Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye'nin AB üyeliği hakkında rapor  (Okunma Sayısı 2143 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
engins
VIP Üye
******

Performans: 115
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 953


« : 10 Nisan 2007, 07:05:08 »


T.C.
BAŞBAKANLIK
DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI
AB Genel Müdürlüğü

AVRUPA KOMİSYONU TARAFINDAN TÜRKİYE’NİN MUHTEMEL AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİĞİNİN ETKİLERİNE İLİŞKİN OLARAK HAZIRLANAN RAPOR HAKKINDA NOT


Avrupa Komisyonu, 6 Ekim 2004 tarihinde Türkiye için açıkladığı İlerleme Raporu ile birlikte değerlendirilmek üzere Türkiye’nin muhtemel AB üyeliğinin etkilerini analiz eden bir rapor yayımlamıştır. Söz konusu Rapor’da, Türkiye’nin muhtemel üyeliğinin sonuçları değerlendirilirken aşağıdaki konuların dikkate alınması gerektiği ifade edilmektedir:

•   AB politikalarının, başta tarım ve yapısal politikalar olmak üzere, gelecekte yaşayacağı değişim,

•   Türkiye ve AB’de gelecek on yılda yaşanacak ekonomik ve yapısal gelişmelerin yanı sıra enerji fiyatları ve uluslararası ekonomik durum gibi dışsal faktörler,

•   Birliğin Romanya ve Bulgaristan ile birlikte en az 27 üyeye sahip olmasının AB’nin yapısı üzerindeki muhtemel etkileri,

•   Batı Balkan ülkelerine AB üyelik perspektifi verildiği değerlendirildiğinde gelecek genişleme süreçlerinin zamanı ve kapsamı.

Yukarıdaki hususlar ışığında üç temel varsayım yapılarak, Komisyon tarafından Türkiye’nin muhtemel AB üyeliğinin etkileri üzerinde değerlendirmeler ortaya konulmuştur:

•   Gelecek 10-15 yılda bir çok alanda ciddi değişiklikler olması beklenmekle birlikte değerlendirmeler mevcut politikalar temelinde yapılmıştır.

•   Türkiye’nin üyelik müzakereleri 2014 sonrasına ilişkin mali perspektif kapsamında değerlendirilmiştir.

•   Bir veya daha fazla Batı Balkan ülkesinin AB üyeliğinin sonuçları göz önüne alınmamıştır.

Bu çerçevede mevcut AB politikaları temelinde Komisyon özetle Türkiye’nin üyeliğine ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerde bulunmuştur:

•   Nüfusu, büyüklüğü, coğrafi konumu, ekonomik, güvenlik ve askeri potansiyeli gibi sebeplerle Türkiye’nin AB üyeliği önceki genişlemelerden farklı olacaktır. Bu faktörler, Türkiye’ye bölgesel ve uluslararası istikrara katkıda bulunma olanağı sağlamaktadır. Türkiye’nin komşuları ile mevcut siyasi ve ekonomik bağları düşünüldüğünde AB’nin bölgeye yönelik politikaları da gelişim sağlayacaktır.

•   Türkiye halihazırda radikal bir değişim sürecinden geçmektedir. Söz konusu sürecin devamı durumunda Türkiye, özgürlük, demokrasi, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü gibi temel değerlere bağlı olan çoğunluğu Müslüman model bir ülke olacaktır.

•   Türkiye’nin AB üyeliği Türk ekonomisinin büyüklüğü ve halihazırda mevcut ekonomik entegrasyon göz önüne alındığında AB ekonomisi üzerinde küçük fakat olumlu bir etki yaratacaktır. Katılım müzakerelerine başlanması Türkiye’nin makroekonomik istikrarı sağlama, yatırım ve büyümeyi teşvik etme çabalarını destekleyecektir. Bu varsayımlar altında, Türkiye’nin Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası (GSYİH)nın AB ortalamasından daha hızlı büyümesi beklenmektedir.

•   Türkiye’nin AB üyeliği önceki genişlemelerde olduğu gibi Birlik içerisindeki ekonomik gelişmişlik düzeyleri arasındaki farklılıkları artıracaktır. Türkiye bu kapsamda AB fonlarından uzun bir süre faydalanacaktır. AB’deki bazı bölgeler ise mevcut kurallar çerçevesinde sağladıkları AB kaynaklarını kaybedeceklerdir.

•   Türkiye’nin İç Pazara entegrasyonu faydalı olacaktır. Fakat bu durum idari çerçevenin iyileştirilmesi, yolsuzlukla mücadelenin artırılması ve yargının işleyişinin ciddi olarak iyileştirilmesi şartıyla hayata geçecektir.

•   Mevcut çalışmalar Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin göç akımlarına etkisi konusunda değişik tahminlerde bulunmaktadır. Göç akımlarının AB iş piyasasına olumsuz etkisini önlemek için uzun geçiş dönemlerinin uygulanması düşünülebilecektir. Diğer taraftan, Türkiye’nin nüfus dinamikleri yaşlanan AB toplumunun olumsuz sonuçlarını giderebilecektir. Bu bağlamda, AB Türkiye’de eğitim ve öğretime yapılan yatırım ve reformları desteklemede önemli menfaatlere sahiptir.

•   Tarım Türkiye’deki en önemli ekonomik ve sosyal sektörlerden biri olup, özel dikkat gerektirmektedir. Ortak Tarım Politikasına başarı ile katılım sağlamak için Türkiye’nin kırsal kalkınma ve idari kapasitenin güçlendirilmesi yönünde çaba sarf etmesi gerekmektedir. Mevcut şartlarda Türkiye ciddi destek almaya ehildir. Veterinerlik alanında hayvan sağlığının geliştirilmesi ve doğu sınırlarındaki kontroller hususunda ciddi çaba sarf edilmelidir.

•   Türkiye’nin AB’ye üyeliği Birlik için enerji yollarının güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olacaktır. Türkiye’nin çevre, taşımacılık, enerji ve tüketici korunmasına ilişkin AB müktesebatını uygulaması AB vatandaşları üzerinde ciddi olumlu etkiler doğuracaktır.

•   Üyelik sonrası AB’nin uzun dış sınırlarının yönetimi önemli bir güçlük doğuracak ve ciddi yatırım gerekecektir. Göç ve iltica idaresi, organize suçlarla mücadele, terörizm, insan,uyuşturucu ve silah kaçakçılığı konularında AB ve Türkiye arasında sıkı işbirliği yapılması gerekecektir.

•   Türkiye’nin AB bütçesinden aldığı pay AB’nin bölgesel politikaları ve tarım politikalarının gelecekte alacağı şekil, müzakere sürecinde Türkiye ile yapılacak özel düzenlemelere ve katılım esnasında yürürlükte olan bütçe hükümlerine bağlı olacaktır. Bununla birlikte, mevcut politikalar temelinde Türkiye’nin üyeliğinin etkisi ciddi boyutta olacaktır.
 
•   Türkiye’nin üyeliği mevcut üyeler arasında Avrupa Parlamentosundaki sandalye sayısını ciddi ölçüde etkileyecektir. Avrupa Konseyi’nde Türkiye nüfusu itibariyle karar alma sürecinde güçlü bir etkiye sahip olacaktır. Türkiye’nin üyeliğinin AB Komisyonu üzerindeki etkisi ise 2014 yılından sonra Komisyon üye sayısının azaltılması planı düşünüldüğünde daha sınırlı olacaktır.

Yukarıda bahse konu raporda 7 konu başlığı itibariyle Türkiye’nin muhtemel üyeliğinin etkiler değerlendirilmiştir:

1. Jeo-Politik Boyut

Türkiye, Avrupa için stratejik öneme haiz Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz bölgelerinin kesişim noktasında bulunmaktadır. Türkiye’nin komşuları, Avrupa’nın temel enerji kaynaklarıdır. Ekonomik ve demografik olarak Türkiye önemli bir aktördür. Türkiye, dünyanın 21. büyük ekonomisidir ve AB üyesi olduğunda en yüksek nüfuslu üye konumuna gelecektir. İşleyen bir demokrasiye sahip Müslüman laik bir ülke olarak bölgedeki istikrar ve Avrupa ile çevresinin güvenliğine katkıda bulunmaktadır.

Türkiye’nin katılımı ile Birliğin sınırları Güney Kafkaslar (Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan), Suriye, İran ve Irak’a kadar uzanacaktır. Bu durum, Birliğin dış politikasının daha önceden Türkiye ve komşuları arasında ikili ilişki olarak kabul edilen konuları da kapsaması sonucunu doğuracaktır.

Akdeniz ve Ortadoğu’ya olan sınırları sebebiyle Türkiye’nin katılımı AB sınırlarını halihazırda sorun kaynağı oluşturan ülkelere doğru genişletecek ve bölgenin problemlerini AB’nin dış ilişkiler gündemindeki önemini artıracaktır.

Türkiye’nin komşuları ile sorunlarını çözme yolunda çaba göstermesi halinde,  AB Güney Kafkaslara istikrar kazandırıcı bir etkiye sahip olabilecektir. Bu kapsamda, özellikle Türkiye-Ermenistan ilişkileri iyileştirilmeli ve diplomatik ilişkiler başlatılarak halihazırda kapalı olan sınır açılmalıdır. Ayrıca, 1915-1916 yıllarında bölgede yaşanan olaylara ilişkin olarak taraflar arasında uzlaşma sağlanmalıdır.

Türkiye’nin üyeliği, Birliğin Orta Asya’ya olan siyasi etkisini de artırmaya yarar sağlayacaktır. AB üyesi olmuş bir Türkiye güçlü tarihi, kültürel ve ekonomik bağları ile Orta Asya’nın istikrara kavuşmasında rol oynayacaktır.

Son on yılda Türkiye Batı Balkanlarda olumlu ve yapıcı bir rol oynamıştır. Türkiye, AB üyesi olduğu zaman bir veya daha fazla Batı Balkan ülkesinin AB üyesi olacağı düşünüldüğünde, söz konusu ülkeler ile Türkiye arasındaki ilişkiler dış politika sorunu oluşturmayacaktır.

Sınır yönetimi açısından Türkiye’nin AB üyeliği ciddi bir sorun oluşturacaktır. Aynı zamanda, organize suçlar, insan kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı ve yasadışı göç konularında da Türkiye-AB işbirliği güçlenecektir.

Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (ABGSP) konularında Türkiye-AB diyalogu 1990’ların ortasından itibaren gelişmiştir. Söz konusu diyalog, AGSP konularında AB ve Türkiye görüşlerinin yakınsamasına sebep olmuştur. Türkiye, yüksek askeri harcaması ve asker sayısı ile AB’nin güvenliğine ve savunmasına ciddi olarak katkıda bulunma kapasitesine sahiptir.

Bununla birlikte, coğrafi konumundan kaynaklanan sebepler, İslam ülkelerindeki gelişmeler ve insan hakları açısından Türkiye AB pozisyonu ile tam olarak uyum sağlama hususunda tereddütlü davranmakta ve ulusal bir tutum sürdürmekte ısrarlı olmaktadır.








2. Ekonomik Boyut

Ekonomik açıdan Türkiye-AB Gümrük Birliği bağlamında halihazırda ekonomik entegrasyonun etkileri  görülebilmektedir. AB üyeliği Türkiye’nin ekonomik büyümesi ve refahına ciddi katkılar yapmanın yanı sıra mevcut AB üyelerine de olumlu fakat küçük bir katkı yapacaktır.

Türkiye alt orta gelir grubuna dahil bir ekonomidir. 2003 yılında Türkiye’nin GSYİH’sı satın alma gücü paritesine göre AB-25 ortalamasının %28.5’i düzeyindedir. Cari fiyatlarla 2003 yılında Türkiye GSYİH’sı AB GSYİH’sının %2’sine tekabül etmektedir.

70 milyonluk nüfusu ile Türkiye 10 yeni AB üyesine denktir ve AB-25 nüfusunun %15.5’ini oluşturmaktadır.  

Üyelik sonrasında ticari entegrasyon, Gümrük Birliği ile kapsanmayan alanlarda tarifelerin kaldırılması ve AB müktesebatının uygulanması ile tarife dışı engellerdeki azalma sonucunda daha da derinleşecektir.

Halihazırda, AB-25 Türkiye’nin ihracatında %58 ithalatında ise %52’lik bir yere sahiptir. Bununla birlikte, Türkiye’nin AB ithalatı ve ihracatı içindeki payı düşüktür. Söz konusu oranlar sırasıyla %2.5 ve %3’tür.

Son yıllarda Türkiye’nin AB’ye ihracatı yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun mallara doğru kaymaya başlamıştır. Makine ve kara taşıtları ihracatı 2003 yılında Türkiye’nin AB’ye toplam ihracatının %29’unu oluşturmuştur. Bununla birlikte tekstil ürünleri hala Türkiye’nin AB’ye ihracatının %40’ını oluşturmaktadır.

Tek Pazara katılımı sonucunda verimlilik artışı ve fiyat rekabeti Türkiye’nin GSYİH’sında ciddi oranda artışı beraberinde getirecektir. Ayrıca, Tek Pazara Türkiye’nin tam katılımı mevcut ülkeler açısından talepte artış anlamına gelecektir.

Türkiye-AB arasındaki sermaye akımları büyük ölçüde serbestleştirilmiş, fakat özellikle AB kaynaklı doğrudan sermaye yatırımları son on yılda düşük düzeylerde kalmıştır. 10 yeni ülke deneyiminden görüldüğü üzere AB üyelik perspektifi AB’li firmalarca yapılan yatırımları artıcı etkiye sahip olmaktadır. Türkiye’ye yüksek doğrudan yabancı yatırım girişi sermaye birikiminin yanı sıra sermaye stokunun yenilenmesine ve teknoloji transferine yol açacaktır. Bütün bu gelişmelerde büyümeyi olumlu etkileyecektir.

Türkiye’nin AB üyeliği sonucunda kişilerin serbest dolaşımının önündeki engellerin kaldırılması Türkiye’den AB’ye göç akımını hızlandıracaktır. Bu aşamada, yaşanacak göç akımının büyüklüğünü tahmin etmek çok güçtür. Söz konusu göç, yaşlanan nüfus dolayısıyla problem yaşayan AB’nin büyüme seviyesine de olumlu etki yapmakla birlikte kontrol edilmediği takdirde AB emek piyasası üzerinde ciddi olumsuzluklara sebep olacaktır.

Birliğe katılım sonrası, yeni üye ülke olarak Türkiye, Ekonomik ve Parasal Birliğin bir üyesi haline gelecek fakat üyeliğinin akabinde Euro’yu para birimi olarak kullanmaya başlayamayacaktır. Bu kapsamda, Türkiye Ekonomik ve Parasal Birliğin hedeflerini benimsemeli ve Euro alanına katılım için hazırlanmalıdır.
Kayıtlı

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.
engins
VIP Üye
******

Performans: 115
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 953


« Yanıtla #1 : 10 Nisan 2007, 07:06:01 »





3. İç Pazar ve İlgili Politikalar

AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin varlığı Türkiye’nin özellikle sanayi ürünleri bakımından belirli bir oranda iç pazara dahil olmasını sağlamaktadır. Gümrük Birliği kapsamında Türkiye malların serbest dolaşımı, fikri ve sınai mülkiyet hakları, rekabet politikası (devlet yardımlarının kontrolü ve anti-tröst) ve ortak ticaret politikası da dahil olmak üzere, iç pazara ilişkin müktesebata kısmen uyum sağlamayı taahhüt etmiştir. Ancak, Türkiye, Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerini tamamıyla yerine getirmemiş ve İç Pazar müktesebatı ile ticaret politikasına uyumu bir çok alanda eksik kalmıştır.

İç Pazar kurallarının tamamen üstlenilmesi Türkiye boyutunda bir gelişme yolundaki ülke ekonomisi için AB’nin genel stratejik çıkarlarıyla uyumlu olup, uzun vadede özellikle Türkiye için (ekonomik faaliyetlerin artması, tüketiciler için daha geniş seçenekler, artan rekabet ve üretim faktörlerinin daha etkin dağılımı gibi) güçlü pozitif etkiler doğurabilecektir. Türkiye halihazırda neredeyse bütün tüketim malı gruplarında doymamış bir pazara sahiptir. İç pazara tamamen entegre olmuş refah içinde bir Türkiye yalnızca siyasi istikrar odağı olmayacak, aynı zamanda stratejik olarak konuşlanmış geniş ve büyüyen bir tüketici pazarı, sanayi, altyapı ve enerji sektörlerinde artan yatırım imkanlarıyla dinamik bir ihale pazarı olarak ortaya çıkacaktır. Ancak, ülkenin uyum sürecinde sektörel ve bölgesel gerilimlerin ortaya çıkması muhtemeldir. Ayrıca, Topluluk politikalarının zaman zaman Türkiye’nin kendine has koşulları ve bu koşulların iç pazara potansiyel etkileri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmeleri gerekebilecektir.

Türkiye’nin katılımının iç pazara ilişkin Topluluk politikalarının uygulaması üzerinde olumsuz etkileri olmaması için yerine getirilmesi önem arz eden bazı temel hususlar bulunmaktadır. Türkiye’nin iç pazara tamamen entegre olup olamayacağı ve rekabetçi baskılarına dayanıp dayanamayacağı bu konudaki yeterliğine, Gümrük Birliği kapsamındaki mevcut yükümlülüklerini yerine getirme iradesine ve genel anlamda iç pazar müktesebatı ile kendisini sınırlı hissetmesinin yanı sıra daha ileri düzeyde yapısal reformların hayata geçirilmesi, güçlenmiş kurum yönetimi ve düzenleyici çerçeve, yolsuzlukla mücadelede ilerleme kaydedilmesi ve yargının işleyişinde ciddi iyileşmeye bağlı olacaktır. Ayrıca, üyelikten itibaren de Türkiye, Topluluk müktesebatını etkin bir şekilde idare edebilmek ve uygulayabilmek için ciddi çabalar göstermek durumunda kalacaktır.

AB Türkiye’nin en büyük ticaret partneridir; son genişlemeden itibaren Türkiye AB’den ithalatta 6’ncı sırada, AB’ne ihracatta ise 7’nci sırada yer almaktadır.

Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olması nedeniyle ticaretin önündeki engellerin tamamen kaldırılması mümkün olmamıştır. Bu bağlamda, dış ticaret, standardizasyon, ithal lisansları, ticarette teknik engeller, fikri mülkiyet hakları, gıda güvenliği ve kamu alımları gibi alanlarda farklı kuralların uygulanması sorunun temelinde yatmaktadır. Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülüklerini tam anlamıyla yerine getirmesi gerekmektedir. Bu durumun malların serbest dolaşımı üzerinde olumlu bir etkisi olacak ve iç pazara entegrasyonu kolaylaştıracaktır. Ayrıca, Türkiye’nin iç pazar düzeyini yakalayabilmek için devlet yardımları kontrolüne ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeye başlaması gerekmektedir.

Mali sektör az gelişmiş durumda olup, Topluluk müktesebatına tam uyumun sağlanması için çaba harcanması gerekmektedir. Mali hizmetler ile ilgili olarak gerçek ve sürdürülebilir entegrasyon, makroekonomik istikrar, ilave yapısal reformlar ile yasal ve denetimsel çerçevenin güçlendirilmesiyle sağlanabilecektir. Orta vadede kapsamlı bir reform planının uygulandığı varsayıldığında, Türkiye’nin üyeliği, potansiyel olarak geniş ve hızla büyümekte olan bankacılık, sigorta ve yatırım pazarlarına erişime imkan tanımak suretiyle AB üzerinde olumlu etki yaratacaktır. Türkiye aynı zamanda hızlı büyüyen turizm sektöründe belli başlı hizmet sağlayıcılarından olup, bu sektörün AB düzeyinde güçlendirilmesine ve rekabet artışına katkıda bulunabilecektir. Katılım sürecinin, diğer AB üyesi ülkelerden gelecek doğrudan sermaye yatırımlarında büyük artışlara, sermayenin serbest dolaşımının iyileşmesine ve Türkiye ekonomisinin güçlenmesine destek olması beklenmektedir. 

Tam üyeliğin işgücünün serbest dolaşımı üzerindeki etkisinin tahmin edilmesi özellikle zordur. Mevcut çalışmalara göre üyeliğin Türkiye ile şimdiki üye ülkeler arasında bazı ilave göç akımlarını doğurması beklenmektedir. Söz konusu akımların yoğunluğu, potansiyel göçmenlerin davranışlarına etki eden bir çok faktöre bağlı olacaktır. Artan verimlilik ve gelire ek olarak Türkiye’nin sosyal politika, istihdam, sağlık ve eğitim alanlarında sürekli ilerleme kaydetmesi göç baskısını azaltabilecektir. 2004 yılında gerçekleşen genişlemeden kaynaklanacak göç etkisinin hesaplanmasında kullanılan metod Türkiye için uyarlandığında, tam üyelikten itibaren uzun vadede Türkiye’den AB’ne yaklaşık yarım milyonluk bir göç akımı gerçekleşeceği ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan, genç ve hala büyüyen nüfusuyla Türkiye, Avrupa’nın diğer yerlerindeki ortaya çıkabilecek nüfus durgunluğu veya düşüşü halinde mevcut işgücüne katkıda bulunabilecektir. Bunun Avrupa’da ekonomik büyümeye olabilecek olumlu etkisi öğrenim ve mesleki eğitim alanlarında kaydedilen ilerleme ölçüsünde büyük olacaktır. Son genişlemede olduğu gibi, Komisyon bu alanda AB ortak pozisyonunun belirlenmesine yönelik olarak detaylı bir inceleme gerçekleştirecektir.

Türkiye’nin üyeliğinin büyük göç dalgaları yaratması bazı üye ülkelerde ciddi dalgalanmalara neden olabilecektir. İncelemelerin bu tür dalga olasılıklarına işaret etmesi halinde, AB’nin uygun tedbirlerle hazırlanması gerekecektir. İşgücü piyasasında potansiyel tehlikelerle baş edebilmek için katılım antlaşmasında geçici hükümlere yer verilebilecektir. Ayrıca, büyük zorlukların bertaraf edilebilmesini teminen ihtiyaç hasıl olması halinde işgücünün serbest dolaşımına ilişkin hükümlerin tam uygulanmasının askıya alınmasına imkan tanıyan bir korunma maddesi eklenmesi de değerlendirilebilecektir.

Doğrudan yabancı yatırımlar bakımından Türkiye’de hala bazı kısıtlamalar bulunmaktadır. Para aklama ile mücadele konusunda zayıf olan Türkiye’de sermaye hareketlerinin tamamen serbestleştirilmesi üyelik sonrasında AB’ni geri kalanı için bir risk doğuracaktır.

Türkiye sanayi ürünleri bakımından ortak gümrük tarifesi tedbirlerini kısmen uyumlaştırmıştır. Katılımla beraber Ortak Ticaret Politikası’nın tamamen üstlenilmesi gerekecektir. Ortak Ticaret Politikası’nın tamamen üstlenilememiş olması kısmen üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşmalarında karşılaşılan zorluklar ve son dönemde sağlanan ilerlemeye rağmen Topluluk GTS sisteminin bütünüyle üstlenilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Taraflar arasında ticari korunma araçları halen uygulanmaktadır. Türkiye’nin katılımıyla tek pazara içerisinde söz konusu araçların kullanımına son verilecek ve Türkiye kendi uygulamakta olduğu tedbirleri bırakarak, Topluluğun tedbirlerini uygulamaya başlayacaktır.

Türkiye’nin üyeliği farklılaşan çıkarlarıyla halihazırda DTÖ gibi çok taraflı platformlarda farklı görüş benimsemesinin de gösterdiği gibi, AB’nin karar alma sürecini daha karmaşık bir hale getirebilecektir.

Rekabet politikası alanında devlet yardımlarının kontrolü bakımından uyum oldukça sınırlı olup, devlet yardımları izleme otoritesi bulunmamaktadır. Devlet yardımlarının onaylanması ve izlenmesine ilişkin önemli bir husus da çelik sektörünün yeniden yapılandırılmasıdır.

Türkiye gümrük mevzuatını büyük ölçüde AB mevzuatına uyumlaştırmıştır. Eksiklikler bulunmasına rağmen vergi mevzuatının uyumlaştırılmasında ciddi problemlerle karşılaşılması beklenmemektedir.

İstihdam, sosyal politika ve kamu sağlığı ekonomik büyüme, istihdam ve sosyal uyumu artırmada temel faktörlerdir. Türk yetkililerin bu alanlarda aktif ve istekli yaklaşım sergilemeleri, başta insan kaynaklarının gelişimi olmak üzere, yapısal reformlarda olumlu sonuçlar alınmasına, dolayısıyla, hızlı ekonomik uyuma katkıda bulunacaktır. Bu bağlamda, sendikal haklar, kadın hakları, ayırımcılıkla savaş, çocuk işçiler ve diğer temel işçi standartları bakımından ilerleme sağlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Sosyal politikalara ilişkin müktesebatın üstlenilmesinin, AB ortalamasının altında yaşam standardına sahip kesimin genişliği, güçlü sosyal problemler ve sınırlı idari kapasite gibi nedenlerle büyük çaba gerektireceği düşünülmektedir.

Tüketici politikaları ile ilgili olarak piyasa denetimi ve genel ürün güvenliği konularına özel önem verilmeli, işlerliğe sahip piyasa denetim otoritesi kurulmalı ve genel ürün güvenliği direktifi uygulamaya konulmalıdır.

Çevre politikaları, genişlemiş iç pazarda sürdürülebilir üretim ve tüketim sağlanması hedefi açısından da büyük önemi haizdir. Türkiye’nin çevre müktesebatına tam uyumunun on milyarlarca Euro’ya mal olacağı tahmin edilmektedir. Türkiye’nin üyeliğinin potansiyel olumlu etkileri, azalacak sınır ötesi kirlenme, Karadeniz’de artacak su kalitesi, Kyoto Protokolü’nün onaylanmasıyla güçlenecek bir AB iklim değişikliği politikası ve artacak doğal güzelliklerdir. Çevre müktesebatının uygulanması uzun bir süreçte yüksek maliyet doğurmakta olup, idari kapasitenin her düzeyde güçlendirilmesini yanı sıra mali stratejinin erken bir dönemde hazırlanmasını da gerektirmektedir.

Enerji arzı ve ulaşım ağları bakımından Türkiye AB için stratejik öneme sahiptir. Büyüyen enerji talebi ve transit ülke olarak rolü de önemli yatırım imkanları doğuracaktır. Ancak, ulaşım alanındaki müktesebatın teknik ve güvenlik standartları bakımından gereklerini yerine getirmek büyük çaba gerektirecektir. Halihazırda ülke bazında ulusal altyapının planlamasından sorumlu tek bir Bakanlık veya kuruluş bulunmamaktadır. Bu durum ileride AB ile güçlü ulaşım ağlarını kurulmasını ve bu anlamda sağlanacak Topluluk mali yardımının idaresi ve programlamasını güçleştirebilecektir. Türkiye’de enerji talebi son 30 yılda %4-5 yıllık ortalamayla büyümüş ve hızla büyümeye devam etmektedir. Bu durum gelecek yıllarda çok büyük boyutlarda yatırım yapılmasını zaruri kılmaktadır. Katı yakıt ve hidrokarbür ithalatının 2000 ile 2020 yılları arasında iki kat artması beklenmektedir.

Telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri alanındaki müktesebatın üstlenilmesinin, tahmini üyelik tarihi dikkate alındığında Türkiye için problem doğurmayacağı tahmin edilmektedir.

Buna karşılık, Türkiye’nin bilim ve araştırma alanındaki kapasitesi sınırlı kalmaktadır. Mevcut istatistiklere göre milli gelirden araştırma ve geliştirmeye ayrılan oranlar AB ortalamasının üçte biri kadardır.

Türkiye’nin müktesebatın tamamını uyumlaştırması uzun ve maliyetli bir süreç olacaktır. Bir çok alanda, başta altyapı olmak üzere, büyük finansman ve yatırım ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda, Türk yetkililerce AB’nin geniş katkılarıyla desteklenecek sağlam bir katılım öncesi stratejisini de içeren, açık önceliklerin belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu büyük yatırım ihtiyaçlarının çoğu Türkiye ekonomisi ve vatandaşlarının refahı için büyük önem arz etmekte olup, sınırların idaresi, hayvan sağlığı hükümleri, işyerinde sağlık ve güvenlik, ulaştırma sektöründe güvenlik, enerji santrallerinde artırılmış güvenlik ve AB’nin çevre standartlarının uyumu ve uygulanması bu alanların arasında yer almaktadır. Diğer taraftan, Türkiye’nin üyeliğinin uzun vadede AB firmaları için artan iş ve yatırım olanakları sonucunda sanayi sektöründe önemli etkisinin olacağı tahmin edilmektedir.



Kayıtlı

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.
engins
VIP Üye
******

Performans: 115
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 953


« Yanıtla #2 : 10 Nisan 2007, 07:06:15 »

4. Tarım, Hayvan ve Bitki Sağlığı, Balıkçılık

Tarım, gerek sosyal gerekse ekonomik bakımdan Türkiye için kilit bir sektör niteliği taşımaktadır. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık yarısı tarımsal amaçlarla kullanılmaktadır ve bu oran AB-27 ortalamasıyla paralellik arz etmektedir (%48). 2003 yılında, Türkiye’de işgücünün 1/3’ü tarımda istihdam edilmiş ve bu sektörün gayrı safi milli hasıla içerisindeki payı % 12.2 olarak gerçekleşmiştir.

İklim ve coğrafya koşulları, Türkiye’de geniş kapsamlı tarımsal faaliyetlere imkan tanımaktadır. Türkiye, halihazırda dünyanın en önemli bakliyat, pamuk, tütün, meyve sebze, fındık, şeker pancarı, koyun ve keçi peyniri üreticileri arasında yer almaktadır. 

Türkiye’de tarım, AB’ye yeni katılan ülkelerle ve özellikle Bulgaristan ve Romanya ile yapısal benzerlikler göstermektedir. 2001 yılı nüfus sayımı verilerine göre, Türkiye’de genellikle aile üyelerinin istihdam edildiği yaklaşık 3 milyon tarım bazlı işletme bulunmakta (AB-25’te 13 milyon) ve söz konusu üretici birimlerin AB standartlarına göre daha küçük ölçekli işletmeler olduğu görülmektedir (Türkiye ortalaması 6 hektar, AB ortalaması 13 hektar). Bununla birlikte, gerek işletme sayısı gerekse ölçeği bölgesel farklılıklar gösterebilmektedir.

AB’nin bazı bölgelerinde ve özellikle Bulgaristan ile Romanya’da görüldüğü gibi, tarımsal işletmelerde verimliliğin düşük olması ve üretimin sınırlı bir bölümünün pazarlanabilmesi, Türkiye’de tarımın karakteristik özellikleri olarak öne çıkmaktadır. 

Türkiye’nin AB’ye katılımı, AB’deki tarım alanını 39 milyon hektar artıracak ve bu artış AB-25 tarım alanının %23’ünü temsil edecektir. Ayrıca, satın alma gücü AB-25 ortalamasından oldukça düşük olmakla birlikte, 452 milyonluk AB-25 nüfusuna 80 milyon yeni tüketici katılacaktır.

Türkiye, AB’ye daha önce katılan ülkelerden yüzölçümü ve nüfus olarak daha büyük, ancak daha fakir bir ülkedir. Ayrıca, tarım sektörü, korumacı bir yapıya sahiptir. Tarım ve gıda sektörünün rekabet edebilirlik seviyesi AB ortalamasının altındadır. Türkiye’nin katılımının Ortak Tarım Politikası üzerindeki sonuçları ile mali boyutlarının, yeni katılan diğer ülkelerle yapıldığı gibi, kapsamlı bir şekilde analiz edilmesi gerekmektedir.

Türkiye’de tarım, geleneksel olarak yüksek tarife hadleriyle korunan bir sektör olmuştur. Bu durum geçerliliğini korumakla birlikte, 2000 yılından başlayarak, tarımsal destekleri yeniden düzenlemeyi, arz- talep dengesini sağlamayı, sektörün rekabet gücünü artırmayı ve devlet müdahalesini azaltmayı hedefleyen bir tarımsal reform programı uygulanmaktadır.

Henüz devam eden reform sürecinin bazı olumlu etkileri görülmekte ve bu kapsamda ticareti bozucu nitelikteki tarımsal desteklerde iyileşmeler tespit edilmektedir. Bununla birlikte, Türk tarım politikası AB’den esaslı farklılıklar göstermekte ve bu farklılık özellikle doğrudan desteklerin oran olarak yüksekliği ile etkin kırsal kalkınma politikalarının eksikliği bakımından açıkça hissedilmektedir. Devlet alımları, girdi destekleri ve üretimle ilgili destekler gibi genel bütçeden finanse edilen çeşitli politikalar bulunmaktadır. Pek çok tarım ürününde ithal vergileri AB ortalamasından yüksektir ve ithali yasak hassas ürünler bulunmaktadır. İhracat sübvansiyonları AB’de olduğu kadar ağırlıklı olmamakla birlikte, önemli yere sahiptir. Özelleştirme alanında ise gelişme yavaş kalmaktadır.

İstatistiksel yöntem ile ürün kalitesindeki farklılıklar, AB ve Türkiye’deki temel tarım sektörleri arasında bir karşılaştırma yapılmasını güçleştirmektedir. AB ve Türkiye’nin, uzun sürmesi beklenen katılım öncesi dönemde tarım piyasaları ve politikaları itibariyle yaşayacakları değişiklikler, katılım anında söz konusu farklılıkların niteliğini belirleyecektir. Bununla birlikte, mevcut veriler ışığında, tarla bitkileri bakımından Türkiye’nin AB’de önemli bir üretici olması, meyve sebzede dünya üreticisi ve net ihracatçı konumunun yanı sıra AB’de önemli bir üretici haline gelmesi, fındıkta mevcut üretim/ihracat kapasitesini ve rekabet gücünü koruması, pamuk, zeytinyağı, tütün gibi ürünlerde AB ve dünya ölçeğinde rekabet edebilmesi ve şekerdeki konumunun AB’de bu alanda devam eden reform sürecinin sonuçları ışığında netleşmesi beklenmektedir. Türkiye’deki canlı hayvan ve hayvan ürünleri sektörü ise oldukça korumacı bir yapıya sahiptir. Et, süt ve yumurta tüketim düzeyi, AB ortalamasının altındadır. Besicilik, genellikle küçük ölçekli aile işletmeleri bünyesinde sürdürülmektedir. Koyun eti hariç olmak üzere, et ve et ürünlerinde piyasa fiyatları AB ortalamasının üzerindedir.

Türkiye, önemli bir tarım ürünleri ihracatçısıdır. 2003 yılında, toplam ihracatın %8’i, toplam ithalatın ise %5’i tarım ürünlerinden oluşmuştur. İhracatın %46.5’ini oluşturan taze meyve ve sebze, en önemli ihraç kalemidir. AB, tarım ürünlerinde en önemli ticari ortak konumundadır. Ayrıca, Akdeniz ve Körfez bölgesiyle de kapsamlı ticari ilişkiler mevcuttur. Tarım ürünleri ticaretinde en fazla açık verilen ülke ise ABD’dir.

Tarım ürünleri, Gümrük Birliği’nin kapsamı dışında tutulmuştur. Türkiye-AB tarım ürünleri ticaretinde karşılıklı olarak tanınan tavizler, Türkiye lehine asimetrik bir yapı arz etmektedir. Bunun yanı sıra, canlı hayvan ve et ithalatındaki yasaklamalar, AB lehine tanınmış olan en önemli tavizin kullanılamaması sonucunu doğurmaktadır. Türkiye, bu ürünlerdeki kısıtlama için kamu ve hayvan sağlığının korunmasını gerekçe olarak göstermekle birlikte, mevcut uygulama uluslararası standartlarla uyuşmamakta ve temelde bu sektörün korunmasına hizmet etmektedir.   

Katılım öncesinde uzun bir müzakere süreci yaşanacağı dikkate alındığında, Türkiye’nin üyeliğinin tarım alanında yaratacağı etkilerin net bir analizinin bugünden yapılması mümkün görünmemektedir. Bu alandaki bir değerlendirme, mevcut müktesebatın etkilerinin ekonomik analizinin üzerine kurulacak olmakla birlikte, üyeliğin gerçek etkileri uzun katılım öncesi dönemde her iki tarafın da geçireceği yapısal değişiklikler tarafından belirlenecektir. Bununla birlikte, Türkiye’nin tarım dışındaki sektörlerin de desteklendiği ve alternatif gelir kaynaklarının yaratıldığı kırsal kalkınmayı öne çıkaran bir strateji geliştirmesi önem taşımaktadır. AB ise, 2007-2013 döneminde SAPARD, PHARE ve ISPA programlarının yerini alacak olan IPA programı kapsamında (Pre-Accession Instrument), bir katılım öncesi kırsal kalkınma enstrümanı tesis etmeye öncelik vermelidir.

Gerek sosyal ve ekonomik açıdan taşıdığı önem gerekse sektörün büyüklüğünün bütçe üzerinde yaratacağı mali etkiler, müzakere süreci başladığında tarımın en önemli müzakere başlıklarından biri olacağına işaret etmektedir. Göreli olarak yüksek koruma düzeyi, Türk tarım sektörünün AB içerisindeki rekabet gücüne ilişkin soruları da beraberinde getirmektedir. Katılım anındaki ani olumsuz etkilerden kaçınılması için, katılım öncesi süreçte AB ihracatına yönelik kısıtlayıcı tedbirlerin kaldırılması ile tarım ve gıda sektörünün yeniden yapılandırılarak modernize edilmesi önem arz etmektedir. Çeşitli sektörlerdeki üretim potansiyeli dikkati alındığında, Türkiye, AB tarımı bakımından önemli bir aktör olma kapasitesine sahip bulunmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye’nin AB’ye yönelik ihracatının halihazırda büyük ölçüde tavizli rejim kapsamında gerçekleştiği dikkate alındığında, üyeliğin etkilerinin ilk aşamada temel ihraç kalemleri bağlamında hissedileceği düşünülmektedir. Tarım sektöründe istihdam edilen işgücünün yoğunluğu, katılımın sosyal etkilerinin de önemli olacağına işaret etmektedir.

Tarımsal politikaların reformuna yönelik bir program uygulamada olmakla birlikte, süreç tamamlanmış değildir ve katılım öncesi süreçte programın doğrudan Ortak Tarım Politikası’nın gerekleri üzerinde ve özellikle müktesebat uyumunun henüz başlamadığı alanlarda yoğunlaşması gerekmektedir. Bu bağlamda önceliğin, tarım sektörünün yeniden yapılandırılması/modernize edilmesini ve kırsal bölgelerde ekonomik canlılığın sağlanmasını hedefleyen bir kırsal kalkınma stratejisine verilmesi gerekmektedir.

Spesifik geçiş dönemleri ve derogasyonların söz konusu olacağı alanlar için, katılım öncesinde ve özellikle mevzuat tarama süreci başlamadan bir tahminde bulunmak mümkün görünmemektedir. Bu bağlamda, katılım öncesi dönemde mevzuat uyumu/yakınlaştırılması bakımından ne kadar ilerleme kaydedileceği önem taşımaktadır. Bununla birlikte, temel prensip değişmemekte ve Türkiye’nin tüm müktesebatı etkin bir şekilde uygulamasına imkan verecek şekilde üstlenmesi beklenmektedir. Bu gereklilik, katılım sonrası döneme de sarkacak uzun geçiş dönemlerinin gündeme gelebileceğini akla getirmektedir. Esasen, geçiş dönemleri hem Türkiye’yi tam uyumlu ve hazır olmadığı alanlarda katılımla birlikte yaşayacağı ani şoklardan koruyacak hem de Türkiye’nin katımıyla ilgili olarak AB’de çeşitli sektörlerde oluşacak tereddütlerin giderilmesine katkıda bulunacaktır.   

Veterinerlik alanındaki temel gereklerin katılım öncesi dönemde karşılanması gerekmekle birlikte, katılım anında da ciddi problemle karşılaşılması muhtemel görünmektedir. Bu nedenle, katılım sonrasında canlı hayvan ve hayvan ürünlerinin serbest dolaşımına bazı kısıtlamalar getirilmesi ve Türkiye ile üye ülkeler arasındaki sınırlarda kontrol yapılması söz konusu olabilecektir. Türkiye’nin doğu sınırlarındaki kontroller ise özellikle önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, gıda güvenliği, kamu sağlığı ve hayvan sağlığı gözetilmesi gereken temel unsurlar olarak öne çıkmaktadır. AB veterinerlik kontrol sisteminin etkin olarak uygulanması kaydıyla, Türkiye’nin katılımının AB üzerinde olumsuz bir etkisinin beklenmemesi gerekmektedir. 

Bitki sağlığı alanında özellikle idari kapasitenin ve laboratuar imkanlarının geliştirilmesine yönelik gerekli çabanın gösterilmesi, katılım anında sorunla karşılaşılmamasını sağlayacaktır. Türkiye’nin doğu sınırlarının kontrolü bu alanda da önem taşımaktadır.   

Ortak Balıkçılık Politikası bakımından, Türkiye’nin katılım öncesi dönemde gerekli hazırlıkları yapması ve bu alanda özel bir sorunla karşılaşılmaması beklenmektedir.

5.Bölgesel ve Yapısal Politika

Türkiye’nin tam üyeliği AB’nde sosyo-ekonomik farklılıkları daha da belirginleştirecektir. İstatistiki anlamda kişi başına düşen GSYİH azalması 10 yeni üyenin katılımlarında ortaya çıkan etkiyle karşılaştırılabilecek düzeydedir.


Son genişlemenin ve potansiyel genişlemelerin AB üzerindeki etkisi
   YÜZÖLÇÜMÜNDE ARTIŞ   NÜFUSTA ARTIŞ   TOPLAM GSYİH’DE ARTIŞ   KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİRDE (GSYİH) DEĞİŞİM   ORTALAMA KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLİ GELİR (GSYİH)
AB15=100
AB15/AB25   %23   %20   %4,7   -%8,8   91,2
AB25/AB27   %9   %6   %0,7   -%4,3   87,4
AB27/AB27+Türkiye   %18   %15   %2,2   -%9,1   79,4


Türkiye’deki yapısal sorunlar uyum politikasına son genişlemedekine benzer bir ölçüde yük getirecektir. Türkiye’de kişi başına düşen GSYİH’nin düşüklüğü ve büyük bölgesel farklılıklar uzun bir süreçte Yapısal Fonlardan ve Uyum Fonlarından geniş destek sağlanmasını gerektirmektedir. Mevcut veriler ve kriterler ışığında, Türkiye topraklarının tamamı Yapısal Fonlar Hedef 1 kapsamında ve Uyum Fonları kapsamında yardım almaya ehildir.

Uyum politikası bakımından yaşanacak sorun Türkiye’yi tedricen yapısal yardım sistemine entegre etmek olacaktır. AB’nin istihdam ve gelir düzeyleriyle uyumun sağlanabilmesi için gerekli olan yüksek oranlı büyümenin sürdürülebilmesini teminen Türkiye’nin altyapısını geliştirmesi, öğrenim ve eğitim sitemini modernize etmesi ve yatırıma elverişli bir ortam yaratması gerekmektedir. Bu uzun vadeli bir süreçte gerçekleşecektir.

Katılıma hazırlanmak için Türkiye’nin, ekonomik ve sosyal uyumu güçlendirerek AB programlarına katılımının yolunu açacak bir bölgesel kalkınma politikası geliştirmesi gerekmektedir. AB’nin katılım öncesi yardımlarının Türkiye’yi, idari kapasitenin ulusal ve bölgesel düzeyde güçlendirilmesi de dahil olmak üzere, Topluluk müktesebatını uygulamaya hazırlayacağı tahmin edilmektedir. Ekonomik aktivitenin merkezlerinin batıda yer alması nedeniyle Türkiye’de açık bir doğu-batı bölünmüşlüğü bulunmaktadır. Ülkenin batısı dünya ile ticaret, turizm, yüksek düzeyli yatırım ve daha iyi düzeyde altyapı olanaklarından faydalanmaktadır. Türk nüfusunun %63’ünün yaşadığı batı bölgesi ülke topraklarının yaklaşık yarısına ve milli gelirin %78’ine tekabül etmekte, kişi başına düşen milli gelir bakımından ise Türkiye ortalamasının %23 üzerinde bulunmaktadır. Ülkenin doğu bölgesi kişi başına düşen milli gelir bakımından ülke ortalamasının %60’ına, 25 üyeli AB’nin ortalamasının ise %9 ila %20’sine tekabül etmektedir.

Müktesebatta herhangi bir değişiklik gerçekleşmemesi halinde, Türkiye yapısal politika harcamalarından büyük ölçüde faydalanacaktır. Halihazırda Yapısal Fon desteğinden yararlanan bir çok AB bölgesi, Türkiye’nin tam üyeliğiyle AB’nin kişi başına düşen GSYİH ortalamasının ciddi ölçüde azalması nedeniyle bu haklarını kaybedeceklerdir. Söz konusu bölgelerin karşılaşmakta oldukları güçlükler Türkiye’nin tam üyeliğiyle çözülmeyeceği için gelecek yıllarda ekonomik kalkınma ışığında bir geçiş (phase-out) düzenlemesi öngörülebilecektir.

6. Adalet ve İçişleri

Avrupa entegrasyonunda başlangıçtan beri insan hakları, demokratik kuruluşlar ve hukukun üstünlüğü tartışılmaz bir öneme sahiptir. Özgürlük, güvenlik ve adalet alanları bu değerler üzerine kurulmuştur. Öte yandan, güvenliğe yönelik uluslararası boyuttaki tehditler göz önüne alındığında devletlerin birbirlerinden bağımsız olarak hareket etmek yerine bu tehditlere karşı koyabilmek için ortaklaşa çalışmaları gerekir.

Özgürlük, güvenlik ve adalet alanlarını Türkiye’yi de kapsayacak şekilde genişletmek, Avrupa Birliği’nin tamamının yararına olacak şekilde; organize suçlar, kaçakçılık ve terörizm gibi uluslararası tehditlere karşı işbirliğini güçlendirecektir. Fakat, bu alandaki zorlukların öneminden dolayı, Adalet ve İçişleri’yle ilgili katılım süreci karmaşık olacaktır.

Sınır yönetimi üzerine bir Ulusal Eylem Planı oluşturmak için ilk adımlar atılmış durumdadır; AB’nin süreci tam olarak değerlendirebilmesi için Plan’da ara basamaklarıyla birlikte net hedefler belirlenmelidir. Yüksek düzeyde bir sınır yönetimi sağlamak sadece özgürlük, güvenlik ve adalet alanları için değil, aynı zamanda ticaret, veterinerlik ve bitki sağlığı ile ilgili kontrol ve gümrükler için de önemlidir.

Türkiye, bir iltica sistemi oluşturma ve iltica haklarını belirlemek için sorumluluk alma konularında önemli bir zorlukla karşı karşıyadır. Bu hususta AB desteği gerekli olabilir.

Diğer taraftan, Türkiye’nin AB’ye katılımı, uyuşturucu kaçakçılığı ve yasadışı göç gibi tehditlerle ilgili olarak AB kanun uygulama otoriteleriyle işbirliğini güçlendirecektir.

7. Kurumsal ve Bütçesel Yönler

2015 yılında Türkiye’nin Almanya ile aynı büyüklüğe sahip olacağı düşünüldüğünde, Türkiye’nin AB üyeliğinin etkilerini belirlemede nüfusunun ciddi payı olacaktır. 

Bu kapsamda, Türkiye’nin üyeliği sonucunda Avrupa Parlamentosundaki sandalye dağılımı ciddi ölçüde etkilenecek ve özellikle orta boy ve büyük ülkeler sandalye kaybedecektir.

Avrupa Konseyi’nde Türkiye nüfusu itibariyle karar alma sürecinde güçlü bir etkiye sahip olacaktır. 2014 yılından sonra Komisyonun üye sayısında azaltma yapılması planının bulunduğu düşünüldüğünde Türkiye’nin üyeliğinin AB Komisyonu üzerindeki etkisi daha sınırlı olacaktır. 2014 tarihinden itibaren Komisyon üye ülkelerin üçte ikisi kadar üyeye sahip olacak ve üyeler eşit rotasyon sistemine göre seçilecektir.

Ekonomik gelişim düzeyi ve büyüklüğü göz önüne alındığında Türkiye’nin üyeliği AB bütçesine ciddi etkide bulunacaktır. Türkiye’nin AB üyeliğinin bütçesel etkilerine yönelik tahmin yapmak güç olmakla birlikte, transferlerin Türkiye GSYİH’nın %2-4 aralığında olması durumunda, Türkiye’nin üyeliği sonucu gerçekleşecek bütçe transferleri 2025 yılında üç ana harcama kaleminde (tarım politikası, bölgesel politika ve diğer iç politikalar) 22.1 milyar Euro ile 33,5 milyar Euro arasında olacaktır. Tarıma ilişkin ödemeler hususunda Türkiye’nin 2015 yılında üye olacağı ve 10 yıllık geçiş süreci sonucunda tarıma ilişkin fonlardan %100 olarak yaralanmaya başlayacağı hesaplanmaktadır. Türkiye’nin 2025 yılında AB bütçesine katkısının 5.6 milyar Euro olacağı varsayıldığında AB’ye net maliyet 16.5 ile 27.9 milyar Euro arasında gerçekleşecektir.

AB-25 GSYİH’nın %2.3 büyüdüğü varsayılırsa 2025 yılında Türkiye’nin üyelik maliyeti AB-25 GSYİH’nın %0.1-%0.17 aralığında gerçekleşecektir.
Kayıtlı

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.
selahattin
VIP Üye
******

Performans: 99
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 553


dj.selo


« Yanıtla #3 : 10 Nisan 2007, 09:46:32 »

 okumak zor oldu ama  tesekkürler . . .
Kayıtlı
Benan
Uzman Üye
*****

Performans: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 466


« Yanıtla #4 : 10 Nisan 2007, 10:43:31 »

Bilgi için teşekkürler.. AB konusunda, toplum olarak, bilgilenmemiz gerekiyor. Bir yıl önceki anketlerde AB'ye girmek isteyenlerin oranı %75 idi, şimdiki anketlerde girmek istemeyenlerin oranı %80. Bu çelişki, bilgili olmadığımızı gösteriyor. Medyanın yönlendirmesiyle karar veriyoruz. Rüzgar nerden esiyorsa o tarafa gidiyoruz. AB'ye girmek istiyorsak, niçin girmemiz gerektiğini; girmek istemiyorsak niçin girmememiz gerektiğini çok iyi bilmeliyiz.
Kayıtlı

Çıkarıp Başımı Yeryüzünden Yıldızlara Yürüdüm Bugün. Güneş, Ay, Yıldızlardan Oluşan Bir İnsan Gördüm Bugün.
aligulersoy
VIP Üye
******

Performans: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 904


« Yanıtla #5 : 10 Nisan 2007, 21:46:18 »

Teşekkürler!
Kayıtlı
orojenez
VIP Üye
******

Performans: 220
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2369



« Yanıtla #6 : 10 Nisan 2007, 22:04:36 »

Adamlar bizi almayacaklar.göz göre göre oyalıyorlar.halkta bundan bıktığı için artık girmek istemiyor.
Kayıtlı


NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic