Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mutlu Köy'ün Ekolojik Öyküsü  (Okunma Sayısı 4289 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Fatih Oğuz
VIP Üye
******

Performans: 45
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 568


« : 02 Aralık 2008, 19:52:10 »


Prof. Dr. Kani IŞIK' ın " Çevre Sorunları Biyolojik Çeşitlilik ve Orman Gen Kaynaklarımız" kitabında yayınladığı ve aynı zamanda Bilim Ve Teknik Dergisinde 148(3): 14-18, 1980 tarihinde yayınlanan "Mutlu Köy'ün Ekolojik Öyküsü " isimli makale aşağıdadır.

Mutlu Köy'ün ekolojik öyküsü 


Bundan otuz yıl kadar önce Toroslar'ın meşe ve çam ormanlarıyla kaplı tepeleri arasında bir vadi uzanıyordu. Buradan geçen Mutlu Dere'nin suları vadinin ortasında kurulmuş olan Mutlu Köy'ün topraklarına can vere vere Akdeniz'e doğru akıp gidiyordu. Dere boylarında ılgınlar, zakkumlar, çınarlar; vadi yamaçlarında çamlar, sandallar, harnuplar büyüyüp gelişirdi. Boy boy sarmaşıklar, yaban asmaları göklere doğru yükselen ağaçlara dostça sarılırlar, onlarla içiçe yaşarlardı.

Mevsimi gelince erguvanlar, ladenler, fundalar, kekikler ve meyve ağaçları renk renk çiçekler açar; bal arıları çiçekten çiçeğe konarak köylüler için petek petek bal yaparlardı. Başka bir mevsimde erikler, böğürtlenler, üzümler olgunlaşır; bağlar ve bahçeler arasında bazen bir çalı kuşu, bazen de bir şafak bülbülü çevreye ezgiler saçardı. Bu kuş sesleri ılık bir kış gününde bile arı vızıltıları, horoz ötmeleri ve koyun melemeleri ile doğaca kaynaşır, insan ruhunu okşayan bulunmaz bir birlik oluştururlardı.

Mutlu Vadi' nin ormanlarında alageyikler, karacalar, tavşanlar dolaşır; yamaçlarında keklikler, yaban güvercinleri alay alay uçar; derelerinde sazanlar, alabalıklar grup grup yüzerdi. Köyün çevresinde "zararlı" diye bilinen, ama gerçekte kendilerine özgü görevleri ve doğal dengenin sürdürülmesinde birçok yararları olan hayvanlar da vardı. Kümeslere kur yapan tilkiler, ekin tarlalarına saldıran yaban domuzları, otlaklardaki başı boş gezen evcil hayvanlara ara sıra saldıran kurtlar, ayılar, sırtlanlar ve öteki etoburlart bunlardan birkaçıydı.

Ve nihayet Mutlu Vadide, yüzyıllardır yaşam kavgası veren Mutlu Köy'ün halkı vardı. Vadi tabanındaki bereketli toprakları ekip biçerler; tarım, hayvancılık ve arıcılıkla geçinirlerdi. Köyde avcılık da yaparlar; av hayvanlarını mevsiminde, mertçe ve yiğitçe avlarlardı. Ayrıca bahar aylarında, Mutlu Dere'de bol bulunan sazanları, o yöreye özgü ve ancak büyük balıkları tutan tuzaklarla yakalarlar; komşu köylere bile balık satarlardı.

Yirmi yıl önce Mutlu Köy'e ilk orman yolu ulaştı. Yüzyıllardır değerlendirilemeyen orman ürünleri değerlendirilecek, ülke ve köy ekonomisi canlanacaktı. Mutlu köylüler çiftçilik yanında işçilik de yapmaya başladılar. Orman yollarını seve seve yaptılar. Sonra hektarlarca alanda ağaçlar kesildi. Yaşlılar gidecek, yerlerine yenileri dikilecektir. Ormancılık tekniği böyle demektedir. Şaşmaz bir doğa yasasının gözetilmesidir bu.

Orman yolu, Mutlu köyden "uygarlığa doğru açılan bir pencere" oldu. Vadinin av hayvanları ve av kuşları çevrede ün yaptığı için ova köylerinden ve kentlerden Mutlu Vadi'ye akın akın avcılar gelmeye başladı. Gelen avcılar bu hayvanları kitleler halinde ve insafsızca avlamakta, avcılığın mertlik ve soyluluğunu sanki daha çok öldürmekte bulmaktadırlar. Ayrıca bu avcılar, bazen kaza ile bazen de bile bile yangınlar çıkmasına neden olmakta, mutlu Vadi ormanları cayır cayır yanmaktadır.

Bu arada köyde nüfus da artmaya başlar. Vadi tabanındaki tarlalar yetmemekte, vadi yamaçlarındaki ormanlardan yeni yeni tarlalar açılmaktadır. Bir yandan her yıl olan yangınlar, öte yandan eğik yamaçlarda tarla açma işlemi araziyi çıplaklaştırmakta , toprağın verimli üst tabakalarının öbek öbek taşınmasına (toprak erozyonuna) yol açmaktadır. Çok geçmeden beklenmedik zamanlarda düzensiz yağmurlar, bunlardan da umulmadık şiddette seller olur. Vadideki tarlasında kurulu su motoru, serili ürünü, takılı hayvanı olan köylüler, sellerden malını , hatta canını kaybetmektedir. Vadideki düzlükler, dağlardan getirilen taş, çakıl ve molozlarla dolmakta, verimsiz ve kullanışsız hale gelmektedir.

Köylüler topraklarını kaybettikçe ürünlerini artırmanın yeni yollarını ararlar. Bir yandan yamaçlarda tarla açmalar sürüp giderken bir yandan da köye kimyasal gübreler gelmeye başlamıştır. Vadi tabanındaki ve yamaçlardaki tarlalara herhangi bir önbilgiye ve toprak incelenmesine dayanmadan, rastgele ve bol bol azotlu, fosforlu gübreler verilir. Köylüler bu ak tozlardan çok hoşlanırlar. Çünkü ürünler birkaç yıl için birkaç kat artmıştır. Bu arada ormana yapılan olumsuz baskı da bir süre azalır. Mutlu Köy halkı "yeşil devrimin" tadını çıkarmaktadır. Hemen her aile bir su motoru, bir traktör sevdasına kapılır. Bir traktör sahibi olmak, kişi için yaşadığı toplumda bir saygınlık ölçüsü sayılmaktadır. Ekilecek yerleri, yeteri kadar toprakları olmamasına rağmen, harçlanarak borçlanarak da olsa, hemen her beş aileden biri bir traktör sahibi olur. Traktörler, yılın büyük bir bölümünde hiç biriş yapmadan yatmakta, evlerin önünde "süs" eşyası görevi yapmaktadır.

Ancak ak tozların getirdiği mutlu günler de çok sürmez. Daha önce vadide hiç görünmeyen bilinmeyen çeşitten böcekler türemiş, ürünler yeniden azalmaya başlamıştır. Böceklere karşı yine rastgele ve bilgisizce bol bol ilaç serpilir. Onların çoğu ölür, ama bir yıl sonraki böcekler daha dayanıklı olarak ortaya çıkarlar. Köylüler ilaçların miktarını artırmaya, tarlalara daha sık ilaç serpmeye, daha çok masraf yapmaya başlarlar.

Gittikçe artan miktardaki ilaçlar, zararlı böceklerle birlikte, toprakta bulunan yararlı toprak canlılarını da kitleler halinde öldürmektedir. Bu canlılar olmayınca toprak havalanamamakta, hasattan sonra tarlada kalan bitki parçaları çürüyüp ayrışamamaktadır. Bu kez tarlalarda biriken hasat artıkları ateşe verilip yakılır. Daha önceki ilaçlara dayanıp yaşayabilmiş olan bir çok yararlı torak canlısı bu kez yakılarak öldürülür. Şimdi böceksiz börtüsüz olan toprak, bir toz ve kül yığınından başka birşey değildir. Ayrıca yakma sırasında ortaya çıkan yüksek sıcaklık nedeniyle toprağın birçok fiziksel ve kimyasal özelliği de bozulur.

Bu arada böcek ilaçlarının doğrudan etkisiyle bir çok köylü de ölür. Kimisi ilacı tarlada nasıl kullanacağını bilmediği, kimisi onu sıvı yağ sanıp yemek yapmakta kullandığı, kimisi de parazit böceklerden korunmak için sırtını başını ilaçladığı için hayatını kaybetmiştir.

Daha önce, suları koca bir sünger gibi tutan, pınarlara suyu hesaplı ve düzenli veren ormanlar yok olunca Toroslar'ın en gizli köşelerine kadar incecik kan damarları gibi giren şırıl şırıl derecikler artık durmuştur. Kesilen ağaçların yerine dikilen fidanlar korunamamış, yangınlar önlenememiş, dere yatakları örülmemiş, sel kapanları yapılmamıştır. Mutlu Dere artık bir "deli dere" olup çıkmıştır. Eskiden her mevsim uslu uslu akarken, şimdi kış ve bahar ayları boz bulanık, kan renginde ve başı boş akıp gitmektedir. Yaz aylarında ise akmamaktadır. Kuruyan pınar kaynaklarındaki asırlık çınar ağaçları, ölümün eşiğine getirilmiş bir yurt köşesinin tanıklığını yapan canlı anıtlar gibi, bütün görkemleriyle öyle durmaktadırlar. Çaresiz, sıranın kendilerine gelmesini bekler gibi...

Gençler mutlu Dere'de artık balık tutamamaktadırlar. Kentli avcı köylüye dinamitle balık avlamasını öğretmiş, dinamit de çaydaki tüm tek ve çok hücreli canlıları, bunları yiyerek beslenen balıkları ortadan kaldırmıştır. Deredeki doğal beslenme zinciri yer yer koparılmış, bozulmuştur. Boz bulanık akan sular, suyun alt tabakalarına güneş ışığı ve oksijen girmesini engellemiş; bir çok yararlı su yosunu ve su altı bitkileri yetişememiştir. Derelerde sular durgun ve cansızdır. Su üstünde yer yer biriken motor yağlarıyla öteki petrol artıkları o güzelim vadinin tertemiz kanına bulaştırılmış kapkara lekeler halinde uzaklardan bile parlayarak görülmektedir. Mutlu dere şimdi çöplük olmuştur. Her biri doğaca binbir özenle şekillendirilmiş renk renk dere taşlarının arası, onlara hiç uymayan teneke ve plastik kutu parçaları, plastik torbalar, şişe kırıkları, eski lastik tekerlekler, lastik borularla dolmuştur. Onlar bu dünyada, bu vadide yenidirler. İnsanın ürettiği öteki birçok kimyasal madde gibi, onları da parçalayarak çürütebilecek, toprağa karıştırıp ortadan kaldıracak bakteriler, böcekler gelişmemiş, evrimleşmemiştir.

Mutlu Köy'de meyve ağaçları eskisi gibi yine çiçek açıyor, ama eskisi kadar bol meyve veremiyor. Çünkü bir çiçekten başka bir çiçeğe çiçek tozları taşıyarak, onların döllenmesini sağlayan, kısır kalmalarını önleyen böcekler, arılar, kelebekler uçmuyor artık. Bal arıları baharın ılık havasında uçuşamaz, renk renk çiçeklerle kucaklaşamaz olmuşlar. Mutlu Köy'ün halkı eskiden tenekelerle sattıkları ve "her derde deva" olan balı şimdi özlemle arıyorlar.

Mutlu vadide ötüşen keklik alayları, şakıyan şafak bülbülleri kalmamış artık. Mutlu köyün dağlarını ormanlar kaplamıyor, oralarda alageyikler koşmuyor, karacalar zıplamıyor. Tarladan dönen çiftçinin, sürüsünü otlatmaktan dönen çobanın, oyundan dönen köy çocuklarının gözleri ışıldayarak birbirlerine anlatacak öyküleri yok artık.

Mutlu Köy' de köpekler havlamayı, kuzlar melemeyi, horozlar ötmeyi unutmuşlar sanki. Tarla kenarlarındaki ilaçlı otlarla beslenen koyunlar ve inekler sık sık düşükler yapmakta. Ya da hastalıklı, bazen üç ayaklı, bazen de gözsüz, kulaksız yavrular doğurmaktadır. Zehirlenerek ölen kuşları, hayvanları yiyen kediler, köpekler tek tek kaybolmakta, ölmektedirler.

Pınarlar çekildikten ve dereler kuruduktan sonra, Mutlu Köy'ün halkı içme sularını tarla ve köy aralarında kazdıkları kuyulardan sağlamaya başlar. Ancak bu kuyular, çevreden süzülüp gelen ilaçlı, pis sularla kirlenmektedir. Köylüler bu suları içtikleri, ilaçlı sebze ve meyveleri rastgele yedikleri için, Mutlu köyde bilinmedik, görülmedik hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Deri, göz, solunum yolları, karaciğer, böbrek, ruh ve sinir hastalıkları, inmeler, mide rahatsızlıkları, baş ağrıları artmıştır. Bu hastalıklara en çok Mutlu Köy'ün yaşlıları şaşarlar. Eskiden olduğu gibi sıtma yoktur Mutlu Köy'de, verem yoktur. Ama uzmanları bile şaşırtan bu hastalıklar nedir? Nereden gelmiştir?

Mutlu Köy bir mutsuz köye dönmüş, Mutlu Vadi bir dertli vadi oluvermişti son otuz yıl içinde....
 
Sonsöz: Yazımızdaki Mutlu Vadi, Anadolu’nun dört bir köşesinde yer alan ve başlangıçta aynı güzellikte olan nice mutlu vadilerden yalnızca birisidir. Mutlu köyün başına gelen trajedi her köyümüzde, her vadimizde tüm boyutlarıyla aynı şekilde görülmemiş olabilir. Ancak, Mutlu Köy için anlattığımız yıkımlar, Anadolu’nun her hangi bir köyünde, her hangi bir vadisinde çeşitli derecelerde görülmüş ve görülmektedir. Bugün değişik yörelerde tek tek görülen bu olaylar, eğer doğa korumasında daha da geç kalırsak, binlerce köyümüzde, kentimizde, dağımızda, ovamızda, deremizde, gölümüzde, denizimizde hep birlikte ve ansızın görülebilecektir. Bu nedenle doğa ile rasgele oynamamalı, oraya getirilecek her girdiyi, getirmeden önce, belirli bir deneme sürecinden geçirmeliyiz. Oradan götürülen her çıktının karşılığını, yine oraya bilgi, teknik ve ekolojik önlemler şeklinde geriye vermeliyiz. Uzun süreli yararlarını düşünerek çevremizin doğal dengesinin korunması için gerekli yasal, yönetimsel, toplumsal ve teknik önlemleri hiç zaman geçirmeden almalıyız. Çünkü bu topraklar ve çevremizdeki canlılar bize, yalnızca bizzat kendimiz yaşadığımız sürece değil, torunlarımız, onların torunları… ve ulusumuz yaşadığı sürece lazım olacaktır. İnsanlık, kendi neslini sürdürebilmek için onlara muhtaçtır.

Prof Dr Kani IŞIK
Akdeniz Üniv. Biyoloji Bölümü

Bilim Ve Teknik 148(3): 14-18, 1980

Kayıtlı
Köksal AYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« Yanıtla #1 : 03 Aralık 2008, 04:35:28 »

Paylaşım için teşekkürler+++

Bayağı iyi başladı öykü ama insanın olduğu yerde yaşanan benzer olaylar maalisef burada da yaşanmış.Yani öykü mutlu sonla bitmemiş.Köyün ismi mutlu olmasına rağmen...
Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
ugur19
Moderator
*****

Performans: 991
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3596


« Yanıtla #2 : 19 Ağustos 2011, 13:12:45 »

Makalenin yazarı hocamız Prof.Dr. Kani IŞIK bugün bana ulaşarak bazı yanlışlıkların yapıldığından söz etti.Her şeyden önce mesajda ismi sehven Kani YILMAZ olarak yazılmıştır.Düzeltir özür dileriz.Ayrıca makalenin son paragrafın agaclar.net te yer almadığını ve bunun yanlış anlaışmalara sebebiyet verdiğini ifade ederek, okuyucuların bu durumu gözeterek makaleyi okumalarını istemektedirler.İlgisinden dolayı teşekkür ederiz...
Kayıtlı

BİLİMLERİN KRALİÇESİ COĞRAFYA...
ugur19
Moderator
*****

Performans: 991
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3596


« Yanıtla #3 : 27 Ağustos 2011, 09:12:16 »

Makale sahibi hocamız tarafından makalenin son paragrafı gönderilmiş ve makaleye eklenmiştir.Zira agaclar.nette yer alan makale eksik şekilde yer almış.
Kayıtlı

BİLİMLERİN KRALİÇESİ COĞRAFYA...
bilal1937
Yeni üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 14


« Yanıtla #4 : 01 Ekim 2011, 08:16:43 »

Paylaşım için teşekkürler
Paylaşım için teşekkürler
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic