Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Flora ve Floranın Korunması  (Okunma Sayısı 2103 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
AbuzerKadayıf
Deneyimli Üye
****

Performans: 223
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 170



« : 10 Ekim 2008, 16:58:31 »


Ormanları çöle çevirenler, halkın refahının en namussuz düşmanlarıdır. Çiçero

ATEŞ gibi güçlü bir silahı tanıyan insanoğlu, doğaya hükmetme konu¬sunda büyük bir adım attı. Ateş, insanoğlunun buyruğuna girmeden önce de doğaya büyük zararlar verebiliyordu. Yıldınm düşünce ormanlar yanıyordu. Ağaç dallannın birbirine sürtünmesinden dolayı ağaçlar tutuşuyor, bu da or¬man yangınlanna yol açıyordu. Yangınlar bir yağmurla ya da ormanın göle, akarsuya ya da bir boşluğa ulaştığı yere kadar sürüyordu. Bunda insanoğlu¬nun herhangi bir günahı, kabahati söz konusu değildi.

Fakat, insanoğlu, ateşi buyruğu altında tutunca, doğaya büyük zararlar vermeye başladı. Günümüzde Afrika'da Savan adlı geniş çayırlıklar vardır. Buğdaygiller ve köksaplı bitkiler 2 metre kadar boylanabilir. Savan birincil bir bitki örtüsü değildir. 50 bin yıl kadar önce insanların ormanlan yakmalan so¬nucu olmuştur. Fakat yangınlar, iğreti bir denge içinde bulunan savanda top¬rağı gübreyle biraz zenginleştirse de ağaçlara zarar verir. Savan bölgesi insan¬ları avlarını yakalamak için de yangın çıkanrlar. Böylece topraklann üst or¬ganik katmanı yozlaşır ve lateritleşir.

İnsanoğlu, doymak bilmez hırsıyla, aşırı kazanç isteğiyle doğayı, florayı zorlamaktadır. Nüfus arttıkça yeni besin kaynakları gerekmektedir. Faunada olduğu gibi florada da birçok tür yok olmakta; soyu kurumaktadır.

Hawaii adalannda yanardağ kraterlerinde yetişen ve Gümüşkılıç (siluer suoord) denilen bir bitki çiçek açabilmek için gerekli olan suyu 20 yılda birikti-rebilir. Bu, dünyanın başka hiçbir yerinde yetişmeyen bir bitkidir. Çok uzun bir sapın ucunda açılan çiçeğin 20 gün kadar ömrü vardır; çiçek solarken bit¬ki de ölür. Bütün yaşamı boyunca bir kez çiçek açıp tohum üretebilen bu bit-kinin soyunu sürdürebilme olasılığı doğal olarak çok azdır. Bu bitkinin yap-raklan kılıç gibi uzun ve etlidir, gümüş renkli yapraklan arasında küçük bir böcek   türü   yaşar.   Yapraklarla   aynı   renkte   olduğu   için   iyi   gizlenen
(camoufhge) bu gümüş renkli böcek başka hiçbir bitki üzerinde yaşayamaz. Hawaii adalarına yerleşenlerin getirdikleri keçiler bu ender bitkiyi yiyip tüke-tirlerse bu böcek de yeryüzünden silinip gidecektir.

Tropikal yağmur ormanlan fauna kadar flora zenginliğiyle de tanınırlar. Yabanıl yaşam çok canlıdır. Örnek olarak Pasifiğin güneyindeki Yeni Kaledonya ormanlarını ele alalım. 18 bin kilometre karelik bir alan kapladık¬ları halde bu ormanlarda 3000 bitki türü barınmaktadır. Bu türlerin çoğu da endemiktir. Dünyanın başka hiçbir yerinde görülmeyen türler buradadır. Tropikal yağmur ormanları kereste sağlanması için, tarım alanları açmak için sürekli olarak daraltılmaktadır. Her yıl 76 bin kilometre karelik alan kuşlan, memelileri, sürüngenleri böcekleriyle ortadan kaldırılmaktadır. Sayısız bitki ve hayvan uzmanlarınca incelenemeden, tanımlanamadan adlan bile konulma¬dan yok olup gitmektedirler.

Türkiye'nin en güzel bitkilerinden biri olan kardelen dağlarımızdan sökü¬lerek Avrupa'da seralara satılmaktadır. Türkiye 10 bin tür bitki ile dünyanın en belli başlı ülkelerinden biri; bir şifa cennetidir. Ancak, bizde bu bitkiler devlet ya da üniversite denetiminde bir sınıflandırma ya da koleksiyon içinde yer almadığından yabancılar, doğal servetimizden kolayca yararlanma yollan buluyorlar. Zengin ülkelerin botanikçileri özellikle 3. dünya ülkelerine gidip oranın bitki örtüsü ile ilgili bir araştırma yapıp, bitki türlerinden bolca örnek¬ler alıyorlar. Sonra da ülkelerine dönüp bu bitkinin yararlılıkları ile ilgili araş¬tırma sonuçlarını ortaya koyuyorlar. Umduklarını bulduklarında da, ya bu bitkinin kendi ülkelerinde yetişmesini sağlıyorlar, ya da bulduklan ülkeden olabildiğince sağlamaya çalışıyorlar. Ve sonra da bu işin nimetlerinden yarar¬lanıyorlar.

İnsan, tek başına üretken değildir; bitkiyi, havayı, suyu değerlendirerek bir üretim yapmaktadır. Canlılar bitkisiz yaşayamaz. Biyosfer için vazgeçilmez öge bitkilerdir. Otobur otu, etobur da otoburu yiyip gelişmektedir. Yani, ya¬şamın kaynağı bitkilerdir. Bitkilerin insanlara da hayvanlara da gereksinmesi yoktur (tozlaşma dışında). Oysa, insanlar da hayvanlar da bitkilere muhtaçtır¬lar. Biyosferin oksijen kaynağı olan ormanlar, bitki topluluklan büyük bir hız¬la yok olmaktadır. Her yıl ortadan kaldırılan ormanların alanlan 17 milyon hektardır. Yok edilen orman alanlan Finlandiya'nın yüzölçümüne eşittir.

ABD'nde bulunan Worldwatch Enstitüsü'nün yayınladığı verilere göre her gün dünya üzerinde 140 bitki ve hayvan türü yok olmaktadır. Çünkü flora ile fauna birlikte bir varlık gösterir. Floranın bozulması habitatın yok olması an¬lamına geleceği için doğal ortamı ortadan kalkmış birçok hayvan da aynı şe¬kilde silinip gidecek, yani soyu kesilecektir (1992).

Dünyada yaklaşık 100 yılda 30 bin bitki türünün soyu ya tamamen ya da kısmen tükenmiştir. Yapılan tahminlere göre, 2000 yılına kadar yeryüzünde¬ki canlı varlıklann %15-20'sinin soyu kuruyacaktır.

Gelecek yüzyılın ortalarına kadar 40 bin bitki türünün daha yok olacağı tahmin edilmektedir. Genetik erozyonun önüne geçmek ve biyolojik çeşitliliği korumak için soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan türler üzerinde ça-lışmaları FAO yürütmektedir. Çünkü, bir tür bir kez kayboldu mu, genleri de sonsuza kadar kaybolmuş demektir.

Avrupa mutfağı için hazırlanan pek çok sosun vazgeçilmez malzemesi olan mantarın giderek tükendiği ortaya çıkmıştır. ABD'nde bir botanikçi (Dennis Benjamin) konuya şöyle yaklaşmıştır. "Özellikle son 20 yılda çevre kirli¬liği ve asit yağmurları pek çok mantar türünün tükenmesine neden olmuştur ".

Dünyada 9000'den çok tohumluk bitki türü bulunmaktadır. Bunlardan 3000'i sadece Türkiye'de yetişmektedir. Bu, ülkemizin floristik zenginliğidir. Yeryüzünün başka hiçbir yerinde böylesine bir zenginlik görülmemektedir. Biyolojik zenginlik insanlığın gelecekteki sigortası olduğu halde, bilerek ya da bilmeyerek, bunlan tehdit altında bırakıyoruz. Bu tehdidin dozu da giderek artmaktadır.

Uzay çağında (Dijital rönesans) yaşıyoruz; teknoloji insanoğlunun yaşa¬mını kolaylaştırıyor; bilgisayar her çeşit bilgiye kolayca ulaşmamızı sağlıyor. Bilgisayar ve uzay çağında doğaya bu denli önem vermek gerekir ki?. Tekno¬loji her gereksinmemizi karşılamıyor mu? Öyleyse, bitkilere, hayvanlara, de¬nizlere, dağlara, ormanlara sahip çıkmak, korumaya çalışmak ne demektir? Burada bir çelişki yok mudur? Flora, fauna yok olsa ne olur? Yabanıl doğa insanoğlu için yaşamsal önem taşıyor. Varlığımız teknolojiye değil, doğaya bağlı¬dır.

Soluduğumuz oksijeni bize yalnızca bitkiler veriyor. Bu nedenle, Brezil¬ya'nın Tropikal yağmur ormanlarının yok edilmesi yalnızca Amazon havzasının halkını değil, Ortadoğu'daki insanlan da, bütün dünyanın yaratıklarını da olumsuz etkiliyor.

Temel besin kaynaklanmızı her zaman olduğu gibi bugün de hayvanlar ve bitkiler oluşturuyor. Sağlığımız için gerekli olan ilaçlann hammaddelerini de bize doğa veriyor. Gerçek eczane doğadaki bitkilerdir.

Fakat, doğa yalnız işimize yarayan, kullanabileceğimiz bitkileri, hayvanlan mı koruyacağız sadece, Korumak ve geliştirmek için böylesine "benci/" bir yaklaşım ne demektir? Doğa, milyarlarca öğenin meydana getirdiği, sürekli gelişen ve ilerleyen bir dizgedir (Ecosystem). Mikroorganizmalardan kuşlara, kurumuş bir yapraktan Tropikal yağmur ormanlanna, çatlayan topraktan ku-tuplardaki buzullara dek her şey, bu hayranlık verici dizgenin bir parçasıdır. Doğadaki bu düzen bir yerde bozuldu mu, zincirin halkalanndan biri koptu mu gelişme ve ilerleme durur; ölüm başlar. Bu nedenle doğadaki börtü bö¬cek, sürüngen, kemirici, memeli, sudaki yaratık, uçan kuş insanoğlu için ya¬şamsal önem taşımaktadır. Bitkiler, hayvanlar olmazsa insan da olmaz, bannamaz, yaşayamaz.



FLORA İÇİN FAUNANIN GEREKLİLİĞİ

ORMANLARI yok edilmiş yerlerde ağaçlandırma yapılarak, günümüzde endüstriyel kullanıma uygun ağaçlıkların ormanlann ortaya çıkarılmasına ça-lışılmaktadır. Fakat, öyle ağaçlar vardır ki, dikildiği yerde yaşayabilmesi, büyüyüp ekonomik bir değer taşıyabilmesi için bir fauna üyesinin varlığı ge¬rekir.

GD Asya'da ve Avustralya'nın Queensland Eyaletinde eskiden geniş Java dişbudak ağaçlanndan oluşmuş ormanlar vardı. Bu Tropik yağmur ormanla-nndan dişbudak ağaçlan seçile seçile nerdeyse tükenme noktasına getirildi. Melbourne Üniversitesi'nde bazı bilim adamları dişbudak ağacının yeniden orman oluşturması için uygulanan projenin başarısının uçamayan bir kuş o-lan Cassowary türüne bağlı olduğunu deneyimlerle anladılar. Bu, kanatları olmasına karşın uçamayan bir kuştur. 180 cm boyundaki bu iri kuşların dişbuddak meyveleriyle beslendiği zaman, dışkılannın içindeki ağaç tohumla-nnm yüzde 90'ı filizlenmiştir. Oysa, toprağa doğrudan atılan tohumların an¬cak yüzde 4'ü filizlenmiştir. Araştırmalar derinleştirilince anlaşıldı ki, Java dişbudağının tohumlannda pek yüksek oranda siyanür salgılayan bir bileşim bulunmaktadır. Kuşlar bu ağulu özdekten (poisonous material) etkilenme-mektedir. Çünkü tohumlar, kuşların sindirim düzeneğinden birkaç saat içinde geçmektedir.

Kayıtlı

Öküzün dünyası gördüğü otlar kadardır...
salp
VIP Üye
******

Performans: 815
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1554

süleyman çelebi anadolu lisesi


« Yanıtla #1 : 10 Ekim 2008, 21:59:52 »

sayın hocam, bu güzel bilgiler için teşekürler
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic