Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkiye’nin gücü Suriye ve İsrail’in arasını bulmaya yetecek mi?  (Okunma Sayısı 2822 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« : 19 Mart 2009, 21:28:11 »


Türkiye’nin gücü Suriye ve İsrail’in arasını bulmaya yetecek mi?

Suriye-İsrail görüşmelerini hedefleyen arabuluculuk girişimi başarılı olsa bile, doğrudan görüşmelerden sonuç çıkmayabilir. Ancak bu süreç ve girişimin ortaya koyduğu olgu, Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasında ince gücü ile barış, güvenlik ve istikrarın tesisinde olumlu rol oynayacak etkili bir konuma ulaşmış olduğudur.

BÜLENT ARAS

SURİYE ve İsrail yetkilileri 21 Mayıs 2008 tarihinde, İstanbul’da iki devlet Türk diplomatların gözetiminde görüşmelere başladıklar. ABD Dışişleri Bakanlığı bu durumdan duydukları memnuniyeti dile getirdi. İsrail ve Suriye arasında 40 yılı aşkın sorunun çözümünde Türkiye’nin arabuluculuk yapması, tarafların buna rıza göstermesi ve uluslararası toplumun bu girişimi desteklemesi Türkiye’nin Ortadoğu denkleminde daha önce görülmedik bir şekilde yer aldığını göstermektedir. 1990’ların sonunda Ortadoğu’ya bir çeşit ‘içeriden yabancı’ gibi bir yaklaşımla politika belirleyen Türkiye, 2000’li yılların son çeyreğinde ince gücü ile belirleyici bir rol oynamaya başladı. Türkiye’nin bölgede kabul gören sivil-ekonomik gücünün faydalarından biri İsrail-Suriye sorununun çözümünde arabuluculuk yapma imkánının ortaya çıkmasıdır. Bi rolün nasıl ortaya çıktığının incelenmesi aynı zamanda Türk dış politikasının geçirdiği değişimi anlamaya da yardımcı olacaktır.

Türkiye-İsrail ilişkileri 1991 Madrid sürecinden sonra hızlı bir ivme ile gelişmiş, 1990’lı yılların ikinci yarısında askeri ve güvenlik işbirliği anlaşmaları ile zirveye çıkmıştır. Bu hızlı tırmanışın somut sebepleri vardı. İsrail-Filistin, İsrail-Ürdün anlaşmaları ve Madrid Çerçevesi ile bölgesel barış görüşmelerinin başlaması Ortadoğu’da yeni bir dönemin başlayacağının işaretleri olarak değerlendirildi. İsrail ile ilişkilerin Türk-Arap ilişkilerinden bağımsız yürütülme imkánı ortaya çıkmıştı. Hemen 1991’de diplomatik ilişkilerin büyükelçilik seviyesine çıkarılması önemli bir göstergedir.

Yeni Ortadoğu denkleminde İsrail ve ABD ile birlikte oluşturulacak bir eksen, globalleşmeye entegre olma süreci yaşayan Türkiye’de, Soğuk Savaş dönemi reflekslerinden sıyrılamayan güvenlik elitinin bakış açısıyla anlamlı bir projeydi. Nitekim ilişkilerin güvenlik ve askeri boyutunun ön planda olması bu tercihi ortaya koymaktadır. Öte yandan İsrail ile ilişkilerin ABD’ye açılan bir pencere olduğu düşüncesi ve ABD’deki Yahudi lobisinin Ermeni soykırım tasarıları karşısında sağlayacağı destek ilişkilerin gelişiminde etkili sebepler arasındaydı. Ayrıca İsrail’in Türkiye’ye terörle mücadelesinde sağlayabileceği tecrübe ve teknoloji transferi ve Suriye’nin yalnızlaştırılması Türkiye açısından diğer önemli sebeplerdi.

Güvenlik devleti konsepti

Ancak Ortadoğu barış sürecinin çıkmaza girmesi, Filistinlilere yönelik İsrail şiddeti ve 2. İntifada’nın patlak vermesi, ABD ile ilişkiler ve Yahudi lobi desteği konularında beklentilerin karşılanmaması 1990’lı yılların sonuna doğru ilişkilerde soğumaya yol açtı. 1999 yılından sonra ivme kazanan Avrupalılaşma süreci Türkiye’nin Soğuk Savaş tarzı güvenlik devleti yapılanmasından uzaklaşmasına, ülkenin gündeminin demokratikleşme ve reform girişimleri ile şekillenmesine yol açmıştır. İçeride daha fazla demokrasi ile istikrar ve güvenlik üreten Türkiye, dış politikada bölgesel meşruiyeti önemser ve dışarıya güvenlik ihraç eder hale gelmiştir.

2000’li yıllar İsrail-Filistin sorununun yeniden çözümsüzlük ve şiddet sarmalına girdiği bir dönem olmuştur. İsrail güvenlik devleti yapılanması içeride gücünü pekiştirmiş ve 2000’li yıllara etrafına bir set çekerek güvenliğini sağlama girişimleri ile girmiştir. İsrail’in bölgede güvenliği tehdit eden politikaları ve Filistinlilere yönelik şiddet, Türkiye’nin yeni bölgesel yaklaşımı ile örtüşmemiş ve daha önce görülmedik şekilde Türkiye’den sert eleştiriler yöneltilmiştir.

Ancak İsrail’in şiddet politikaları eleştirilirken, aynı zamanda masum İsraillileri hedef alan terör eylemleri de aynı sertlikte eleştirilmiştir. Türkiye’nin İsrail’e düşmanca davranmadığı, ancak bölgede barış ve istikrarı tehdit eden adımlar için zaman zaman yapıcı eleştiriler yapıldığı perspektifi ilişkilerin kötüleşmesini engellemiştir.

Türkiye-Suriye ilişkileri yakın geçmişin en sorunlu ilişkilerinden biridir. Suriye ile su sorunu, Şam yönetiminin PKK’ya sağladığı destek ve Hatay sorunu üzerinden ilişkiler sıklıkla gerilmekteydi. İki ülke arasında sürekli bir gerilim devam etmekte, karşılıklı olarak ciddi güvenlik sorunlarından birbirlerini sorumlu tutmaktaydılar. 1998’e gelindiğinde PKK terör örgütünün Şam’da üstlenmesi ve Abdullah Öcalan’ın Suriye yönetiminin göz yumması ile bu ülkede barınması iki ülke arasında askeri müdahalenin konuşulduğu bir gerilim ortaya çıkmıştır. Suriye’nin Sovyetler Birliği desteğini kaybetmesi, ABD ile gerilen ilişkileri, Arap ülkelerinin barış sürecinin çıkmaza girmesi ile içine düştükleri belirsizlik bir anlamda Ankara’nın Şam yönetimi üzerinde ciddi baskı oluşturabilmesine imkán tanıyan bir ortam oluşturdu. Sonuçta Suriye yönetimi terör örgütü liderini sınır dışı etti ve Adana anlaşması ile Türkiye’nin kaygılarını giderdi.

Avrupalılaşma sürecinde Türkiye, komşularla sıfır sorun yaklaşımı ile komşu ülkelerle sorunları en aza indirme girişimlerine başlamıştır. Daha önce ciddi sorunlarla anılan ülkelerle karşılıklı siyasi ve ekonomik ilişkiler geliştirilmeye başlanmış, böylece geçmişten kaynaklanan dış politika tıkanıklıklarından kurtulma yolu açılmıştır. 2004 yılında Başbakan Erdoğan’ın Suriye’ye ziyareti sırasında su sorunu gündeme gelmiş ve bu sorunu ortadan kaldıracak şekilde taraflar anlaşmaya varmışlardır. Takip eden süreç Ortadoğu siyasetinde görülmedik şekilde karşılıklı üst düzey ziyaretler, hızlı bir şekilde gelişen siyasi ve ekonomik ilişkilerin gelişimine şahit olmuştur. Türkiye-Suriye arasında 2007’de serbest ticaret anlaşması imzalanmış, 2006 yılında 797 milyon dolar olan dış ticaret 2007’de 1.2 milyar dolara ulaşmıştır.

Komşularla sıfır sorun

Türkiye modernleşme ve siyasal gelişimi, AB sürecinde üstlendiği reformlar ve ülkeye çeki düzen verme gayreti ile bölgesinde cazibe merkezi, Ortadoğu’nun ise sivil-ekonomik gücü ya da yükselen ince gücü haline gelmiştir. Ülkenin kazanımları dış politika yapıcıların bölgesel politikalarda daha cesur davranmasına ve daha önce bilinçli olarak uzak durulan bir dizi sorunun çözümünde taraf olma iradesini göstermelerine yol açmıştır. Türkiye’nin yeni dış politika vizyonu ile şekillendirdiği İsrail ve Suriye ile ilişkiler, bölgesel politikası ve ABD ile ilişkileri, Ortadoğu’nun en kronik problemlerinden olan Suriye-İsrail anlaşmazlığında arabulucu rolü oynamasının önünü açmıştır.

Suriye-İsrail anlaşmazlığı 1967 Arap-İsrail savaşında Golan tepelerinin İsrail tarafından işgal edilmesiyle başlamıştır. Bu tarihten sonra karşılıklı düşmanlık tırmanarak artmış, bazen Filistin toprakları, bazen Lübnan, Suriye-İsrail anlaşmazlığının mücadele alanları haline gelmişlerdir. Suriye ve İsrail’in bölge politikaları ve müttefik tercihleri bu anlaşmazlık etrafında şekillenmiştir. Nitekim Suriye, İran ile stratejik işbirliğini, Lübnan Hizbullah’ı ve HAMAS ile ilişkilerini İsrail’e karşı güçlü bir blok oluşturma amacıyla tesis etmiştir. İran bu anlaşmazlıktan bölgesel hedeflerine hizmete edecek şekilde faydalanmakta, İsrail içine kadar uzanan bir etki alanının imkánlarını kullanmaktadır. Sorunun çözümü için iki tarafın farklı ve barıştırılması güç talepleri bulunmaktadır. İsrail, Suriye’nin HAMAS ve Hizbullah’a desteğini kesmesini, HAMAS lideri Halid Meşal’in sınır dışı edilmesini, boşaltılacak toprakların silahlardan arındırılmış bölgeler olmasını istemekte, sınırın güvenlik ihtiyaçlarına göre şekillenmesi gibi koşullar öne sürmektedir. Suriye barış-için-Golan ön şartı ile hareket etmektedir. Golan tepeleri su rezerveleri barındıran, stratejik konuma sahip, ekilebilir alanları ile önemli bir toprak parçasıdır. Suriye, sınırın 1967 savaşı öncesi haline gelmesini istemektedir.

Suriye-İsrail görüşmeleri açısından en umutlu dönem 1991 Madrid Çerçevesi sonrası başlayan süreçte ortaya çıkmıştır. Ancak kısa sürede hem bölgesel sorunlar, hem de ikili ilişkiler bağlamlarında sorunların çözümü ile ilgili oluşturulan kanallar kapanmıştır. ABD gözetiminde 1996 Wye River ve 2000 Shepherdstown görüşmeleri sonuçsuz kalmıştır. 1998’de gerçekleşen gizli görüşmeler, ümit vermekle beraber görüşmeleri başlatamamıştır. ABD’nin Suriye ile gerilen ilişkileri, Suriye’nin Lübnan’daki varlığı ve Hariri suikastı barış görüşmelerinin başlamasını engelleyen faktörler olmuştur.

Türkiye’nin hem İsrail hem Suriye ile üst düzey karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdiği 2004 yılında tarafların isteği ile başlatmak istediği arabuluculuk süreci Amerika’nın olumsuz tavrıyla yarım kalmıştır. ABD, Suriye’yi teröre yardım etmekle suçladığı için, İsrail’in barış görüşmelerini başlatma girişimi içinde olmasına sıcak bakmamıştır. Türkiye iki tarafla olan iyi ilişkilerini bölgede barış ve istikrara katkıda bulunacak şekilde kullanmaya devam etmiştir. 2006 İsrail-Hizbullah savaşında Başbakan Erdoğan, Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu’nu Şam’a göndererek krizin daha fazla tırmanmamasını, kaçırılan İsrailli askerin teslimi için çaba harcanması gerektiği mesajını iletmiştir. Krizin arkasından Lübnan’a BM güdümünde yerleştirilen barış gücü içinde Türk askerleri yer almıştır.

Eski düşman dost olur mu?

2007 yılında Türkiye’nin İsrail ve Suriye arasında görüşmelerin başlaması için arabuluculuk yapması yeniden gündeme geldi. Erdoğan’ın Nisan 2008’te Suriye’ye gerçekleştirdiği ziyarette arabuluculuk konusu gündeme geldi. Türkiye her iki tarafın mesajlarını birbirine iletti, istenen güvenceler konuşuldu, aracılı görüşmelerin gerçekleşmesi için ortam hazırlandı. Nihayet 21 Mayıs’ta İsrail ve Suriye yetkilileri Türkiye’nin gözetiminde aracılı görüşmelere başladıklarını ilan ettiler. Türk diplomatlar tafralarla ayrı ayrı görüşmekte ve bu görüşmeleri taraflara aktarmaktalar. Dışişleri Bakanı Ali Babacan ilk görüşmenin olumlu geçtiğini ve bunun devam edeceğini bildirdi. ABD yönetimi ve AB’den olumlu mesajlar geldi. Uluslararası medya Türkiye’nin Ortadoğu’da artan önemine ve Suriye-İsrail doğrudan görüşmelerinin başlama ihtimaline vurgu yapmakta. Türkiye’nin Ortadoğu’da yükselen ince gücünün sonucu olarak bölgesel ve uluslararası güvenliğe katkıda bulunacak bir girişim başlatılmış ve ilk aşama başarıyla aşılmıştır. Ancak Babacan’ın ifade ettiği gibi uzun ve zor bir süreç söz konusudur.

Tüm Ortadoğu’da barış

Türkiye’nin değişen bölgesel algılaması, aktif ve çok boyutlu dış politikası ülkenin dış politika ufkunu genişletmektedir. Ortadoğu’da bölgesel meşruiyete dayalı, barış ve istikrarı pekiştirici politikalar izleyen Türkiye, bölge ülkeleri nezdinde bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Türkiye, Ortadoğu’nun kaotik uluslararası sisteminde barış üretme ve bölgede bir güvenlik ve istikrar koridoru açma gayreti içindedir. Bu amaca sivil ve ekonomik gücünü kullanarak ulaşmaya çalışmakta, bir anlamda bölgenin yükselen ince gücü olarak hareket etmektedir. Bu ince gücün faydalarından biri olarak Suriye-İsrail arasında doğrudan görüşmelerin başlaması için arabuluculuk oynama misyonu ortaya çıkmıştır. Türkiye bu imkánı, tarafları yakınlaştırmak, güven inşa etmek ve sonuçta İsrail ve Suriye’nin sonuç üretecek şekilde görüşmelere başlamalarını sağlamak için kullanmaktadır.

Türkiye’nin arabuluculuk rolünü üstlenmesi İsrail ve Suriye ile zor süreçlerin atlatılarak yapıcı ve iyi ilişkilerin tesis edilmesi, Ortadoğu ülkelerinin güvenini kazanması, ABD ve AB gibi uluslararası güçlerin desteğini kazanması ile ortaya çıkmıştır. Bölgesel ve uluslararası ilişkileri açısından bakıldığı zaman, Türkiye’nin arabulucu ya da kolaylaştırıcı rolünün bu sorun ile sınırlı kalmayacağını, başta Filistin sorunu olmak üzere bölgenin diğer kronik sorunlarının çözümünde gündeme geleceği söylenebilir. Suriye-İsrail görüşmelerini hedefleyen girişim başarılı olsa bile, doğrudan görüşmelerden sonuç çıkmayabilir.

Ancak bu süreç ve girişimin ortaya koyduğu olgu Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasında ince gücü ile barış, güvenlik ve istikrarın tesisinde olumlu rol oynayacak etkili bir konuma ulaşmış olduğudur.


Kaynak: stargazete

Kayıtlı

Köksal AYDIN
Moderator
*****

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« Yanıtla #1 : 20 Mart 2009, 15:25:54 »

İsraille aramızda tatsızlık yaşansa da genelde tarihten gelen iyimser bir hava var.Bunu kullanarak bazı durumları barış için kullanabiliriz.Gerçi bulunduğumuz konum biz istemesek de bunu gerektiriyor.
Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
lesmer3366
VIP Üye
******

Performans: 51
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 819



« Yanıtla #2 : 20 Mart 2009, 17:38:51 »

Tüm bu arabuluculuk barıştırma vs boşa gibi geliyor. İsrail'in tarihden gelen malum hedefleri var. Barış ancak israile göre bu hedeflere ulaşılma oranında sağlanır gibi görünüyor. Şu anda Batı Şeria nın kalbine doğru  ilerliyor. Yeni yerleşim yerleri kurarak buralardan yavaş yavaş filistinlileri sürüyor. Filistin konusunda hedeflerine çok yaklaştılar. Bu arada biz de barış fantezileri yapıyoruz. Acaba nezaman barış olur?, filistin devleti ne zaman kurulur? Vs Vs
Bu arada barış suyu projesi, yumurtalık petrol boru hatlarının Hayfa' ya kadar uzatılması, gaz hatlarının Türkiye üzerinden İsraile uzatılması gibi İsraili güçlendirici iyilikler yapacak gibi görünüyoruz. Tabi masum amaçlarla (BARIŞ)
Kayıtlı
Kıraç
VIP Üye
******

Performans: 479
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1014


« Yanıtla #3 : 20 Mart 2009, 20:21:35 »

Sami hocam konu paylaşımı için çok teşekkürler..........
Türkiye  sahip olduğu jepolitik konum üstünlükleri nedeniyle gerek dünye genelinde gerekse bulunduğu  bulunduğu coğrafya itbarıyle  caydırcı  ve egemen bir güçtü. Ancak son 6-7 yıldır  Türkiye'nin milli  dış politikasına ve ulusal duruşuna birşeyler oldu.. Türkiye arabuluculuk sevdasına düştü..Tabi son yıllarda  izlenen tavizkar politikalar sonucu kimse Türkiye'yi dış politikada  ciddiye almiyor... Türkiye ile görüşüyorlar  Türkiye'nin önerilerini dinliyorlar ancak bir yolunu bulup Türkiye'yi devre dışı birakiyorlar.. Bunun son örneğini geçen haftalarda gördük hem Suriye hem de iran resmi açıklama yaptı arabuluculuk için Türkiye'ye ihtiyacımız yok.. Bu Türk dış politikasının iflası demektir. Gerçi son yılarda baktığımızda hangi dış politikamız iflas etmedi  ki?...
Kayıtlı

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TÜRKİYE'NİN GEÇMİŞİ DEĞİL, GELECEĞİDİR....
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic