Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yeryüzü'nün sureti-harita  (Okunma Sayısı 5234 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
baksu
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2641
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4317



« : 19 Haziran 2007, 21:32:21 »


Yeryüzü'nün sureti-harita


Harita
Dünya’nın en eski haritasının Türkiye’de olduğunu biliyor musunuz? Günümüzden yaklaşık 8000 yıl öncesine ait bu harita, Çatalhöyük’ün duvarlarında bulunmuştu. Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor. Bulunduğu günden beri şaşkınlık yaratan ve dünya çapında üne kavuşan Piri Reis haritası, Topkapı Sarayı’nda. Anadolu’ysa, çok eski çağlardan beri haritası yapılan bir ülke. Böyleyken, haritalar ve haritacılığın tarihi hakkında yeterince şey biliyor muyuz?

İnsanlar, yaşadıkları çevreyi tanıma, onu keşfetme ve fethetme eğilimindedir. Bu anlamda dünya her zaman kâşişerin ilgiyle araştırdığı bir yerdi. Dünya’ya çeşitli biçimler yakıştırdılar. Tepsi gibi düz ya da silindir olabilirdi. Belki bir öküzün boynuzunda, belki de bir kaplumbağanın sırtındaydı. Yeryüzü için en çekici geometrik biçimlerden biri, yumurta biçimiyidi. Eski Mısırlılar Dünya’yı geceleri Ay’ın tıpkı "büyük beyaz bir kuşun yuvasındaki yumurtasını koruduğu gibi" koruduğuna inanırlardı. 1. ve 2. yüzyılda yaşamış olan Hıristiyan Gnostikler de Dünya’yı evrenin karnında bir yumurta olarak algılamışlardı. Papaz Bede şöyle yazmış notlarında: "Dünya evrenin ortasına yerleştirilmiş olup, yumurtanın içindeki sarısı gibi durur. Çevresindeki su yumurtanın akına benzer ve en dışında da atmosfer vardır. Tümünün dışındaysa tıpkı kabuğun yumurtayı kapladığı gibi ateş bulunur.
Eski Yunanlılara ait günümüze kadar gelmiş harita yok. Yine de Yunan edebiyatına baktığımızda bir uyum arayışı görünüyor. Yunanlıların Dünya’yı küre biçiminde algılamaya başlamadan önce, başka hangi biçimlerde olabileceğini tartıştıkları biliniyor. Herodot, Dünya’nın, Oceanus Irmağı’yla çevrelenen yuvarlak bir disk olduğu yolundaki Homeros anlayışını eleştirerek, çevresinde büyük bir çöl olması gerektiğini savunmuştu. Bir tür ekvator kavramı, Dünya’nın yuvarlak olması fikrinden önce yerleşmişti. Nil ve Tuna ırmakları, Herodot’a göre Yunan haritalarının ortasından geçen medyan çizgisinin iki yanında simetrik olarak uzanmaktaydı. Simetri, o dönemerde oldukça popüler bir anlayıştı ve her şeyde bir simetri aranıyordu. Bilinen Dünya’nın Aeschylos, tarihçi Ephorus ve başka Yunan yazarlarınca benimsenen biçimi, düzgün yamuktu. İyon haritalarında Akdeniz’in uzunlamasına ekseni boyunca uzanan "ekvator" birçok noktayı aydınlatıyor. Bu haritalarda eksen üzerinde yer alan ve dolayısıyla da Güneş’in yaz ve kış doğuş batışları arasında yer alan Anadolu, ideal iklim kuşağı içinde oluyordu.
Kare biçimindeki evren de birçokla¬rına çekici gelmişti. Eski Perulular baştanrının oturduğu, çatı biçiminde tepesi olan kutuya benzer bir Dünya tasarlamaktaydılar. Aztekler ise ortada bir ve kenarlara doğru da birer olmak üzere beş kareli bir Dünya oluşturmuşlardı.
Büyük mitler ve metaforlar, her yerde Dünya’yı ve evreni anlaşılabilir kılmaya yardımcı oluyorlardı. Yunanlıların inancına göre Dünya, Atlas adındaki bir devin sırtında taşınıyordu. Meksika’da, aralarında en güçlüsü Quetzelkoatl olan en az dört gökyüzü taşıyıcısı vardı.
MÖ 5. yüzyıl dolaylarında Yunanlı bilginler Dünya’nın bir küre olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Bunun ilk kanıtı Platon’un "Phaedo"sudur. Bundan sonra Yunanlılar Dünya’yı artık suda yüzen yassı bir disk olarak düşünmeyi bırakmıştı. Pisagorcular ve Platon, bu inançlarını estetik kavramlara dayandırıyorlardı. Onlara göre küre en kusursuz geometrik biçim olduğu için, Dünya’nın da doğal olarak bu biçimde olması gerekirdi. Küresel bir Dünya, estetik düşünüş için sınırsız olanaklar yaratıyordu. İlk olarak, kürenin paralel çizgilerle düzgün tabakalara ayrılması yoluna gidildi. Bu çizgiler düzenli biçimde belirtilirse, acaba aralarındaki boşluk ve ve aralık özel bir anlam taşıyabilir miydi? Böylece Yunanlılar küre üzerine bu çizgileri çizip, onu "climata" adını verdikleri paralel dilimlere ayırdılar. Bu dilimlerin coğrafi ya da astronomik anlamı da vardı. En uzun günün uzunluğu bir bölge içinde kabaca bütün ülkelerde eşit oluyordu. Climata, Yunanca’da eğim anlamına gelen "clima"dan türemişti. Eski yazarlar, bu dilimlerin ne kadar olması gerektiği konusunda bir anlaşmaya varamamıştı. Kimi en çok üç dilimi önerirken, on ya da daha çok dilim öneren de vardı. En popüler uygulama, Yunanlıların ve Romalıların çok iyi bildiği bölgenin, yani 46°’ye kadar olan kuzey enlemi yöresinin, Plinius’un önerdiği gibi ekvator kuzeyinde yedi dilime bölünmesiydi. Plinius, daha kuzeydeki yabanyöreleri için üç dilim daha öneriyordu. Ptolemaios ise, kuzey yarımküresinin tümü için 21 paralel dilim belirlemişti.
Climata ve simetri anlayışından Ptolemaios’un yeryüzü sistemi doğdu. Ptolemaios, genelde ortaya attığı gökyüzü sistemiyle tanınıyor. Oysa yeryüzü sistemi üzerine söyledikleri daha akla yakındı. Yine de, eski çağ coğrafyacılarının adı anıldığında en büyüklerinden biri olarak Eratosthenes’in adı geçer. Eratostehenes, çeşitli gezginlerden, 21 Haziran günü Güneş’in öğlen vakti Syene’deki (bugünkü Assuan) bir kuyuda hiç gölge yapmadığını, dolayısıyla tam tepede olduğunu, buna karşılık İskenderiye’de gölge oluşturduğunu duymuştu. Buna ve elindeki başka bilgilere dayanarak, Syene’nin İskenderiye’nin tam güneyinde olduğunu belirledi. Syene’de hiç gölge bulunmadığı anda İskenderiye’deki gölgenin uzunluğunu ölçerse, Dünya’nın çevresini hesaplayabileceğini düşündü. 21 Haziran günü İskenderiye’de bir dikilitaşın gölgesini ölçtüğünde, geometri yöntemleriyle Güneş’in tepeden 7° 14’ uzakta olduğunu belirledi. Buradan çıkarak, Dünya’nın çevresini hesapladı. Eratosthenes’in yeryüzünü haritalama teknikleri, daha da yüksek başarılar oluşturuyordu. Onu İznikli Hipparchus’un çalışmalarına yönelttiği eleştirilerle de tanıyoruz. Hipparchus, gündönümlerinin oluşumunu bulmuş, 1000 kadar yıldızı katalogla-mış, trigonometrinin temellerini atmıştı. Eratosthenes, yerküreyi birbirine paralel doğu-batı ve kuzey-güney çizgilerine bölmüş, bilinen dünyayı Rodos Adası’ndan geçerek Akdeniz’i ikiye bölen bir doğu batı çizgisiyle kuzey ve güney dilimlerine ayırmıştı. Bu çizgiye sonradan İskenderiye’den geçen bir çizgi daha ekledi. Erotosthenes, haritalarında çizgileri bilinen merkezlerden geçiriyordu. Bunlar: İskenderiye, Rodos, eski Etyopya krallarının başkenti Meroe, Hercules Sütunları (Cebelitarık Boğazı), Sicilya, Basra Körfezi ve İndus Irmağı’nın ağzı gibi yerlerdi. Böylece, yerkürenin üzerine yerleştirilen ve insanların kolaylıkla kullanabilecekleri bir haritada kesişen dikey ve yatay hatlar sistemi yaratılmış oluyordu. Bundan sonraki adımı Hipparchus atmış,  climataları, ekinoks çizgiparalel ve ekvatordan kutuplara kadar eşit aralıklarla çizdikten sonra, yine eşit aralıklı ve ekvatora dik kutup noktalarında birleşen bir çizgiler dizisi oluşturmuştu. Climata çizgileri, böylece yeryüzünün Güneş ışınlarını aynı eğimle alan bölgelerini belirlemenin ötesinde bütün noktaları be¬lirleyen bir koordinatlar düzeni sağlayabilecekti. Eratosthenes, böyle bir sistemin yararlarını ancak kabaca görebilmişti. Onun döneminde insanların haritalarında gördükleri yerler, ancak gezginlerin sözlü anlatılarında belirttikleri ve yerlerini kesin olmayan bir biçimde anlattıklarıyla sınırlıydı. Bunun yeterli olmadığını bilmesine karşın, bu hatlar için gerekli olan referans noktaları dizisinden yoksundu. Hipparchus ise, bütün yerlerin kesin ve astronomik gözlemlerle ve tüm yeryüzünü kaplayan bir enlemler-boylamlar sistemiyle kaplanması gerektiğini düşünüyordu. Yeryüzünün her noktasını böyle bir koordinatlar sistemi içine almak için göksel referans noktaları kullanma düşüncesini ortaya atarak insanın Dünya’yı haritalama modelini de sunmuş oldu. Hipparchus, ayrıca bugün de kullanılan matematik terimlerinin yaratıcısı. Eratosthenes Dünya küresini 60 dilime bölmüştü. Hipparchus dilim sayısını 360’a çıkardı ve çağdaş coğrafyacıların "derece" olarak tanımladıkları dilimleri elde etti.
Kartografi, yani haritacılık üzerine en büyük söz sahibi olanlardan biri de kuşkusuz Ptolemaios. Dünya haritala¬rımızın çerçevesi ve terminolojisi Ptolemaios’tan kalma. Benimsediği yatay ve dikey hatlar sistemi, modern kartografinin temelini oluşturuyor. Bundan başka, enlem ve boylam deyimlerini ilk kullanan kişi olduğuna inanılıyor. "Coğrafya" adlı eserinde sekiz bini aşkın noktanın enlem ve boylamını belirtiyor. Haritalarında kuzeyin üstte olarak kullanılması uygulamasını getirmiş. Ptolemaios, haritasını 26 bölgeye ayırmış ve daha kalabalık bölgeler için ayrıntıları verebilmek amacıyla ölçek küçültmüştü. Ptolemaios, Dünya’nın küresel biçiminin haritalama alanında getirdiği sorunların farkındaydı. Bu nedenle iki yer arasındaki uzaklıkları hesap edebilmek için trigonometri tabloları kullandı. Bununla birlikte büyük yanlışlar da yapmıştı. Kendinden önce Erotostehenes’in 112 km olarak belirlediği dereceyi 80 km’ye düşürmüş, coğrafyacı Strabon’a dayanarak Dünya’nın çevresini 28 800 km olarak vermişti. Erotosthenes’in değil de Ptolemaios’un haritalarını kullanan Kristof Kolomb, sürekli batıya giderek kısa sürede Hindistan’a ulaşacağını düşünüyordu. Oysa Hindistan çok daha uzaktaydı.
Ptolemaios’un ardından haritacılık ve coğrafya alanında yüzyıllarca süren bir suskunluk yaşandı. Bunun nedeni, dogmatik Hıristiyan düşüncesiydi. Yaklaşık 300-1300 yılları arasında süren durgunluk döneminde Hıristiyan dogması, eski coğrafyacıların özenle oluşturmaya başladıkları Dünya fikrini baskı altına alıyordu. Bu dönemde Batı’da enlem ve boylam eğrilerini, dağları, nehirleri, eski coğrafyacıların çalışmalarını unutan kilise coğrafyacıları, dinsel karikatürler olarak tanımlanabilecek çizimleri Dünya haritası gibi sunmaya çalışıyordu. O dönem¬den günümüze 1600’ü aşkın harita kaldı. Baskı makinesinin bilinmediği dönemlerden kalan bu haritalar, haritacıların ve onların çalışmalarını destekleyen kişilerin Dünya’ya nasıl baktığının bir göstergesi olarak düşünülebilir. Bu haritaların ortak biçimleri kendilerine tekerlek ya da T-O haritası adının verilmesine neden olmuştu. Yerleşimli Dünya’nın tümü bir yuvarlak çember (O) içine alınmakta ve "T" biçiminde bir akarsuyla bölünmekteydi. Haritaların üst ucunda Asya yer alıyordu. T’nin sol alt kısmı, Avrupa’ya ve sağ alt kısmı da Afrika’ya ayrılmıştı. Avrupa’yı Asya’dan ayıran çubuksa Akdeniz’di. Avrupa ve Afrika’yı Asya’dan ayıran yatay çubuk tek bir çizgi olarak aktıkları varsayılan Tuna ve Nil ırmaklarıydı. Tümünün çevresinde "Okyanus Denizi" görülmekteydi. Bunlar "ekümen"leri yani yerleşimli Dünya’yı gösteren "ekümenik" haritalardı. Hıristiyan dogmalarına göre çiziliyorlardı. Sözgelimi, Tevrat’ta "Sonra Tanrı şöyle dedi: Burası Kudüs’tür. Ben onu, çevresindeki ülkelerin ve ulusların ortasına yerleştirdim." dendiği için Kudüs kenti bütün haritaların ortasına konuyordu. Bu uygulama diğer uygarlıklarda da farklı değil çoğu zaman. Hindular, Meru Dağı’nı kutsal gördükleri için Dünya’nın merkezi sayıyorlardı. Mısır ve Babil zamanlarında da bu böyle olmuştu. İslam inanışına göre merkez olarak Kâbe alınmalıydı. Bütün bu sistemlerde coğrafi değil, dini kaygılar ön planda yer alıyordu. Bu dönemlerde yeniden düz Dünya görüşüne dönüldüğünü de görürüz. Bunda "Antipode" inanışının etkisi vardı. Bu inanışa göre, Ekvator geçildiğinde "Antipode"ların, yani baş aşağı yaşayanların ülkesine geliniyordu. Burada insanlar kafalarının üzerinde duruyor, ağaçların kökleri yukarı doğru fışkırıyordu. Yağmur da elbette yerden göğe yağıyordu. Lactanius ya da İsidore gibi dönemin bilginleri bu fikrin saçma olduğu kanısındaydı. Ama bu düşünceyi yadsımak, onlara Dünya’nın aslında düz olduğunu düşündürüyordu. İsidore, Dünya’yı tekerlek gibi yuvarlak olarak düşündüğü için "orbis terrarum" olarak açıklıyordu: "Avrupa ve Afrika Dünya’nın yarısını, Asya ise geri kalan kısmını oluşturur. Akdeniz adı verilen büyük deniz, okyanustan gelip Avrupa ve Afrika’yı biribirinden ayırdığı için bu büyük alan iki bölüme ayrılmıştır. İsidore’un haritalarında, doğu en yukarda olarak betimleniyordu.
Avrupa’da Hıristiyan coğrafyası bu fantezi ve dogma karmaşasına dönüşürken, başka yerlerde insanlar Dünya’ya ilişkin bilgilerini ve harita yapma yeteneklerini de geliştiriyorlardı. Çinli¬ler, Eratosthenes, Hipparchus ya da Ptolemaios’un etkisi olmadan kendiliğinden Dünya’nın yüzünde olduğu varsayılan yatay ve dikey çizgiler sistemini kendi haritalarında uygulamaya başlamışlardı. Küresel Dünya, Yunan kartografisinin temelini oluştururken, Çin’de düz Dünya görüşü hakimdi. Ptolemaios batıdaki çalışmalarını bitirdiğinde, Çinli kartograşar kareli haritalarının kullanılabilir yöntemlerini geliştirmiş, Batı'yı etkileyen bölünmelerden hiç etkilenmeden dünya ve haritacılık tarihine zengin örnekler bırakmışlardı. Çinlilerin Ptolemaios’u olarak kabul edilen Phei Hsui, Çin hanedanlığının ilk imparatoruna 18 sayfalık ayrıntılı bir Çin haritası sunmuştu. Atlasının ön sözünde uygun ölçülerde harita oluşturmak için dikdörtgen hatları kullanarak doğru bir harita oluşturmanın yöntemlerini açıklamıştı: "Eğer bölümleri derecelere ayırmadan harita yapmaya kalkarsanız, neyin yakın neyin uzak olduğunu anlamak olası olmaz. Ama uzaklıkların gerçek ölçü simgeleri, ölçülmüş biçimlerle uygun olmalıdır..."  1528’de yapılan Piri Reis’in haritası.
Haritaların gelişiminde en büyük etkenlerden biri de, kuşkusuz yolculuklar. Uzak ülkelere giden denizcilerin yeni ve güvenilir haritalara gereksinim duyması, doğal olarak haritacılığın gelişmesinde itici güç oluyordu. Pusuladan önce yalnızca kıyıları izleyerek, karadan uzaklaşmadan yol aldıkları dönemlerde denizclerin haritaya gereksinimleri olmuyordu. İlk manyetik pusulaların gemilerde kullanılmaya başlanmasının ardından, gemiler açık denizlere korkusuzca yelken açmaya başladılar ve denizci haritaları yapılmaya başlandı. Portolan haritaları denen bu tür kılavuz haritalar, seyir yollarını, limanları ve demirleme yerlerini gösteriyorlardı. Pusulanın kullanılmaya başlanmasından sonraki dönemde portolan haritaları öteki tüm haritalardan daha ayrıntılı ve doğru bir hale geldi. Kolomb, Macellan, Vasco de Gama gibi kâşişerin yolculuklarıyla, keşişer çağı başlamıştı. Bu dönemin en büyük haritacısı I Felemenkli Gerardus Mercator, ; 1554’te yayımladığı Avrupa haritasında geliştirdiği izdüşüm yöntemiyle, meridyenleri hep aynı açıda kesen yollar olan loksodromları düz bir çizgi halinde haritaya geçirerek denizcilerin temel sorunlarından birini çözdü.
Bu dönemlerde yapılan bir başka harita da ileride çok ünlü olacaktı. Bu, Türk denizcisi Piri Reis’in haritasıydı. 1929 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan birkaç yıl sonra araştırmacılar, Osmanlı sultanlarının yıllarca içinde yaşadıkları Topkapı Sarayı’nı dolduran milyonlarca eşya arasında araştırma yaparken, bir haritayla karşılaştılar. Ceylan derisi üzerine yapılan bu harita, Grönland’ı, Şorida’ya kadar Kuzey Amerika kıyılarını, Orta Amerika’yı hatta Güney Amerika’nın Atlas okyanusu kıyılarını gösteriyordu. Araştırmacıları daha da şaşırtan bu haritanın Piri Reis tarafından, amcasının Kolomb’dan aldığı haritalara dayanılarak çizildiği notuydu. Yapılan araştırmalar bu haritanın 1528 yılında yapıldığını gösteriyordu.Ama araştırmacıları asıl meraka düşüren şey, çağdaş haritacıları bile hayran bıraktıracak kadar incelikle çizilmiş bu haritayla bugün bile rahatlıkla yolculuk yapılabilecek olmasıydı.
18. yüzyılda haritacılık ayrı bir bilim dalı oldu. Özellikle Fransız bilim adamları, eski haritalardan basit aktarmalar yapmak yerine, yeni ölçümlere giriştiler. Fransız Akademisi’nin de mali desteğiyle, Dünya’nın boyutlarının daha iyi saptanması amacıyla bir meridyenin iki derecesinin üçgenlemesini yapmak gibi oldukça pahalı projelere başladılar. Bu arada yeni ve daha duyarlı aletler geliştirildi; gökbilim gözlemlerinde teleskoptan yararlanma dönemi açıldı. Kronometrenin yardımıyla boylam hesapları kolaylaştı. Kıyı özellikleri daha doğru ve ayrıntılı olarak haritalara aktarıldı. Ulusal devletler arasındaki egemenlik mücadelesi, topografya çalışmalarının hızlandırılmasında önemli rol oynadı. Arazi ölçümü önceleri askeri amaçla başlamışken sonraları sivil bir gereksinim haline geldi. Avrupa ülkeleri, bu dönemde kendi haritalarının yanı sıra, sömürgelerinin de ayrıntılı haritalarını hazırladılar. Avrupa’da yaşanan savaşlar ve egemenlik mücadeleleri, haritacılığın gelişimini hızlandırdıysa da, İkinci Dünya Savaşı’nın bitimine dek ülkelerin ellerindeki bilgiyi diğerleriyle paylaşmak istemediğini söyleyebiliriz. Bilgi alışverişi ancak savaştan sonra daha sağlıklı olabildi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında havacılığın da gelişmesinin, haritacılık üzerinde olumlu bir etkisi oldu. Havadan çekilen fotoğraşar ve trimetri (çizimi yapılacak cismin üç boyutunun ölçülerinin farklı oranlarda küçültülmesine dayanan izdüşüm tekniği) yöntemlerinin gelişmesiyle daha çok ve daha doğru haritalar yapıldı. Günümüzde havadan ve uzaydan yapılan ölçümlerle ve bilgisayarlar yardımıyla mükemmel haritalar yapılıyor.

Türkiye’de Haritacılık
Türkiye’nin büyük bir haritasının ülkenin kendi olanaklarıyla çıkarılması çalışmalarıysa daha 19. yüzyılın başında başlamıştı. Bunun için Avrupa’ya öğrenci gönderildiyse de bir sonuç alınamadı. 1908’e değin bu konuda, bazı yabancı haritaların Türkçe’ye çevrilip aynen ya da ölçekleri değiştirilerek basılmasından başka çalışma yapılmadı. 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra, Türk haritacılığının ku¬rucusu sayılan Mehmet fievki Pa-şa’nın hazırladığı bir program uyarınca, 1909’da arazide harita çıkarılmaya başlandı. Osmanlı döneminde, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’ne (dönemin Genel Kurmay Başkanlığı’na) bağlı Harita fiubesi Müdürlüğü’nün çalış-maları, Cumhuriyet’ten sonra askeri bir kurum olarak 1925’te kurulan Ha¬rita Genel Müdürlüğü tarafından sürdürüldü. Kurum, ülkenin 1:200 000 ölçekli ve 224 paftadan oluşan haritasını 1928’de tamamladı. 1934’teyse sekiz paftadan oluşan 1: 800 000 "Türkiye Haritası"nı yayımladı. Türkiye’nin 1:500 000, 1: 250 000, ve 1: 100 000 ölçekli haritalarını da yayınlayan kurumun en büyük çalışması, 7000 paftadan oluşan 1:25 000 ölçekli Türkiye Haritası. Kurum günümüzde çalışmalarını Harita Genel Komutanlığı adı altında sürdürüyor.

BİLİM veTEKNİK--Şubat 2003
Kayıtlı


Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bi cevabım var.
Lakin bi lafa bakarım, laf mı diye...
Bi de söyleyene bakarım, adam mı diye...

                                        
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic