Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Batı Afrika, Teröre Karşı Savaşta Gelecek Durak  (Okunma Sayısı 51816 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kor_tv
VIP Üye
******

Performans: 107
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 864


Koray KOR


Site
« : 21 Ocak 2013, 14:52:12 »




"Batı Afrika, Teröre Karşı Savaşta Gelecek Durak"
18 Ocak 2013 Cuma
"Batı Afrika’nın istikrarı kesinlikle tehlikededir. Politik çözüm şanslarının tümü israf edilmiştir. Büyüyen kaos kuvvetle muhtemel müdahaleci devletlerin, Fransa ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin lehine olacaktır."

Remzi Barud

Press TV

Fransa Mali'de “hızlı” bir askeri müdahale için ısrar ediyor. Söylendiğine göre, insansız hava araçları, bu insansız hava araçları El Kaide tarafından kaçırıldığına inanılan altı Fransız rehinenin yerini arıyor denilse bile, bu Batı Afrika ülkesinin çöllerini tarıyor.

Fransızlar, özellikle bu ülkenin güçlü adamı ve darbe lideri Komutan Amadou Haya Sanogo tarafından gerçekleştirilen yakın zamandaki politik fiyaskoyu takiben kuvvetle muhtemel emellerine ulaşacaklar. Amerikalılar da müdahaleyi çok istiyorlar ama Sahel bölgesinde büyüyen menfaatlerine hizmet edecek bir müdahaleyi.

Afrika ülkeleri bölünüyor ve Mali'nin bölgesel entegrasyonunun ve bununla eşit derecede önemli olan politik egemenliğinin nasıl sağlanacağına dair açık bir alternatife sahip değiller. Ülke kuzeydeki Tuareg ayrılıkçılar ve militanlar ile güneydeki hizipçi ordu arasında bölündü.
Mali'deki mevcut krizler korkunç acı çekişin ve değişmez mücadelenin yenilenen bir perdesinin yakın zamanda ortaya çıkmasıdır. Bu, Fransız yetkililerin özellikle anımsamak istediklerinden daha gerilere gider. Doğrusu, şu an (ülkeyi) kontrol altına almak için savaşan muhtelif kuvvetler arasında büyük bir düşmanlık vardır ama Mali ile Fransa arasında da büyük bir şiddet bulunmaktadır. Bu ikincisi (Fransa) 1898'de Mali'yi işgal etmişti ve daha sonra burası Fransız Sudan'ı olarak anıldı.



Şiddetli bir mücadeleden onlarca yıl sonra Mali, Cumhurbaşkanı Modibo Keita yönetimindeki sosyalist hükümetin himayesi altında 1960'ta bağımsızlığını kazandı. Onun en baştaki gündemi Fransız etkisi ve Frank bölgesinden kopuştu.

Eski sömürgeci güçler, eski kolonileri güçlükle özgürlüklerini kazanmış olsalar bile, nadiren hırslarından vazgeçerler. Eski sömürgelerini çeşitli yollarla karıştırmak suretiyle yerlerinde sabit kalırlar. Sonra, uygun zamanda, statükoyu desteklemek için askeri müdahalede bulunurlar. 1968'de, Keita iktidardan uzaklaştırıldı ve birkaç yıl sonra, 1977'de hücrede yalnızlık içinde öldü. Onun ölümü bazı sahte jestlerle yeni bir anayasa ve gönülsüz bir demokrasiye doğru zorlayıcı büyük protestolar başlattı.



Ülke 1992'de bir düzeyde politik istikrarı sağlamış olsa da, uzun yıllardan beri Mali karışıklık ile tanımlandı. O zaman Mali'nin, en azından Batı Afrika bölgesinde, demokrasi için hızla ilerleyen bir model olduğu düşünülüyordu. Birkaç yıl sonra, mahrum bırakılmış ve temsil edilmemiş Tuareglerden binlerce mülteci çoklukla Kuzey Mali'deki büyük çöl bölgesinde bulunan kendi kasabalarına ve köylerine dönmeye başladılar.

Bu dönüş Tuaregler ve merkezi hükümet arasında imzalanan barış anlaşması yoluyla uygulandı. Sahada çok az şey değişti. Çeşitli gruplardan bazıları evlerinde kaldılar, diğerleri ise komşu ülkelere, özellikle Cezayir'de savaşmaya gittiler ve Mali'nin kuzey ve batısında sığınacak yer buldular. Bazen birbirleriyle savaştılar, kimi zaman yabancı tarafların bazı şüpheli gündemlerine hizmet ettiler ve zaman zaman da birbirleriyle geçici ittifaklar kurdular.

Fransa Mali'yi etki alanında tutmaya çalışır ve bunun için 2002'de Mali'nin borcunun üçte birini silerken, Amerika Birleşik Devletleri de Mali'deki Sahel bölgesindeki önemli durumla ilgileniyordu ve bu ümitler kuzey bölgelerinin yönetilemez hale gelmesi ile gerçekleşti.

Elbette, bu geniş kapsamlı El Kaide tanımı Amerikan müdahalesine daha evvel hiç olmadığı kadar uygun bir gerekçe olarak hizmet etti. El Kaide Washington tarafından Birleşik Devletler Afrika Komutanlığı'nın (AFRICOM) kurulmasını hayata geçirmek için kullanıldı. AFRICOM Mısır dışında bütün Afrika kıtasında Amerikan askeri menfaatlerini idare etmek için kuruldu. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, AFRICOM'un “kıta boyunca Afrikalılar için demokratik kurumların ve iyi yönetimlerin inşasında destekleyici bir rol oynayacağını”, iddia etti.

El Kaide rivayetinin Sahel'deki Amerikan rolüne etkisi Başkan Obama ile rakibi Cumhuriyetçi Mitt Romney arasındaki son başkanlık seçimi tartışmasında vurgulandı. Politik güç gösterisinde bulunmakla, muhtemelen Romney “El Kaide tipi kişiler”in Mali'yi yeni bir Afganistan'a çevirme tehdidine karşı uyardı.

Diğer Batılı Sahel uzmanları bu mukayeseye itiraz ediyorlar ve Mali'nin daha ziyade Sudan benzeri bir modele uygun düştüğünü iddia ediyorlar. Her halükarda, Mali halkı yabancı gündemlerin, aşırılıkçı ideolojilerin ve kuzey ve batıdaki Malili kabilelerin gerçek şikâyetlerinin bir karışımını yansıtan, filizlenen bu çatışmanın sonuçlarından acı duyuyor.

Ülkenin güneyi kesinlikle bir istikrar vahası değildir. Devam eden bölgesel şiddet ve politik kaypaklığın yarattığı dayanılmaz bir açlık ve acımasız savaş ağaları bütün ülkeyi tehdit ediyor. Mali ordusundaki en etkin hizip 22 Mart'ta Cumhurbaşkanı Amadou Toumani Toure'ye karşı bir darbe düzenleyen Amerikan eğitimli Ordu Komutanı Amadou Sanogo tarafından idare edilendir. Sanogo'nun Toure'yi suçlama gerekçesi militanların kuzeydeki büyüyen etkisini durdurmakta başarısız olmasıdır. Bu, ülkeyi parçalanmaktan kurtarmaya yönelik samimi bir teşebbüsten ziyade bir bahaneye benziyor.

Özellikle Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri onun politik sınırları aşan ve berbat yönetimine nispeten müsamaha gösterdiklerinden Sanago'nun destekçilerinin kimler olduğu belirsiz kalıyor. Sanogo'nun darbesi geçen Nisan için planlanan seçimlerden kısa bir süre önce gerçekleşti. Batılı güçler kararsız kaldılar. İktidarı darbe liderlerinden Cumhurbaşkanı Dioncounda Traore'nin sivil hükümetine gönülsüzce devretmişse de Sanogo sıkı sıkıya görevinde kaldı. Mayıs'ta, cunta bir daha vurdu, iktidarı yine aldı ve Sanogo yanlısı güruh Cumhurbaşkanı Traore'yi cumhurbaşkanlığı sarayında neredeyse döverek öldürecekti.



Sanogo, yönetimine karşı kararlılık eksikliği sebebiyle güçlendi ve bazı politik oyunlar oynamaya devam etti. Başbakan Cheick Modibo yönetimindeki kısa süreli “Milli Birlik Hükümeti” Diarra Sanogo'nun adamları tarafından tutuklandığında neredeyse düşürüldü. Diarra iktidarı teslim etmeye ve selefleri gibi az tanınan hükümet yönetimi kurmaya zorlandı.

Sanogo'nun politik gösterisi özellikle Batı Afrika bölgesel grubu (ECOWAS) olarak, Afrika Birliği ile birlikte daha öncelikli olarak algıladıkları şeye odaklanıp kalmalarıyla devam ediyor: Kuzeydeki ve batıdaki bölgesel parçalanmışlığa son vermek.

Kuzeydeki çatışma değişmez bir akıştadır. İttifaklar değişir, böylelikle çatışmanın tabiatı daimi değişim içindedir. Bölgedeki çeşitli isyancılar ve silahlı gruplar yoluyla geniş çaplı silah sevkıyatı yapıldı ki, bunlar geçen yılın başlarında Libya'daki NATO savaşı boyunca kullanıldılar. Tuaregler devrik Libya hükümetinden destek aldılar ve savaş boyunca ve savaşı takiben serpildiler. Onların birçoğu Mali'ye döndüler, gelişmiş silahlar sayesinde sıkı savaştılar ve (savaşa) teşvik ettiler.



Kuzeydeki savaş çok dikkat çekecek bir biçimde Ocak 2010'da kademeli olarak başladı. Sanogo'nun darbesi sadece iki hafta sonra, Tuareglerin Azawad'ın Özgürlüğü için Ulusal Hareket'ine (MNLA) kuzeyde bağımsızlık ilan etmesi için ihtiyaç duyulan politik boşluğu yarattı. Deklarasyon Gao ve diğer büyük kasabaları ele geçiren MNLA ve onun müttefiki militanların çabuk askeri zaferlerinin bir sonucuydu

Birbirini takip eden bu gelişmeler İslamcı ve diğer militan grupları ülke boyunca şehirleri ele geçirmek ve onları kendi ideolojileri ve diğer gündemleri altında rehin tutmak için daha da cesaretlendirdi. Mesela, rivayete göre, Ensar el Din MNLA ile birlikte çalıştı ama Haziran'da “bağımsızlığa karşı” bir savaş ilan etti ve derhal Timbuktu üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırdı. El Tevhid ve el Cihad merhabaIM ile birlikte kendi hareketlerini kurdular. Bu müttefikler kısa sürede şedid düşmanlar oldular.

Geçen Eylül'de, kuzeyi kontrol eden çeşitli gruplar merkezdeki ve ülkenin güneybatı kısmındaki diğer stratejik bölgelere doğru ilerlemeye başladılar. Bölgesel ilerleyişleri şimdi hükümetin kontrolündeki kasabalara ve bölgelere karşıdır ki bunlar hala Azawad Tuareg isyancıları tarafından kontrol ediliyorlar.



Şimdi müdahalenin kapsamı ve tabiatına dair bazı farklılıklar devam etse bile Mali'ye askeri müdahaleye ihtiyaç olduğuna dair kısmi fikir birliği var. Batı Afrikalı diğer güçler Bamako'da etki yarışında görülürken Sanogo'nun kendisi çok az ilgiye sahip ki onun bu zamana kadar sorgulanmayan yönetimi tehdit edilebilir. Dahası, bölgesel parçalanma için askeri kuvvet nasıl etkili olabilir, bu da belirsizdir. Ülkedeki bir çok militan grubu ve politik uyumsuzluğu idare etmek neredeyse imkânsızdır.

Batı Afrika'nın istikrarı kesinlikle tehlikededir. Politik çözüm şanslarının tümü israf edilmiştir. Büyüyen kaos kuvvetle muhtemel müdahaleci devletlerin, Fransa ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin lehine olacaktır. Uzun vadeli yeni bir “teröre karşı savaş” Batı Afrika'da daha fazla müdahalenin ve ECOWAS ülkelerinin işlerine karışmanın gerekçesi olacaktır.

Birkaç yıl evvel, Çin'in kıtada artmakta olan etkisine karşı yeni bir “Afrika için kapışma” başladı. Bu, çok yakın zaman evvel Arap Baharı olarak isimlendirilen Kuzey Afrika'da karışıklığa sebep olaylar yoluyla yükseltildi. Uzunca bir süredir sömürülmekte olan bölgeden daha da pay koparmaya hazır olanlar için fırsatların sonu yok.



Yazar hakkında:

Remzi Barud, birden fazla gazetede makale yazan ve yazıları tercüme edilen uluslararası bir köşe yazarı ve Palestine Chronicle'ın editörüdür. Kitapları arasında “Cenin'i Arayış; İsrail Saldırısının Şahitleri” ve “İkinci Filistin İntifadası: Halkın Mücadelesinin Kroniği” yer almaktadır. Son kitabı olan “Babam Bir Özgürlük Savaşçısıydı: Gazze'nin Anlatılmayan Hikâyesi” Pluto yayınları tarafından Londra'da basıldı.

---------------------
Kayıtlı

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmez isen, ya nice okumaktır. (Yunus Emre)
kor_tv
VIP Üye
******

Performans: 107
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 864


Koray KOR


Site
« Yanıtla #1 : 21 Ocak 2013, 14:52:41 »

İşgal Edilen Mali Hakkında Her Şey
İHH Afrika Direktörü Serhat Orakçı tarafından hazırlanan Mali raporu birçok sorunun cevabını veriyor.

GENEL ÇERÇEVE
14,5 milyon nüfusa sahip Mali son bir yıldır istikrar ortamından uzak. Ülke etnik yönden kozmopolit bir yapıya sahip. Ülkenin kuzey bölgelerinde Tuareg ve Songhai kökenli nüfus daha yoğun iken başkent ve çevresinde Mande kökenli nüfus yoğunlukta. Ülkede yaşayan nüfus etnik olarak farklı gruplardan oluşsa da nüfusun % 90’dan fazlası Müslüman kimliğe sahip.
Ülkede yaşanan siyasi süreci dikkatle irdelemek gerekiyor. Çok sayıda iç ve dış etkenin bulunduğu ortamda, ülkede yaşanan siyasi kriz her türlü gelişmeye gebe. Genel olarak ülkede iki sorun bulunmakta. Birinci sorun ülkenin kuzeyinde AZAWAD olarak adlandırılan bölgede yaşanan gelişmeler. İkincisi ise başkent Bamako’da yaşanan iktidar krizi. Birbiriyle bağlantılı olayların kısaca kronolojik sıralaması yapılırsa:

1-22 Mart 2012 tarihinde Mali ordusunda görevli Yüzbaşı Amadou Sanogo önderliğinde bir darbe yapıldı. Darbeci grup merkezi hükümeti, ülkenin kuzeyinde ayaklanan Tuareg savaşçılarına karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyordu.

2-Darbe sonrasında Devlet Başkanı Amado Toumani Toure görevinden alınırken Batı Afrika Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECOWAS) Mali’nin üyeliğini askıya alarak cunta yönetiminden sivil idareye geçilmesini istedi.

3-ECOWAS’ın bu talebi uluslararası kamuoyu ve Batılı ülkelerce de desteklendi. Sivil idareye geçene kadar Mali’ye ambargo uygulanması kararlaştırıldı.

4-Ülkede oluşan siyasi boşluğu iyi değerlendiren Tuareg direnişçileri ve diğer isyancı gruplar kuzeyden güneye hızla ilerleyerek Gao, Kidal ve Timbuktu gibi tarihi öneme sahip şehirleri ele geçirdiklerini duyurdu. İsyancı gruplar arasında oluşan ittifak sonrasında ülkenin kuzeyinde bağımsızlık ilan edildi ve şeriat uygulamasına başlandı. Ancak bağımsızlık ilan edilen AZAWAD uluslararası aktörler ve Afrika ülkeleri tarafından tanınmadı.

5-Uluslararası baskılar karşısında geri adım atan başkent Bamako’daki cunta yönetimi seçimler yapılana kadar idareyi Dioncounda Traore’ye devretmeyi kabul etti. Cheick Modibo Diarra’da başbakanlık görevine getirildi ve ülkede seçim yapılana kadar geçici bir hükümet oluşturuldu.

6-Fransa’nın yoğun baskılarına boyun eğen Mali hükümeti ülkenin kuzeyinde yaşanan gelişmeleri öne sürerek Birleşmiş Milletlerden askeri müdahale talebinde bulundu.

7- Kuzeyde çatışan isyancı gruplar kendi aralarındaki ittifakı bozarak iç çatışmalara giriştiler. MNLA kuzeydeki büyük şehirlerin kontrolünü Ensaruddin ve MUJAO’ya bırakmak zorunda kaldı.

8-BM Güvenlik Konseyi bünyesinde yapılan oylamada Mali’nin kuzeyindeki İslamcı unsurların yok edilmesi için askeri müdahale yapılmasına onay çıkarken ECOWAS’a müdahalenin planlaması için 45 gün süre verildi. Bu sürenin sonunda ECOWAS hazırladığı planı BM’ye sundu.

9-Burkina Faso devlet başkanının önderliğinde yürütülen uzlaşma çabaları doğrultusunda bir araya gelen Ensaruddin-MUJAO ve Mali hükümet yetkilileri Mali’nin sınır bütünlüğü konusunda uzlaşmaya vardı.

9-Amadou Sanago’ya bağlı askeri bir birlik Başbakan Cheick Modibo Diarra’yı evinden alarak istifaya zorladı. Diarra’nın Paris’e kaçmaya çalıştığı iddia edildi. Devlet Başkanı Traore yeni bir atama yaparak Diango Cissoko’yu başbakanlık görevine getirdi.

10-Siyasi krizin daha da derinleştiğini iddia eden Fransa askeri operasyon konusunda ısrarını daha da arttırarak zaman kaybetmeden Mali’ye askeri müdahale yapılmasını istedi.

MALİ’NİN KUZEYİNDE ÇATIŞAN GRUPLAR
Mali’nin kuzeyinde birbirinden farklı 4 ana grup bulunmakta. Zaman zaman beraber hareket eden bu gruplar bir merkezden yönetilmemektedir. Bu gruplar ve amaçları ise şöyle özetlenebilir:

MNLA (YA DA NMLA)
Bölgede yaşayan Tuareg etnik grubunu temsil eden MNLA’nın amacı bölgede bağımsız bir Tuareg devleti kurmak ya da en azından federal yapıda bir idare oluşturmak. Fransızlar’ın Mali’den ayrılışından bu yana Bamako yönetimine karşı direnen Tuaregler ilk kez daha organize ve daha etkililer. Güçlenmelerinin ana etkeni ise Kaddafi döneminde Libya’da bulunan Tuareglerin Kaddafi sonrası dönemde Libya’dan askeri teçhizatlar getirmeleri. Uluslararası basın kuruluşları MNLA’yı bölgedeki diğer gruplardan ayırarak seküler yapısını ön plana çıkartmaktadırlar. MNLA’nın Paris’te bir ofisi bulunuyor.

ENSARUDDİN HAREKETİ
Mali ordusuna karşı direnen diğer bir grup da Ensaruddin hareketidir. Tuareg ve diğer etnik yapıdan insanları barındıran grubun lideri Iyad Ag Ghaly aslında Tuaregler arasında hatırı sayılır bir yere sahip. Mali devleti adına Suudi Arabistan’da ateşelik görevi yürüten Iyad, 1990’larda Mali ile isyancılar arasındaki esir değişimlerinde de görevler üstlenmiş bir kişi. 2011’de kurulan Ensaruddin hareketinin amacı ise Mali genelinde Şeriat uygulanan bir İslam devleti tesis etmek. Mali’deki Yüksek İslam Konseyi Ensaruddin hareketinin lideri Iyad Ag Ghaly’ı yakından tanımakta ve aralarında dostane ilişkiler bulunmakta. Mali ordusu ve isyancı gruplar arasındaki esir değişimlerini ve kuzeydeki gıda dağıtımlarında Yüksek İslam Konseyi rol oynamakta. Mali’ye askeri müdahale yapılmasına sıcak bakmayan Cezayir’de Ensaruddin hareketini önemsemekte ve diyalog arayışlarında Ensaruddin’in bulunmasını talep etmekte.

MUJAO
Tevhid ve Cihad Hareketi olarak bilinen grup bölgedeki El Kaide grubundan ayrılma bir gruptur. Ancak grup El Kaide ile ilişkilerini tamamen kesmiş değil. 2011 sonunda silahlı eylemlerine başlayan grubun amacı şeriat hükümlerinin uygulandığı bölgesel bir devlet tesis etmek. Hatta Batı Afrika’daki diğer Müslüman ülkelerin de şeriat yönetimine geçmeleri. Grup Mali dışından da savaşçılara sahip.

merhabaIM
Batı Afrika’daki El-Kaide yapılanması olarak bilinen hareket El Kaide ile bağlantılı olarak “global cihad” düsturu ile hareket etmekte. Mağrib El-Kaidesi olarak lanse edilen grup Cezayir’deki yönetimideğiştirmeyi hedeflemekte. 2002 yılından bu yana bölgede aktif olan grubun son yıllardaki eylemleri daha çok ses getirmekte.

MALİ’YE ASKERİ OPERASYON İHTİMALİ
Ülkedeki durum ile baş edemeyen Mali’deki geçici hükümet Birleşmiş Milletlere çağrıda bulunarak ülkede askeri operasyon yapılmasını istedi. Uzun süre askeri müdahale opsiyonuna karşı çıkan Mali’nin bu tavır değişikliğinde Fransa’nın baskıları etkili oldu. Ülkedeki durumu Avrupa’nın güvenliği ve çıkarları için uygun görmeyen Fransa müdahalenin hızlandırılması konusunda da baskılarını arttırdı.

BM yaptığı oylamada ECOWAS’a yetki vererek olası bir müdahale için plan hazırlamasını istedi. Üye ülkeler ile bu planı tartışan ECOWAS sonunda hazırladığı planı BM’ye göndererek oylanmasını istedi. Fransa’nın siyasi baskı uyguladığı Afrika Birliği, ECOWAS ve BM Mali’deki İslamcı gruplar ile mücadele etmek için fikir birliği içerisindeler. Anlaşamadıkları noktalar operasyonun detayları hakkında. Amerika da bu operasyona sıcak bakarken özellikle Cezayir’in öncülük etmesini talep etmekte. Ayrıca Amerika, Mali ordusunun İslamcılarla mücadelede ana iskeleti oluşturmasını bu yüzden de eğitilmesini istiyorken ülkede kalıcı bir iktidarın oluşturulmasını önemsiyor. Ancak Cezayir ise şimdilik sorunun diyalog ile çözülebileceği görüşüne sahip. Diyalog noktasında Ensaruddin hareketinin esas alınmasını öneriyor.

Askeri bir operasyonun en erken 2013 içerisinde Mayıs ayından sonra yapılabileceği düşünülüyor. T.C Mali Büyükelçisi Kemal Kaygısız’a göre askeri operasyon 2013 yılının sonuna bulacak. Kaygısız’a göre Türkiye, Afrika kıtasında uyguladığı genel siyasetten kopmayarak Mali’nin sınır bütünlüğünü önemsiyor ve ülkenin kuzeyinde kurulan devlet yapılanmasını tanımıyor. Büyükelçi de öncelikli olarak Mali askerlerinin eğitilmesi ve güçlendirilmesi gerektiği görüşünde.

Ancak olası bir operasyon çok şeye gebe. Nasıl bir sonuç doğuracağı bilinememekle birlikte başarılı olma şansı az görünüyor. Mali’nin yeni bir Somali olma ihtimali söz konusu. Diğer yandan taktiksel olarak bölgedeki MNLA’nın masada ikna edilerek diğer İslamcı gruplara karşı kullanılması ihtimali de gündemde. Böyle bir durumda Mali’nin kuzeyinde oldukça kanlı olaylar gerçekleşeceği neredeyse kesin.

Askeri operasyonun diğer bir riski de bölgedeki olayların çevre ülkelere sıçraması ve sorunun bölgesel boyutlara ulaşmasıdır. Sorunun dinamikleri iyi incelendiğinde sorunun Mali dışına çıkması oldukça olasıdır. Çünkü Tuaregler Cezayir, Libya, Nijer’e yayılmış bir etnik yapıya sahip. Bölgedeki merhabaIM ve MUJAO’nun içinde Cezayir başta olmak üzere diğer Afrika ülkelerinden(Moritanya, Fas, Sudan vs.) unsurlar barındırmakta. Ancak şurası çok net ki ECOWAS öncülüğünde yapılacak askeri müdahalenin temel amacı bölgedeki İslamcı unsurları yok etmek. Bu ifade oldukça açık olmakla birlikte bölge şartları açısından düşünüldüğünde İslamcı unsurların tespit edilmesi göründüğü kadar kolay değil. Giyim kuşam tarzı birbirine neredeyse tıpa tıp benzeyen ve Fransa büyüklüğünde bir coğrafyaya yayılmış kuzey topluluğunun içinde isyancıların ortaya çıkarılması pek mümkün gözükmemektedir. Afganistan, Irak gibi coğrafyalarda sıklıkla cereyan eden sivil kayıplarının olması oldukça muhtemeldir.

Bu bölgede askeri operasyon yapılması aynı zamanda büyük göç dalgalarını da beraberinde getirecektir. Hâlihazırda Moritanya, Burkina Faso ve Nijer’de bulunan Malili göçmen sayısı operasyonların şiddetine göre daha da artacaktır.

Başkent Bamako’daki Yüksek İslam Konseyi kuzeydeki gruplar ile ilişkilerini halen sürdürmekte ve bu anlamda kilit bir rol oynamaktadır. Konsey Mali’deki Müslüman cemaatleri temsil etmekte olup onlar da Mali’nin bütünlüğünü arzulamakta ve ülke genelinde bir şeriat uygulamasını pratik bulmamaktadırlar. Diğer Müslüman cemaatler de benzer görüşleri paylaşmakta olup sorunun barış ve diyalog ile çözülmesi arzulamaktadırlar. Bu noktada Burkina Faso aracılığıyla yürütülen Mali Devleti-MNLA-Ensaruddin arasındaki diyalog ve arabuluculuk çabaları önemsenmektedir.

MALİ İÇİN YÜRÜTÜLEN ASKERİ MÜDAHALE KAMPANYASI
Mali ile ilgili son bir yılda uluslararası basında ülkede tam bir kaos ortamının olduğu ülkenin kuzeyinden insanların akın akın göç ettiği, ağır şeriat uygulamalarının yapıldığı yönünde haberler yayılmaktadır. Ayrıca bölgede insan kaçakçılığı, eroin-esrar kaçakçılığı yapıldığı ve can ve mal güvenliğinin kalmadığı, kadınların tecavüze uğradığı yönünde haberler çıkmaktadır. Yine benzer şekilde ülkede askeri hareketlilik yaşandığı savunularak savaş rüzgârları estirilmektedir.

Ancak uluslararası medya kuruluşlarının haberlerinde yönlendirme, çarpıtma ve kurgulamalar göze çarpmaktadır. Haberlerin dayandırdıkları kaynaklar ise şüphelidir. Bir polis memurunun aktardıklarına göre, bir askerin söylediğine göre gibi ifadeler kullanılarak bölgede yaşayan bir kişinin düşünceleri Mali halkının tamamını yansıtıyormuş gibi lanse edilmektedir. Ancak bölge ile irtibatı olan ve çeşitli vesileler ile kuzey şehirlerine gidip gelen insanlar bu haberlerin gerçek tabloyu yansıttığına inanmamaktadırlar. Kuzeyde Şeriat söylemi ile hareket eden grupların tecavüz vakıalarına karışmaları ya da eroin kaçakçılığı gibi işlerden gelir elde etmeleri pek makul gözükmemektedir.

13-17.yy’lar arasında Mali Sultanlığı tarafından bölgede kurulmuş eski İslam medeniyetinin izlerini taşıyan kuzey Mali’de çok sayıda evliya mezarı, tarihi yapı ve 700 bin dolayında yazma eser bulunmaktadır. Gao ve Timbuktu şehirleri İbn-i Batuta ve Leo Africanus gibi seyyahların ziyaret ettiği şehirlerdendir. Özellikle Timbuktu şehri Batılılar tarafından gizemli bir havaya büründürülmüş hatta varlığı dahi sorgulanır hale gelmiştir. Kuzey bölgesine girip çıkan insanlar isyancı grupların bu bölgedeki bazı tarihi yapıları yıktıkları haberlerini doğrulamaktadırlar. Bu yıkımları halkın batıl inanışlarının önüne geçmek için yapılmış olan sembolik bir hareket olarak yorumlamaktadırlar.

Mali’deki D’jene Camii ve Külliyesi
Bölgede faaliyet gösteren merhabaIM ve MUJAO tarafından Avrupalıların kaçırıldığı ve esir olarak tutulduğu haberleri doğrudur. Kaçırılan bu kişiler üzerinden pazarlıklar yapılmakta yüksek meblağlarda fidyeler talep edilmektedir.

Mali için sözü edilen savaş atmosferi ise gerçeği yansıtmamaktadır. Başkent Bamako’da oldukça sakin bir hava hakim denilebilir. Hayatın işleyişi rutin olarak devam etmektedir. Edindiğimiz bilgilere göre ülkeye gelip-giden turist sayısında düşme yaşanmış aynı zamanda yeni yatırım çekme noktasında tıkanıklık yaşanmaktadır. Mali halkının günlük yaşamı ise rutin olarak devam etmekte bir tedirginlik ya da gerginlik göze çarpmamaktadır. Başkent Bamako ile Mopti (AZAWAD sınırı) arasındaki 600km.lik güzergâhta da herhangi bir askeri hareketlilik bulunmamaktadır. Askeri araçların gidip-geldiği haberleri gerçeği yansıtmamaktadır.

Uluslararası basında sık sık çıkan haberler arasında başkent Bamako’daki halkın askeri müdahale talebiyle yürüdüğü yönündedir. Bu haberler de gerçeği yansıtmamakta bu tür gösterilere katılan göstericilerin sayısı lanse edilenlerin tersine oldukça düşük seyretmektedir. Mali halkı kesinlikle ülkelerinde yabancı asker istememekte bu krizin sağduyu ve diyalog ile çözülebileceğine inanmaktadır. Ancak uluslar arası basın ve Fransa diyalog arayışlarını baltalamakta bir an önce askeri müdahalenin yapılmasını arzulamaktadırlar.

MÜLTECİ SAYILARI
Mali’de yaşanan siyasi sorunlar ve geçtiğimiz yıl yaşanan kuraklık sonrasında çevre ülkelere göçler yaşanmıştır. Moritanya-Mali sınırında büyük bir mülteci kampı bulunmaktadır. Bunun dışında Burkina Faso ve Nijer’de de mülteci kampları bulunmaktadır. Bir de Başkent Bamako ve Mopti şehirlerinde mülteciler yaşamaktadırlar.

Bu kamplardan Mopti’deki saha gezimiz esnasında uğradığımız ve gıda dağıtımı gerçekleştirdiğimiz yerlerden biriydi. Kayıtlara göre Mopti bölgesinin genelinde 39 binden fazla mülteci yaşamaktadır. Bunlardan 33 bini bizzat Mopti şehrinde, geri kalanları ise yakın bölgelerde yaşamaktadır. Ancak Mopti’nin merkezindeki mülteci kampında sadece 45 mülteci aile barınmaktadır. Yetkililere göre geri kalan mülteciler ailelerin yanında ya da akrabalarının yanında barınmaktadırlar.

Burkina Faso-Mali sınırında bulunan Djibo yerleşkesi de mültecileri ağırlamaktadır. Bu bölgedeki mülteci sayısı UNHCR verilerine göre 35.859 kişidir. Bu bölgede gerçekleştirdiğimiz gıda dağıtımlarında ise bölgede sadece 4.000-5.000 civarında mülteci tespit edebildik. Bölge hakkında verilen mülteci sayıları kafa karıştırmaktadır.

Bölgedeki en büyük mülteci kampı Mali-Moritanya sınırında 60 binden fazla mülteciyi ağırlayan Mberre mülteci kampıdır.


DEĞERLENDİRME
Mali’de yaşanan sıkıntılar Afrika’yı ilgilendirdiği kadar İslam dünyasını da yakından ilgilendirmektedir. Batı (özellikle Fransa) kendi cephesinden güvelik ve çıkar ilişkileri doğrultusunda olayı değerlendirmekte ve biran önce silahlı müdahale yapılmasını arzulamaktadır. Silahlı bir müdahalenin sonuçları ise belirsiz olmakla birlikte çok sayıda sivil kaybın yaşanacağı, mülteci sorunun oluşacağı ise çok açıktır. Böyle bir müdahale sonrasında Mali uzun bir savaşa şahit olabilir. Bu yüzden konunun özellikle İslam dünyasının önde gelen kurum, kuruluş ve kişilerince ciddiye alınması ve irdelenmesigerekmektedir (özellikle Türkiye, Suudi Arabistan, Senegal, Cezayir, Moritanya, Burkina Faso ve Pakistan). Bu noktada Türkiye’nin bu ülkelerin bir araya gelmeleri için öncülük etmesi beklenebilir.

Mberra Mülteci Kampı-Moritanya
Olayın dini ve etnik boyutu incelenmeli, İİT ve OIC gibi uluslararası örgütler sahada yaşananları bizzat sahadan rapor etmek için gözlemci heyetleri göndermelidirler. Olaylar hakkında çarpıtma, yönlendirme ve bilgi kirliliğinin olduğu oldukça aşikardır. Özellikle Fransa basınında çıkan haberlerin bir bölümü gelişmeleri manipüle etmeyi ve yönlendirmeyi amaçlamaktadır. Burkina Faso’da taraflar arasında yürütülen diyalog çalışmaları yeterince önemsenmemekte bir an önce ısrarla silahlı müdahale istenmektedir. Oysa Mali halkı ülkelerine yabancı askerlerin girmesini istemezken barışçıl yollardan meselenin çözümünü arzulamaktadırlar. Ayrıca Mali’nin kuzeyinde faaliyet gösteren silahlı gruplara sağduyu çağrıları yapılmalıdır.

Mali’ye yapılması planlanan askeri müdahale sonuçları açısından çok sayıda olumsuz gelişmeye gebedir. Sivil kayıpların yaşanması, sorunun bölgedeki diğer ülkelere yayılması, uzun süreli bir çatışma ortamının oluşması, kalıcı askeri üstler tesis edilmesi gibi sonuçlar beklenebilir. Fransa’da yeni kurulan hükümetin dış politika sahnesinde sesini duyurmak istediğine inanan insan sayısı da azımsanmayacak çoktur. Olası bir operasyon sonrasında zaten fakir olan bu kuşağın insanlarının yeniden toparlanması ise on yıllar alacaktır.

Mopti Kamp Alanı-Mali
Sivil Toplum Kuruluşlarının her türlü olasılığa hazırlıklı olmaları ve olası göç hareketlerinde mültecilerin toplanma noktalarında yardım çalışmaları yürütmeleri beklenebilir. Bölgedeki mülteci hareketleri Moritanya-Nijer-Burkina Faso ve Mali’nin güneyine doğru cereyan etmektedir. Bu göç noktalarında devletler yetersiz kalmakta STK’lara işler düşmektedir. Ayrıca bölgede sağlık ve eğitim çalışmalarının yapılması gerekmektedir.

Akademisyen ve bağımsız gazetecilere de büyük iş düşmektedir. Gerek konunun anlaşılmasında gerekse de siyasi gelişmelerin analiz edilmesinde medya ve akademik kuruluşların değerlendirmeleri önem kazanmaktadır. Hali hazırda bölge ile ilgili bilgi akışında sıkıntı bulunmakta, kriz ile ilgili haberler sadece birkaç kuruluşun bünyesinde çıkmakta ve dünyaya yayılmaktadır. Hatta bağımsız gazetecilerin ülkenin kuzey bölgelerine gitmeleri ve yerinde haberler yapmaları gerekli ve şarttır.

Afrika’nın son yirmi yıllık tarihi içinde Mali’de yaşananlara benzer gelişmeler Somali ve Sudan’da yaşanmıştır. Sudan ikiye bölünürken Somali yirmi yılı aşkın süredir iç savaş sarmalı içinde devlet yapısını tekrar tesis etmeye çalışmaktadır. Fransa’nın güvenlik ve bölge üzerindeki çıkarları üzerinden söylem ve siyaset geliştirdiği bunu da tüm BM Güvenlik Konseyi üyesi ülkelere dayattığı görülmektedir. İslam Dünyasını temsil eden ülkelerin konu üzerinde çalışmaları, Müslümanların ve Afrika halklarının çıkarlarını gözeten bir yaklaşım ortaya koymaları bu aşamada çok önemlidir.

Serhat Orakçı / İHH Afrika Direktörü
Kayıtlı

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmez isen, ya nice okumaktır. (Yunus Emre)
lesmer3366
VIP Üye
******

Performans: 51
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 818



« Yanıtla #2 : 21 Ocak 2013, 23:29:36 »

Afrika da Eski sömürgeciler hakimiyetlerini devam ettirmek istiyor. Bu arada Çin faktörünü de unutmamak gerekiyor. Çinin müthiş derecede yükselen bir güç olarak enerji hammadde ve pazar ihtiyacı var. Çin hak cumhuriyetinin son 5 yıldır Afrika ya (Özellikle sahra altı bölgeye) ekonomik yardım ve verdiği krediler %500 artmıştır. Bu bölgede yaşlı avrupa karşısında yeni bir güç olarak etkinliğini artırıyor. Afrikadaki Çatışmalarda taraf vaya destekçi olarak Çin halk cumhuriyetini görmeye başlıyoruz.  YENİ MÜCADELE SAHASI AFRİKA... ÇOK KAN DÖKECEKLER. ÜLKELER BÖLÜNECEK. SINIRLAR DEĞİŞECEK..
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic