Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Anadoluda Evler  (Okunma Sayısı 13965 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
AbuzerKadayıf
Deneyimli Üye
****

Performans: 223
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



« : 07 Eylül 2007, 08:37:00 »


EDİRNE EVLERİ

Edirne, Osmanlı Devleti'nin ikinci başkenti olarak çok kısa sürede görev üstlenmişse de İstanbul'un alınışından sonra bile Padişahlar burayı terketmemişler e mesire yeri olarak değerlendirmişlerdir. Devletin üst düzey yöneticileri ve onların yakın çevresindeki varlıklı kişilerin evleri ise özenli bir ortamın yaratılmasına neden olmuştur. Evler, arazi içindeki yerleşimlerden, mekânların biçimlenişine kadar rahat ve zengin yaşama olanakları sunabilen niteliklerle donatılmıştı.


Edirne, uzun yıllar dirlenme, eğlenme ve sakin çalışma ortamı olarak hizmet vermiştir. Evlerin hepsinin genişçe bahçeleri vardı. Bu konumda 1917 yılında İngiliz sefirinin eşinin Londra'daki arkadaşına Edirne evlerini anlattığı mektuplar önemli ipuçları vermektedir. Sefirin eşi Lady Montagu, bu güzel kentin özelliklerini, hayranlığını gizlemeden mektuplarında yazmıştır.


Lady Montagu Edirne'de güvercinlerin ve leyleklerin bile rahat edebildiklerini ve bunların İmparatorluğun en bahtiyar tebaası arasında bulunduğunu ifade ederken, bu kuşların kutsal sayıldığını, dolayısıyla kuşların da bunu bildikleri için hiç ürkmeden sokakta dolaşabildiklerini yazmaktadır.

Bugünkü yeni köprü başındaki karakolhanenin hemen kuzeyindeki Demirtaş Kasrı o dönemlerde yabancı konukların oturmaları için ayrılmıştı. Bu şansı iyi kullanarak çevreyi gözleyen ve kendi ülkesindeki arkadaşlarına anlatmayı büyük bir zevkle sürdüren Lady Montagu dokuzuncu mektubunda "Eminim ki Türkiye'ye ait seyahatnamelere bakıp buradaki evlerin hepsini gayet acınacak bir halde ve mimaride zannedersiniz. Ben bu evlerden pek çok gördüm ki, bilerek bahsedebilirim. Ve sizi temin ederim ki yanılıyorsunuz" demekte ve kendi gözlemlerine yer vermektedir.

Padişaha tahsis edilen sarayların bile sadeliğini, dış süslemenin hemen hemen hiç olmadığını, mimari üslubunun gayet zarif ve memlekete uygun olduğunu, büyük küçük tüm evlerin iki kısımdan ibaret olduğunu ve bu iki kısmın dar bir geçitle birleştirilmiş olduğunu, birinci kısmın önünde geniş bir avlu ve etrafında üstü örtülü galerilerin bulunduğunu, odaların bu galeriyle bağlantılarının bulunduğunu, 18. yüzyıl başlarında yine Lady Montagu'nun mektuplarındaki önemli saptamalardan öğreniyoruz.

Bu dönemde Edirne evlerinin hemen hemen tümü ahşaptı. Dış yüzey bağdadi sıva ya da ahşap kaplamadır. İki kattan fazla hemen hemen yok gibidir. Odalar büyüdükçe ve tepe pencereleri bulunan, içi oldukça özenle süslenmiş mekânlardır.


Selâmlıklar, yola daha yakın ve konukların rahat ulaşabilecekleri yerlere yapılmıştır. Harem daireleri ise sokaktan görünmeyecek şekilde geride bahçe içinde inşa edilmişlerdir. Bahçeler bol ağaçlı ve gölgeli yüksek duvarlarla çevresinden arındırılmıştır. İnsanları evlerine bağlayan güzellikte bir iç dünya oluşturulmuştur.

Bahçesinin ortasında, dokuz-on basamaklı merdivenle çıkılan ve duvarlarında yalnızca açılıp kapanabilen kepenkleri bulunan bir köşk yer alırdı. Bu köşkün çevresinde yaseminler, hanımelileri, birbirine dolanmış asmalar evin hanımının ve beyinin bütün günü geçirebilecekleri güzellikteydi. Kadınların çok sevdikleri bu mekânda, günün büyük bölümü çalgılarla ve nakışlarla geçirildi.


Yerleşme Dokusu İçinde Edirne Evleri

Evlerin tümü bahçe içinde yer alırdı. Bahçe içindeki konumlarına göre incelendiğinde üç ana başlık altında toplamak mümkündür.

-Sokak üzerinde yer alanlar:

İki katlı olanların üst katında sokağa bakan pencereler olmasına rağmen alt katta pencere yoktur. Tek katlı evlerde ise sokak cephesinde hiç pencere yoktur.

-Sokaktan uzakta ve bahçenin bir köşesinde yer alanlar:

Komşu arsalara bitişik olanlarda, komşuya bakan cephede hiç pencere yoktur. Pencereler tamamen kendi bahçelerine bakarlar.

-Ağaçlı ve çiçekli bahçenin ortasında yer alanlar:

Evin dört yönü de bahçeye baktığı için, istenen yönlere rahatlıkla pencere açma olanağı söz konusudur.

Yüksek kerpiç duvarlardaki büyük kapı kanatları aralanıp içeri girildiğinde, işte bu ağaçlı, çiçekli bahçe ve köşesinde bahçenin özelliklerle yüklü Edirne evi yer alırdı.

Edirne'de, yerleşim dokularının bütününde eşsiz güzellikteki, bahçe ve bahçeyle bütünleşmiş mekânlardan oluşan evler vardır. Bu yerleşim modeli, kuşkusuz yatayda yaygın bir doku oluşturmaktaydı. Bu sayede insan yaşamının en güzel dilimleri evlerde sürdürülebilmekteydi.

Edirne'nin kent silüeti, yeşille haşır neşir olmuş, evlerin arasında özel mahalle camileri ve daha sonra Selimiye çevresindeki yüksek minareleri ve nihayet Mimar Sinan'ın ölmez eseri Selimiye ile en yüksek tepede odaklanır. Anıtsal yapıların silüetteki görkemi, yakınına gidildiğinde evlerin yüksek duvarları ve çatılarıyla hiç de çelişkiye düşmeyecek düzeydedir.

Edirne Evlerinde Plan Tipleri

Edirne'nin büyük evlerinde çift kanatlı büyük giriş kapıları avluya açılırdı. Yelkovanlı ise selâmlık kapılarına verilen addı. Yelkovanlı/kapı deyimi, evde yaşayanları her zaman büyük kanatları açmak külfetinden kurtarmak üzere, sabit kanat içine açılan küçük kapılara getirilen tanımdan ortaya çıkmıştır. Yelkovanlı kapılar, Edirne evlerinin selâmlığını, avluya bağlayan önemli bir ögedir.


Edirne evlerinde selâmlık kapıları taşlıktan çok genellikle avluya açılmaktaydı. Bu kapılardan evin mermerden döşenerek özenle yapılmış bir mekânına girilirdi. Avlu olarak adlandırılan bu mekânın ortasında havuz, uygun bir yerinde de çeşme bulunurdu. Avlunun ortasında bazı örneklerde kokulu çiçekler ve asmalarla donanmış mekânın estetiğini tamamlayan çardak bulunmaktaydı.

Büyük sokak kapıları, evin alt katındaki geniş meydana açılmaktaydı. Taşlık denilen bu meydanın bir yüzü, küçük camlardan yapılmış pencereden ışık alırdı. Tabanları mermer, arnavut kaldırım veya kayrak taşından özenle döşenirdi. Arnavut kaldırımlı taşlıklara binek arabaları ve atlarla girebilmekteydi.

Taşlıklardan direkli ve parmaklıklı sofalara/devir sofalara çıkılan merdivenlerin alt başlıklarında, bir-birbuçuk metre tek parça mermer, taşın iki yanında yine mermerden yapılmış iki-üç basamaklı birer merdiven bulunurdu. Bunlar binek taşlarıdır. Binek taşlarından demir sofaya çıkılırken, iki sütun ve başlıktan yapılmış bir kapı bulunurdu. Bunların oluşturduğu bölüme Niyazlık adı verilirdi.

Dr. Rıfat Osman niyazlıkların işlevini şöyle dile getirir:

"Büyük sokak kapısından giren ve ata binmiş ev sahibi veya konuk, niyazlık taşına kadar ilerleyip iner. Ev sahibi evde yoksa niyazlık odasının perdesi kapalıdır. Bu perdenin açık olması ev sahibinin evde olduğu ve konuk kabul edeceği anlamına gelir. Ev sahibi evde bulunmadığı anda aile, belli veya sayılmaya değer konukları alır. Çubuk ve kahve sunulur, bu esnada ev sahibinin oğlu veya damadı gibi yakınları bu toplantıya katılmaz. Konağın Ağalarından biri karşılar ve uğurlar."

Odalar en sade yaşayanlarından, çok zengin ve görkemli yaşam sürdürenlere kadar aynı ilkelerin geçerli olduğu bir düzendeydi. Odaların hepsi insan yaşamı için gerekli ihtiyaçları karşılayabilen düzeyde olmasına rağmen yine de Edirne evlerinde belli işlevlere göre ad alan odalar vardır.

-Oturma Odası: Günlük oda olarak bilinir.

-Yatak Odası: Eski dönemlerde Musandralık denilirdi.

-Misafir Odası: Konuklara ayrılan odaya Hoşametlik, denilirdi.

Ayrıca bazı evlerde namaz odaları adı verilen namaz kılmaya ayrılmış bir mekân daha vardır.

Oturma odası aile bireylerinin bir arada oturdukları odadır. Haremlik ve selâmlık bölümleri olan evlerde oturma odası yalnız harem bölümünde ve birinci katta bulunurdu. Bu odalarda, genellikle evin bahçelerine bakacak şekilde pencereler açılırdı. Ama daha sonraki dönemlerde, sokak tarafına da oturma odalarının baktırıldığı görülür. Ancak pencereleri sokağa bakan odalar daha çok erkeklere aittir.

Eski yatak odalarında yerden 1-1.5 metre yükseltilmiş ayaklar üzerindeki yataklarda yatılırdı. Buralara portatif merdivenlerle çıkılır ve merdiven yukardan çekilirdi. Döşekler Musandra denilen etrafı siperlenmiş olan bu yükseltilmiş döşemeye serilirdi. Musandralar zamanla evlerde terkedilmiş, bunun yerine yerden en çok 30-40 santimetre yükseltilmiş sedirler tercih edilmiştir.

Balkan Yarımadası'nın hemen her tarafına yayılmış Edirne evi modelinde, odaların kapılarının açıldığı, hem geçiş alanı hem de aile bireylerinin toplu olarak zaman geçirdikleri yaşamlarına uygun uzunca bir sofa vardır. Yörede bunlara Hayat adı verilir. Sofanın genellikle üstü örtülüdür ve evin bahçesine bakar. Yanları açık olan bu sofalara son yıllarda camlar takılarak örülmüştür. Bazı dar gelirlilerin evlerinde, zemin katta sofa olmamasına rağmen üst katta mevcuttur.

Taşlıktan, evin bahçesine ya da sokağa bakan odaların kapıları önünden geçit veren, direkli ve parmaklıklı Devir Sofaları yer alırdı. Devir sofalarının taşlık döşemelerden yüksekliği 3,5 metre kadardır.

Bugün bu evlerden ve Edirne'nin yeşille bütünleşmiş karakteristik kent dokusundan çok az iz kalmıştır. Saptanabilen örnekler içinde birkaç ev ve bu özellikleri bir oranda yaşatsa bile, son dönemde insanlar yaşamlarını değiştirmişler ve açık sofa yerine iç sofa veya orta sofa planlarını uygulamışlardır.



Kaynak: Anadolu'da Ev ve İnsan
Prof. Dr. Metin SÖZEN
Prof. Dr. Cengiz ERUZUN
EMLAK BANKASI
Kayıtlı

Öküzün dünyası gördüğü otlar kadardır...
AbuzerKadayıf
Deneyimli Üye
****

Performans: 223
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



« Yanıtla #1 : 07 Eylül 2007, 08:40:00 »

Marmara Evleri ve Özellikleri

Marmara Evleri'nin özelliklerini yansıtabilen kentlerimizin başında İstanbul gelir. İki büyük imparatorluğun merkezi olarak kültür birikimlerini kuşaktan kuşağa aktarabilen İstanbul, son otuz yıl içinde pek çok değerini yitirmiş olmasına karşın yine de çok az kalan örnekleriyle tarihi kimliğini sürdürmektedir.(İstanbul/Edirne)

Marmara ve Trakya
Bursa, Edirne ve İstanbul gibi Osmanlı Devleti'nin üç başkentinin yeraldığı Marmara Bölgesi, Türkiye'nin klasikleşmesi ortamını hazırlamıştır. Bu kentlerin içinde Bursa, gelişim sürecindeki evrelerin en ağırlıklı bir noktasını oluşturmaktadır. Batı Trakya ve Balkanlardaki oluşuma örnek olan kent ise Edirne'dir. İstanbul, saraylardan kasırlara, yalılardan köşklere, ayrık evlerden bitişik evlere ve giderek Beyoğlu Yakası'ndaki ilk kargir apartmanlara kadar başkent olmanın sağladığı olanaklarla Türk evinin gelişimini doruğa ulaştıran çok önemli ve özel bir kenttir.

Bursa'ya yakınlığı nedeniyle Kütahya Evleri daha çok Marmara Evleri'nin özelliklerini taşımaktadır. Ahşap yapı strüktürü, bağdadi, sıva ve plan şemaları bakımından birbirine aşırı derecede benzeyen bu iki kent aynı yapı tarzının ortaya koyduğu benzerliklere rağmen detaylarında, yöresel çözümlerin getirdiği farklılıkları ortaya koyabilmektedir. Kütahya Evleri , Ege ve İç Anadolu sınırında bulunması nedeniyle kırsal kesimlerde İç Anadolu'ya , kentlerde ise Marmara Bölgesi Evlerine biraz daha yakındır.

İstanbul'un yakın çevresindeki yerleşmeler içinde Gebze ve İzmit evlerinin klasik üslup açısından önemli yerleri vardır. 17. ve 18. yy'dan kalma bu evler, son 20 yıl öncesine kadar ayakta kalmayı başarmış olmalarına rağmen bugün büyük bir bölümü yıkılmıştır. Bu evlerin arasında merkezi Orta Sofalı Konaklar bile bulunmaktaydı.


Marmara Bölgesi'nin tipik örneklerini veren Bursa kenti de son 20 yıl öncesine kadar 17. ve 18. yy. evlerini korumakta idi. Yeni imar faaliyetleri Bursa'ya büyük ölçüde zarar vermiştir. İstanbul'da varolmayan erken dönem Türk Evlerine Bursa'da rastlamak mümkündür. Özellikle dış sofalı/hayatlı tipler İstanbul'da çoktan varlığını yitirmiştir.

Marmara Bölgesi'nin batı kanadını oluşturan Tekirdağ ve Edirne büyük ve açık sofalı evler bakımından çok zengindir. Bugün artık bu iki kentte de Türk evinin klasik tipleri kalmamıştır. Açık sofalı örnekler tamamen tükenmiş, iç sofalılardan ancak son dönemlere ait bazı örnekler ayakta kalabilmiştir.

 

Bursa yakınlarındaki bir diğer yerleşme türleri kıyı kesimindeki köylerdir. Bu köylerde eskiden Rum azınlıklar yaşarlardı. Arsaları yetersiz olsa bile ev estetiğinden ödün vermeyen ustalar, Osmanlı yapı sanatını bu küçük köylerde de doruğa çıkarmayı başarmışlardır. (Zeytinbağ - Trilye/Bursa)

Bursa evleri

Bursa, Uludağ'ın eteklerindeki topografik yapısı, iklimi ve verimli topraklarıyla İ.Ö.7. yüzyıldan daha eskilere uzanan bir geçmişten, günümüze ulaşabilmiş bir kentsel yerleşmedir. Bursa tarihiyle ilgili en eski kalıntılar ise, ancak Bitinya, Roma ve Bizans dönemine tarihlendirilebilmektedir.


Bursa, verimli toprakları ve Uludağ eteklerindeki yoğun yeşil alanlarının yanı sıra hareketli topografyasıyla, kendine özgü siluet verebilmiş bir kenttir. Tepelere kurulan camiler ve aralarındaki yerleşme dokusu yeşille içiçedir. Bunu sağlayan arazinin yeraltı sularıdır. Evliya Çelebi bu verimli toprakların su sayesinde yeşili güçlü kıldığını "Velhasıl Bursa sudan ibarettir" sözleriyle anlatmaktadır.

Bursa'yı gerçek kimliğine ulaştıran Osmanlılar olmuştur. Selçuklu döneminin kültürel yoğunluğunun bu bölgelere varamamış olması ve Osmanlı uç beyliğinin kısa sürede devlet olarak Bursa'ya ulaşması bu yörelerde Türk kültürünün hızla yaygınlaşması sonucunda gelişmiştir. bu nedenle Anadolu - Türk evinin en eski ve en özgün örneklerini son otuz yıl öncesine kadar Bursa'da bulmak mümkündü. bursa'da günümüze ulaşabilmiş evlerin büyük bir bölümü son dönemin orta ve dar gelirli ailelerine aittir. Bu nedenle küçük ve yalın örneklerdir. Çünkü varlıklı aileler son kırk yıl içinde evlerini yıkarak arsalarına imar planlarına göre apartmanlar yaptırmışlardır.

Fatih sultan Mehmet'in evi olarak bilinen Muradiye'deki evin 15. yüzyıldan çok 17.yüzyıla ait olduğu ileri sürülmektedir.


Bursa evleriyle ilgili örneklemeler için Y.Mimar Hüsrev Talya'nın verdiği bilgilere göre bir değerlendirme yapılacak olursa, 15. yüzyıla tarihlendirilebilen Somuncu Baba'nın kerpiç duvarlı eviyle Uftade Tekkesi bitişiğindeki 16. yüzyıl evi en eski Bursa evleridir. Muradiye'deki 17. yüzyıl eviyle birlikte üç örnek günümüze ulaşabilmiştir. İlk ikisinin önemli bir bölümü yıkılmış olduğundan o döneme ait kesin yargıya ulaşmak güçtür.

Bursa evlerinin büyük çoğunluğu 19. yüzyılın ikinci yarısıyla 20. yüzyıl başlarına tarihlendirilebilen yapılardır. 15. ve 16. yüzyıl evleri kerpiç olmasına rağmen sonları ahşap strüktürlü ve bağdadi sıvalı olmak üzere biçimlenmiştir. Asıl Bursa karakteri, ahşap malzemenin ağırlıklı olarka yapı bünyesine girmesiyle doğmuştur.

Diğer bölgelerde olduğu gibi Bursa evleri de çoğunlukla iki katlıdır. Üç katlı olan örneklere rastlanılmakta ise de sayıları azdır. En önemli kat her zaman evin en üst bölümüdür. Üç katlılarda ara kat kışlık olduğundan basık tavanlı ve küçük pencerelidir. Buradaki yaşam kışın olumsuz etkilerinden korunmak üzere geçicidir. Çünkü bahar ve yaz ayları hep en üst katta geçirilir.

19. yüzyıl öncesine kadar iklim koşullarının çok sert olmadığı kesimlerde dış sofalı evlerin Anadolu'da yayılmış olduğu kabul edilmektedir. Bursa evleri de 19. yüzyıl ortalarına kadar dış sofalı örneklerle gelişmiştir. Ancak pencere camlarının Anadolu'da da kullanılmaya başlanmasından sonra tamamen açık olan sofaların kapatılma eğilimi, soğuklardan korunabilmek amacıyla yaygınlaşmıştır.

En eski açık sofalı plan tiplerinde odaların sofadaki diziliş biçimlerine göre bir sınıflandırma yapılabilmektedir. I, L ve U biçiminde oluşan planlar içinde en çok kullanılan L planlarıdır. Bursa evlerinin açık sofalarının bir köşesinde çoğunlukla köşkler ve tahtlar bulunması, plan tipini L ye dönüştürmüştür. Oda sayılarının çoğalması evin yatayda büyümesini sağlamıştır. Bazen iki uçta köşe yapıldığından büyük evlerin planlanmasında U tipi tercih edilmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dış sofa iç sofaya dönüşmüş, özellikle Kamıyarık türü Bursa evlerinin alt katı kerpiç, kerpiç dolgulu ahşap, ya da taş duvarlarla inşa edilmiştir. Üst katları ise ahşap karkas ve sık olarak yanyana dizilmiş düşey dikmelerin eğimli olması, bazen motifler oluşturması, yapı estetiğine de farklı değer kazandırmıştır.


19. yüzyıldan sonra evlerin dış yüzleri tümüyle sıvandığından cephelerin karakteri oldukça değişmiştir. Buna rağmen yine de sınavın üzerine uygulanan boyaların renkleri Bursa evlerine daha değişik özellikler kazandırmıştır.

Bursa'da 18. yüzyılın ikinci yarısına kadar Türk evinin klasikleşmiş tipi ve üslubu egemen olmuştur. Daha sonra, barok üslubun etkileri İstanbul'dan Bursa'ya da sıçramıştır. Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi'nin sonuna kadar her tür gelişme, güçlü biçimde yansıma olanağı bulmuştur.

Bursa çevresinde topografik ve iklimsel özellikle birbirine benzemesine rağmen etnik çeşitliliğin ortaya koyduğu farklılıklar vardır. Ancak bu farklılıklar daha çok ev kullanımından kaynaklanan mekan örgütlenmesiyle ilgilidir. Etnik grupların üretim biçimi ve ilişkileri, sosyal yaşam içindeki gelenek ve görenekler, mekan kullanımını yakından ilgilendirmektedir.


Etnik farklılığın getirdiği mekan çözümleri için Bursa'nın çok yakınında ve doğusunda küçük bir Türkmen köyü olan Cumalıkızık ile yine aynı çevrede Bursa'nın batısında yer alan Zeytinbağ/Trilye kıyı köyü örneklemeye alınabilir.

Cumalıkızık köyü tarımsal üretime ve hayvancılığa dayalı bir köydür. Evler tarımsal alanlar küçülmemesi için birbirine çok yakın ve küçük bahçeli tutularak sık dokulu yerleşme oluşturulmuştur. Buna karşılık küçük de olsa bahçelerdeki ağaçlar evlerin yüksekliklerini aştığından ve bahçeler çeşitli yeşilliklerle bezenmiş olduğundan doğayla içiçedir. Cumalıkızık evleri, Bursa evlerinin temel özelliklerini taşımaktadır. Plan şemaları dış ve iç sofa olarak gelişmiş ancak Bursa evleri kadar ayrıntıları özen çözümlenmemiştir. Köy ve kent evlerindeki bu temel farklılık, gerçekte tüm bölgelerde kendini belli etmektedir.


Cumalıkızık köyünün tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlaması, alt katların ahır olarak düzenlenmesini zorunlu kılmıştır. Anadolu'nun çoğu köylerinde görülebilen bu çözüm hayvanları daha kolay besleyebilme ilkesinden kaynaklanmaktadır. Zeytinbağ ise, Rumlarla Türklerin birlikte yaşadığı, yaşayan grupların özelliklerinin evlerin tasarımına çok yönlü yansıdığı ilginç bir kıyı yerleşmesidir. Rumların başlıca geçim kaynakları ipekçilik ve balıkçılıktı. Zeytinbağ bugün Rumlarla bir zamanlar birlikte yaşamış ailelerin ikinci kuşak devamının yaşadığı küçük bir kasabadır. Artık ipekböcekçiliği yapılmamaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri ipek dokumacılığın devam etmeyişi ve pazarlama olanaklarının ortadan kalkmasıdır. Yoğun olarak zeytincilik yapılan yörede, Cumalıkızık'taki evlerin alt katlarındaki ahırların yerini zeytin depoları almıştır. İnsan yaşamına ayrılan üst katlara ise odalardan başka, ipek böcekçiliği yapılan dönemlerde kozalıklar ilave edilmiştir. Bu kozalıklar, ya odalardan birini bu işe ayırarak ya da yalnız bu amaç için ayrı bir mekan düzenlenerek oluşturulmuştur. Tasarımı açısından Bursa eviyle büyük bir benzerlik göstermesine karşılık, mekan örgütlenmesi ve işlevsel açıdan oldukça farklıdır.

Bursa ve çevresinde geleneksel yaşam biçiminin bazı uzantılarına halen rastlamak mümkündür. Bursa merkezindeki avlulu hanlar yine eskisi gibi işlev görmektedir. Eski mahallelerde aileler bahara doğru evlerini boyamakta, kapı önlerini süpürmektedir. Günlük ev işlerinin sona ermesiyle öğleden sonraları kapı önlerinde komşularla sohbet ederek geçirilmektedir. Baharlarda Uludağ yolu üzerinde ya da diğer mesire yerlerinde tatil günü geziler yapılmaktadır. Dini bayramlarda komşuluk ilişkileri artmakta büyüklerin elleri öpülmektedir.

Geleneksel yaşam biçiminin tümüyle devam etmesi, birçok koşulun değişmesi yüzünden artık olanak dışıdır. Kente göçlerle insanlar gelmekte, yerleşme sorunları doğmakta, bu nedenle yoğun yapılaşmaya açılan Bursa'nın yerleşim alanlarında tarihsel özelliklerle yüklü görkemli evler hızla tüketilmektedir.

Kaynak : Emlak Bankası Yayınları - Anadolu'da Ev ve İnsan

Kayıtlı

Öküzün dünyası gördüğü otlar kadardır...
AbuzerKadayıf
Deneyimli Üye
****

Performans: 223
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



« Yanıtla #2 : 07 Eylül 2007, 08:42:43 »

Geleneksel Dıyarbakır Evlerinde Yaşama Mekânına Yansıması

En eski uygarlıktan günümüze, belli bir kimliği korumuş her topluluğun kuşaktan kuşağa aktardığı, kendi özelliklerini yansıttığı bir sosyal davranışı vardır.


Doğadan ve yaşam şeklinden kaynaklanan toplumsal deneyimler, görüşler, inançlar, töreler mimariyi de etkilemiştir. Bu etkiler insan ölçüsüne dayalı kullanım anlayışıyla birleştirilmiş ve mimari, "biçim durumuna gelmiş bir hayat" olmuştur. Gerek Türk evi, gerekse geleneksel Diyarbakır evinde de aynı durum gözlenmektedir.

Çeşitli uygarlıkların sanat izlerini taşıyan Diyarbakır, gösterilen ilgiyi hak eden bir kenttir. Özellikle tarihi evleri bu ilgiye fazlasıyla layıktır. Diyarbakır'daki evlerin iç ve dış mekanlarının biçimlenmesinde iklim koşulları ve sosyal yapı önemli rol oynamıştır.

Kent, sık dokusu, dar sokakları, yüksek avlulu duvarlarıyla kendi içinde tekdüzedir. Onu ancak kabaltı, sokak kapıları, cumba, eğrilip uzanan, daralıp genişleyen sokaklar hareketlendirir. Ancak burası Diyarbakır halkının yaşamını sürdürdüğü dış dünyadır. Avludan içeri girildiğinde bu elemanlar değişmektedir. Bunlar, ne tulumba ve kuyuya bırakırlar. Sokak duvarlarındaki taşlar avluya girildiğinde anlam kazanır. Doluluk ve boşluklar, saçaklar tekdüzeliği ortadan kaldırıp, avluya bütünlük sağlar. Diyarbakır geleneksel evlerinde kullanıcıların gereksinimleri ve istekleri doğrultusunda fiziksel açıdan açık, yarı açık (veya yarı kapalı) ve kapalı nitelikte tanımlanabilen alanlar mevcuttur. Oda, baş oda, ara oda, arka oda, koltuk oda, kiler, mutfak,sandık odası, taşlık içine girer. Eyvan, yarı açık alan olup; çevresinde yaşamın kurulduğu avlu ise açık alan niteliğindedir.

Genel olarak geleneksel Diyarbakır evi işleyiş şeması Çizelge 1'deki gibidir.

Kullanıcının dışa ve içe gizlilik gereksinimi evlere belirgin biçimde yansımıştır. Cepheler, bir anlamda İslam dininin gereği olarak, aile yaşantısından gelmektedir. Evin mahremiyeti yüksek duvarlarla kapanmış avluda geçen günlük yaşam sokaktan ve komşu mahremiyeti içinde, yazın sıcağını, kışın ayazını göğüsleyen halk kendi güvenli dizlerinde mutludurlar. Geleneksel düzende sokak ne kadar genelse, avlu ve ev o denli özeldir. İnsanların tüm ortak özelliklerine karşın her avlunun, her konutun onu kullanma anlayışının her biri için ayrı ayrı değeri vardır. Bu boyut içinde oturanların gereksinimleri, istekleri, kişilikleri, alışkanlıkları, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel değerleri ile bağlantılıdır. Çevre koşullarına bağlı gereksinimler Diyarbakır geleneksel evleri içinde açık, yarı açık bağlamında etkili olmuştur. Bu gereksinimlerin yaşama mekanıyla ilişkilendirilmesi Çizelge 2 de verilmiştir.

Görüldüğü gibi, yaşama mekanları ve çevre koşulları bağlı gereksinimler arasındaki ilişki sıklığı (psiko-sosyal çevre koşulları, kültürel çevre koşulları ve fiziksel çevre koşullarına bağlı gereksinimlerde) eşit oranda dağılım göstermiştir.


Birçok medeniyetin yerleştiği ve iz bıraktığı Diyarbakır geleneksel evlerinde bu medeniyetlere ait yaşama biçimleri, kültürlerin yanısıra gelenek-göreneklere ait eylemlerin de yaşama mekanına yansıması görülmektedir. Yaşama biçimleri ataerkil aile yaşantısı ve dinin getirdiği mahremiyet olgusuyla yoğrulmuş gibidir. Evler ailelerin kalabalıklığına bağlı olarak nine-dede, karı-koca, çocuklar, evli erkek çocuklar ve onların ailelerini kaldıracak büyüklükte düşünülerek yapılmıştır. Bütün bu anlatımların ışığı altında Tablo 1 de de görüldüğü gibi çevre koşullarına bağlı gereksinimlerin yaşama mekanlarına yansıması Diyarbakır geleneksel ev oluşumunda yadsınamayacak derecede önem taşımaktadır.

(Dr.İclal ALUÇLU - D.Türkan Kejanlı)   
Kayıtlı

Öküzün dünyası gördüğü otlar kadardır...
AbuzerKadayıf
Deneyimli Üye
****

Performans: 223
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



« Yanıtla #3 : 07 Eylül 2007, 08:46:43 »

Karadeniz Evlerinin Tipolojisi

KARADENİZ EVLERİNİN TİPOLOJİSİ
Geleneksel mimarlığımızda evlerin plan tiplerini içinde yaşayan ailenin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı belirler. Doğal etkenler, daha çok binaların yapı sistemleriyle ilgili çözümler üzerinde kendini göstermektedir.
Doğu Karadeniz kıyı kesimi evlerinin ana mekânı mutfaktır. Ancak mutfak terimi, bu mekânın tanıtımına yetmez. Çünkü sözünü ettiğimiz mutfak, sadece yemek pişirme eylemini değil, yemek yeme, oturma, dinlenme, yıkanma ve bunun gibi işlevleri de karşılayabilen çok amaçlı bir mekândır. Evin plan şemasının temel elemanı sayılan mutfak, yörede Aşhane, Ohomonduni olarak da adlandırılmaktadır. Bazı örneklerde iç mekânlar toplamının yarısı kadar alan kaplayabilir.


Evin arazideki yeri ve konumu belirlenirken aşhane, genellikle korunmuş yöne yerleştirilir. Aile bireylerinin ev içindeki yaşamlarının büyük bir bölümü bu mekânda geçmektedir. Aşhane'nin özellikle kış aylarında yağıştan, soğuk rüzgardan korunmuş olması istenen çözümdür. Odalara, hayata, yıkanma yerine ve tuvalete bu mekândan ilişki kurulur. Evin girişi bile genellikle doğrudan aşhaneye açılır. Geleneksel kulanımda bahçeyle sürekli ilişkisi olan insanların çamurlu ayaklarıyla içeri girebilmeleri için, aşhanenin döşemesi sıkıştırılmış topraktır.

Aşhanenin çok amaçlı kullanılabilmesi, araç ve gereçlerin taşınabilir olmasını gerektirmiştir. Aşhane'de ocak ve dolaplar dışında sabit olan donatı elemanları yoktur. Otuma elemanları elle, kolayca taşınabilen arkalıksız iskemlelerdir. Üzerinde yemek yenen eleman ya bakır sini ya da ahşap sofradır. Açılıp katlanabilen ayaklar üzerine yerleştirildiğinden işi bittikten sonra duvardaki yerine asılmakta, mekân diğer kullanımlara hazırlanabilmektedir.

Aşhane'de, Hayat bölümüne geçiş kapısının karşısına gelen duvarda sürekli ateş yanan bir bölüm ayrılmıştır. Bu ateş yemek pişirme, su ısıtma, mısır ekmeği pişirme gibi eylemler, dışında kışın ısınma, korlarından yararlanılarak mangal yakma gibi çok yönlü yararlar sağlamaktadır. Tavandan, ucunda yüksekliği ayarlanabilir bir çengeli bulunan zincir sarkıtılmıştır. Zincirin çengeline hazırlanacak yemeğin türüne göre büyüklükleri ve biçimi farklı kazan asılarak ve altındaki ateş canlandırılarak pişirme işlemi gerçekleştirilir.

Bazı örneklerde ateş yakılan bölümde içinde insanların oturabileceği büyüklükte kemerli ocak yapılmıştır. Bazılarında ise ateşin dumanları serbest yükselmekte ve tavanda özellikle bırakılmış boşluktan dışarı atılmaktadır. Aşhane'de yanan ateş korları kül altına saklanarak gece sönmeden sabaha kadar korunur ve ateş yeniden canlandırılır. Bu işlem kuşkusuz kibritin henüz yaygın olmadığı dönemlerden çağımıza ulaşmıştır. Ancak sosyal yaşamda öyle yer etmiştir ki, yoldan giden biri gördüğü evin bacasından çıkan dumana bakarak rahatlar. Tersine duman çıkmayan evler için de huzursuzluk duyar. Çünkü evin çatısının üstündeki duman içinde yaşamın devam ettiğini gösterir. Halk arasındaki en büyük beddualardan biri "Ocağın sönsün" sözleridir.  

Aşhane mekânının hayat bölümüne geçilen kapısının yanlarıda yüksekliği insan elinin uzanabildiği düzeye kadar olan kapaklı dolapları vardır. Bu dolabın alt bölümleri daha çok toprak zemine de konabilen kazan, bakraç, tencere ve benzeri diğer eşyalar için ayrılmıştır. İnsan elinin rahat uzanabildiği orta bölüm ise en çok kullanılan araç gereçlerin korunduğu yerdir. Dolabın üst bölümündeki kapalı gözler ise, daha az kullanılan araç gereçlere ayrılmıştır. Bunların dışında, bakır sinilerin geçici olarak ahşap duvara iliştirildiği mandallar, bazı küçük araçların asıldığı çengeller ve açık raflar aşhanenin uygun duvarlarına yerleştirilmiştir.


Evin en önemli mekânı olan aşhanenin girişi, uzaklardan bile farkedilecek çözümlerle biçimlenmiştir. Evlerin tümüne 50 santimetreyle 100 santimetre arasında bilen yükseklikten girilir. Bir başka deyişle öncelikle iç mekâna kolay geçişi sağlamak üzere kapının bulunduğu bölüme bir platform hazırlanır. Genellikle bu platformun üstü kapalıdır. Giriş terası olarak tanımlanabilecek olan bu açık alanın uzunluğu aşhanenin boyu kadardır. Genişliği ise 1,5-3 metre kadardır. Bu platformdan eve, evin önünde yer alan setlenmiş düzlükten bir merdivenle ulaşılır. Ayrıca platformdan evin alt katına ulaşan bir ikinci merdiven bağlantısı bulunmaktadır.

Dışa açılan kapı, iç kapılara oranla daha büyüktür. Gündüzleri açık tutulur. Evin içine köpek, tavuk ya da diğer hayvanların girmesini önlemek üzere yerden 120-150 santimetre yüksekliğinde halk arasında Perde olarak adlandırılan ve kapalı tutulan bir kapı daha vardır. Bu kapının uygun yerine, mandalı dışardan gelen kişi tarafından kolayca ulaşabilmesi amacıyla, dairesel bir boşluk bulunmaktadır. Bu çözüm, evin kapalı tutulan kapısının insanlar için değil, içeri girilmesi istenmeyen hayvanları engellemek amacıyla yapılmış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.


Hayat, evin araziye yerleşmesinde denize, vadiye ya da manzaraya açılan yönünde yer alır. Her iki yanında birer ya da ikişer oda bulunur.

O halde plan tipinin oluşumunda bir ortak mekân, çevresinde sıralanan odalar, hayat ve çamaşırlık-tuvalet mekânlarından oluşur. Bu mekânların bazıları ortak mekânla/aşhane doğrudan, bazıları dolaylı ilişkilidir. Dolaylı ilişkili olanlar, hayattan girilen odalar ve uzun bir koridordan geçilen çamaşırlık-tuvalet mekânlarıdır.

Hayatın yanlarında yer alan odalardan büyük olanı Baş Oda'dır. Seki ya da sedir düzeniyle oturma ve yatmaya olanak veren baş odalarda genellikle ocak bulunmaktadır. Daha çok konuk ağırlanırken kullanılır. Baş Oda'nın karşısında bir ya da iki oda bulunur. Bunlardan manzaraya bakan Köşk Oda olarak adlandırılır. Genellikle evin genç evlileri tarafından kullanılır.


Bazı ev tiplerinde çamaşırlık-tuvalet mekânına geçiş koridoru, Hayat'tan bazılarında ise Aşhane'den çözülmüştür. Yaygın olan uygulama, bu ilişkinin Hayat'tan bağlantılı olanıdır.

Ortak mekânla doğrudan ilişkisi olan oda sayısı dörde kadar çıkabilmektedir. Evin ana giriş kapısının karşısına gelen yönde bir oda varsa Yan Oda iki oda varsa arazi eğiminin yükseldiği yönde yer alana Yukarki Oda, eğimin alçaldığı yönde yer alana Aşşaki Oda adı verilmektedir. Bazı örneklerde Hayat'ın yanında yer alan odalardan biri doğrudan ortak mekânla ilişki kılınmıştır. Bu durumda biçimlendiğinde Mabeyn Oda ismini alır. Büyük örneklerde giriş kapısının yanında da ortak mekânla doğrudan ilişkili bir oda daha yeralmaktadır ki, bu plan tipine çok varlıklı ailelerin evlerinde rastlanabilmektedir.

Ev planlarında mekânların yeri ve birbirleriyle olan ilişkileri aynı ilkelerle biçimlenmesine karşılık, aile büyüklüğüne ya da ekonomik güce bağlı olarak oda sayılarında, mekân büyüklüklerinde farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Genellikle arazinin eğimli olduğu kabul edildiğinde eğimin yükselen bölümünde ortak mekân/aşhane, eğimin alçaldığı ve manzaraya bakan bölümünde Hayat yerleştirilerek iç mekânın iki temel elemanının yeri belirlenmiş ve odalar bu iki mekânın yanlarına yerleştirilmiştir.

İklim açısından istenen yönler önem sırasına göre doğu, güney ve batıdır. Kuzey iklimsel etkiler açısından istenmeyen yön olmasına rağmen genellikle manzaraya açıldığı için evler de çoğunlukla kuzeye dönüktür. Bu saptama, Karadeniz insanı için, evde mutlu yaşamanın ne denli önemli olduğunu vurgulamaktadır.

Odaların çoğunlukla gece kullanım alanına karşılık adları ne olursa olsun bazı tiplerde ocaklar yapıldığı, hatta bazılarına sonradan eklendiği düşünülürse bu odaların gereğinde oturma, dinlenme, çalışma eylemlerine de olanak tanıyan bir düzeni ortaya çıkmaktadır.


Zamanımıza ulaşabilenlerin çoğunda ocakların ve sekilerin sökülmüş, ortak mekân zeminini ahşapla kaplanmış olması, bunların eski kullanımlarıyla ilgili bilgilerin unutulup kaybolmasına yol açmaktadır.

Doğu Karadeniz evinin ülkemizin diğer bölgelerine göre farklılıklarına bakıldığında, orta yaşama mekânının aşhaneyle bütünleşmiş olduğu görülür. Türk evinde en önemli mekân Oda iken, Doğu Karadeniz evinde Aşhane'dir. Bazı yörelerde bu mekân Hayat olarak adlandırılmıştır. Oysa Hayat'ın Sofa ile eş anlamlı bir ad olduğu benimsendiğinde Mabeyn olarak adlandırılan manzaraya yönelik mekânın Hayat olması gerekir. Türk evi plan tiplerinde sofa/hayat ev mekâları içinde en geniş alanı kaplamasına karşılık, Doğu Karadeniz evinde boyutları oldukça küçülmüştür.

Bu temel farklılıklardan başka aşhane ve iç düzenlerinde de farklılıklar vardır. Kapı, ocak, dolap, tavan süslemelerinde eski Karadeniz kültürlerinin izleri olmasının yanı sıra Kafkasya'dan gelen dış etkiler de ağırlıklı olarak kendini göstermektedir.


Kent ve köy evlerinin plan şemalarındaki farklılıklar, tarımsal üretimle tarım dışı üretimin ortaya koyduğu değişik çözümlerden kaynaklanmaktadır. Köy evlerinde toprak zeminli mutfak varken, kent evlerinde odalardan biri mutfak işlerini üstlenmiş veya bahçede ek yapı olarak yer almıştır.

Köy evlerinin alt katı hayvan barınağı olarak kullanılırken kent evlerinde alt kat kışlık oda, depo ya da mutfak olarak kullanılmaktadır. Kent ve kasabalarda koyların rüzgar ve dalgaları perdelediği bölümlerde yalılar yer almıştır. Yalıların alt katları kayıkhane ve ağ depoları olarak değerlendirilmiştir. Kent evlerinde gelenek içindeki evlerin alt katları dükkândır.

İnsan yaşamının sürdürüldüğü üst katlar, kent evlerindeki plan şemalarının karakteristik tiplerini oluştururlar. Trabzon'un doğusundaki kent ve kasaba evlerinde kırsal kesim planları olan iç sofa ya da açık sofa/hayat ile yöresel çözümlerin yorumundan oluşan kendine özgü çözümler vardır. Bu evlerde toprak zeminli aşhane ve iç sofa bir arada vardır. Hayatlı ya da açık sofalı planlar Ardanuç, Artvin ve Trabzon evlerinin bazılarında uygulanmıştır.


Kaynakça: Anadoluda Ev ve İnsan [Emlak Bankası Yayınları]
Fotoğraflar: Process Architecture, Alâettin Bahçekapılı


(Prof.Dr. Metin Sözen-Prof.Dr. Cengiz Eruzun)
 
Kayıtlı

Öküzün dünyası gördüğü otlar kadardır...
AbuzerKadayıf
Deneyimli Üye
****

Performans: 223
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



« Yanıtla #4 : 07 Eylül 2007, 08:47:33 »

Karadeniz Evlerinin Tipolojisi

Eskiden bu tür evlerin daha yoğun olduğu, zamanla açık sofaların kapatılarak uç sofaya dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır.

Trabzon'un batısında ise toprak zeminli aşhane yerine ayrı bir mutfak planda yerini almıştır. Bu mutfak, yalnıza yemek pişirilen ve ev halkının zaman zaman oturma, yemek yeme eylemlerini karşılayan bir mekârdır. Asıl oturma, dinlenme, yemek yeme işlevlerini odalar karşılar.

Genellikle alt ve üst katların planları aynıdır. Girişin yarısından başlayan merdiven çoğu tiplerde köşeden üst kata bağlanır. Sofa,T, L yada karnıyarık ve kapatılmış hayat şeklinde olabilmektedir.

Daha çok kent ve kasabalarda rastlanabilen iki katlı evlerde evin boyutları daha küçüktür. Oda sayısının katlara bölünmesiyle daha yalın plan şemaları oluşturulmuştur.

Yapı sistemi

Doğu Karadeniz yöresindeki mimarlık ortamında kullanılan yapı sistemleri başlıca üç bölüme ayrılabilir: Bunlardan birincisi ahşap yığma yapı sistemidir. Dikmeler kullanılmadan ahşap yapı malzemelerinin yatay olarak birbiri üzerine bindirilmesiyle kurulan taşıyıcı sistemleridir. Doğu Karadenizde bu tip yapılara, ahşabın yaygın olduğu iç kesimlerde ve genellikle yaylalarda rastlanabilmektedir. Günümüze kadar ulaşabilen kıyı kesimindeki ahşap yığma yapıların, büyük ağaç türlerinin buralarda da yaygın olduğu, eski yıllardan kalma olduğu söylenebilir.

İkincisi ise, ahşap çatma/iskelet yapı sistemidir. Çatma, Ahşap İskelet, Ahşap Karkas gibi yöreye ait deyimler, her kesimde belirli yapı sistemini tanımlayamayabilir. Bölgenin bir kesiminde Çatma olarak adlandırılan yapı sistemi, başka bir kesimde İskelet ya da Karkas olarak adlandırılmıştır. İsmi ne olursa olsun bu tip yapı sistemlerinde ana kural, tüm yapı yükünü temel duvarlarına ileten taşıyıcı elemanlar, ahşap yığma sistemlerin tersine düşey olarak kullanılmaktadır.

Genellikle 50 santimetre kalınlığında moloz taşla yapılan temel duvarları yükseltilerek bodrum kat elde edilmiştir. Çatma yapı strüktürü, temel duvarların belirli düzeyde bitiminden sonra kurulur. Öncelikle taş duvarın üstüne yatay konumda 15x15 kesitli taban ağaçları yerleştirilir. Köşeler, yörede Boğaz Geçme olarak adlandırılan yarım geçmeyle birleştirilir. Gerek köşelerin gerekse kiriş-taban ağacı birleşmelerinden rijit olabilmesi için taban ağacı üst üste iki parçadan oluşturulur. İkinci aşamada taban ve kirişlerin üzerine geçme bir detayla düşey taşıyıcılar oturtulur. Yörede direk olarak bilinen düşey taşıyıcıların boyu, normal kat yüksekliğini belirlemektedir. Köşe ve aradaki ana direklerin üstüne, yatay konumda yine geçme detaylarla Direk Başı yerleştirilir. Bütün bu işlemler yapılmadan önce yapının cephesinin kuruluş biçiminin önceden saptanmış olması gerekir. Bunun nedeni, seçilen dolgu malzemelerinin de taşıyıcı sisteme yardımcı olmalarıdır. Çatma yapılarda dolgu tekniğine göre cephe üç şekilde kurulmaktadır.

Blok Ahşap Dolma

Dolgu malzemesi 5-6 santimetre kalınlığında ve 30-40 santimetre genişliğinde genellikle sert ağaç ve çıralı çam tahtalardır. Bu tahtaların yatay konumunda üst üste dizilmesiyle bina yüzeyinin kurulabilmesi, dolguların da ana taşıyıcılarla birlikte inşa edilmeleri sonucu gerçekleşir. Dolgu elemanlarının direklerde açılan oluklara geçirilebilmesi için başka bir çözüm yoktur. Yörede genellikle yatay kullanılan blok ahşap tahtaların, düşey olarak kullanıldığı örneklere de rastlanmaktadır.

Blok ahşap dolgulu karkas sistemlerde, köşe direklerinin yatay yükleri karşılamak üzere çarpaz payandalarla desteklenmesine de gerek kalmaz. Buna karşılık dış yüzeyin kurulmasında, pencere boşluğunun oluşturulması ve su sorununun giderilmesi için önlem alınmak gerekmiştir. Pencere boşluğunun kurulabilmesi ara dikmelerle gerçekleşebilmektedir. Bazı örneklerde ara dikmeler, taşıyıcı değil pencere aralarındaki dolgu tahtalarının bağlayıcısı görevini yaparlar. Bu dikmelerin arasına, döşemeden 70-80 santimetre yükseklikte alt pencere yüksekliğini sınırlayacak şekilde üst yatay bağlantılar yapılır. Örneklerin çoğunda bu bağlantılar, blok ahşap dolgu malzemesiyle yapılmıştır. Blok ahşap dolmalı çatma sistemlere günümüzde ahşabın bol olduğu iç kesimlerde rastlanmaktadır. Kıyı kesimlerinde görülebilen çok az sayıda örneklerin, 150-200 yıl öncesinden kalma olduğu sanılmaktadır.


Göz Dolma

Düşey ve yatay konumdaki taşıyıcıların araları daha küçük kesitli parçalara bölünerek kurulur. İç bölmelerin dış yüzeyle birleştiği yerlerde ve pencere boşluklarının yanlarında ara dikmelerden yararlanılır. Ayrıca yatak konumundaki ara bağlantılar pencere boşluğunun alt ve üst kenarını belirlemektedir. Düşey ve yatay konumdaki tüm ana ve ara taşıyıcıların oluşturduğu boşluk, 17-20 santimetre arayla önce düşey ahşap elemanlarla bölünür. Meydana gelen dar, uzun boşluklar 15-22 santimetre arayla düşey elemanlara tesbit edilen küçük yatay parçalarla yeniden bölünerek kare ya da dikdörtgen kutucuklar oluşturulur. Artık kurulmuş olan cephe yüzeyi, dolgu malzemesi yerleştirilmeye hazır durumdadır.

Göz dolması sisteminde dolgu malzemesi, bir yüzeyi çok düzgün olan dere taşlarından kırılarak hazırlanmaktadır. Ahşap elemanlarla oluşturulmuş gözler arasında küçük oranda boyutsal farklar olmasına rağmen, bu boşluklar standart sayılabilir. Bu nedenle hazırlanan dolgu taşlarının da gözlere girebilecek şekilde standart olması gerekmektedir. Pencere boşluklarının dışında tüm kutucuklar, hazırlanan taşlarla doldurulmaktadır. Taş dolguların ahşap gözlerle meydana getirdiği küçük boşluklar, kireç harçla kapatılarak cephe kuruluş tamamlanır. Zamanla kararan ahşap sistemin içinde farklı renkteki dere taşları ve beyaz kireç harcı, evlerin dış yüzeylerini yeşil doğa içinde bambaşka bir görünüme ulaştırmaktadır. Göz dolma tipindeki evlere Sürmene ile Hopa arasında kıyıya yakın olan kesimlerde yaygın olarak rastlanabilmektedir. Devlet Karayolu üzerindeki yerleşmelerde birkaç örnek dışında hemen hemen tümü yıkılmıştır.

Muskalı Dolma

Tüm yapı sistemi göz dolmalı evlerdeki gibidir. Ancak, muskalı dolma evlerde geçme yerine metal tesbit elemanlarının kullanılması, bu tekniğin daha sonra ortaya çıktığı varsayımını kuvvetlendirmektedir. Muskalı dolmada ana ve ara taşıyıcılar göz dolması tekniğinde olduğu gibi ve yine aynı aralıklarla kurulur. Yalnız küçük kesitli ahşap dikmelerin aralıkları biraz daha büyük (20-25 santimetre) tutulur. Sonra bu dikmelerin arasına genellikle 45 derece eğimli küçük parçacıklar yerleştirilmektedir. Böylece göz dolmada kare ya da dikdörtgen olan boşluklar, burada üçgen biçimindedir. Küçük üçgenler muskaya benzediğinden, halk arasında Muskalı Dolma olarak adlandırılmıştır.

Muskalı dolmadaki üçgen boşluklara uygun tek parça taş bulunamadığından, birkaçı birarada olmak üzere kireç harçla yerlerine yerleştirilir. Bu nedenle boşluklar göz dolmada olduğu kadar düzenli değildir.

Muskalı dolma evlerin bazılarında dış yüz, ana taşıyıcıların dışında tümüyle sıvanmaktadır. Bazılarında ise yalnız üçgen boşlukların içindeki taşların üzeri sıvanır. İkinci şekilde tüm strüktür dıştan algılanmakta, birincisinde ise beyaz düz yüzey görünmektedir.

Trabzon-Rize arasında günümüze kadar uzanabilen örneklerin çoğu terkedildiğinden harap durumdadır. Bu nedenle dolgu taşları dökülmüştür. İç kesimlerde yer yer rastladığımız taş dolgusuz yeni muskalı evler ise parasal yetersizlik yüzünden tamamlanamamıştır. Yapısal yönden eksik olan bu örnekleri inceleyen bazı araştırıcıların muskalı dolma sisteminde, dolgu kullanılmadığı şeklindeki yargıları yanlıştır.

Karma Yapı Sistemi

Karma sistem, farklı yapı sistemlerinin aynı yapıda birlikte kullanılmasıdır. Gerçekte Doğu Karadeniz'deki yapıların çoğu karma sistemle inşa edilmiştir. Kıyı kesiminde temel ve bodrum duvarları yığma taş olmasına karşılık, üst kattaki sistem ahşap yığma ya da ahşap karkastır. Bazı örneklerde temel duvarının üstündeki normal katlarda ahşap yığma ve karkasın birlikte kullanılmış olduğu görülür. İç kesimlerde, Şavşat ve Ardanuç çevresindeki örneklerde taş temel üstündeki zemin duvarları, yontulmuş kaba kütüklerin yatay olarak üst üste dizilmesiyle kurulmuş olmasına karşılık, üst kat ahşap yığma ve karkas karışımı Karma Sistemle yapılmıştır. Ahşap yığma ve karkas sistemin birlikte kullanıldığı en yaygın yapı türü Serendeler'dir. Serendelerde, konutların tersine alt kat payandalı direklerle karkas olarak kurulmasına karşılık üst kat ahşap yığmadır.

Mekanların kuruluşu
Dış cephede dolgu şekillerine göre adlandırılan dolma tipi ev, strüktürünün daha belirgin olarak kavranabilmesi için iç duvar, döşeme ve tavan kuruluşlarının da kısaca değinmekte yarar vardır. Örneklerin tümünde, dış duvarı oluşturan yapı sistemi ne olursa olsun, iç bölmeler, oda bölmeleri ve tavanlarda ahşap malzeme kullanılmış olduğu görülür.

Döşemeler
Oda döşemeleri, taban ağaçlarına bindirilen kirişleme üzerine kalın ve sağlam tahtalarla kurulur. Döşenecek açıklıkların büyüklüklerine göre kirişleme değişik yönlerde olabilirler. Kirişlerdeki yön değişikliği ve bindirmeler nedeniyle mekanlardaki döşemelerde yükseklik farkı doğabilmektedir.
Kıyı yerleşimlerindeki evlerde görülen orta mekan döşemesi, sıkıştırılmış topraktan oluşur. Tarımla uğraşan aile bireylerinin orta mekanla tarla arasındaki ilişki sıklığı düşünülürse bu çözüm yadırganmamalıdır.

İç Bölmeler
Blok ahşap dolma tekniğinin dış cephelerde uygulanış biçimi, iç mekan duvarlarının kuruluşunda da tekrarlanır. Göz dolmalı, muskalı dolmalı ya da blok ahşap dolmalı evlerde iç bölme tekniği hep aynıdır. Genellikle yatay konumda kullanılan bölücü elemanlar/tahtalar, düşey taşıyıcılarda açılan yarıklara geçirilmektedir. Üst üste bindirilen tahtalar ahşap kamalarla birbirine sıkıca bağlanmaktadır. Çok eski evlerde, baltayla yontulmuş 50 santimetre genişliğinde ve 7-10 santimetre kalınlığında tahtalardan kurulmuş ahşap yığma duvar/Tarabalara rastlanabilmektedir.

Çatılar
Doğu Karadeniz'de iki eğilimli, üç eğilimli ve dört eğilimli olmak üzere üç tür çatı vardır. Eğilimli çatı yüzeylerinin ara kesitinin/mahya yöredeki adı Omuz' dur. Yörede iki, üç, ve dört yöne eğimli çatılar sırasıyla Semer, Üç Omuz ve Dört Omuz çatı olarak bilinir.
Semer örtülerde makas kullanılmaz. Üç ve dört omuz çatıların kuruluşu belli aşamalarla gerçekleşir. Dış duvarlar ve ara bölmeler üst bağlamayla bitirildikten sonra öncelikle makas ağaçlarıyla enlemesine bağlanır. Ortadaki makas direklerini birbirine bağlayan omuz başı ve kenar makas direklerini birbirine bağlayan kar bastı yerleştirilir.
Çatı eğimi yönünde olmak üzere 30-50 santimetre arayla mertekler, merteklerin üzerine de kiremit altı çıtaları konur. Çatı kaplaması yarma ahşap/hartama ile yapılacaksa, kiremit altı çıtalarına gerek kalmaz. Bunu yerine mertekler daha sık ve yatay olarak yerleştirilir. İç kesimlerdeki semer çatıların çoğu hartama ile örtülür. Yörenin çok yağışlı iklimi, ahşabın dayanıklılığını olumsuz yönde etkilediğinden, saçaklar alabildiğine geniş tutulmuştur. Özellikle konut yapılarındaki saçak genişlikleri 80-180 santimetre arasında değişmektedir.

Kaynakça: Anadoluda Ev ve İnsan [Emlak Bankası Yayınları]
Fotoğraflar: Process Architecture, Alâettin Bahçekapılı


(Prof.Dr. Metin Sözen-Prof.Dr. Cengiz Eruzun)
 
Kayıtlı

Öküzün dünyası gördüğü otlar kadardır...
Melik
VIP Üye
******

Performans: 123
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 567


« Yanıtla #5 : 07 Eylül 2007, 09:07:33 »

Abuzer Hocam. Gerçekten güzel bir çalışmayı bizimle paylaşmışsınız. Teşekkürler.
Kayıtlı
madi06
Uzman Üye
*****

Performans: 62
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 456



« Yanıtla #6 : 09 Eylül 2007, 17:27:07 »

teşekkürler...
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic