Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: amerika coğrafyası!!!  (Okunma Sayısı 3528 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kapat gözlerini
Üye
**

Performans: 198
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 66



« : 02 Ekim 2008, 14:11:46 »


Amerika'nin Düzeni

"Amerikan tarihinde ilk kez olarak, artik diasporada yasadigimiz hissine kapilmiyoruz. Çünkü ABD, artik bir goyim (yahudi-olmayan) hükümeti tarafindan yönetilmemektedir; aksine yönetimin her kademesinde, her karar asamasinda yahudilerin büyük rolü vardir. Bu nedenledir ki, yahudi seriatinda 'goyim yönetimi' kavrami ile baglantili olarak yer alan bazi kurallar, ABD için yenibastan gözden geçirilmelidir." — Ekim 1994'te Washington DC'deki Adath Yisrael sinagogunda hahambasinin yaptigi konusmadan.
Körfez Savasi'nin ardindan Baskan Bush, savasi tek basina organize edip kolaylikla kazanmis Amerika'nin lideri olarak, "yeni bir dünya kuruluyor, simdiye kadar tanidigimiz dünyadan farkli bir dünya, bir yeni dünya düzeni" demisti. Çogu insan, bu "Yeni Dünya Düzeni" kavramindan, dünyanin artik Yalta Konferansi sonrasinda kurulan stratejik sistemden ve Soguk Savas'tan kurtuldugu mesajini anladi.
Bu mesaja göre, artik dünyada tek bir süper güç vardi. Amerika, sosyalizmin temsilcisi olan Sovyetler Birligi ile giristigi uzun savasi kazanmisti. Hem Amerika, hem de onun temsil ettigi ideolojik ve kültürel sistem (buna kapitalizm ya da liberal demokrasi denebilir) galip gelmisti. Dolayisiyla "Yeni Dünya Düzeni" mesajini, dünyanin artik Amerika'nin ve temsil ettigi sistemin egemenligi altina girdigi seklinde de yorumlamak mümkündü. Nitekim kisa bir süre sonra CIA baglantili bir Amerikali "düsünür", Francis Fukuyama, ortaya çikti ve "tarihin sonu"nun geldigini öne sürdü: Ona göre liberal demokrasi ebedi bir zafer kazanmisti ve dünya üzerinde artik hiçbir sistem liberal demokrasiye karsi direnemeyecekti.
Kisacasi, Yeni Dünya Düzeni, Amerikan hegemonyasi altinda ve Amerikan ideolojisi çevresinde kurulacak bir dünya sistemini ifade ediyordu. Bush'un "yeni bir dünya kuruluyor" derken kastettigi buydu.
Ancak bu noktada, "Amerikan hegemonyasi" kavramini daha bir yakindan incelemek gerekmektedir. Çünkü Amerika da, diger pek çok ülke gibi bir grup elit tarafindan yönetilir ve karar mekanizmalari bu sinirli grubun elindedir. Eger bir "Amerikan hegemonyasi"ndan söz edilecekse, bu kuskusuz sokaktaki Amerikalinin degil, Washington'i yöneten sözkonusu sinirli kadronun hegemonyasi anlamina gelecektir. Yeni Dünya Düzeni slogani altinda dünyayi sekillendirmeye soyunanlar, bu sinirli kadronun beyinleridir.
Peki kimdir bu kadronun beyinleri? Dünyayi sekillendirmeye, hegemonya altina almaya soyunan bu kadronun, bu elit grubun belirgin bir vasfi var midir? Bunlar, "Amerikanizm" adina mi, yoksa bir baska ideoloji ya da kimlik adina mi dünya hegemonyasi kurmaya kalkmaktadirlar? (Önceki bölümlerde inceledigimiz bilgiler, bizlere bu tür bir "komplo teorisi" sorusu sorma hakki vermektedir.)
"Yeni Dünya Düzeni" kavraminin kimin icadi oldugu, bu sorunun cevabini bulma yolunda bir baslangiç olabilir. Amerikan People dergisi, Bush'un agzindan duyulan "Yeni Dünya Düzeni" kavraminin gerçek mimarinin Baskan'in Ulusal Güvenlik Danismani Brent Scowcroft oldugunu yazmisti.1 Peki Scowcroft kimdi?... Bu soruyu Washington kulislerinde sordugunuzda size Scowcroft'u çok iyi tarif eden bir cevap verirlerdi: "Kissinger's yes-man" yani "Kissinger'in evet-efendimcisi." Evet, Brent Scowcroft, son 30 yildir Washington'in en önemli isimlerinden biri olan eski Disisleri Bakani Henry Kissinger'in ögrencisi ve de sag koluydu. Kissinger'in kurdugu think-tank ve lobi sirketi Kissinger Associates'in yönetim kurulunda yer alan Scowcroft, ustasina olan sadakat ve hayranligi ile taninirdi.
Bu durumda "Yeni Dünya Düzeni" kavraminin ardindaki asil beynin Henry Kissinger oldugu söyleyebiliriz. Peki Kissinger kimdi?... Nixon ve Ford yönetimleri sirasinda Ulusal Güvenlik Danismanligi ve Disisleri Bakanligi yapan ve bu dönem boyunca Amerikan dis politikasini adeta tek basina yöneten Kissinger, asrin en önemli politikacilarindan yalnizca biriydi. Bir Alman yahudisiydi ve yahudi olusuna da son derece önem veriyordu. Nitekim Disisleri Bakani oldugu siralarda, Israil'e verdigi çarpici destekle bunu ortaya koymustu. Noam Chomsky, Kissinger'i "Amerikan dis politikasini 'Büyük Israil' hedefine endekslemis kisi" olarak tanimliyor. Kissinger Disisleri'ndeki görevi sona erdikten sonra da Amerikan politikasi üzerindeki etkisini yitirmemis, önemli lobi ve think-tank'lerdeki etkisi, etrafindaki "adamlari"—Scowcroft bunlardan biriydi—ve 1982 yilinda kurdugu Kissinger Associates adli lobi sirketi ile her zaman için belirleyici bir rol oynamisti. Ve en önemlisi, Kissinger her zaman için Israil çizgisinin degismez bir savunucusu olmustu. Amerika'daki yahudi finans çevreleriyle de dikkat çekici bir yakinligi olan kurt politikaci, Amerika'daki ünlü yahudi lobisinin en önemli isimlerinden biriydi.
Kisacasi, "Yeni Dünya Düzeni" kavrami, yahudi lobisinin önde gelen üyelerinden biri tarafindan ortaya atilmis ve dünya gündemine sokulmustu.
Kayıtlı
kapat gözlerini
Üye
**

Performans: 198
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 66



« Yanıtla #1 : 02 Ekim 2008, 14:12:11 »

Bu kuskusuz tek basina fazla bir sey ifade etmemektedir. Ama yine de bugerçegi, "Yeni Dünya Düzeni"nin ve dünyaya egemen olmaya kalkan gücün gerçek kimligini bulmak için girisilecek detayli bir arastirmanin ilk basamagi olarak sayabiliriz. Bu ilk basamakta karsimiza çikan yahudi faktörü, oldukça anlamli ve yol göstericidir. Amerika ve Yahudiler

Bu kitabin ilk bölümünde Amerika ile ilgili son derece ilginç bazi bilgiler bulmustuk. Bu bilgiler, Amerika ile yahudiler arasinda son derece farkli bir iliskinin bulundugunu göstermektedir. Kitayi kesfeden Kolomb'un gerçekte bir Kabalaci oldugunu ve yola "yahudiler için iyi bir yer" bulmak amaciyla çiktigini; ABD'nin temellerini hazirlayan Püritenlerin birer "yapay yahudi" olduklarini; ABD'yi kuran liderlerin Yahudilik'le çok yakindan ilgilenen birer Gül-Haç ya da mason olduklarini; zaten masonlugun ülkeye yahudiler tarafindan getirildigini ve ülkenin kültüründe Püriten mirasindan kaynaklanan önemli bir yahudi sempatizanligi oldugunu biliyoruz.
Ancak Amerika'nin bugün nasil bir durumda oldugu bilmek daha da önemlidir. Çünkü "Yeni Dünya Düzeni"nin ilan edildigi su dönemde, Amerika, dünyanin tartismasiz tek büyük gücü olarak diger tüm ülke ve medeniyetlere karsi bir egemenlik kurma hedefindedir. Bu kitap boyunca, Kuran'in Isra Suresi'nde haber verilen "Israilogullari'nin tüm yeryüzünü kapsayan yükselis ve bozgunculugunu" aradigimiza göre, Amerika'nin bu dünya egemenligi hedefinin arkasinda yahudi önde gelenlerinin ne gibi bir rolü oldugunu bulmak zorundayiz.
Bir önceki bölümde, Amerikan politikasinda büyük rol oynayan CFR ve Trilateral Komisyonu gibi örgütlerin yahudi önde gelenlerinin denetimi altinda oldugunu kesfettik. Ancak bu, Amerika'daki yahudi gücünün yalnizca bir parçasidir. Ülke politikasini etki altina alan daha baska yahudi örgütleri de vardir. Bu yahudi örgütleri yalnizca ülke politikasi üzerinde degil, ayrica Amerikan toplumunun düsünce ve yasam tarzi üzerinde de etki sahibidirler. Ayrica Püriten mirasi, günümüzde de pek çok Amerikali'yi "judaizer" (yahudici, yahudi sempatizani) yapmaya devam etmektedir.
Iste simdi yahudilerin Amerika üzerindeki etkilerini bu farkli yönlerden incelemeye baslayabiliriz. Ilk göze çarpan yön, su ünlü "yahudi lobisi"dir.
Türkiye'deki yahudi cemaatinin yayinladigi Salom gazetesi, bir keresinde Amerikali yahudiler ile ilgili bazi önemli rakamsal bilgiler vermisti. Buna göre, tüm dünya yahudilerinin % 60'ini olusturan Amerikan yahudileri, özellikle maddi yönden oldukça güçlüydüler. Amerika'nin en zengin 400 ailesinin % 40'i yahudiydi (bu rakama Rockefeller gibi gizli-yahudilerin dahil olmadigini da unutmamak gerekir). Bu oran, yahudilerin Amerika'daki toplam nüfusun % 2.5'ini olusturduklarini düsününce kuskusuz oldukça çarpiciydi. Bir baska önemli bilgi, yahudilerin oy veren seçmenlerin % 5'ini olusturmalariydi. Bu da Amerikan yahudilerinin politikaya diger Amerikalilar'dan iki kat daha fazla ilgi duyduklarini gösteriyordu.2 (Amerika'da oy vermek zorunlu degildir ve oyverme orani yaklasik % 50'dir. Yahudilerin nüfusun % 2.5'unu olusturduklari halde seçmenlerin % 5'ini olusturmalari, oy verme oranlarinin genel nüfusa göre iki kat daha fazla oldugunu göstermektedir). Yani Amerikali yahudiler, ülke nüfusunun geneline göre çok daha zengin ve politikayla da çok daha fazla ilgilidirler. Bu ikisi, yani zenginlik ve politikayi etkileme istegi, biraraya geldiginde genellikle ortaya politik güç çikar. Amerika'da da öyle olmustur. Sik sik duyulan "yahudi lobisi" kavrami, bu politik gücün bir sonucudur. Amerikali köse yazari Carl Rowan, bu konuya dikkat çekerek söyle demektedir: "Çok fazla paraya sahip olan çok fazla Amerikan yahudisi var ve bunlar oldukça uzun bir zaman önce politikacilara stratejik bagislarda bulunarak nüfus içindeki sayilarindan çok daha büyük bir güce ulasabileceklerini kesfettiler." 3
Kayıtlı
kapat gözlerini
Üye
**

Performans: 198
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 66



« Yanıtla #2 : 02 Ekim 2008, 14:12:36 »

Bu kuskusuz tek basina fazla bir sey ifade etmemektedir. Ama yine de bugerçegi, "Yeni Dünya Düzeni"nin ve dünyaya egemen olmaya kalkan gücün gerçek kimligini bulmak için girisilecek detayli bir arastirmanin ilk basamagi olarak sayabiliriz. Bu ilk basamakta karsimiza çikan yahudi faktörü, oldukça anlamli ve yol göstericidir. Amerika ve Yahudiler

Bu kitabin ilk bölümünde Amerika ile ilgili son derece ilginç bazi bilgiler bulmustuk. Bu bilgiler, Amerika ile yahudiler arasinda son derece farkli bir iliskinin bulundugunu göstermektedir. Kitayi kesfeden Kolomb'un gerçekte bir Kabalaci oldugunu ve yola "yahudiler için iyi bir yer" bulmak amaciyla çiktigini; ABD'nin temellerini hazirlayan Püritenlerin birer "yapay yahudi" olduklarini; ABD'yi kuran liderlerin Yahudilik'le çok yakindan ilgilenen birer Gül-Haç ya da mason olduklarini; zaten masonlugun ülkeye yahudiler tarafindan getirildigini ve ülkenin kültüründe Püriten mirasindan kaynaklanan önemli bir yahudi sempatizanligi oldugunu biliyoruz.
Ancak Amerika'nin bugün nasil bir durumda oldugu bilmek daha da önemlidir. Çünkü "Yeni Dünya Düzeni"nin ilan edildigi su dönemde, Amerika, dünyanin tartismasiz tek büyük gücü olarak diger tüm ülke ve medeniyetlere karsi bir egemenlik kurma hedefindedir. Bu kitap boyunca, Kuran'in Isra Suresi'nde haber verilen "Israilogullari'nin tüm yeryüzünü kapsayan yükselis ve bozgunculugunu" aradigimiza göre, Amerika'nin bu dünya egemenligi hedefinin arkasinda yahudi önde gelenlerinin ne gibi bir rolü oldugunu bulmak zorundayiz.
Bir önceki bölümde, Amerikan politikasinda büyük rol oynayan CFR ve Trilateral Komisyonu gibi örgütlerin yahudi önde gelenlerinin denetimi altinda oldugunu kesfettik. Ancak bu, Amerika'daki yahudi gücünün yalnizca bir parçasidir. Ülke politikasini etki altina alan daha baska yahudi örgütleri de vardir. Bu yahudi örgütleri yalnizca ülke politikasi üzerinde degil, ayrica Amerikan toplumunun düsünce ve yasam tarzi üzerinde de etki sahibidirler. Ayrica Püriten mirasi, günümüzde de pek çok Amerikali'yi "judaizer" (yahudici, yahudi sempatizani) yapmaya devam etmektedir.
Iste simdi yahudilerin Amerika üzerindeki etkilerini bu farkli yönlerden incelemeye baslayabiliriz. Ilk göze çarpan yön, su ünlü "yahudi lobisi"dir.
Türkiye'deki yahudi cemaatinin yayinladigi Salom gazetesi, bir keresinde Amerikali yahudiler ile ilgili bazi önemli rakamsal bilgiler vermisti. Buna göre, tüm dünya yahudilerinin % 60'ini olusturan Amerikan yahudileri, özellikle maddi yönden oldukça güçlüydüler. Amerika'nin en zengin 400 ailesinin % 40'i yahudiydi (bu rakama Rockefeller gibi gizli-yahudilerin dahil olmadigini da unutmamak gerekir). Bu oran, yahudilerin Amerika'daki toplam nüfusun % 2.5'ini olusturduklarini düsününce kuskusuz oldukça çarpiciydi. Bir baska önemli bilgi, yahudilerin oy veren seçmenlerin % 5'ini olusturmalariydi. Bu da Amerikan yahudilerinin politikaya diger Amerikalilar'dan iki kat daha fazla ilgi duyduklarini gösteriyordu.2 (Amerika'da oy vermek zorunlu degildir ve oyverme orani yaklasik % 50'dir. Yahudilerin nüfusun % 2.5'unu olusturduklari halde seçmenlerin % 5'ini olusturmalari, oy verme oranlarinin genel nüfusa göre iki kat daha fazla oldugunu göstermektedir). Yani Amerikali yahudiler, ülke nüfusunun geneline göre çok daha zengin ve politikayla da çok daha fazla ilgilidirler. Bu ikisi, yani zenginlik ve politikayi etkileme istegi, biraraya geldiginde genellikle ortaya politik güç çikar. Amerika'da da öyle olmustur. Sik sik duyulan "yahudi lobisi" kavrami, bu politik gücün bir sonucudur. Amerikali köse yazari Carl Rowan, bu konuya dikkat çekerek söyle demektedir: "Çok fazla paraya sahip olan çok fazla Amerikan yahudisi var ve bunlar oldukça uzun bir zaman önce politikacilara stratejik bagislarda bulunarak nüfus içindeki sayilarindan çok daha büyük bir güce ulasabileceklerini kesfettiler." 3
Kayıtlı
kapat gözlerini
Üye
**

Performans: 198
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 66



« Yanıtla #3 : 02 Ekim 2008, 14:12:58 »

Ancak bu güç hangi boyutlardadir? Eger Batili medyanin büyük isimlerine ya da onun yerli benzerlerine bakarsaniz, "yahudi lobisi"nin, Washington'da etkili olan diger bir çok "lobi"den biri oldugu izlenimine kapilabilirsiniz. Çünkü "yahudi lobisi" kelimesini duydugunuz kadar, "Ermeni lobisi", "Rum lobisi" gibi kelimeler de duyabilirsiniz. Bu durumda konuyu derinlemesine arastirmamis bir insan, Washington'da farkli uluslarin lobileri bulundugu ve yahudi lobisinin de bunlardan herhangi birisi oldugu gibi bir izlenime kapilabilir.
Oysa gerçek oldukça farklidir. Yahudi lobisinin gücü, Amerika içindeki baska hiçbir sözde "lobi"yle karsilastirilamayacak kadar büyüktür. Washington'da çogu kez "yahudi lobisi" demeye gerek duymazlar; Edward Tivnan'in The Lobby: Jewish Political Power and American Foreign Policy (Lobi: Yahudi Politik Gücü Ve Amerikan Dis Politikasi) adli kitabinin girisinde vurguladigi gibi yalnizca "Lobi" derler. Çünkü "Lobi" dendiginde, bu ürkütücü kelime ile—neden ürkütücü olduguna birazdan deginecegiz—kimin kastedildigini herkes çok iyi anlar.
Kayıtlı
kapat gözlerini
Üye
**

Performans: 198
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 66



« Yanıtla #4 : 02 Ekim 2008, 14:13:16 »

Paul Findley'in Öyküsü

Amerika'da yahudi lobisinin gücü ile ilgili yazilmis olan kitaplarin en önemlisi, 22 yil Amerikan Kongre'sinde 4 Illinois temsilciligi yapan Paul Findley'in They Dare to Speak Out: People and Institutions Confront Israel's Lobby (Konusmaya Cesaret Ettiler: Insanlar ve Kurumlar Israil Lobisi'yle Karsi Karsiya) (solda) adli kitabidir. Kitap, yahudi lobisinin gücünün sanilandan çok daha büyük oldugunu ortaya koyar. Findley, "Israil lobisi hakkinda konusmaya cesaret edebilen" Amerikali Kongre üyeleri, akademisyenler, yazarlar ve din adamlariyla yaptigi görüsmelere ve kendi kisisel deneyimlerine dayanarak, ülkesinin yahudi lobisinin denetimi altina girdigini ilan etmektedir.
Findley'in öyküsü 1960'larda Kongre üyeligine seçilmesiyle baslamisti. Cumhuriyetçi Parti'den seçilen Findley, uzun yillar boyunca girdigi her seçimi kazandi. En çok ilgilendigi konulardan biri dis politikaydi. Bu yüzden sürekli olarak Kongre'nin Dis Iliskiler Komitesi'nde üyelik yapti. Kendisini They Dare to Speak Out'u yazmaya götüren macerasi ise 1972 Ortadogu Isleri Alt Komitesi'ne atanmasiyla basladi. Bu tarihten sonra Ortadogu ile yakindan ilgilendi. Ortadogu'ya yaptigi gezilerde pek çok Amerikali Kongre üyesinin bilmedigi seyleri gözleriyle gördü: Lübnan'da bulunan Sabra, Satilla ve Tel-Zaatar kamplarini yakindan inceledi. Bu arastirma ve geziler, onun Filistin yanlisi bir politika izlemesine neden oldu. Israil'in isgal altindaki topraklarda yaptigi uygulamalarini kinayan demeçler verdi. O siralar Israil'le savasan Yaser Arafat'la görüserek oldukça sansasyon yaratti. Findley, Ortadogu'ya yaptigi geziler sonucunda "Araplarin da birer insan olduklarini" anladigini söylüyordu.
Ancak Findley'in tüm bu faaliyetleri, birilerinin gözünden kaçmiyordu. Bu "birileri", Washington'daki yahudi lobisinin liderleriydi. Lobi, Findley'i boy hedefi haline getirdi. Kisa sürede onun "gözü dönmüs bir antisemit" ve "korkunç bir neo-Nazi" oldugu propagandasina basladilar. Lobinin bu inanilmaz propagandasi, Findley'in yalniz kalmasiyla sonuçlandi. Kimse yahudi lobisinin hedefi haline gelen bir insanla birlikte gözükmek istemiyordu. 1980 yilindaki seçimlerden önce Findley (sagda) o siralar Amerika'nin Bati Almanya Büyükelçisi olan Arthur Burns'le görüsmüs, ona politik görüslerini anlatmisti. Burns, Findley'e tümüyle katildigini söyledi ve Findley bunun üzerine eski dostu Burns'den kendisini destekledigini belirten bir mektup yazmasini istedi. Ancak Burns olumlu cevap vermedi, "istedigin mektubu yazmam imkansiz. Nedenini biliyorsun, senin su Filistinliler hakkindaki düsüncelerin" dedi. Findley sasirmisti. Kitabinda söyle diyor:

Bu konusmadan önceki ya da sonraki hiçbir olay beni Amerika'daki Israil lobisinin ne denli gizli bir güce sahip oldugu konusunda bu kadar düsündürmemisti. Bu büyük, nazik, cömert devlet adami, yirmi yillik dostum bile Israil lobisini bir yana birakip adayligim hakkinda bir iki iyi söz edemiyordu.5
Lobi, Findley'in (solda) yolunu kesmek için her türlü kirli yöntemi kullandi. Bir keresinde Findley Chicago Belediyesi'ne dis politika hakkinda konferans vermesi için çagrilmisti. 500 kisilik bir dinleyici grubuna karsi konusmaya baslamadan an önce, salonun ortasinda biri bagirmaya basladi: "Bir telefon geldi, salonda bomba varmis." Salon bir anda bosalmisti. Findley, daha sonra yaptigi arastirmalarda bu "bomba ihbari" yöntemine yalnizca kendisinin maruz kalmadigini, özellikle üniversitelerde Israil'i elestirmeye cesaret eden konferansçilarin sik sik benzer "ihbar"larla baltalandiklarini ögrenecekti.
Findley Lobi tarafindan damgalanmisti. Artik insanlar ondan cüzzamli gibi kaçiyorlardi. 1980 Kongre seçimleri öncesinde Baskan Reagan Illinois'e bir ziyarette bulundu. Kendi partisinin baskani olan Reagan'la birlikte kendi seçmeni önünde gözükmek, Findley'in en dogal hakkiydi. Ama Reagan'in kampanyasini organize edenler, böyle bir sey oldugu takdirde, "Baskan'in New York'tan alacagi oylari unutmasi gerektigini" söylemislerdi (New York, yahudilerin en yogun oldugu sehirdir). Reagan'in danismani, Lobinin hismindan korktugu için kampanya sorumlularina kesin bir emir vermisti: "Findley hiçbir sekilde Reagan'a yaklastirilmayacak." Nitekim öyle de oldu, Reagan'in partisinden Kongre üyesi olan Findley, Reagan'a 150 metreden fazla yaklasamadi. Kameramanlar, Reagan'i çekerken Findley'in ekranin ucundan bile gözükmemesine dikkat etmislerdi.
Findley'i desteklemeye çalisanlar da oldu ama kisa sürede "hata"larini anladilar. Ünlü sanatçi Bob Hope, eskiden tanidigi Findley'e destek olmaya karar verdi. Hope'un menajeri Wary Grant da ayni fikirdeydi, "Kongre'de vicdaninin sesine kulak veren insanlara ihtiyaç var" diyordu. Ama bu olumlu yaklasim bir anda degisti. Findley'in kampanyasini yürüten Don Norton, Bob Hope'un menajerinden telefonda su cümleleri duydu:

Bob Hope ülkenin her yanindan o kadar çok protesto mektubu ve telefonu aliyor ki, ne yapacagini sasirmis durumda. Hope'un 35 yasindaki yahudi avukati bile isi birakacagindan söz etmeye basladi. Inanilmaz bir baski var. Bob'un size yardim etmesi imkansiz.6
Tüm bunlara ragmen Findley 1980 seçimlerini kazandi. Lobinin gazabindan kurtuldugunu saniyordu; ancak yanilmisti. Iki yil sonra yine Kongre seçimleri zamani geldiginde, Lobi daha önce kullandigi yöntemlerin yanina bir de Findley'in rakibini desteklemeyi ekledi. Findley'in Demokrat rakibi Durbin, Lobiden inanilmaz bir para yardimi aldi (Durbin'in seçim kampanyasi için harcadigi 750 bin dolarin 685 bini Lobiden gelmisti). Sonuçta Findley 1982'deki seçimleri çok az farkla kaybetti ve Kongre'ye veda etti.
Bu olay, Paul Findley'in, ülkesindeki sistemde önemli bir gariplik oldugunu hissetmesine neden olmustu. Çünkü yalnizca Filistin sorunu hakkindakigerçekleri dile getirdigi için Lobi onu düsman ilan etmis ve daha da önemlisi son derece güçlü bir siyasetçi olmasina karsin onu Kongre'den uzaklastirabilmisti. Ayrica Findley "Israil düsmani" birisi de degildi, yalnizca Israil'in bazi politikalarini elestirmisti. Bu konuda They Dare to Speak Out'un girisinde sunlari söylüyor:

Beni Kongre'den uzaklastirmak için neden bu kadar sikinti çekmislerdi?... Oylamalarin tamaminda Israil'e yardima olumlu oy kullanmistim. Kimi zaman Misir'a ve Arap ülkelerine son derece elestirel konusmalar yapmistim. Baskan Carter'in yardimi kisitlanmasina ikna etmeye çalisirken, bunu Israil'in Lübnan'a saldirilarini kesmesi için geçici bir uyari olsun diye yapmis ve Kongre'yi gelecekte Israil'e yapilacak olan askeri ve ekonomik yardima yetkili kilan bütün oylamalarda olumlu oy kullanmistim... Üstelik alt komitede ya da Temsilciler Meclisi'nde yaptigim konusmalarda Israil'i elestirirken yalniz da degildim. Benim ciddi bir tehlike olmadigimi biliyorlardi kuskusuz. Peki Lobi yalniz bir adamin zayif sesine bile tahammül edemiyor muydu?... Acaba baska Kongre üyelerinin de baslarina buna benzer olaylar gelmis miydi? Lobinin yalnizca beni hedef olarak seçmis olmasi mantikli görünmüyordu. Birilerinin artik neler olup bittigini açikça konusmasi gerekiyordu. Kongre disindaki yönetim kadrosu ve Baskan da kesinlikle etki altinda olmaliydilar. Acaba onlara ne tür yaptirimlar uygulaniyordu? ABD Baskani'ni korkutacak kadar güçlü olan Lobinin yönetimin üst kademelerinde mevzileri olmaliydi. Acaba baska nerelere uzanabiliyorlardi? Farkli mesleklerden insanlar üzerinde de denetimleri var miydi? Örnegin; bir üniversite kampüsünde ögretmen ve ögrencilerin konusma özgürlüklerine yönelik bana uygulanan türden baskilar var miydi? Din adamlarinin durumu neydi ya da is adamlarinin? Özgür bir toplumu olusturan yasamsal önemdeki insanlar ne durumdaydi? Gazeteciler, köse yazarlari, yayincilar, televizyon ve radyo istasyonlari ve yorumculari?7
Bu sorular elbette ki son derece önemliydi. Bu nedenle Findley, bu sorularin cevabini bulmaya, Lobinin gerçek gücünü arastirip ortaya çikarmaya karar verdi. Kendisi gibi "Israil hakkinda konusmaya cesaret eden" kisilerle görüstü ve topladigi tüm bilgilerle birlikte They Dare to Speak Out'u yazdi.
Ancak pek çok kisi Israil hakkinda konusmaya cesaret edememisti. Findley, bu konuda yasadigi sikintilari kitabinin girisinde söyle anlatiyor:

Bu kitabin yazilmasinda emegi en çok geçen bes kisiye de isimlerini vererek tesekkür edemiyorum... Washington'da çalisan bu bes kisi, kitabin olusmasi için bana gerekli bilgileri verirken, bir yandan da bana sürekli olarak isimlerinin kesinlikle yazilmamasi gerektigini hatirlatiyorlardi. Israil lobisinin gücünü çok iyi bilen bu insanlar, isimleri kaynak olarak verildigi takdirde islerinden atilacaklarindan emindiler. Biri açikça 'size yardim etmekle büyük bir kumar oynuyorum. Eger duyulursa, isimden olacagim' demisti. Digerleri de benzeri seyler söylediler. Bu kitaptaki bilgilerin önemli bir kismi, Amerikan toplumunun Israil lobisinin faaliyetlerini bilmesini isteyen ama bunu açikça yapmaktan çekinen hükümet yetkililerinin gönüllü destegi ile ortaya çikmistir.8
Findley bu sekilde kitabini hazirladi. Ancak bir sorun daha vardi; kitabi basacak yayinevi bulmak da oldukça zordu. Çünkü yayinevleri de Lobiden korkuyorlardi. New York'lu edebiyatçi Alexander Wylie, Findley'e "Amerika'daki hiçbir büyük yayinevinin kitabi basmaya yanasmayacagini" söylemisti. Öyle de oldu. Pek çok yayinevi, kitabi son derece çarpici bulmalarina karsin basmak istemediler. William Morrow sirketi, kitabi "çok etkileyici" bulmus ancak "ülke içinde ve disinda büyük problemler yaratabilecegi"ni öne sürerek bu "atesten gömlegi" giymeyi reddetmisti. Baska yayinevleri de yaklasik ayni gerekçelerle kitabi basmaktan kaçindi. Konunun "çok duyarli" oldugunu söylüyorlardi. Sonunda Lawrence Hill yayinevi cesur bir karar alarak kitabi basmayi kabul etti, böylece Findley'in deyimiyle "büyük bir kumar" oynamis oluyordu. Findley, They Dare to Speak Out'un girisine "Torunlarim Andrew, Cameron, Henry ve Elizabeth'e, her zaman korkusuzca konusabilmeleri dilegiyle" diye yazmisti. Kitap 9 hafta boyunca "best-seller" (en çok satan) oldu. 70 binin üstünde satti. Belli ki Amerikalilarin (Israil hakkinda) "korkusuzca konusabilmelerini" saglayamadi ama en azindan Lobinin inanilmaz gücünü ortaya çikardi
Kayıtlı
kapat gözlerini
Üye
**

Performans: 198
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 66



« Yanıtla #5 : 02 Ekim 2008, 14:13:36 »

AIPAC; Washington'in Krali

Eger bugün Amerikalilar Israil hakkinda "korkusuzca" konusamiyorlar, Israil'i elestiren bir söz ettiklerinde hayatlarinin alt-üst olacagindan çekiniyorlarsa, bunda en büyük pay kuskusuz AIPAC'e aittir. Uzun adi "American Israel Public Affairs Committee" (Amerikan Israil Halkla Iliskiler Komitesi) olan örgüt, yahudi lobisinin en önemli organidir ve adindaki masum "halkla iliskiler" ifadesinin aksine, oldukça tehlikeli bir örgüttür. AIPAC'e "bulasmak", Washington'daki hükümet yetkilileri ya da Kongre üyelerinin en büyük kabusudur.

Findley, kitabinin AIPAC'i konu edinen bölümünün adini "King of the Hill" yani "Baskent'in Krali" koymakla herhangi bir abartma yapmamaktadir. Çünkü gerçekten de AIPAC, tarihte hiçbir lobi kurulusunun sahip olmadigi bir güce sahiptir; neyi isterse elde eder.
Findley, AIPAC'in adini ilk kez 1967'de Disisleri Komitesi'ne atandiginda duydugunu söylüyor. Bir gün komitedeki odasinda Israil'in Suriye'ye yaptigi saldiriyi elestirirken ondan daha eski bir senatör olan William S. Broomfield söyle demisti: "AIPAC'ten Kenen senin bu söyledigini bir duysun, basina neler gelecek o zaman gör." 9 Broomfield'in sözünü ettigi kisi, AIPAC'in o zamanki yöneticisi I. L. Kenen'di.
En basta AIPAC olmak üzere yahudi lobisinin baskisi sayesinde, Amerika Israil'e yilda ortalama 6-7 milyar dolarlik bir yardim yapmaktadir. Amerikan vergi mükellefleri için olumlu bir durum degildir. Yanda, "Israil paramizi alirken, Amerika aç kaliyor" pankartlariyla gösteri yapan Amerikalilar...
Senatör Broomfield, AIPAC'in gücünü abartmis degildi. Örgüt gerçekten de Washington'daki en etkili kurulustur. Kongre üyeleri üzerinde büyük bir baski mekanizmasi kurmustur. Yahudi lobisine yakin medya kuruluslari—ki bunlar neredeyse tüm büyük Amerikan medya kuruluslarini kapsar—araciligiyla istedikleri kisi hakkinda olumlu ya da olumsuz propaganda yapabilirler. Ayrica çok güçlü bir istihbarat sistemleri vardir. Washington'daki resmi dairelerin herhangi bir koridorunda Israil ya da Israil lobisi aleyhinde edilen herhangi bir cümle, kisa sürede AIPAC'in kulagina varir. Ve bu da o sözü eden kimseiçin hiç olumlu olmaz. Eski bir senatör olan Paul McCloskey, bu konuda "Kongre, AIPAC'in estirdigi bir terör firtinasi altindadir" derken örgütün çalisma yöntemini de özetlemektedir. Uzun yillar Senato üyeligi yapan Paul Weyrich, AIPAC'in inanilmaz etkisini Findley'e söyle anlatir:

Çok mükemmel bir sistem kurmus durumdalar. Eger onlarin istedigi gibi oy verirseniz ya da istedikleri türde konusmalar yaparsaniz, davalarina sicak bakan medyaya sizin hakkinizda olumlu seyler söyletirler. Tabii bunun tersi de geçerlidir. Eger onlarin hosuna gitmeyen bir sey yaparsaniz, ayni yolla bu kez rezil edilebilirsiniz. Uyguladiklari baski, senatörlerin, özellikle de destek arayan senatörlerin bakis açisini kolaylikla degistirecek kadar büyüktür.10
Çogu Kongre üyesi böylesine organize bir güçle çatismaya girmekten korkar. Bu nedenle Washington'a gelen seçilmislerin çogu AIPAC'e sessizce boyun eger. 1984'e dek Kongre üyeligi yapan Clarence D. "Doc" Long, Findley'e söyle demistir:

Çok uzun zaman önce AIPAC'in benden istedigi herseyi kabul etmeye karar verdim. Onlarin yaptiklari baskilarla karsilasmak istemiyordum. Benim seçim bölgem oldukça zorludur. Israil taraftarlarinin herhangi bir sorun olusturmasini istemiyorum. Bu yüzden kararimi verdim; istediklerini yapiyorum ve desteklerini aliyorum.11
AIPAC'in "Eylem Alarmi" denen bir sistemi vardir. Eger bir Kongre üyesi hoslarina gitmeyecek bir sey yaparsa, yaklasik bin kisilik bir listeye "alarm" sinyali gönderirler. Bu bin kisi, Amerikan toplumu içindeki etkili yahudilerden olusmaktadir (büyük sermayedarlar, resmi görevliler, cemaat liderleri, gibi statü sahibi kimseler). "Alarm" verildiginde bu listedeki isimlerin hepsi hedefe yüklenmeye baslarlar. Telefonlar, fakslar yagar ve tehdit kokan "uyari"lar yapilir. Çok az Kongre üyesi bur tür bir baskiya meydan okumaya niyetlidir.

AIPAC'in Kongre üyelerinden istedigi seyler ise bellidir: Onlardan Israil'le ilgili her oylamada Israil lehine oy kullanmalarini ister. Örnegin Israil'e yapilan Amerikan yardiminin artirilmasi, Israil'in uluslararasi platformda kayitsiz-sartsiz desteklenmesi gibi yapilan tüm oylamalarda AIPAC'in gölgesi vardir. Aslinda bir Kongre üyesinin Israil'e yapilan Amerikan yardiminin azaltilmasini istemesi son derece dogal bir seydir, hatta eger bir "yurtsever" ise bunu istemesi gerekir. Çünkü bu yardim dünyada örnegi görülmemis derecede büyüktür ve Amerikan ekonomisine de büyük zarar vermektedir. Amerikali Ortadogu uzmani Richard Curtiss, bu konuyla ilgili bir yazida çarpici bir benzetme yapmisti:

Los Angeles banliyösü Northridge'i merkez alan 17 Ocak 1994 tarihli büyük California depreminin, toplam olarak 7 milyar dolar zarara yol açtigi hesaplaniyor. Israil'e yapilan yardimin 1993 senesi içinde Amerikan vergi mükelleflerine masrafi ise 6.321 milyar dolardi. Bu, California depreminin Amerikalilar için Israil'e yapilan yardimdan daha zararli oldugu anlamina gelir, öyle mi?... Hayir! Çünkü California'da her yil deprem olmamaktadir, oysa Israil bu yardimi her sene almaktadir. Baskan Clinton, 1994 ve 1995 mali yillarinda da ayni yardimin sürecegi sözünü vermistir. Hatta daha sonra Clinton samimiyetini göstermek için bu rakama bir 500 milyon dolar daha ekletmistir.12
Iste Amerikalilara bu tür bir "hasar" veren dis yardim, en basta AIPAC'in sayesinde gerçeklesmektedir. AIPAC de tüm bu faaliyetini Israil'den aldigi direktiflere göre yürütür. AIPAC'le Israil Büyükelçiligi arasinda sürekli telefon baglantisi vardir. Ayrica AIPAC yöneticileri Elçilik görevlileri ile en az haftada bir kez toplanti yaparlar.

Kayıtlı
kapat gözlerini
Üye
**

Performans: 198
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 66



« Yanıtla #6 : 02 Ekim 2008, 14:14:23 »

Arap-Israil sorununa tarafsiz yaklasilmasini savunan Washington Report on Middle East Affairs dergisi, AIPAC'in Kongre üzerindeki etkisini elestirenlerden biridir. Dergi, sik sik, Bati Seria ve Gazze için kullanilan "occupied territory" (isgal altindaki toprak) deyiminden yola çikarak "Congress is an Israeli-occupied territory" (Kongre Israil isgali altindaki bir topraktir) sloganini kullanir. Bu da bir abartma degildir. Paul Findley, ABD'nin eski Sudan Büyükelçisi Don Bergus'un bu konudaki bir yorumunu aktarir. Eski diplomat söyle demektedir: "Disisleri Bakanligi'ndayken eger Israil Basbakani dünyanin düz oldugunu söylerse, Kongre'nin 24 saat içinde bu bulusu tebrik eden bir açiklama yayinlayacagi sakasini yapardik." 13
AIPAC'in gücü özellikle 1970'li ve 1980'li yillarda hizla artti. Hatta 1983yilinda Baskan Reagan, Kongre'ye karsi AIPAC'ten yardim istemek durumunda kalmisti. Lübnan'daki Amerikan deniz piyadelerinin varligina karsi gelisen toplumsal tepkiyi ve bunun Kongre'deki yansimalarini asmak isteyen Reagan yönetimi, Kongre'yi etkileyemeyecegini görünce, çareyi Washington'in Krali"na basvurmakta bulmustu. AIPAC yöneticisi Thomas A. Dine'la özel bir görüsme yaparak Kongre'de Lobi destegi isteyen Baskan, gerçekten de AIPAC'in destegi sayesinde Kongre'ye Amerikan askerlerinin Lübnan'da kalmasini kabul ettirebildi. Bunun ardindan Reagan Dine'la yeniden görüserek AIPAC sefine "tesekkür"lerini iletti. Ocak 1984'de Washingtonian dergisi, Dine'i, Baskent'in en güçlü isimleri arasinda sayiyordu.
AIPAC'i etkili yayin organlari da vardir. Near East Report adli haftalik bir dergi yayinlar. Dergi, su katilmamis Israil propagandasidir. Örgütün en etkili yayini ise ilk kez 1983"te yayinlanan ve her yil yeni eklemelerle gelisen The Campain to Discredit Israel (Israil'i Zayiflatma Kampanyasi) adli kitapçiktir. Bu bir tür "kara liste"dir; içinde Israil'i elestirmeye cesaret eden kisi ve kurumlarin isimleri yayinlanir. Bir kere bu "kara liste"ye giren kisi, kolay kolay baskidan kurtulamaz.
AIPAC yalnizca seçilmis Kongre üyelerini yönlendirmekle kalmaz; istedikleri seçtirmek ve istemediklerinin de seçilmesini engellemek için çalismakta ve oldukça da basarili olmaktadir. Bunun en iyi yolu, AIPAC'in Israil yanlisi adaylarin seçim kampanyalarina yaptiklari dev maddi yardimlardir. Ancak AIPAC bu yardimlari dogrudan yapmaz. Amerikan kanunlari, bir lobi kurulusunun bir adaya 5 bin dolardan fazla yardim yapmasini yasaklamaktadir. Bu nedenle AIPAC, adaylara yardim yapmak için çok daha küçük lobiler, "politik eylem komiteleri" (PAC) kurmustur. Bu PAC'lerden Amerika'da 3.000"e yakin vardir. Bunlarin 75 tanesi görünür hiçbir baglanti olmamasina ragmen (örnegin hiçbirinin adindan Israil'le ilgileri oldugu anlasilmaz) da AIPAC'e bagli olan PAC'lerdir ve en çok para harcayanlar da bunlardir. AIPAC, bu küçük PAC'leri kullanarak dev miktarda para yardimlari yapabilmektedir. Israil yanlisi PAC'ler, 1988 seçimlerinde 477 adaya toplam 5.4 milyon dolar yardimda bulunmuslardir. Üç aday 200 bin dolarin üstünde yardim almistir. 1990 seçimlerin ise 402 adaya toplam 4.95 milyon dolar aktarilmistir. 1976-1990 tarihleri arasindaki seçimlerde Israil yanlisi PAC'ler toplam 21.9 milyon dolar "bagis" dagitmislardir. Bagislar, agirlikli olarak yahudi lobisine daha yakin olan Demokrat Parti adaylarina gitmektedir.14
Bunlar kuskusuz büyük rakamlardir ve seçim kampanyasinin çok büyük önem tasidigi bir ülke olan Amerika'da, hiçbir aday, yahudi lobisinden gelen bu büyük finansal destegi görmemezlik edemez. Yahudi yazar Stephen D. Isaacs, Jews and American Politics adli kitabinda bir Kongre üyesinin su sözünü aktarir: "Bu ülkede politika yapiyorsaniz, hele de Demokratsaniz, arkanizda yahudi parasi olmadan bir yere varamazsiniz." 15 Bu finansal destegin yanisira, çogu kez medya destegi de yahudi lobisi kanaliyla gelmekte (ya da gitmekte)dir.
Bu yüzden adaylarin çogu seçim kampanyasi boyunca ellerinden geldigince Lobinin gözüne girmeye çalisirlar. Seçildikleri takdirde Israil'e nasil destek olacaklarina dair sözler verirler (bu kural, Baskan adaylari için de geçerlidir). Seçildiklerinde ise sözlerinde durmak zorundadirlar. Çünkü iki yil sonra yine seçim zamani gelecektir. Ayrica AIPAC, ihaneti asla affetmez. Bu kurali bozan, yani AIPAC'in egemenligine karsi baskaldiran çok az kisi vardir Washington'in yakin tarihinde. Findley bunlardan biridir. Ona benzer bir avuç insan daha çikmistir, "Israil hakkinda konusmaya cesaret edebilen." Ve AIPAC, hepsini cezalandirmis
Kayıtlı
Köksal AYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« Yanıtla #7 : 02 Ekim 2008, 16:55:50 »

Bu Amerika coğrafyasından çok Amerikan siyaseti gibi olmuş Grin
Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
guekedn
Yeni üye
*

Performans: 32
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 14



« Yanıtla #8 : 15 Ekim 2008, 17:06:15 »

bence de evet ama emege sayı Cheesy
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic