Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Küresel ısınmayla ilgili bir soru.  (Okunma Sayısı 3921 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
erdoğanbayar
Deneyimli Üye
****

Performans: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 191


« : 24 Mayıs 2008, 20:10:13 »


Küresel ısınmayla birlikte yağışlar hissedilir ölçüde azaldı.İşte tam burda bir tezatlık yok mu?Isınmayla buharlaşma artar mutlak nem yükselir.Aşırı buharlaşmaya rağmen  bağıl nem düşük yağış oluşmuyor.Havanın soğumaması desek,o da değil çünkü hava soğuduğunda da yağış oluşmuyor.Bu kadar buharlaşan su sizce nereye gidiyor?Yoksa bizim bildiğimiz klimatalojik bilgilerde(sıcaklıkla buharlaşma ve max nem artar,mutlak nemin sabit kalıp havanın soğumasıyla bağıl nem artar yağış oluşur vs denklemlerinde)mi bir yanlışlık var?Bu konuda görüşlerinizi paylaşır mısınız?
Kayıtlı
okuyanus
Uzman Üye
*****

Performans: 179
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 485



« Yanıtla #1 : 24 Mayıs 2008, 20:34:15 »

küresel ısınmaya inanmıyorum ve bu sorunun cevabını merak ediyorum.evet hocamın dediği gibi bilgilerimizle çelişmiyor mu bunlar?
Kayıtlı

yasaklar güvenlik sağlayabilir ama özgürlüğü asla...
mindiz
Uzman Üye
*****

Performans: 57
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 201


« Yanıtla #2 : 24 Mayıs 2008, 20:51:47 »

Sayın hocam zaten küresel ısınma falan yok küresel soğuma var. Bakın bütün ülkelerde nükleer santral kurulmaya başlandı(en son Rus-Çin ortaklığı). Niye nükleer santrala yöneliyorlar. Çünkü enerji üretimi sağlanamayacak soğumayla. Su, doğalgaz soğumayla enerji üretilemeyecek hale gelinecek. Çözüm ne nükleer santral. Biz de nükleer santral kurulmalı dediğimizde çevre korunmalı gibi laflar konuşuluyor. Ama bimiyorlar ki soğumaya doğru gidiyoruz.
Kayıtlı

Cahit ERAYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2063
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4836


Cahit Eraydın coğ.öğrt.


« Yanıtla #3 : 24 Mayıs 2008, 21:50:21 »

Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nde görev yapan Doç. Dr. Yaşar’la yapılan röportaj.

Geçtiğimiz günlerde Denizli’de yapılan bir afet çalıştayında Doç. Dr. Doğan Yaşar’ın sunduğu “Iklim Değişiklikleri Ve Yaşadığımız Kuraklığın Nedenleri” başlıklı tebliğ ilgimi çekti. Sayın Yaşar, iklimlerin her zaman ya küresel ısınmada ya da küresel soğumada olduğunu, yani iklimlerde sabitlik olmadığını ve bunun her zaman dilimi için geçerli olduğunu söylüyor. Büyük ölçekte bakıldığında, halen 18 000 yıldan beri küresel ısınmada olduğumuzu, ancak ortalama her 8 - 10 yılda bir sıcaklıkların göreceli olarak düştüğünü ve bu sıcaklık düşüşü nedeni ile de yağışların azaldığını ve yine 8 - 10 yılda bir göreceli olarak sıcaklığın arttığını ve bu artışa paralel olarak da yağışların arttığını ileri sürüyor ve bunu dünyada ve ülkemizde ölçülmüş sıcaklık ve yağış verileriyle kanıtlıyordu. Dünyanın son zamanlarda gerçek kuraklığı yaşamadığını belirten Yaşar, son ciddi kurak dönemin 1800’lü yıllarda, lite-ratürde de “mini buzul dönemi” olarak bilinen dönemde yaşandığını ve buna benzer bir dönemin 2020’den sonra beklendiğini söylüyor.


Jeoloji bölümünü bitirdikten sonra, yüksek lisans ve doktorasını jeobiyokimyasal oşinografi (iklim bilimleri) konusunda tamamlayan ve halen Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nde görev yapan Doç. Dr. Yaşar’la Ekoloji Magazin adına bu ilginç konuda bir söyleşi gerçekleştirdik. Ilgiyle okuyacağınızı umarım.


Günümüzde küresel sıcaklığın artmadığını, aksine azaldığını neye bağlıyorsunuz?

 


Örneğin Denizli ve Aydın illerinin 1990 ile 2006 yıllarına ait sıcaklık ve yağış grafikleri ile Ege Bölgesinin zeytin üretimini gösteren grafikleri dikkatlice inceleyin. Sıcaklık, yağış ve üretimin birlikte hareket ettiklerini kolayca göreceksiniz. Bu sıcaklık ve yağış grafikleri, her yerde, yıllar bazında bazı küçük değişikliklere karşın hep aynı salınımı verirler. Küresel olarak sıcaklık arttıkça dünyanın aldığı yağış ve tarımsal üretim de artar. Her iki ilimizin sıcaklık ortalamalarında, 2000’li yıllardan sonra ciddi bir düşüş görülüyor. Sıcaklık düşüşü ile birlikte, yağışta ve üretimde de ciddi düşüşler gözlenmesi son derece normal doğa olaylarıdır. Bunun aksi olamaz. Şu anda bizim yaşadığımız kuraklık ve üretim düşüklüğü de sıcaklık düşüşleri nedeniyledir. Yani, özellikle 2003’den sonra, sıcaklık düşüşü nedeniyle kurak dönem yaşıyoruz.


Yani basında okuduklarımız ve televizyonda izlediklerimizle yanlış mı yönlendiriliyoruz diyorsunuz?


Basında sürekli olarak Hükümetler Arası Iklim Komisyonunun (IPCC) hileli grafikleri ile hileli yorumları yer almakta, bu konularda eğitim almayan ve çalışma yapmayan bir takım sivil toplum örgütleri ve kişiler de söz konusu bu grafiklere ve yorumlara dayanarak insanlarımızı yanlış yönlendirmektedir. Bu komisyonun ana hedefi gelişmekte olan ülkelere “çevre teknolojisi” satmak ve bu nedenle bir an önce KYOTO’ya imza attırmaktır. Küresel olarak sıcaklık arttıkça yağışlar artar ve yağışlar artınca da üretim artar. Bu, yaşamın en temel formülüdür ve bu üçlü hep birlikte hareket ederler.

 
Önümüzdeki 2020’li yıllardan sonra “Mini Küresel Soğuma” dönemi olacağını bilimsel olarak nasıl açıklıyorsunuz?


El Nino’ların olma sıklıklarının ve büyüklüklerinin artması küresel soğumanın ön habercisidir. Son yıllarda bu tür fırtınaların sayıları ve şiddetleri artmaktadır. Ayrıca güneş patlamalarında olan azalmalar da küresel soğumanın ön habercisidir. Özetle, şu an yaşadığımız olaylar, gerçekte “soğuma döneminin” ön habercileridir. Ancak bu konuda eğitim almayan ve bu konuları basit bir atmosfer olayı olarak ele alan bazı kişiler, dünyadaki yaşamın yakın bir gelecekte sıcaklıktan dolayı sona ereceğini iddia ediyorlar. Gerçek bilimde, küresel olarak sıcaklık arttıkça, yağış ve üretim artar ve sıcaklık azaldıkça da yağış ve üretim azalır. Yani küresel sıcaklıkların artması insanlık açısından çok avantajlıdır. Gerçek tehlike küresel sıcaklıkların düşmesidir. Zaten bunu dünya tarihinde görebiliyoruz. Örneğin biz Türklerin Orta Asya’dan buralara gelmesi, Hititlerin ya da Maya Uygarlıklarının sessiz sedasız yok oluşu, Haçlı savaşları, Moğol savaşları vs. hep küresel soğuma nedeni ile olmuştur. Dünyadaki tüm büyük savaşlar ya da büyük göçler hep kuzeyden güneye olur ve Anadolu ile Mezopotamya’da biter. Tarih boyunca Arapları, Afganları ya da Afrika insanlarını, Londra’da, Moskova’da ya da Hamburg’da savaşırken görmeyiz ama Londra’lıları Moskova’lıları ya da Hamburg’luları hep güneyde savaşırken görürüz. Bunların nedeni soğuma dönemlerinde kuzeyin buz altında kalması ve tarımın yalnızca güneyde yapılabilmesi nedeniyledir. Zaten bu nedenle Anadolu’da 40 000 antik yerleşim bulunmaktadır. Ve bilim dünyası 2020’den sonra gelecek yıllarda sıcaklıkların düşmesini ve gerçek bir “mini soğuma dönemine” ya da “kuraklık” dönemine girilmesini çok büyük olasılık olarak görüyor ve hazırlıklar da bu olasılık dahilinde yapılıyor.


Gelişmiş ülkeler küresel soğumayı ölçmüyor mu? Ölçüyorlarsa ne gibi önlemler alıyorlar?


Şu an tüm gelişmiş ülkeler 2020’li yıllardan sonra, büyük olasılıkla olması beklenen, “mini soğuma döne-mine” hazırlanıyorlar. Ben bunu derslerimde yaklaşık 8 yıldan beri anlatırım. Söz konusu “Mini Soğuma Dönemi” süresince, tıpkı 1100’lü ve 1800’lü yıllarda olduğu gibi, ortalama sıcaklıkların düşmesi bekleniyor. Diğer bir deyişle yağışların azalması bekleniyor. Türkiye basınında her nedense yer bulamayan, ancak yurtdışı basınında yüzlerce olan bu hazırlık haberlerinden size bazı örnekler verebili-rim. Örneğin Finacial Times, 17 Ocak 2003’te Finlandiya’nın önümüzdeki soğuma döneminde (2020’den sonra) hidroelektrik santralarının buz tutma riskine karşı nükleer santral yapmayı planladığını yazdı. 22 Şubat 2004 tarihli The Observer’da; “Pentagon Bush’u, 2020’lerde buzulların Ingiltere’ye kadar inebileceği ve bunun da küresel bir kuraklığa yol açacağı konusunda uyardı” başlığı yer aldı. Finacial Times, 13 Kasım 2006’da, Hitachi and General Electric’in önümüzdeki 20 yıl içerisinde, 25 tanesi ABD’de olmak üzere, toplam 100 adet nükleer santral yapmayı planladığını yazdı. Yine Finacial Times, 10 Nisan 2007’de, Rusya’nın nükleer enerji şirketi Rosatom’un, 2030’a kadar 40 adet yeni nükleer santral yapmayı planladığını belirtti. Ayni gazete 30 Nisan 2007 tarihinde, Teksas’ta yapımı planlanan ve 2010’a kadar bitirilmeleri hedeflenen 11 adet termik santralın 3 adete düşürülmesi için çevrecilerin çaba sarfettiğini kaydetti. Son olarak 20 Mayıs 2007’de Ingiltere’nin 15 yıl içinde 8 adet nükleer santral yapmayı planladığı yazıldı.


Halen yaşadığımız küresel ısınmanın insan kaynaklı sera gazı olduğunu iddia eden ve bunun indirilmesini isteyen başta Almanya, emisyonunu indirdikten sonra bile bizden 3 kat daha fazla sera gazı atmaya devam edecek. Onların atmosferi bizden farkı mı? Ayrıca yine geçtiğimiz yıl Alman Çevre Bakanı’nın Izmir’de yaptığı bir konuşmada söylediği “artık atmosferi kullanmak para ile olacak” yani borsa kurulacak sözü de bu duruma kendilerinin de inanmadığının en büyük göstergesidir. Dünyanın sonunu getirecek bir gazın borsası mı olur?

Gelişmiş ülkeler gelecek bir buzul çağına karşı şimdiden nükleer ve termik santrallerinin sayısını artırarak mı önlem alıyorlar?

 
Dünyada artık yapılmayacak denilen ve Avrupa’da da 1986 sonrası hiç yapılmayan nükleer santraller 2003 yılından sonra yeniden yapılmaya başlandı. Halen Avrupa’da, Rusya dahil 11 adet, dünyada da 29 adet nükleer santral yapım aşamasında. Toplamda yapımı planlanan ve 20 yıl içerisinde devreye sokulması söz konusu olan nükleer santral sayısı şimdilik 150 civarında. Yalnızca ABD’de planlanan termik santral sayısının da 150 civarında olduğu düşünülürse gelişmiş ülkelerin ciddi bir enerji kaygısı içinde olduğu anlaşılabilir.

 

Dünya neden bir enerji kaygısına girdi?

Bunun iki nedeni vardır. Bunlardan bir tanesi petrol fiyatlarının çok artması, diğeri de 2020’li yıllarda sonra dünyanın bir “mini soğuma dönemi” yaşama olasılığının çok fazla olmasıdır. Çünkü; soğuma dönemlerinde yağışlar azalır ve hidroelektrik santraller devre dışı kalmasa da, barajlardaki sular öncelikli olarak tarıma ayrılacağı için buralardan elde edilen enerjiden vazgeçilme zorunluluğu doğar. Buna örnek olarak, 1990’lı yıllarda yağışların azalması nedeni ile hidroelektrik santralarımızın devre dışı kalması ve Türkiye’nin Bulgaristan’dan elektrik ithal etmesi verilebilir. Özetle, dünyanın gelişmiş ülkeleri, önümüzdeki yıllarda beklenen mini soğuma döneminde azalacak olan yağışlar nedeniyle, hidroelektrik santrallerinin devre dışı kalmasından ve kuzey ülkeleri de donmaktan korktukları için, oluşabilecek enerji açıklarını bir an önce kapatmak amacıyla nükleer ve termik santrallere yönelmiş durumdalar. Ayrıca gelişmiş ülkeler “mini soğuma dönemi” için tarım, balıkçılık ve su gibi konularda da oldukça ciddi ar-ge çalışmaları yapmaktadırlar.

 

Ülkemizde sulama amacıyla kullanılabilecek suyun azaldığı bir gerçek. Bunu neye bağlıyorsunuz?

 

Türkiye’nin buğday deposu olan Konya Ovasını, buğdaydan 6 kat daha fazla su isteyen şeker pancarına açtılar. Jeolojik olarak baraj yapılamayan bu bölgemizdeki yeraltı suları bu “bilim dışı” tarım nedeni ile tehlikeli seviyelere indi. Ama biz bunu kuraklığa bağlıyoruz. Bunda iklimlerin ne suçu var? Ve şimdi buğdayı bile ithal ediyoruz. Sel yataklarının imara açılması ya da göz yumulması nedeniyle insanlar hayatını kaybediyor. Adı üzerinde sel yatağı, yani içinden 40-50 yılda bir su geçen yatak. Burada iklimlerin suçu nedir? Menderes ve Gediz havzaları kirlilikten zaten üretim yapamaz hele geldi. Baraj yapımları yarım asır gibi uzun bir sürede biti-riliyor. Kontrolsüz olarak binlerce kuyu açmaya devam ediyoruz. Ve ısrarla “vahşi” sulamaya devam ediyoruz. Sonra da kuraklık var diye iklimleri suçluyoruz. Burada iklimlerin suçu nedir? Izmir’de kişi başına günde 100 litre su verilir ama bunun yarısı kayıptır. Bu değer Türkiye’nin ortalaması olarak da kabul edilebilir. Yani siz eğer suyun yarısını kötü şebeke sistemlerinden dolayı kaybediyorsanız, bunda iklimlerin suçu ne? Kasım ayındaki selleri ve ölümleri doğal olaylara bağladılar. 1995 yılında Izmir Çiğli’deki 62 kişinin ölümünü de doğaya bağladılar. Şimdi topraklarımızın susuz kalmasını da doğal olaylara bağlıyorlar. Yani Türkiye’de doğa olayları sonucu felaketlerde ve kuraklıkta hep doğa suçlandı. Örnekler o kadar çok ki. Bizim hiç mi suçumuz yok?


Dünyada kuraklığa karşı neler yapıldı?

 
Halen Türkiye’de söz konusu olan yağış eksikliği özellikle tüm Akdeniz ülkeleri için geçerli ama bizden başka, savaş ülkesi olan Irak ile biraz da Mısır dışında sızlanan yok. New York, 1990 kurak döneminde su tasarrufu için rezervuarlarını küçülttü. Halen birçok gelişmiş ülke vahşi sulamaya son vermiş, yerleşim yerlerinde su kayıplarını % 10’lara çekmiş ve kuyularını da son derece sıkı kontrol altına almış durumda. Yine 1990’lı yıllardaki kurak dönemde Kanada, Kuzey Atlantik’teki balık stoklarını korumak için balıkçılığı 2 yıl süre ile yasaklamıştı. Şu an tüm dünyada kuraklık var ama gelişmiş ülkelerde kuraklıktan söz bile edilmiyor. Çünkü herkes suyunu son derece dikkatli kullanıyor. Özetle, tarımda hedef ve vizyonunuz yoksa, suyu kullanmasını da bilmiyorsanız ve %70’den fazlasını boşa akıtıyorsanız, inşaat sektörünü kontrol altına alamıyorsanız, bunda iklimin ya da doğanın suçu nedir?


Küresel soğumada Türkiye’nin önünde ne gibi riskler var?

Enerji açısından bakacak olursak; halen enerjinin % 55’ni ithal yakıtla sağlıyoruz. Toplam enerjinin % 72’sini fosil yakıtlardan ve % 26’sını da hidroelektrikten elde edi-yoruz. Mini soğuma döneminde hidroelektrik santraller yağış azlığı nedeni ile devre dışı kalabilir. Eğer Rusya ve Iran, kuraklıktan çok etkilenirlerse doğalgaz akışını azaltabilirler, kesebilirler ya da fiyatları çok yukarı çekebilirler. Bir an önce enerji konusunda ciddi planlar yapmak gerekli. Öncelikle de Batı Anadolu’daki jeotermal yatakların potansiyelleri belirlenmeli ve bunlar devreye sokulmalı.


Tarım ve sanayide ne gibi riskler var?

Dünyada tarım potansiyeli olarak 4. büyük ülke konumundayız. Çok değerli tarım havzalarımız var. Havzalarımızda alternatifli tarım ürünü desenlerini belirleyebilirsek çok büyük tarımsal ihracat şansımız doğar. Ancak kirlilik had safhada. Örneğin bu yıl tekstilde 3 milyar dolarlık ihracaat yaptığımız için seviniyoruz; ama pamuğu dışarıdan ithal ediyoruz ve birçok tekstil sektörü gerekli arıtmayı yapmadığı için nehirlerimizi zehirliyoruz. Bu kez de kuyuları kullanmak zorunda kalıyoruz. Yani aslında şu an tekstilden kazanmıyoruz, kaybediyoruz. Tüm tekstil fabrikaları organize bölgelere toplanmalı ve “çalışan” arıtma tesisleri yapılmalıdır. Ancak bu arıtma tesislerinin enerji fiyatları da çok çok düşük tutulmalı. Çünkü kirlenen nehirlerin sularıyla tarım yapılamaz. Ege’de binlerce çiftçi ailesi kirlilikten dolayı tarım yapamaz hale gelecektir. Ayrıca, arıtma tesisleri için enerji fiyatlarının çok daha aşağılara çekilmesi, gerektiğinde sübvanse edilmesi, sanayicinin uluslar arası rekabete girebilmesinin sağlanması açısından da çok önemlidir. Özetle, “mini soğuma dönemi” ülkemiz tarımı için çok avantajlı bir dönem olacaktır. Ancak havzalarımızı temiz tutabilirsek ve alternatifli tarım yapabilirsek. Bir de hibrit tohumlara dikkat etmemiz ve bizim bu konuda ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor. Örneğin 1 gr domates tohumu 1 gr altını geçmiş durumda. Yani öncelikli olarak tarımı ithal tohumdan kurtarmamız gerekir.

Balıkçılıkta risk var mı?

Soğuma döneminde oluşacak protein açığının bir kısmı kültür balıkçılığı ile kapatılacaktır. Bu dönemde özellikle kuzey ülkelerinin kültür balıkçılığı sekteye uğrayacaktır. Bu nedenle denizlerimizde ve özellikle Ege Denizi’nde mümkün olduğunca potansiyel balıkçılık alanları belirlenmelidir. Çok büyük ihracat şansımız var. Bu alandaki kavgalar bir an önce sonlandırılmalı ve denizlerimizde oşinografik çalışmalar hemen başlatılarak potansiyel alanlar belirlenmelidir. Çevre Bakanlığı’nın 24 Ocak 2007’de çıkardığı “tuhaf” kanun da bir an önce revize edilmelidir.
Barajlar ve su yönetimi konusunda ne yapılmalı?


Mümkün olduğunca, özellikle batıdaki verimli tarım alanları için çok baraj yapmamız gerek. Bunlar çok büyük olmamalı, küçük ve çok olmalı. Ancak öncelikle “su fakiri” sınırındaki ülkemizin “vahşi sulama” problemini çözmeliyiz. Ama öncelikle kuyuları kesinlikle devlet kontrolu altına almalıyız. Şehir şebekeleri bir an önce iyileştirilmeli ve kayıplar % 10’lara çekilmelidir. Ayrıca, Fırat ve Dicle gibi sınır aşan nehirlerin durumlarına da netlik kazandırılmalıdır. Şu anda Türkiye’nin geleceği için konuşulması gereken maddeler, bu belirttiğim 4 ana maddedir. Bunun için küresel ısınmanın ya da soğumanın olması hiç de önemli değildir.

Havzalar arası su transferi?

 
Bu yıl gündeme gelen havzalar arası su transferi çok yanlış bir uygulamadır. Örneğin Rusya’daki Aral gölüne besleyen nehirlerin pamuk üretimi için diğer havzalara yönlendirilmesi, dünyanın en büyük ve en verimli göllerinden olan Aral’ın kurumasına neden olmuştur. Bizim 26 tane ana havzamız var. Bu havzalarda öncelikli olarak yapmamız gereken, su potansiyellerine göre her havza için, ana ve alternatif tarım ürünleri belirlenmesi, gerekli barajların yapılması ve suyun düzenli olarak nehirlerden denize akışının sağlamasıdır. Eğer Kızılırmak ya da diğer nehirlerin sularını doğrudan karada kullanmaya kalkarsak, sulak alanları yok edeceğimiz gibi, denizdeki balık üretimine de darbe vurmuş oluruz. Çünkü, nehirler denizlere önemli miktarlarda nütrient getirirler. Halen Türkiye’de ciddi miktarda sulak alan kaybetme nedenimiz de temel olarak, 1970’li yıllarda 3 milyon hektar olan tarım alanının 5 milyon hektarlara çıkmasına rağmen yeterli baraj yapılamamasındandır. Sulak alanlara ya da göllere gitmesi gereken sular, bu alanlara kaydırıldığı için ekolojinin en önemli parçası olan sulak alanlar yok olmaktadır. Avrupa Birliği de bildiğim kadarı ile bu konuda çok hassas davranıyor ve havzalar arası su transferine sıcak bakmıyor.


Sonuç olarak ne dersiniz?


Atatürk’ün, “Ilim tercüme ile değil tetkikle yapılır” sözü konumuz açısından çok önemlidir. Şu an Türkiye’de yaşadığımız “insan kaynaklı küresel ısınma” kaosu da “tercüme” biliminin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu iddialar, Hükümetler Arası Iklim Değişikliği Paneli (IPCC) olarak bilinen bir “Komisyonun” ticaretlerini geliştirmek için ortaya attığı bir iddiadır. Ancak yapılan ölçümlerden de görüleceği gibi, yağışların sıcaklıklara bağlı olarak hareket ettiği ve son yıllarda yaşanan kuraklığın da sıcaklıkların düşmesi nedeni ile olduğu anlaşılabilir. Ancak bazı akademisyenlerimiz ve STK’larımız hala tercüme bilimi yaparak ülke geleceğini, farkında olmadan tehlikeye atıyorlar. Insan kaynaklı küresel ısınmaya lütfen dikkat. Sıcaktan değil soğumadan korkulması gerekir.
Kayıtlı



Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak; eğer uğrunda ölen varsa vatandır
DeDe
Ahmet Aydoğmuş
Genel Moderator
******

Performans: 1411
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1505


« Yanıtla #4 : 25 Mayıs 2008, 07:20:02 »

  Küresel ısınma  tanıma ve anlamlandırmaya bağlı olarak çok farklı şekillerde ifade ediliyor ve herşey ona endekslenmiş görünüyor. Son yüzyılda, en baş etken olan CO2 artışı nedeniyle, dünyanın 14.5 oC olan ortalama sıcaklığı 0,5 oC dolayında arttğı bir gerçek.
  İklimle ilgili kesin yargı için; atmosferik şartlarda 35 yıl gibi kısa bir dönemin ve okyanusal şartlarda 300 yıllık dönemin kesin farklılıklarının ortaya konması gerekiyor.
  Şimdi her yerde küresel ısınma çok kullanılır oldu.Yağış azlığı-çokluğu, sıcaklık azlığı-çokluğu hep aynı kavramla ifade edilir oldu.
  erdoğanbayar hocamın sorusuna cevap olarak şu da söyleniyor, " dünyanın bazı yerlerinde kuraklık artarken bazı yerlerinde aşırı yağışlar görülecek".
Kayıtlı

Emekli Coğrafya Öğretmeni Batıkent / ANKARA
özcaneee
Yeni üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17


« Yanıtla #5 : 25 Mayıs 2008, 10:35:44 »

HOCAM BENCEDE İKİSİ DE ÇOK SAÇMA ASLINDA SAÇMA OLAN HEM BU KADAR BUZULLAR ERİRKEN SU ARTIYOR HEMDE KÜRESEL ISINMA OLUYOR... ASLINDA BUNLARIN HEPSİ Bİ SINAV İŞTE KIYAMET DİYORUZ YA İŞTE ASIL KIYAMET BU YANİ YAVAŞ YAVAŞ YOK OLMA BUNU YAPAN DA İNSANDAN BAŞKA KİMSE DEĞİL
Kayıtlı
isfahan
Sürekli Üye
***

Performans: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 135



« Yanıtla #6 : 25 Mayıs 2008, 12:54:55 »

ekvatoral iklim:maksimum yağış mart ve eylül ayları(sıcaklığın biraz daha arttığı dönem)
savan iklimi (yazları yağışlı tropikal iklim):maks.yağış yaz dönemi(adı üstünde)
step iklimi:maks yağış ilkbahar (sıcaklık artışı ve konveksiyonel hareketler)
karasal iklim:maks yağış yaz
tundra iklimi:maks yağış yaz
kutup iklimi:maks yağış yaz
muson iklimi:maks yağış yaz
çöl iklimi:çok az ve belirsiz
okyanusal iklim:maks yağış sonbahar
akdeniz iklimi:maks yağış kış
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic