı için doldurduğu belgeler, sayım bürolarında toplanır. Bütün illerden alınan bilgiler, Ankara'da Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE)'nde değerlendirilir.

b. Yurdumuzda nüfusun genel dağılışı

Nüfusumuz ülkemizin her yerine eşit dağılmamıştır. Bazı yerler çok kalabalık, bazı yerler tenhadır. Ekime, dikime, yerleşmeye ve ulaşıma elverişli alanlar, nüfusun yoğunlaştığı yerlerdir. Ayrıca madenciliğin, sanayinin ve ticaretin geliştiği yerler ile kıyılarımızın bazı kesimleri de nüfusun yoğun olduğu alanlardır

Türkiye'de Nüfus Yoğunluğu Haritası

Buna karşılık yerleşmeye ve tarıma elverişli olmayan dağlık alanlar, yurdumuzun seyrek nüfuslu yerleridir. Bundan başka, denizin ılıtıcı etkisinden uzakta kalan ve yeterli yağış alamayan yerler de yurdumuzun seyrek nüfuslu alanlarını oluşturur. Buralarda kış mevsimi uzun ve şiddetli geçmekte, buna bağlı olarak üründe çeşitlilik ve verim azalmaktadır.

Yurdumuzda nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yerler, Marmara Bölgesi'ndedir. Bunun başlıca nedenleri; başta sanayi olmak üzere, bölgenin ulaşım, ticaret ve hizmet sektörleri ile tarım üretiminde büyük gelişme göstermesidir.

Ege Bölgesi'nde kıyı ovaları ve akarsular boyunca içeriye doğru uzanan çukur alanlarda da nüfus yoğundur. Buna karşılık bölgenin iç kesimlerindeki dağlık yerler seyrek nüfusludur.

Akdeniz Bölgesi'nde nüfusun yoğunlaştığı yerler, daha çok kıyı kesimindeki ovalardır. Çukurova bunların en önemlisidir. Kıyı kesiminden sonra bölgeyi baştan başa kaplayan Toros dağlan, iç kesimlerde nüfusun tenha olmasına yol açmıştır. Toroslar, tarıma, yerleşmeye ve ulaşıma elverişli değildir.

Karadeniz Bölgesi'nde nüfus dağılışı oldukça düzensizdir. Bölgenin kıyı şeridi, özellikle doğu kesimi, Türkiye'nin yoğun nüfuslu yerlerindendir. Bunun başlıca nedeni, tarıma elverişli toprakların kıyı şeridinde yoğunlaşmış olmasıdır. Ayrıca, her mevsim yeterli yağış alması ve elverişli iklimi de bu ovalardan bol ürün elde edilmesini sağlamıştır. Buna karşılık kıyı şeridinin hemen gerisinde uzanan dağlık kesimde nüfus seyrektir. Ancak bölgenin orta kesiminin kıyı gerisi yoğun nüfusludur. Çünkü, buradaki dağlar fazla yüksek değildir. Yeşilırmak boyunca uzanan verimli ovalar geniş yer tutar. Karadeniz Bölgesi'nin batı kesiminde tarım etkinliklerinin fazla olduğu iç ovalar ile sanayinin geliştiği kıyı kesimleri nüfus bakımından yoğun yerlerdir.

İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu, kuraklık nedeniyle az nüfuslanmıştır.

İç Anadolu'da, Konya Ovası, Tuz Gölü çevresi ile dağlık alanlar, nüfusun en tenha olduğu yerlerdir. Buna karşılık, başkent Ankara ve çevresi ile bazı büyük kentlerin (Konya, Kayseri, Eskişehir vb.) çevresi iş olanaklarının elverişli olması nedeniyle yoğun nüfusludur. Güneydoğu Anadolu'da ise nüfus daha çok ekim ve dikime elverişli alanların bulunduğu Diyarbakır Havzası, Mardin Eşiği ve dağların eteklerinde toplanmıştır.

Doğu Anadolu nüfus yoğunluğu az olan bölgemizdir. Yurdumuzun en geniş bölgesi olan Doğu Anadolu'da nüfus, daha çok çukur ovalarda toplanmıştır. Bölgenin, dağlık ve şiddetli karasal iklime sahip olması, bu sonucu ortaya koyan en önemli etkenlerdir.

Kayıtlı

ZaNNeTMeYiNKi GüCüMüZ ßiTTi YoRGuNuZ,
ZaNNeTMeYiNKi SiLaHIMIZ Yok SuSKuNuZ.

ZaMaN ßEKLiYoRuZ FIRTINaLaR KoPaCaK ..!!!
FIRTINaLaR ÖNCeSi HeP BöYLe DuRGuNuZ
selenn
Yeni Üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #1 : 18 Aralık 2007, 22:37:41 »

TÜRKİYEDE NÜFUS ARTIŞI Türkiye’nin nüfusu, 1. Dünya Savaşı sırasında 16 milyon dolayındaydı. İstiklâl Savaşı sırasında cephede verilen şehitler, salgın hastalıklar ve savaş ortamının çeşitli olumsuz koşulları, nüfusumuzun daha da azalmasına neden olmuştur. Onun için 1927 yılında yapılmış olan genel nüfus sayımında ülke nüfusu, 13,6 milyona düşmüştür. İkinci genel nüfus sayımında (1935 yılında) ülke nüfusunun tekrar 16 milyona ulaştığı anlaşılmıştır. Bu tarihten sonra nüfus sayımı, sonu 0 ve 5 ile biten yıllarda yapılmıştır. 1990’dan sonraki sayımlar artık 10 yılda yapılacaktır. 1927-1997 arasındaki ülke nüfussunun özellikleri şu başlıklarla belirtilebilir. - Nüfus hızlı bir şekilde artmaktadır. - Erkek nüfus kadın nüfustan fazladır. - Nüfus eğitim düzeyi giderek yükselmektedir. - Ortalama insan ömrü giderek uzamaktadır. - Kentsel nüfus hızla artmaktadır. - İç ve dış göçler yoğun olarak yaşanmıştır.

Dünyanın; iktisadi yönden gelişmişlik ve az gelişmişlik şeklindeki ikili ayırımına paralel olarak, dünyanın demografik yani nüfus yapısını da birbirine eşit olmayan ve çok belirgin farklı özelliklere sahip iki ayrı gruba ayrıldığı görülmektedir. Bunlar; son iki yüz yıllık bir zaman içerisinde demografik yapılarını denetim altına alarak modern döneme girmiş olan gelişmiş ülkeler ile daha henüz yolun başında olan ve demografik geçişlerini tamamlamamış geleneksel demografik yapıda olan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdir. Söz konusu ikili ayırıma neden olan gelişme ve değişimleri geçmişten günümüze ele alarak değerlendirdiğimizde konu daha net ve açık bir şekilde anlaşılacaktır.

Fransızca “Demographie” kelimesinden gelen ve ilk defa Achille Guillard tarafından 1855’de “İnsan İstatistiği Öğeleri ya da Karşılaştırmalı Nüfusbilim” adlı eserinde kullanılan “Demografi” kelimesi, Nüfusbilimi ile eşanlamlıdır. Demografi; istatistiki bilgilerden yararlanmak suretiyle nüfusların iç özelliklerinin durumunu ve hareketlerini gözlemler, araştırır, inceler ve çözümler. Nüfus yapısını değişik açılardan ele aldığımızda; nüfus yitimi; telafi edici bir göçmen alış süreci bulunmaksızın ölümlerin doğumlardan yüksek bulunduğu bir ülkedeki nüfus azalma süreci, asgari nüfus; kapalı bir nüfusun demografik geleceğini tehlikeye düşürmeden daha altına inemeyeceği sayı, durağan nüfus: doğum ve ölüm oranlarının birbirine eşit olduğu, yani doğal artış oranının sıfır olduğu istikrarlı nüfus, en uygun nüfus: Bir nüfusun kendisine en uygun refah düzeyini sağlayabilecek koşullardan yararlanabilmek için aşağı yukarı korunması gereken sayı, kapalı nüfus; dışarıyla göç bağlantısı olmayan nüfus, kararlı nüfus: yaşlara göre üreme ve ölüm oranı değişmeden kalan ve yaşlara göre yapısı değişmeyen nüfus, standart nüfus: Bir çok ülkenin yaşa göre yıllık ölüm oranlarını karşılaştırmaya ve böylece bu ülkelerde seçilen bir yaş yapısı için yıllık gayri safi ölüm oranlarını kestirmeye yarayan belli bir yaş yapısına sahip nüfus (*) gibi tanımları dikkate alınması gerekmektedir.

Tablo:I


Geleneksel Demografik Rejimde; Doğum ve ölüm oranları %040-50 arasında, yıllık nüfus artışı yıllık %2-3’ün üzerindedir. Geçiş Döneminde; Doğum ve ölüm oranları %040-10arasında, yıllık nüfus artışı %1-2 oranındadır. Bu dönemde ölüm oranı sürekli düşmekte, doğum oranı bir süre aynı devam etmekte daha sonra düşmektedir. Modern dönemde ise; doğum ve ölüm oranı çok düşük %010’un altında, yıllık nüfus artışı da %1’in altındadır. Dünya nüfusu 1965-1970 arasında %2’yi aşarak en yüksek seviyeye ulaştıktan sonra, özellikle Latin Amerika, Asya ve Afrika’da alınan tedbirlerle nüfus artış hızı düşürülmeye başlanmış, 1980-1990 arası bu oran %1.8’e inmiştir. Bu hızın düşürülmesine yönelik çalışmalar halen devam etmektedir.

Genel olarak, nüfusunun %40-45’i 15 yaşın altında, % 2-3’ü de 65 yaşın üstünde olan yerler genç nüfuslu ülke, nüfusunun %20 si genç, %15 ve daha fazlası yaşlı olan yerler ise yaşlı nüfuslu ülke sayılmaktadır. Zira; Afrika, Güneydoğu Asya, Güney Amerika ve Ortadoğu gibi nüfusunun %40’dan fazlası 15 yaşın altında olan güney ülkeleri genç nüfuslu, Çin, Hindistan, Mısır ve Türkiye gibi nüfusunun %30-40 arası 15 yaşın altında bulunan ülkeler orta yaşlı, K. Amerika, Avrupa, Rusya, Avustralya gibi nüfusunun %30’dan aşağısı 15 yaşın altında olan kuzey ülkeleri yaşlı ülkeler olarak değerlendirilmektedir.

Doğurganlığın çok yüksek olduğu genç nüfuslu geleneksel demografik rejimlerde, özellikle bir çok Afrika ve Güney Asya ülkelerinde kadın başına 6-7 çocuk düşerken, bu artış yüksek çocuk ölümleri ile birlikte, 35-40 yaş gibi kısa yaşam süresi ile dengelenmektedir. Doğurganlığın zayıf olduğu yaşlı nüfuslu gelişmiş ülkelerdeki demografik rejimlerde ise, kadın başına 2 ve daha az çocuk düşerken, bu düşüş 75 yaş gibi uzun bir yaşam süresi ile dengelenmektedir.

Batıda tıp, sağlık koruma, yaşam düzeyi ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak gerçek bir demografik devrim meydana gelirken, insanların sayısı ile birlikte yaşam süreleri ile doğum oranları da değişmiştir. Önceleri ölüm oranındaki gerileme, yüksek bir doğum oranıyla birleşerek önemli bir nüfus artışına yol açmış, daha sonra ölüm oranı düşmeye devam ederken doğum oranındaki düşüş nüfusu dengeye kavuştururken aynı zamanda nüfusu yaşlandırmıştır.

Demografik geçiş döneminin henüz başında olan ülkelerde, doğum ve ölüm oranlarının çok yüksek olması, ya da düşük ölüm yüksek doğum oranı gibi dengesizliklerle hızlı bir demografik büyüme gösterirken, bazı ülkeler hem düşük doğum ve hem de düşük ölüm oranı ile bu sürecin sonuna gelmişlerdir.

Yaş ortalaması 50 yaş civarında olan yoksul ülkeler ile yaş ortalaması 75 civarında olan gelişmiş ülkeler arasındaki fark, özellikle sağlık alanındaki gelişmeler, bulaşıcı hastalıkların azalması ve iktisadi krizler nedeniyle yavaş yavaş kapanmaktadır.

Tablo:II



Dünyanın demografik yapısının ilk defa incelenmeye başlandığı XVII yy’ın ortalarını başlangıç noktası olarak kabul edersek, bu güne kadar yani 300 yıl içerisinde dünya nüfusu 5 kat artmıştır. Dünyanın 1650-1750 yıllarında %o4’den olan nüfus artış hızı, 1900-1950 yılları arasında %09’a yükselirken, aynı dönemde Avrupa’nın nüfusu artış hızı %03 den %010 a çıkmıştır. Dolayısıyla bu dönemlerde nüfus artışında başı Avrupa çekmiştir. Yine, dünya nüfusunun yer yüzündeki dağılımı da çok adaletsiz bir şekilde olmuştur. Daha doğrusu, İnsanların üçte ikisi karaların onda birinden daha az topraklar üzerinde toplanmıştır. Diğer taraftan kuzey yarı küre insanların 90’nını, eski dünya %85 ini barındırmaktadır.

Yine dünya nüfusu 1950’ler de 2.5 milyardan başlayıp, 1960’lara doğru 3 milyar, 1976’da 4 milyara, 1991’de 5 milyara ve 1995’de de 5.7 milyara çıkmış, 1980-1990 arasındaki yıllık artışın 75 milyon kişiden 93 milyon kişiye yükselmesi sonucu dünya nüfusu 2000 yılında da 6 milyarı geçmiştir. Bu nüfus artışının yüzde 85’ini üçüncü dünya insanları oluşturmuş, dünyadaki nüfus artışının yüzde 40’ı sadece Çin ve Hindistan’da gerçekleşmiştir.

1950’ler de 2.5 milyarlık dünya nüfusunun 800 milyonu sanayileşmiş ülkelerde yaşarken, kuzey tüm insanlığın üçte birini temsil ediyordu. Güney uluslarını oluşturan Asya, Afrika ve Latin Amerika gibi eski demografik rejime mensup yoksul üçüncü dünya ise 1.4 milyar nüfusu ile insanlığın üçte ikisini oluşturuyordu. Bu nedenle de büyük bir nüfus artış potansiyeli taşıyorlardı. Savaşın sona ermesi, bağımsızlık ve kollektif hekimlik, ölüm oranında hızlı bir düşüş sağladı. Böylece üçüncü dünya değişim sürecine girmiş oldu. 1950-1990 arasında çocuk ölümleri üçte iki oranında azaldı. 41 yaşı bulmayan ömür süresi 60 yıla çıktı. Gelişmiş ülkelerde bir asırda varılan bu noktaya üçüncü dünya 40 yılda geldi. Üçüncü dünyada doğurganlık yüksekliğini korurken demografik değişimin birinci evresine girdi ve bu nüfus artış evresiydi.

Avrupa (eski SSCB dahil), Kuzey Amerika, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın nüfusları, 1750’ye doğru İngiltere ve Fransa da doğan değişimin bütün evrelerini iki yüzyıl boyunca kat ettikten sonra demografik gelişimin son evresine gelmişlerdir. Artık on yıllardan beri nüfus artışları durağanlaşmış, dolayısıyla her bir gelişmiş ülkenin vatandaşı Güney vatandaşından 28 kat daha fazla ürüne sahip olmuştur.


Dünya nüfusunun yıllık artış hızı 1950-1968 arasında ölüm oranının düşmesi nedeniyle 1965’de maksimum noktasya ulaşmış, yüzde 2.06’lık bir hızla 33 yılda dünya nüfusu iki katına çıkmıştır. Bu hız 1995’de yüzde 1.57’ye düşmüştür. Bu sırada güney ülkelerinin ortalama nüfus artış hızı yüzde 1.8 idi. 30 yıllık bu yavaşlama bütün dünya nüfusunun değişim sürecinin ikinci evresine girdiğinin göstergesidir. Bu evrede doğurganlık ölüm oranını yakalarken nüfus artış hızı da düşmektedir. Doğurganlığın düşmesi bu olayın esas temeli olup, bugünkü dünya nüfus değişiminin belirleyicisidir.


Tablo:III


Bahsedilen gelişim hızının ikinci safhasında, güney ülkelerinde doğurganlık oranının hızlı düşüşü çok önemlidir. Batı’da iki çocuklu ailenin temsil ettiği modern nüfusa ulaşmak için nasıl 1.5 asır gerekmişse, bu süre güney ülkelerinde 20-30 yıl gibi kısa bir süreye indirgenebilmiştir. Hatta kimi ülkelerde bu geçiş süreci daha kısa dönemde sağlanabilmiştir. Özellikle Çin’de doğum oranları 1970-1978 yılları arasında yüzde 50 oranında düşmüştür. Daha az olmak üzere diğer üçüncü dünya ülkelerinde de benzer düşüşler görülmektedir.

Kara Afrika’da yaşayan 600 milyon insan da aynı gelişmenin içinde yer almış, doğurganlık 1970’den beri Kenya’da yüzde 35, Botswana’da yüzde 26, Zimbabwe’de yüzde 18 oranın da azalmıştır. Ancak tüm dünya ülkeleri nüfus konusunda aynı geçiş sürecinde bulunsalar da, hepsi aynı safhalarda değildir. Yani üçüncü dünyanın benzer demografik benzerliğinden söz etmek mümkün görülmemektedir. Çeşitli yollardan geçtikten sonra geçiş safhasının sonuna gelmiş ve kadın başına 2.5 çocuktan az çocuk düşen bir çok ülke 1995’de 2.5 milyarlık toplam bir nüfusu oluşturuyordu ki, bu dünya nüfusunun yarısını oluşturuyordu. Farklılaşmış bir yapıya sahip olan bu ülkeler 1.2 milyarlık Çinliyi de kapsamakta idi. Çin’de doğurganlık oranı 1990-1995 arası bir kadına 1.9 çocuk iken, aynı dönemde bu oran ABD’de 2.1 idi.

Dünya nüfusunu 2 milyardan 5 milyara çıkaran ilk büyüme dalgasından sonra (geçişin ilk safhası) ikinci safha daha sabit daha durağan bir nüfus gücünün etkisinde olacaktır. 1995’den 2025’e kadar dünya nüfusu ileriye doğru yeni bir hamle daha yapacaktır. Bu da 5.7 milyar insandan 8.3 milyar insana geçiş demektir. Bir başka deyişle 30 yılda 2 milyar insan daha yeryüzünde olacaktır. Bu büyük artışın yüzde 95’i bu artışı karşılayamayacak olan ülkelerde yani güneyde gerçekleşecek. Bu kadar eşitsiz bir dağılım 30 yıl içerisinde yeryüzünün şeklini bir hayli değiştirecektir. Merkez üssü Asya olan demografik dengesizlik yön değiştirip güneye kayacaktır. 70 yıl içinde Afrika nüfusu 222 milyondan 1.6 milyara çıkıp tam 7 kat artarken Latin Amerika nüfusu sadece 4.5 kat artış gösterecektir. Bu iki kıta 2025 yılında dünya nüfusunun yüzde 28’ini barındırıyor olacaktır. Oysa 1950 yılında iki kıtada dünya nüfusunun sadece yüzde 15’i yaşıyordu. Avrupa’ya gelince kıta 1950 yılında dünya nüfusunun yüzde 16’sına sahipti. 2025’te ise sadece yüzde 6’sına sahip olacaktır. Asya’nın en kalabalık 18 ülkesi 1950’de 1.2 milyar insan barındırırken 2030 yılında 4.3 milyar insanı barındıracaktır. İleriki on yıllarda karşılaşacak zorluklar geçmişin demografik nedenlerinden ileri gelecektir. Nüfus dinamiği ve geçiş safhası öyle at başı gidecek ki güney ülkeleri bir taraftan nüfuslarının büyük oranda arttığını müşahede ederken öte yandan, doğurganlığın hızlı düşüş göstermesi nedeniyle nüfus yapılarında yaşlıların oranının yükseldiğini de göreceklerdir. Çin’de 1957-1990 arsı 15 yaşından küçük olanların toplam nüfus içindeki payı yüzde 40’dan yüzde 26’ya düşmüş, 2020 yılında da yüzde 12’ye düşecektir. 65 yaşından büyük olanların Çin nüfusundaki oranı 1990’da yüzde 6 iken, 2025 yılında iki misline çıkacak yüzde 13 oranıyla Avrupa seviyesine ulaşacaktır. Bu gelişim Avrupa’da yüz yıl sürerken Çin ve diğer bazı güney ülkelerinde aynı gelişim sadece 25 yılda gerçekleşecektir. Demografik geçiş süresinin XXI. yy’ın ortalarına doğru tamamlanmasından sonra nüfus artış hızı azalarak tüm dünyada kontrol altına alınabilecektir. Dünya nüfusu 2025 yılında 8.5 milyar ve 2075 yılında da 9.5 milyar olacağı tahmin edilmektedir.

Bununla birlikte, dünya eskiye oranla daha zengindir. Örneğin dünya GSMH’sı 1950-1994 arası 4 trilyondan 23 trilyon dolara çıkarken, yine aynı dönemde kişi başına düşen gelirde üçe katlanmıştır. Nüfus artışı Kuzey’e oranla yedi kat daha hızlı olan Güney ülkeleri dünya zenginlik dağılımında baştaki dezavantajlı durumlarına rağmen, daha çok pay elde etmeye doğru gitmektedir. Yine başka bir karşılaştırmaya göre sanayileşmiş ülkeler dünya GSMH’sının yüzde 54’ünü oluştururken, (bu oran eskiden yüzde 73’tü) güney yüzde 18’den 34’e çıkıyordu. OECD’ye göre 2010 yılında Asya’nın en dinamik ülkeleri kendi başlarına Dünya GSMH’sının yüzde 40.6’sını oluşturacaklardır. (OECD ülkeleri yüzde 44.1) Sadece Çin dünyanın beşinci üreticisi durumunda olacaktır.

Öte yandan, güney ülkelerinde gittikçe daha da eşitsiz bir şekilde gelişecek olan kentsel ve kırsal nüfusun yaşam seviyesi; zengin bölgelerle , iş gücü fazlası olan fakirliğin ve işsizliğin kol kola gezdiği terk edilmiş fakir bölgeler arasındaki uçurum büyük çalkantılara gebe olacaktır. Özellikle ulaşım ve enerji sektöründe bozuk veya hiç yapılmamış alt yapı nedeniyle oluşan üretim sıkışmalarını da bu konuda saydığımız çarpıklıklara ekleyebiliriz. Buradan kaynaklanan sosyal eşitsizlik ve siyasal istikrarsızlığın yarattığı risk ortamı bir çok üçüncü dünya ülkesine geçmişinden miras kalmıştır. Sonuç olarak gelişmiş ülkeleri birbirine yakınlaştıran siyasal ve ekonomik entegrasyon süreçleri, 2 milyar insanın açlık ve sefalet içinde herkes tarafından unutulmuş bir şekilde yaşadığını asla unutturamaz. Bu unutulanların büyük bölümü Kara Afrika’da yaşayanlar olup, Dördüncü Dünyayı oluşturmaktadır.

Tablo:IV



Ülkemizdeki demografik gelişmelere baktığımızda; Dünyadaki demografik gelişmelerin takip ve kontrole alındığı dönemin başlangıcı her ne kadar 17. yy’ın ortaları sayılmakta ise de, nüfus çalışmalarına oldukça önem veren Osmanlı İmparatorluğunun bu konudaki çalışmaları dar kapsamlı da olsa daha eski yıllara dayanmaktadır. Osmanlılar ilk nüfus çalışmalarını, memur ve sipahilere bırakılan gelir kaynaklarının nicelik ve değişmelerini saptamak amacıyla 30-40 yıl gibi aralıklarla nüfus ve toprak sayımının yapılması şeklinde, ilk toprak ve nüfus sayımlarını 1326-1360 ve 1360-1389 yılları arasında yapmıştır. Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman genel bir sayım yaptırmaya teşebbüs etmiş ve bunun her yüz yılda bir yapılması için de Kanunnameye hüküm koydurmuştur. Bu dönemde 1566-1574 yıllarında Genel Nüfus ve Arazi Sayımı yine, 1608 yılında tekrar bir nüfus sayımı yapıldığı tarihçiler tarafından belirtilmektedir. Ülkemizde başarı ile sonuçlandırılan ilk nüfus sayımı1831 yılında askerlik yapacak halkın sayısı ile vergi kaynaklarının saptanması amacıyla yapılmış, bunu kadın nüfusu da kapsayacak şekilde 1844 yılında yapılan sayımlar izlemiştir.

Cumhuriyet Tarihimizde Yapılan Sayımları Gösteriri Tablo;

Sayım Toplam Yıllık Artış Artan Nüfus
Tarihi Nüfus Hızı %0 Sayısı
28.10 1927 13 648 270 - -
20.10.1935 16 158 018 21.10 2 509 748
20.10.1940 17 820 950 19.59 1 662 932
21.10.1945 18 790 174 10.59 969 224
22.10.1950 20 947 188 21.73 2 157 014
23.10.1955 24 064 763 27.75 3 117 575
23.10.1960 27 754 820 28.53 3 690 075
24.10.1965 31 391 421 24.62 3 636 601
25.10.1970 35 605 176 25.19 4 213 755
26.10.1975 40 347 719 25.00 4 742 543
12.10.1980 44 736 957 20.65 4 389 238
20.10.1985 50 664 458 24.88 5 927 501
21.10.1990 56 473 035 21.71 5 808 577
22.10.2000 67 844 903 18.34 11 371 868

Kaynak:die.gov.tr 09.12.2002

Ülkemizdeki nüfusun demografik anlamda sayının ve niteliklerinin tespiti amacıyla ilk sayımlar1927’de yapılmıştır. Cumhuriyet tarihimizden günümüze kadar ilki 1927 yılında ikincisi de 1935 yılında olmak üzere, bu tarihten sonra da her beş yılda bir on üç genel nüfus sayımı yapılmıştır. 23 Şubat 1990 tarih ve 403 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereği sonu ”0” biten yıllarda olmak üzere her on yılda bir nüfus sayımı yapılması karara bağlanmış ve en son 14. genel nüfus sayımı 2000 yılında yapılmıştır. Yukarıdaki tabloda da görüleceği üzere nüfus sayısının ve nüfus artış hızının en düşük olduğu dönem II Dünya savaşının yaşandığı 1940-1945 yılları olmuştur. Nüfus artış hızının en yüksek olduğu dönem ise dünyadaki genel nüfus artış hızının en yüksek olduğu dönemlere paralel 1955-1960 dönemidir. Bu dönemde yıllık nüfus artışı %028 olmuştur.

Ülkemizin nüfusu son 73 yılda yani 1927-2000 arasında 5 kat (4.97) artmıştır. Ancak 1985 yılından itibaren dünyadaki genel düşüşe paralel nüfus artış hızımızda da düşüşler gözlenmiştir. Ortalama 72 yaş sınırı ile dünyada 45. sırada yer alan ülkemiz, orta üstü yaş grubunda bulunmaktadır.


Ülkemizdeki ölüm ve doğurganlık durumunu gösterir tablo
1990-2000 2000-2005 2010-2015 2020-2025

Doğum (yılda): 1.385 1.364 1.358 1.353
Ölüm ( “ ): 396 448 535 638
KDO (binde): 23.5 19.7 17.5 15.7
Nüfus Artış (“ ): 18.5 14.1 10.9 8.3
Kaynak: Hürriyet Gazetesi 14.01.1999

Yukarıdaki tabloda da görüleceği üzere, ülkemizdeki yıllık ortalama ölüm sayısı artarken doğum sayısı düşmekte, dolayısıyla bu durum nüfus artış hızını düşürmekle birlikte aynı zamanda nüfus yitimi dönemine girdiğimizi ve bu durumun 2025’lere doğru devam edeceğini göstermektedir. Dolayısıyla ülkemiz 1990-2000 yıllarında geleneksel demografik rejimden geçiş dönemine girdiğini, ancak doğum ve ölüm oranlarının %01’in altında olduğu modern döneme girmeden; doğum oranının düşük, ölüm oranının yüksek olduğu ilginç bir döneme girdiği ve bu durumun önümüzdeki yıllarda da devam edeceği anlaşılmaktadır. Bu durumun gelecekte de devam etmesi halinde nüfus artışında önemli bir düşüş olacağı görülmektedir. Ayrıca bu durum ülkemizde doğum kontrolü ve aile planlamasının etkin bir şekilde yapıldığını, buna karşılık özellikle bebek ölümleri dahil doğal ölümler dışındaki ölüm artışının önlenemediğini göstermektedir.

Esasen, gelişmiş ülkelerde doğum oranındaki düşüşe paralel olarak ölüm oranlarındaki düşüşün bu ülkelerde ortalama yaş sınırını yükseltmesine karşılık, ülkemizde çok ilginç bir durum gözlenmektedir. Zira; ülkemizde doğum sayısı ve oranlarındaki düşüşe paralel olarak ölüm oranlarında da düşüş olması gerektiği halde, tam tersi ölüm sayısı ve oranlarında yükselme görülmekte, bu durum nüfus artışını azalmakla birlikte, nüfusun yaşlı nüfus olması gerekirken genç bir nüfus olmasına da yol açmaktadır.




Kayıtlı
selenn
Yeni Üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #2 : 18 Aralık 2007, 22:40:18 »

Dünya Nüfusu Sürekli Artacak Mı?
Saniyede 2-3 kişi dünya nüfusuna katılıyor.

Dakika da yaklaşık bir uçak (140kişi) dolusu insan dünya nüfusuna katılıyor.

Günde yaklaşık 200 bin kişilik bir stadın kapasitesi kadar insan dünya nüfusuna katılıyor.

Her ay yaklaşık Güneydoğu Anadolu Bölgesi (6 milyon) kadar insan dünya nüfusuna katılıyor.

Her yıl yaklaşık Türkiye nüfusu (73 milyon) kadar insan dünya nüfusuna katılıyor.

HABERİNİZ VARMIYDI BÜTÜN BUNLARDAN ŞİMDİ OLDU AMA
 
 Cheesy Cheesy Cheesy Cheesy Cheesy Cheesy Cheesy Cheesy
Kayıtlı
zozcan
VIP Üye
******

Performans: 266
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1181



« Yanıtla #3 : 18 Aralık 2007, 23:39:34 »

Sağol selenn sayen de haberimiz oldu...  Wink  Wink  Wink
Kayıtlı

Coğrafya, bütün bilimlerin bileşkesidir.
baksu
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2641
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4317



« Yanıtla #4 : 19 Aralık 2007, 04:25:18 »

gözüme çarptığı kadarı ile bir iki düzeltme yapmak isterim
... Ülkemizde en son yapılan genel nüfus sayımı 2000 yılında gerçekleşmiştir. ...
 

2007 itibarı ile sokağa çıkma yasağı uygulanmadan nüfus sayım işlemine geçildi.

...Bütün illerden alınan bilgiler, Ankara'da Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE)'nde değerlendirilir. ...
 

Die, Türkiye İstatistik Kurumu (Tüik) oldu 
www.tuik.gov.tr
Kayıtlı


Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bi cevabım var.
Lakin bi lafa bakarım, laf mı diye...
Bi de söyleyene bakarım, adam mı diye...

                                        
Gizemnurum
Yeni üye
*

Performans: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 10


вυℓυтℓαя αğℓαмαѕα уєşιℓℓιкℓєя ηαѕıℓ güℓєя؟


« Yanıtla #5 : 09 Nisan 2011, 09:31:45 »

Teşekkürler. Paylaşım için. Coğrafyadan bu konu ile ilgili dönem ödevi vardı.Aklıma hemen burası geldi. Smiley
Emeğinize sağlık Smiley
Kayıtlı

بِسْـــــــــــــــــــــ ـمِ اﷲِارَّتْمَنِ ارَّتِيم

"Sevgide güneş gibi ol,dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her nerde olursan ol,ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol..

Hz. Mevlana
Gizemnurum
Yeni üye
*

Performans: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 10


вυℓυтℓαя αğℓαмαѕα уєşιℓℓιкℓєя ηαѕıℓ güℓєя؟


« Yanıtla #6 : 09 Nisan 2011, 09:47:20 »

Buda Dünyadaki Nüfus Artışı :)Katkım olursa ne mutlu bana Smiley



DÜNYADA NÜFUS ARTIŞI
Dünya nüfusu sürekli bir artış içerisindedir.Bu değişim hem sayı ve artış hem de alansal olarak farklılıklar gösterebilir.Bu değişimin sebebi yaşam koşullarının sürekli değişmesidir.
 Nüfustaki değişimleri doğum ve ölüm oranları belirler.Bunlara ek olarak göçler ,salgın hastalıklar ve doğal afetler ve ülke sınırlarının değişmesi nüfusun değişiminde etkili olabilir.
NOT:Yukarıda verilen ifadelerde göçler dünya nüfus artışı için bir etken oluşturmaz çünkü göç edilen yer yine dünyadan bir noktadır.Ancak ülke nüfusları üzerinde etkili olabilir.Yine ülke sınırlarının değişmesi dünya nüfus artışı için bir etken olmaz.Bu noktalara dikkat edilmelidir.
             DÜNYA NÜFUS ARTIŞ HARİTASI               
 Kıtalara Göre Doğum Oranları
Doğum oranının en yüksek olduğu kıta %o 42 ile Afrika’dır. Avrupa ise %o 12 ile doğum oranının en düşük olduğu kıtadır. Doğum oranları ile kıta veya bölgenin gelişmişliği arasında yakın bir ilişki vardır. Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, eğitim ve kültür düzeyinin düşük olduğu  yerlerde doğum oranlarında artış görülür.
 
                     

Kıtalara Göre Ölüm Oranları
Yaşam koşularına bağlı olarak insanların ortalama yaşam süresi kısalmaktadır. Bu nedenle ölüm oranının en yüksek olduğu kıta, ekonomik ve kültürel yönden geri kalmış Afrika’dır. Genç nüfusun fazla olduğu ve sürekli göç veren Güney Amerika ise, %o 7 ile ölüm oranının en az olduğu kıtadır.
Dünya Doğal Nüfus Artış Hızı
1990-1995 yılları arasında, ekonomik ve kültürel yönden geri kalmış olması  nedeniyle doğal nüfus artışının en fazla olduğu kıta Afrika’dır. Avrupa’da ise doğal nüfus artışının en az olmasının nedeni,doğurganlık hızlarını kontrol altına almış gelişmiş ülkelerin varlığıdır.
Dünya Yıllık Nüfus Artış Hızı
1990-1995 yılları arasında yıllık nüfus artışının en fazla olduğu kıta, %o 28 ile Afrika kıtasıdır. Avrupa ise göç almasına karşın %o ile yıllık nüfus artış hızının en az olduğu kıtadır.
 
NÜFUS NASIL DEĞİŞİR:
Doğumlar ölümlerden fazla ise nüfus artar buna doğal artış denilir.Ölümler fazla ise nüfusta azalma görülür.Bu etkenler dışında ortaya çıkan etkenler beşeri kaynaklı olabilir.
Nüfus artışını etkileyen faktörler:
1.Doğurganlık ve ölüm oranları,
2.Göç hareketleri,
3.Sağlık alanındaki ilerlemeler(Aşılama, Bulaşıcı hastalıklara karşı etkili ilaçların bulunması)
4.Beslenme imkânları,
5.Eğitim seviyesinin durumu,
6.Yaşam standartlarının yüksekliği (Gelir düzeyinin artması)
7.Nüfus planlaması çalışmalarının yapılma düzeyi,
8.Savaşların azalması,
9.Kadınların eğitim düzeyinin ve ekonomik bağımsızlıklarının artması,
10. Ülke sınırlarındaki değişmelerdir.
Doğurganlık oranlarında düşüşün nedenleri :
   
 Eğitim Aile planlaması Kadının Çalışması
1-Eğitim seviyesinin artması,
2-Nüfus planlamasının yapılmaya başlanması,
3-Kadının çalışma hayatındaki yerinin artması,
4-Sanayileşme ve kentleşmenin etkileri,
5-Kişi başına düşen milli gelir miktarının artması ve yaşam şartlarının iyileşmesi,
 Doğurganlık hızı, eğitime, kültüre ve ekonomik gelişime bağlı olarak değişir.Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu, eğitim ve kültür düzeyinin geri olduğu ülke ve bölgelerde doğurganlık hızı fazladır. Ayrıca kırsal kesimde doğurganlık hızı kentlere göre daha yüksektir. Doğurganlık oranları kadınların yaşı ve eğitimi, çalışma hayatındaki yerine göre değişir. Kadınların eğitimi yükseldikçe, yaşı arttıkça, çalışma hayatında yer aldıkça doğum oranları düşmektedir.
Gelişmiş ülkelerde nüfus artış oranları azdır. Bu ülkelerde nüfus artış oranları % 0 -1 arasında bulunmaktadır. Genç nüfus bu ülkelerde az olup yaşlı nüfus artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde 65 yaş üstündeki nüfus 150 milyondan fazladır. Bu sayı önümüzdeki yıllarda sürekli artacaktır. Çünkü tüm dünyada ortalama ömür uzamaktadır. Bu sorun gelişmekte olan ülkelerde de öne çıkacak önemli bir sorun olacaktır.Nüfus Artışı ile gelişmişlik arasında ters bir orantı vardır. Gelişmişlik düzeyi arttıkça nüfus artışı hızı düşmektedir. Dünyada bakıldığında nüfus artış hızının yüksek olduğu ülkelerin genelde gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğu görülmektedir.
Toplam doğurganlık oranı: Bu oran doğum yapabilecek yaş sınırı içinde bulunan  (15- 49 yaş arası) her kadından beklenen canlı doğum sayısını ifade eder.Dünya genelinde doğurganlık oranları( kadın başına canlı doğum oranı) gün geçtikçe azalmaktadır. Bu oran 1990 yılında dünya genelinde ortalama 3 iken, 1995 – 2000 yılları arasında 2,8 olmuştur. Gelişmiş ülkelerde 1970 lerde 2,6 iken, 1995- 2000 döneminde 1,59 kadar düşmüştür 1990 da Ülkemizde evlenmiş kadın başına düşen ortalama canlı doğum sayısı 3,7; aynı yıl Avrupa ortalaması 1,8 dir.
 
Gelişmiş ülkelerde doğum oranlarına örnekler.
 
      Gelişmiş Ülkeler
Rusya’da Kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.27 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),
İsveç’te kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.53 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),
Çin’de Kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.82 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),
ABD’de kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 2.06 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),
İngiltere’de Kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 1.73 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),
Japonya’da kadın başına  Ortalama çocuk sayısı: 1.41 çocuk/1 kadın (2001 tahmini),
 
Gelişmemiş ülkelerde bu oranlar ileri ülkelere göre yüksek olmakla beraber son yılarda önemli düşüşler olmaktadır.Bu ülkelerde doğurganlık oranı 1970 lerde 6,7 den, 2,6 ya kadar düşmüştür.
Gelişmemiş ülkelerde doğum oranlarına örnekler:

     Gelişmemiş Ülkeler 
Zimbabwe’de kadın başına Ortalama çocuk sayısı 3.28 çocuk  (2001 tahmini) ,
Uganda’da kadın başına Ortalama çocuk sayısı 6.88 çocuk (2001 tahmini),
Sudan’da kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 5.35 çocuk
Somali’de kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 7.11 çocuk
Suudi Arabistan’da kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 6.25 çocuk,
Honduras’ta kadın başına  Ortalama çocuk sayısı: 4.15 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)
Türkiye’de  kadın başına Ortalama çocuk sayısı: 2.46 bebek (2002 tahminleri), 2004 yılı için - 2,21
 
Bir ülkedeki nüfus artış hızının fazla olmasının sorun haline gelmesindeki temel etken, o ülkenin ekonomik kaynaklarının ülkede yaşayan nüfusun beslenme, barınma, eğitim,  sağlık ve iş gibi temel gereksinimlerini karşılayamamasıdır. Bu duruma aşırı nüfuslanma denir.
 
A. Nüfus artışının olumlu sonuçları
1-             Üretim artar.
2-             Vergi gelirleri artar.
3-             Mal ve hizmetlere talep artar.
4-             Yeni endüstri dalları doğar.( Piyasa genişler, yeni yatırım sahaları açılır.)
5-             İşçi ücretleri ucuzlar.
6-             İhracatta rekabet kolaylaşır.
7-             Askeri savunmada önemlidir kısa süre de güçlü ordular kurulabilir.
8-             Nüfus dinamik bir yapı kazanır.
B. Nüfus artışının olumsuz sonuçları
1-             İşsizlik artar.
2-             Kişi başına düşen milli gelir azalır.
3-             Tüketim artar, (Tüketici durumda olan çocuk yaştaki nüfusu ve tüketimi artırır.)
4-             Tasarruflar azalır.
5-             Ekonomik bağımlılık oranı yükselir.
6-             İç ve dış göçler artar.
7-             İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanması zorlaşır, Yetersiz beslenme sorunu ortaya çıkar.
8-             İhracat azalır.
9-             Demografik (nüfusa bağlı) yatırımlar artar.
10-        Çevre kirlenmesi artar.
11-        Çarpık kentleşme görülür, belediye hizmetleri zorlaşır.
12-        Kalkınma hızı düşer.( Ulusal gelirin büyük bölümünün artan nüfus tarafından tüketilmesine bağlı olarak ekonomik kalkınma hızı yavaşlar.)
13-        Artan nüfusu beslemek için toprağın aşırı kullanılması toprak erozyonunu hızlandırır.

Konu ile ilgili tavsiyeler:Sevgili gençler bu konu ile ilgili olarak temel bilmeniz gereken husus nüfus artışı ile gelişmişlik arasında ters orantı vardır.Nüfusun yoğun olması kalabalık olması başka bir  olay nüfus artışının fazla olması başka bir olaydır.Gelişmiş ülkeler çeşitli sebeblerden dolayı yoğun nüfuslanmış olabilir ancak eğitim seviyesinin yüksek olması aile planlaması ve kadının iş hayatına katılımı ve benzeri sebeblerden dolayı nüfus artış hızı düşük doğum oranları azdır.Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde ise doğum oranları çok yüksektir,yeteri kadar eğitim aile planlaması erken yaşta evlilik  kadının iş hayatından uzak olması vb sebeblerden dolayı doğurganlık oranı çoktur.
Bu noktadan yola çıkarak bu tür sorularda dikkat edin ki şıklarda hep gelişmiş yada geri kalmış ülkeler olur içlerine bir tane gelişmiş yada geri kalmış ülke verilir.Bu ülkelerin gelişmişliklerini yada geri kalmışlıklarını nerden bilebiliriz derseniz o zaman biraz gündemi takip etmeniz dünya koşullarını bilmeniz gerekir.Avrupa genel olarak gelişmiş ülkeler özellikle kuzey ,batı ve güneyi Geri kalmış ve gelişmekte olan ülke  olarak da Afrika,Güney Amerika belirli bölgeleri,Ortadoğu,Orta Asya kıtasındaki ülkeleri tercih edebilirsiniz.
 
Yine Doğal nüfus artışı dışında yani ölümler ve doğumlar dışında bir yerde ciddi bir artış yada azalış var ise sebeb olarak  bölgenin dışardan göç alması yada göç  vermesi ifadesi kullanılabilir.Nüfus artışını etkileyen faktörler,doğurganlık oranının düşme sebebleri,nüfus artışının olumlu ve olumsuz sonuçları soru olarak gelebilir…









SmileySmileySmileySmileySmiley


Kayıtlı

بِسْـــــــــــــــــــــ ـمِ اﷲِارَّتْمَنِ ارَّتِيم

"Sevgide güneş gibi ol,dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her nerde olursan ol,ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol..

Hz. Mevlana
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic