Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uzungöl Tartışması ve Gerçekler...  (Okunma Sayısı 23048 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
DoguateS
Doğu ATEŞ
VIP Üye
******

Performans: 1781
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1125



Site
« : 20 Mart 2009, 22:58:07 »


Uzungöl bilindiği gibi bir göldür... Bu göl bildiğimiz göllerdendir.
Kayıtlı

kt
VIP Üye
******

Performans: 649
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3775



« Yanıtla #1 : 20 Mart 2009, 23:11:00 »

   Bilgi paylaşımınız için teşekkürler...   Öğretmenim fotoğraflar bende kırmızı x olarak görünüyor.
Kayıtlı

Dünyayı güzellik kurtaracak...
rhturk
VIP Üye
******

Performans: 627
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2026


...zamana bıraktım...


« Yanıtla #2 : 20 Mart 2009, 23:27:34 »

Doğu hocam bilgilendirme ve paylaşım için teşekkürler..
Kayıtlı

C o ğ r a f y a     a y a k l a     y a z ı l ı r ..
karayel
VIP Üye
******

Performans: 507
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1246



« Yanıtla #3 : 20 Mart 2009, 23:37:59 »

Hocam bu değerli bilgilendirme için teşekkürler.
Kayıtlı
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #4 : 21 Mart 2009, 00:03:35 »

Doğu hocam teşekkür ederim.. Gerçekten dediğin gibi bu konu belki de Türkiye coğrafyasında en çok tartışılan konulardan birisi. Pek çok kaynakta da iki farklı şekilde yer almakta oluşumu. Yazdığın makale ve sunduğun kanıtlar umarım bu tartışmayı sonlandırır.Ama merak etme, bu makaleyi okumayan birileri de çıkıp başka şeyler söylemeye devam edecek bir süre sonra..
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #5 : 21 Mart 2009, 00:18:24 »

Tam tersi bazı şeyleri bırakmamayı en çok bunun için istemelisin Doğu.Bak, ne mail grubunda ne de burası gibi ortamlarda yada ders kitaplarında bu kadar detaylı açıklama yapılmamıştır bu konuda yada ben rastlamadım.
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #6 : 21 Mart 2009, 00:20:41 »

Mail grubundaki mailleri incelemişsindir umarım. İngilizce öğretmeni arkdaşın gönderdiği müzükli sunu kesin kanıtlıyormuş alüvyon set gölü olduğunu. .
ben sunuyu göremedim ama bir arkadaş şunu yazmış: Yukarıdaki sunu belki birçoğunuzun değişik sunulardan tanıdığı Cem Yurtsev adlı İngilizce öğretmeni bir arkadaşımıza ait. Bu sunuda da Uzungöl heyelan set gölü olarak verilmiş . (Cem Bey bilgiyi nereden almış bilmiyoruz.  ) Ama görüntüler heyelan olmadığını çok iyi gösteriyor. Coğrafyacı gözüyle izlemek başka bir şey.  Sununun foğraflarını belki kullanmak istersiniz. Kolay gelsin.
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
onur aksakal
Genel Moderator
*****

Performans: 161
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 213



« Yanıtla #7 : 21 Mart 2009, 09:48:44 »

valla Doğu yine harika bir yazı yazmışsın. Uzunca bir süredir olan bir tartışmaya son noktayı koydun. Çok Teşekkürler.
Kayıtlı
kt
VIP Üye
******

Performans: 649
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3775



« Yanıtla #8 : 21 Mart 2009, 11:36:20 »

Aynı yazının pdf veriyonu aşağıdadır. Bu şekli ile daha okunaklı. Bende bu resim ekleme konusunda beceriksizim. Özür dilerim...

http://www.dosya.tc/Uzung_l.pdf.html

    Çok güzel bir paylaşım. Emeğine , yüreğine sağlık...
Kayıtlı

Dünyayı güzellik kurtaracak...
Zeki GÜRBÜZ
Genel Moderator
******

Performans: 1698
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3882


Çine Anadolu Öğretmen Lisesi


« Yanıtla #9 : 21 Mart 2009, 11:45:35 »

Bilim,araştırma,inceleme=Doğru Bilgi Teşekkürler Doğu Hocam...
Kayıtlı



    
       
        YURDUM
Ağladığım senin içindir
Güldüğüm senin için
Öpüp başıma koyduğum
Ekmek gibisin...
Köksal AYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« Yanıtla #10 : 21 Mart 2009, 16:34:22 »

Öncelikle herkese iyi akşamlar diliyorum!

Uzungölle ilgili Alüvyon set gölü mü yoksa heyelan set gölü mü tartışmaları sanırım yeni bir boyut kazandı.İş, olayı ispat etme kaygısından ziyade karşıdakileri bazı sıfatlarla etiketleme durumuna dönüştü.

Burada bana da bazı göndermeler olduğu için onlarıda cevaplayalım.

Uzungölün Alüvyon set gölü olduğunu söylemek eğer yanlışsa ve bunu söyleyenleri bilimdışı ilan etmeyi gerektiriyorsa sanırım yaklaşık 5000 coğrafyacının büyük bir kısmı  bilimdışı oluyor.Ayrıca bir kaç akademisyen hariç çoğu akademisyenleri de bu gruba dahil ettik gitti.

Bunun dışında bizim hatamız her halde her başlığa hemen atlamak oluyor.Öyle ya "onlarca kişi yorum yapıp konu açıklığa kavuştuktan sonra yorum yazmak"  varken neden hemen muhabbete katılalım ki, değil mi?

Ayrıca heyelanın ne olduğunu jeolojik kavram kargaşasından ziyade defalarca yaşayan biri olarak şunu da ekleyebilirim.İlk ve ortaokul yıllarımda anneannemin yanına köye gittiğimizde heyelan nedeniyle pek çok yerden kapanan köy yollarını açma çalışmalarına dayılarımla çok katılmışımdır.Bu anlamda heyelanı çok iyi bilirim.

Lafı fazla uzatmadan son cümlelerimi yazayım.

Üç günlük dünyada bugün varız yarın yokuz.Karşımızdaki insanları hatalarından dolayı yaftalamadan önce biraz düşünelim.Acaba yeni bir şey mi ürettik yoksa bazı şeyleri tüketiyor muyuz?

Bu itibarla bazı arkadaşların gitmesine gerek yok biz çoktan gittik.Gidelim ki her taraf bilimsel olsun.

Tüm arkadaşlara başarılar diliyorum.
Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
Kıraç
VIP Üye
******

Performans: 479
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1014


« Yanıtla #11 : 22 Mart 2009, 00:08:13 »

Doğu hocam konu için teşekkür ederim..bu mesajı yazmamın amacı eski adıyla "Şarah Gölü" yeni adıyla Uzungöl olan bu gölümüzün alüvyal mı yada heyelan set gölü mü  olduğunu belirtmek için değildir. Mesajımın amacı bilime bakış açınızın pek sağlıklı olmadığı konusundadır.
Bilimde her zaman farklı görüşler vardır. ve olmalıdır da.. Bilimde şüphecilik ve sorgulama olmasa  bilimin bir anlamı kalmaz.. Konuyu açma nedeniniz olarak bazı coğrafyacı arkadaşlarmızın  Uzungölü alüvyal göl olarak kabul etmelerinin yanlış ve bilim dışı olduğunu belirtmişsiniz..Bu doğru bir yaklaşım değildir.. çeşitli bilim adamlarının farklı görüşlerini oraya yazmışsınız gördüğünüz gibi herkes göl oluşumu hakkında farklı düşünüyor.. Bu durumu bilim dışı olarak değerlendirmek pek bilimsel bir duruş olamamaktadır. Kaldıki çeşitli araştırıcların yaptığı bir çalışmayı yanlışın kaynağını göstermek gerçekten bilim adına çok üzücü bir durum..
Verdiğiniz örneklerden biri Prof. Dr. Barış Mater hocamızın uzungöl hakındaki değerlendirmesidir. Barış hocamız Uzungölün oluşumunu heylan set gölü olarak değerlendirmiştir.
Barış hoca ile aynı üniversitede (İst. Üniv)hatta odaları aynı koridorda olan Prof Dr. M.Yıldız Hoşgören hocamız ise Uzungölü alüvyal set gölü olarak değerlendirmektedir. Sizin değerlendirmelerinize ve bilimsel bakışınıza göre her iki profesörden biri bilim dışı değerlendirme  yapmış oluyor.
" Trabzon'un Çaykara ilçesinde Haldizan Deresi üzerinde yer alan Uzungöl de birikinti konisi setine bağlı olarak meydana gelmiştir."
HİDROĞRAFYA'NIN ANA ÇİZGİLERİ - 2 GÖLLER
sayfa 22
Prof. Dr. M. Yıldız Hoşgören
Çantay kitabevi-2004

Sayın hocam bilim yapmak kadar bilimi anlamakta çok zor ve önemli bir iştir. O yuzden yazdığımız ve belirtiğimiz her yoruma dikkat etmemiz  gerektiğine inaniyorum..
Kayıtlı

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TÜRKİYE'NİN GEÇMİŞİ DEĞİL, GELECEĞİDİR....
ihsancicek
VIP Üye
*****

Performans: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 267


« Yanıtla #12 : 30 Mart 2009, 07:28:11 »

Bir arkadaşımın uyarısı ile “Coğrafya. Biz” adlı internet sitesinde Akkan E., Doğu A. F., Çiçek İ., Gürgen G., Yiğitbaşıoğlu H., Somuncu M., tarafından Ankara Üniversitesi, Türkiye Coğrafyası Araştırma ve Uygulama Merkezi, Türkiye Coğrafyası Dergisi’nin 2. sayısında yayınlanan “Uzungöl” isimli makale hakkında bazı eleştiriler yapıldığı hakkında bilgi sahibi oldum. Makalenin yazılmasına katkıda bulunan kişilerden biri olarak eleştiri yazısında geçen bazı kavramlar ve yanlışlıklarla ilgili olarak yazarların tümü değil, şahsım adına açıklamalarda bulunacağım. İlk olarak internetteki yazı şekli hatalar yönünden değerlendirilecek, daha sonra bazı bilimsel değerlendirilmelerde bulunulacaktır.

   İlk önce bilimsel bir çalışma yapılmışsa bu internet sitelerinde değil, bilimsel dergilerde yayınlanarak konu ile ilgili tüm kişilerin erişimi sağlanmalıdır. Çünkü bilimsel bir dergide yayınlanmayan yazıları bir makale olarak kabul etmek olanaklı değildir. Bu nedenle bu yazı bilimsel bir çalışma olarak kabul edilemez. Nitekim Mater ve Ertek yaptıkları çalışmada farklı bir sonuca ulaşsalar da bunu bilimsel bir ortamda sunmuş ve tartışmışlardır.

   Bir konuda açıklama yapılacaksa kaynakça tam olarak verilmelidir. Örneğin; kaynak oluşturan iki ana eser de yanlış bibliyografik açıklamalarla verilmiştir. Metinde ve kaynakçada Akkan vd. (1993) için verilen açıklama yanlıştır. Derginin yayın yeri olarak A:Ü., DTCF, TCAUM Ankara adresine atıfta bulunulmaktadır. Oysa bu derginin DTCF ile hiçbir ilgisi yoktur. Dergi Ankara Üniversitesi Rektörlüne bağlı bir araştırma ve uygulama merkezinin yayın organıdır. Yine metinde Mater ve Ertek tarafından Uzungöl hakkında bir makaleden bahsedilmektedir. Ancak böyle bir makale yoktur Bu sadece bir kurultayda sunulmuş bildirinin özetidir. Tam metinli bir bildiri de değildir, bu nedenle herhangi bir haritaya ve detaya ulaşmak mümkün değildir. Bilimsel bir şeyler yazmaya çalışanların ve bu konuda iddialı olanların makale, tam metinli bildiri ve bildiri özeti kavramlarını da iyi bilmesi gerekir.

   
İnternetteki yazı “Uzungöl ile ilgili bilimsel yanlışlığın kaynağı 1993 yılında hazırlanmış olan…..” cümlesi ile başlamaktadır. Bilimsel bir çalışma ve eleştiri direkt sonuç cümlesi ile başlayamaz. İlk önce bilimsel bulgular ortaya konur, onlar yorumlanır ve sonuca ulaşılır. Buna göre de daha önce bu konuda yazılmış bilimsel çalışmalar tartışılarak, eleştiri ve değerlendirilmelerde bulunulur.

   Yine bu arada yazılmış her kitabı bilimsel bir çalışma sonucunda yazılmış olarak kabul etmek mümkün değildir. Hangi düzeyde yazılırsa yazılsın kaynak kitaplar bilimsel bir araştırma ürünü olmayıp o konuda yazılmış yayınların değerlendirmesi ile oluşmuş genel çalışmalardır. O nedenle yazarın yazısında belirttiği ve bilimsel hataları tekrarlamak ve bilimsel gelişime engel olmakla suçladığı yazarlara haksızlık yapılmaktadır. O konuda arazi çalışması yapmayan sadece yayınlara atıfta bulunanlardan özgün sonuca ulaşmalarını beklemek ne kadar bilimseldir tartışılır. Yine yazar “bir şeyleri konuşmak ve söylemek için gereken tek şey akademik unvanlardan çok bilgi, görgü ve deneyimdir” demektedir. Elbette bilimsel çalışma için mutlak şart akademisyenlik değildir ancak yazarın hangi bilimsel yayınları vardır? Bu konuda herhangi bir bilgi sahibi değilim. Bu nedenle yazarın bilgi, görgü ve deneyimi konusunda yorum yapmayacağım. Yazar eğer bana yayınlarını gönderirse sevinir zevkle okuyarak yazarın bilgi, görgü ve deneyimi hakkında bir fikir sahibi olabilirim. Bu arada bir öğrencinin kendini yetiştiren ve bu satırları yazan kişinin en az yaşı kadar akademik ve bilimsel deneyimi olan akademisyenlerden daha görgülü ve deneyimli görmesi hangi ruh halini yansıtmaktadır. Bu ruh hali konusundaki yorumu sağduyulu okuyucuların takdirine bırakıyorum.

   Bilimsel bir çalışmada üslup çok önemlidir. Yazılarda rencide edici olmamak, açıklıyorum ama hala anlattıklarımı kavramayıp hata yapmakta ısrar ediyorlar diye bir gurup meslektaşı suçlamamak gerekir.

   İnternet yazısının bilimsel olarak değerlendirmesine gelince, yine ilk önce yer bilimleri ile uğraşanların bilimsel çalışmanın nasıl yapılması gerektiğini açıklamak faydalı olacaktır. İlk önce olay tanıtıldıktan sonra eldeki veriler ve bulgular yansız olarak ortaya konur, daha sonra bu veri ve bulgular tartışılır, bunlar sonuç haline dönüştürülür. Yerbilimlerinde her zaman kesin sonuçlara ulaşılması mümkün olmayabilir Önemli olan verilerin ve bulguların bilimsel olmasıdır. Yerbilimlerinde parametrelerin çok fazla olması aynı bulgularla farklı yorumların yapılmasına neden olabilir. Bu durum bilimsel bilginin gelişmesi ve daha doğruya ulaşılabilmesi için bir fırsat oluşturur. Bilim ancak bilimsel verilerin doğrulanması ile gelişebilir.

   Mater ve Ertek (1993) tarafından sunulan ve özü basılan bildiride Uzungöl, düzlemsel kayma ile oluşmuş bir heyelan gölü olarak nitelendirilmektedir. Eğer göl yazarların nitelediği gibi oluşsaydı o halde düzlemsel kaymanın bir taç kısmı ve kopan kısmın düzlemsel olarak hareket ettiği kayma yüzeyinin arazide görülmesi gerekirdi. Oysa arazide ne bir taç kısmını ne de düzlemsel kayma yüzeyini görmek mümkündür.

   İnternet yazısında ise heyelanın oluşumu Mater ve Ertek (1993)’ten farklı olarak anlatılmaktadır. Bu yazıda akma tipi bir heyelan oluşumundan bahsedilmektedir. Google Earth’ten alınan görüntülerde de heyelana ait taç kısmı, akma kanalı ve topuk kısmı işaretlenmiştir. Topuk kısmındaki birikinti içindeki ağaç kalıntıları da heyelana kanıt olarak sunulmuştur. Yine yazının açıklama bölümünde Uzungöl’ün alüvyal set gölü olmadığı “bir bölgede alüvyon set gölü oluşabilmesi için o sahada eğim değerlerinin oldukça az olmasının gerektiği, çoğunlukla eğim değerlerinin azlığının bir alüvyon set gölü oluşumu için yeterli olmayacağı, bunun yanında sahanın tektonik etkenlerle alçalması gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca bir akarsuyun diğerinin önünü kapatabilmesi, iki akarsu havzasının klimatik ve litostratigrafik olarak farklı özellikler de taşıması ile mümkün olabileceği, örneğin Ankara’daki Mogan ve Eymir gölleri bunun tipik bir örneğidir” şeklindeki bir açıklama ile çürütülmeye çalışılmıştır. Alüvyal set gölünün oluşumu için eğimin az olması diye bir koşul öne koymak ancak jeomorfolojik süreçleri iyi değerlendirememekle ilgili olmalıdır. Doğada görülen bütün olayları örnek bir olaya sığdırmak çok yanlıştır. Verilen örneğin az eğimli olması eğimi fazla olan yerlerde alüvyal sed gölü olmayacağı anlamına gelmez. Ayrıca Uzungöl’ün ayağının bulunduğu yerde Haldizen Deresi’nin yatak eğimi % 10-20 arasında değişirken, gölün yukarı çığırında (alüvyal dolgu sahasının gerisinde) % 5 kadardır. Yani belirgin bir eğim kırıklığı arazide görülmektedir. Yine açıklamada iki akarsu havzasının litostratigrafik ve klimatik bakımdan farklı özellikler taşıması gerekmektedir denilmektedir. Bu durum kaç akarsuda görülür bunu yazara sormak gerekir. Bir akarsuyun ikinci derecede kolunu oluşturan küçük bir akarsuyun nasıl olupta farklı bir iklim alanında olması ve aynı zamanda farklı bir litostratifrafik yapıda olması beklenir. Yazarın örnek olarak verdiği Mogan’da hangi klimatik ve litostratigrafik farklılıklar vardır? Burada önemli olan yan derenin eğimi dolayısı ile hızının- erozyon gücünün ve taşıma gücünün fazlalığıdır. Eğer böyle olmasaydı pek çok büyük akarsu yan derelerin getirdiği alüvyonlar yüzünden menderes çizmeye zorlanırmıydı! Hele yazarın alüvyal bir set olabilmesi için oranın tektonik olarak alçalması gerekir şeklindeki açıklaması akıllara zarar bir olaydır. Yazar böyle bir örneği dünya üzerinde görmüş müdür? Bu konudaki engin bilgi birikimi ve deneyimi ile bu konuyu açıklarsa sevinirim. Ayrıca tektonik olarak alçalma sadece ana kolda mı görülmektedir? Yan kolda hiçbir değişim olmamakta mıdır? Ana kol ve yan kol aynı şekilde alçalıyorsa akarsuda hangi dinamik değişiklikler oluşmaktadır ve bu da alüvyal set oluşumunu nasıl tetiklemektedir? Bu konuda yazarın görüşlerini bilmek isterim.

   İnternet yazısında belirtilen heyelan açıklamasına gelince, heyelan yazıya göre 3 bölümden oluşmaktadır. Taç kısmı, kayma oluğu ve topuk kısmı. Gerek arazi çalışmaları gerekse 1/25.000 ölçekli topografya haritalarının incelenmesi sonucunda arazide herhangi bir taç kısmı görmek mümkün değildir. Bu taç kısmı zannedilen kısım, esasında talveg eğimi % 100 den fazla olan bir yan derenin toplak kısmıdır. Toplak kısmının yarım huni şekli de bunu doğrulamaktadır. Yine yazar tarafından taç kısmı olarak gösterilen kısım volkanik kayaçların üstünde yüzeyleyen kireçtaşının geri aşındırılması ile oluşmuş toplak kaşıdır. Bu bazen taca benzeyebileceği gibi bazen Honaz Dağı’nda olduğu gibi sirke benzemektedir. Heyelanın taç kısmında olması gereken çatlak sistemlerini burada görmek mümkün değildir. Yine burası bir heyelan tacı ise önündeki oluğun da heyelanın kopan kütlesi tarafından açılması gerekmektedir. Oysa bu kadar derin bir oluğun kayan bir kütle tarafından açılması mümkün değildir. Bu oluk bir kayşatın boğaz kısmıdır ve akarsu topografyası özelliği taşır. Yukarıdan akan bir heyelan kütlesinin zorlaması ile açılan bir oluk nasıl bu kadar düz yamaçlı olabilir. Buralarda çatlaklar ve kopmalar gelişmez? Oluğun şekli ile bunun her iki yanındaki yan derenin boğazı arasında şekil bakımından hiçbir fark yoktur. Yine yazıda topuk kısmının sonradan heyelan breşi ile örtülüp koni görünümü ile kazandığı ifade edilmektedir. Böyle bir gelişim mümkün değildir. Kopan ve büyük bir kanaldan akan kütlenin topuk kısmında da büyük çatlakların olması gerekir. Bu çatlakların sonradan kapanması mümkün değildir. Yazar biriken kütle içerisindeki ağaç kalıntılarının heyelanın kanıtı olduğunu belirtmektedir. Bulunan ağaçlar pek çok şeyin kanıtı olabilir. Bu söylendiği gibi heyelan kanıtı olabileceği gibi kayşat veya çığın da kanıtı olabilir. Bu nedenle biriken malzemenin sedimantolojik özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Eğer yazarın belirttiği gibi büyük bir alandan sökülen bloklardan oluşan bir heyelanın topuk kısmı olsaydı içinde büyük kaya bloklarının daha fazla olması ve ince materyalin daha az olması gerekirdi. Oysa yazar yaptığını söylediği arazi çalışmaları sırasında orman içinde de dolaşsaydı arazide fiziksel ufalanmanın ne kadar fazla olduğunu ve yamaçların bunlarla kaplı olduğunu görebilirdi. Yine orman üst sınırında Pleistosen buzul şekilleri görmek mümkündür. Bu alanda fiziksel ufalanma hızla devam etmektedir. Yani yan derelerin toplak alanları ani şiddetli bir yağışla harekete geçmeyi bekleyen fiziksel ufalanma malzemeleri ile doludur. Yazarın heyelan breşi olarak zannettiği malzeme de bunlardır. İşte yamaçta hazır bekleyen bu malzeme hızla yamaç aşağı hareket etmiş ve içine ağaçları da alarak yamaç aşağı hareket ederek birikmiştir. Bu olayın bir benzeri 13 Temmuz 1995 Senirkent’te oluşan çamur akmasında da yaşanmıştır. Uzungöl’deki birikinti incelendiğinde birikintide blok miktarının çok az olması, köşeli malzemenin kum, kil boyutlu hamur içinde yoğrulmuş halde olması boylanma ve derecelenme görülmemesi biriken malzemenin yoğun su içeriği ile hızlı hareket ederek biriktiğini göstermektedir. Yani Uzungöl oluşumunun heyelan ile bir ilişkisi yoktur.

Sonuç: Eleştirmek kolay ama bilimsel bir makale yazmak zordur. Bu hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalı ve eleştiriler de bilimsel kriterlere uygun olmalıdır. Kişisel haklara müdahaleden uzak durulmalıdır.

   Uzungöl bir alüvyal set gölüdür. Heyelan seddi ile ilişkisi yoktur.
   Doç.Dr.İhsan Çiçek
Kayıtlı
Melik
VIP Üye
******

Performans: 123
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 567


« Yanıtla #13 : 30 Mart 2009, 08:16:22 »

Saygıdeğer İhsan Çiçek hocam. Sizi kutluyorum ve çok teşekkür ediyorum. Sizi her zaman gerçek bir coğrafyacı olarak takdir edeceğim. Burada hem coğrafya dersi, hem de üslup dersi verdiniz. Çalışmalarınızda her zaman başarılar dilerim.
Kayıtlı
cografya_1
Sürekli Üye
***

Performans: 9
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 120



« Yanıtla #14 : 30 Mart 2009, 09:18:02 »

İhsan hocam, ben de sizi kutluyor ve bu konudaki duyarlılığınıza teşekkür ediyorum.
Ben, uzun yıllar bölgede arazi çalışması yapan Mater, Ertek ve Turoğlu hocalarımın öğrencisi olarak yıllardır Uzungöl'ü heyelan seti gölü olarak anlattım.
(Şüphesiz biz öğretmenlerin çok fazla arazi çalışması ve araştırması yapma olanağı olmadığı için yapılan çalışmalara güvenerek fikir beyan edebiliyoruz)
Şimdi tam da bu noktada!!
Arazide herhangi bir çalışma ya da bir ölçüm yapmadan, kendi fikirlerimizi bilimsel bir çalışma veya kabul görmüş bir teori gibi göstermeye çalışamayacağımızı; hele bu konuda meslektaşlarımızın üzerine basarak bir yere zıplayamayacağımızı; bilimsel bir tartışmada karşımızdakine saygısızlık yapamayacağımızı; bu tür tartışmalar sırasında etik değerlerden uzaklaşamayacağımızı...
bize hatırlattığınız için,
sonsuz teşekkürler, saygılar...

Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic