Ara  

PROF.DR. EROL TÜMERTEKİN VE TARIM ÇALIŞMALARI
Gönderen: M.Sami KÖROĞLU Tarih: 28 Ocak 2014, 10:05:19 Görüntüleme: 1131
Özet: Prof.Dr.Erol Tümertekin’in tarım alanındaki çalışmaları

Adamım, yol yoktur,
Yol yürüyerek çizilir.
Hombre, il n’y a pas de chemin,
le chemin se fait en marchant.
   Antonio Machado

Erol Tümertekin’in bir coğrafyacı olma süreci, tarım alanında yaptığı çalışmalarla başladı. Türkiye’nin kurak ve yarı-kurak bölgelerini, tarımın genel kimliğini, çeşitli öğelerini incelerken yaptığı arazi çalışmaları nedeniyle toprak, oradan da tarım ilk göz ağrısı oldu. Öyle ki ileriki yıllarda “dizini yere koymadan coğrafya yapılmaz” sözünü sık sık dile getirir oldu Tümertekin.
Şimdi yakından bakalım ve bugün uyguladığı yöntemi daha ilk yazısından itibaren benimsemiş olduğunu şaşırarak görelim.

İstanbul Üniversitesi Coğrafya Enstitüsü Dergisi 1951 yılı 1.sayısında Erol Tümertekin imzalı “Türkiye’de Filoksera” başlıklı bir inceleme yayınladı.(1) Yazar filokseranın Türkiye’deki geçmişi ve özellikleri konusunda kısa bir girişten sonra, zararlının ülke çapındaki dağılış sürecini, izlediği yolları ele alır. Coğrafya dışındaki kaynaklardan edindiği çeşitli bilgileri, haritaya geçirir ve biri “Türkiye’de filokseralı bölgeler-sirayet tarihleri ile birlikte”, biri de “Başlıca bağ bölgelerimizde filokseranın yayılış tarihleri” olmak üzere iki harita elde eder. Sonra da, kendi deyişiyle, “haritaları konuşturur”: “Bu vaziyet münakale imkânlarının inkişafına bağlıdır. Nitekim Trakya’ya 1887’de giren filoksera, demiryolundan uzakta bulunan Tekirdağ ve Gelibolu bağlarına senelerce sonra ve ancak son yıllarda girmiştir.” (agy., s.78)
 Devam eder: “(…) filokseranın yayılmasında en mühim amil yollardır. Taşıt ve mübadele hareketlerinin genişliği nispetinde filokseranın sirayeti kolaylaşır.” (agy., s.79)
Bu saptamalardan sonra, sözkonusu hastalığın önüne geçilmek için resmi makamlarca alınan en kesin tedbir belirtilir: “(…) sirayeti durduran en emin çare olan Amerikan çubuklarının yetiştirilmesi için fidanlıklar tesis edilmiştir” (agy, s.80)
 Bir sonraki adım sözkonusu tedbirin değerlendirilmesidir: “Filhakika, ilk zamanlar yabancı memleketlerden oralarda iyi netice veren anaçlar, bizde de iyi netice vereceği ümidi ile getirtilip bağcılara dağıtılmış ve bağlar kurulmuştur, fakat netice hiç de iyimser olmamıştır.” (agy., s.81)
Son adım ise varolan duruma ilişkin öneri getirilmesidir: “Binaenaleyh, yeni fidanlıkların, her bölgenin toprak ve iklim şartlarına uyan ve yerli çeşitlerimizle iyi birleşen çeşitleri kati olarak tesbitine intizaren, hiç olmazsa neticesinden emin olunmayan çubukların dağıtımından vazgeçmek lazımdır.” (agy., s.83)

Genç coğrafyacının benimsediği yordam, coğrafyanın bilim olarak gelişme süreci konusunda şimdilerde keyifle söylediğini yankılar: “Coğrafya, tanıtmadan, yaşam önerileri getirmeye vardı.”
Türkiye tarımının özel bir sorunu ortaya konuldu, betimleme yapıldı, “tanıtma” yapıldı, bu bilgiler “coğrafyacının dili olan” haritaya döküldü, konuyla doğrudan ilgili uzman görüşleri alındı (W.Gleisberg, “Türkiye meyveciliği ve bağcılık hakkında umumi rapor”, 1936; N.Oraman, “Türkiye bağcılığı”, III.Milletlerarası üzüm, üzüm suyu ve şarap Kongresi, 1939; vb.), ülkenin genel tarımsal yapısıyla ilgili coğrafyacı görüşü alındı (Ali Tanoğlu, Ziraat Hayatı) ve somut öneri getirildi. Coğrafi yordam budur. Tarım alanındaki çalışmalarda benimsediği yordamı, daha sonra Ali Tanoğlu yönetiminde yapacağı doçentlik tezinde kullandığı gibi, ileriki yıllarda ele alacağı her konuya, ulaşıma, yağışa, kentleşmeye, iç göçlere, nüfus hareketlerine de uyguladı. Coğrafyanın yolu yordamı budur, dedi sanki.
Sonraki yıllarda Tümertekin, kendisi de aynı konularda çalışan Tanoğlu’nun yönlendirmesiyle, Türkiye’de kuraklık ve kurak bölgelerde tarıma ilgi duymaya başladı. 22-29 Aralık 1954 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Coğrafya Enstitüsü’nde düzenlenen 9.Coğrafya Meslek Haftası’nın 27.12.1954 oturumunda bu konuyla ilgili peşpeşe iki tebliğ sunuldu: önce, Erol Tümertekin–“Türkiye’de kurak aylar ve buğday istihsali”, sonra da Ali Tanoğlu–“Kurak bölgelerde ziraat hayatı ve bunun gelişme imkânları”. Her iki tebliğ birbirini tamamlar niteliktedir: biri genel kapsamı sergilerken, ötekisi daha dar bir alana odaklanır. Aradaki yaş ve bilgi farkı dışında, artık iki meslektaş vardır sahnede. Biraz daha eskiye dönersek, daha açıklayıcı bir bilgi çıkar karşımıza. 25-28 Mayıs 1948 tarihlerinde düzenlenen 5.Coğrafya Meslek Haftası’nda A.Tanoğlu “Şeker kamışı ziraatı ve sanayi ve bunun Türkiye’deki imkanları” başlıklı bir tebliğ sunmuştu. Hem genel hem de tikel özellikleri ele alan bu çalışmanın doğrudan doğruya tek bir tarımsal ürünü ve Türkiye’deki durumunu ele alan bölümü, yani tikel yanı (1948’in “şeker kamışı ziraatı”; 1954’ün “buğday istihsali”), 1954’te, bu kez “Türkiye’de kurak aylar ve buğday istihsali” başlığıyla genç bir meslektaşa verilmişti.
1954 yılında ABD kurak bölgelerinde yaptığı incelemeler sonunda “Whittlesey’in zirai mıntıkalar tasnifi ve A.B.D.’nde mandracılık mıntıkaları” (2) başlıklı çalışmasıyla birlikte, “Toprak rutubetinin kontrolü ve hasat artığı ‘mulch’ı” (3) başlıklı incelemesini yayımlar. Tarımsal etkinliğin fiziksel koşullarını oluşturan toprak ve yağış üzerine yoğunlaştığı bu dönemde Sırrı Erinç ile birlikte “Türkiye’de yağış oynaklığı” (4) çalışması yayınlanır. Peşpeşe yaptığı bir dizi çalışma ile 1930–1951 arası dönemde Türkiye’de kuraklık indisini, kurak aylar ve buğday üretimini ilişkisini, yağış yoğunluğunu ele alır; 1955 yılında “Türkiye kurak bölgelerinde buğday yetiştirme devresi ile kurak devre arasındaki zaman münasebeti” (5), “Türkiye’nin 1954 buğday istihsali hakkında bir araştırma” (6), “Türkiye’de kurak mevsimler”(7), “Türkiye’de kuraklık süresinin coğrafi dağılışı”(, “Türkiye’de buğday yetiştirme devresi ile kurak aylar arasındaki zaman münasebeti” (9) ve “Türkiye’de kuraklık indisleri” (10) adlı çalışmaları yayınlanır. Ertesi yıl coğrafya araştırmalarında çığır açtığı rahatlıkla söylenebilecek bir çalışmayı Hüseyin Cöntürk ile paylaşır: “İstatistik metotları ile Türkiye’de kuraklığın incelenmesi” (11) Türkiye’nin 86 ayrı noktasına dağılmış bulunan meteoroloji istasyonunun 1955 yılına kadar sahip olduğu verileri temel alan bu çalışma “kuraklığı ölçmek için kullanılan elemanlar”ın tanıtılmasıyla başlar ve çok önemli bir saptamada bulunur: “Bir iklim elemanının, bu arada bir kuraklık elemanının değeri zamanla değişir, yani kuraklık elemanı bir değişkendir.” (agy.,s.109) Kuraklığın “frekans analizi”, “yineleme aralığı” gibi istatistik ölçütlerle incelendiği bu çalışma sayesinde, konuyla ilgili daha önceki gözlem ve çalışmalar da doğrulanmış olur: “ Elde ediliş yollarını izah ettiğimiz rakamlarla meydana getirilen haritaların Türkiye kurak bölgeleri hakkında verdiği neticeler ana hatları ile evvelce tesbit edilen hususlara uygunluk göstermektedir.” (agy.,s.118) Çalışmanın bütünü coğrafyanın bir yöntem olarak nasıl uygulanacağının da örneğidir: meteoroloji verileri ve istatistik yöntem, nesnel temelin, yani kuraklığın kimliğini saptamaya yaramış, edinilen sonuçlar haritaya yansıtılmış, “haritaların yorumlanması” (agy.,s.118) yapılmış, sonuçlar çıkartılmış ve geleceğe ilişkin öneriler getirilmiştir: “Bu çalışmamızla takdim ettiğimiz haritaların, evvelki çalışmalarımızda aksetmiyen mühim bir faydası da, kuraklıkların vukuunu yıl cinsinden ihtimale bağladığından, ziraat vesair alanlardaki “risk”in hesabına imkan vermesidir.Nitekim, bu haritalar mahsulün kaç yılda bir kuraklık yüzünden zarar görebileceği, telef olabileceği hakkında bir fikir verebileceği için zarar karşı sigorta masraflarının hesabında faydalı olabilirler.” (agy.,s.120) Hüseyin Cöntürk’le başlayan işbirliği süresince “Türkiye’de endüşük Suhunetlerin Bitkilerin İktisadi olarak Yetiştirilmesindeki Rolü” (12), “Türkiye’de Günlük Maksimum Yağışlar” (13), “Türkiye’de Yağışlı Günler” (14), “Türkiye’de Yıllık Yağışlar” (15) konulu araştırmalar gerçekleştirilir. 1956 yılında yayınlanan “Türkiye hububat ziraatine ait bazı müşahadeler” (16) adlı çalışmasından sonra, tarımın başka bir öğesini ele alır: “Türkiye kurak bölgeler çiftçisine ‘güç temini’ meselesi” (17). Kurak bölge çiftçisinin hayvan gücünden makine gücüne, yani traktöre geçmesi sorununu geleneksel tarım yöntemleri bilgisi, çeşitli uzman görüşleri ve gerçekler temelinde değerlendiren bu çalışmasında Tümertekin, tarımsal üretimin yalnızca makineleşmek ile iyileştirilemeyeceğini belirttiği gibi, gereken ölçütler göz önüne alınmadığında köylünün nasıl bir borç çemberine düşeceğine de dikkat çeker: “(…) kurak bölge ziraatımızın teknik usullere dayanmaması halinin, diğer bir deyişle tabiat şartlarına son derece bağlılık, makineleşme, dolayısile, istihsali sağlam temellere bağlanmamış çiftçiye istihsal vasıtası olarak makinenin, yani büyük bir mali yatırımın ve ya borcun tavsiye edilmesinde, evvelemirde nazarı itibare alınmasının ehemmiyeti aşikârdır. Kurak bölge çiftçisi makinelerin bedelini yegane gelir kaynağı olan mahsulünden ödeyecektir. Mahsul miktarı ise, takip ettiği ziraat usulü ve mevcut iklim şartları dolayısile gayrı muayyendir. Bu şartlar elele vererek mahsul üzerinde o derece menfi bir hal yaratabilirler ki, çiftçi o yılki mahsulün karşılığı ile borç taksitlerini veremediği gibi, müteakip yılın tohumluğunu bile ödünç almak zorunda kalır.” (agy.,s.10). Borç çemberinin ne denli kaçınılmaz olduğuna bir kez daha dikkat çekilir: “(…)memleketimizde cereyan etmekte olan geniş mikyastaki makine ithal hareketleri, büyük bir çiftçi kütlesinin, iktisadi kudretlerini hesaba katmadıkları intibanı verecek bir şekilde göstermekte oldukları makineye sahip olma arzularının müşahadesi (…)” (agy.,s.11, altını ben çizdim). Ve bu soruna ilişkin öneri getirilir: “Müşahade, Türkiyede mevcut 19 Devlet üretme çiftliğinden 17sinin kurak sahalarda olmasıdır. Fikir de, bu işletmelerde mevcut ve daha da ilave edilebilecek olan, zirai aletlerin bölgede kullanılmasıdır.” (agy.,s.13). “Türkiye Ziraatinin Bünyesi” (18) başlıklı çalışmasında “Ziraatte güç” konusunu işlemek yanında, çok daha önemli bir ilişkiyi de ele alır: “Ziraat topraklarında mülkiyet”. Kırsal nüfusun yoğun olduğu bölgelerde “aile başına düşen arazi miktarının az olduğu” (agy.,s.28) görülür. Toprak mülkiyetinin mekâna yansıtılması olan “Aile başına düşen arazi” ve “(Vilayetlerdeki çiftçi nüfusta) Toprak sahibi olmayanların nispeti”ne ilişkin haritalarla desteklenen görüş ise, “(…) Türkiye’de mühim miktarda bir çiftçi kütlesinin topraksız” (agy.,s.28) olduğudur. Bunun yanında, “(…)Türkiye’de ziraat arazisinin umumiyetle küçük parçalara ayrılmış” (agy.,s.28) olduğu da belirtilir. Bu ve benzer başlıkların yeniden ele alınması için, “Türkiye’de toprak reformu hakkında düşünceler” (19) adlı çalışmayı beklemek gerekir: Türkiye’de tarımsal arazi mülkiyetinin %80’inin büyüklüğü 50 hektardan azdır, başka deyişle tarım arazileri parçalıdır. Toprak reformunun karşı karşıya bulunduğu gerçek de budur. Başka bir gerçekse, tarımda kadınların da çalıştığıdır: “Türkiye Ziraatindeki Kadın Gücünün Dağılışı” (20) ve “Türkiye’de Ziraatte Çalışan Kadınların Miktar ve Dağılışındaki Değişim” (21) adlı çalışmalar ise birbirinin devamı niteliktedir. 1945 verilerine dayanan ilk çalışmada haritaya tam anlamıyla yansıtılamayan kadın payı, ikinci çalışmanın “gerek devamlı, gerekse devamsız olarak çiftçilik, bağcılık (…)işlerinde çalışmış olan kadın nüfus(u) ‘çiftçi faal nüfus’ olarak” (agy.,s.56) kaydeden 1955 verilerine dayanması sayesinde gerçek değerleriyle haritalanabilmiştir. Öyle ki, “(…)erkeklerin kadınlardan fazla çalışmakta oldukları iki yer İstanbul ve Nevşehir’dir. Her iki vilayetin de Türkiye ziraatindeki önemsiz yerleri, bizi, Türkiye ziraatinin büyük yükünün kadınların omuzlarında olduğu neticesine varmaktan alıkoyamaz.” (agy.,s.58). Sonuç olarak, “(…)genel olarak kırlardan şehirlere doğru göçlerin devam etmesi yüzünden kırlarda hala kadın fazlalığı mevcuttur.(…) İç göçlerin bugünkü temposu ile devamı halinde kadınların bu rolünün daha da artacağına şüphe yoktur.(…)” (agy., s.61)
Bu çalışmadan sonra, Tümertekin tarım konusunu bir daha bu kadar kapsamlı ele almaz. Son yıllarda yaşanan süreçleri, 1986 yılında yayınlanan “Tarımda yeni gelişmeler” (22) başlıklı bir çalışmada derleyip toparlar.
Konunun bütün yanlarını işlemiş biridir: toprağın kendisi, yağış, kuraklık, ekilen ürünler, üretim değerleri, eksiklikler ve nedenleri, tarımda insan ve makine gücü, tarımın genel kimliği, cinsiyet temeli, vb. Alan araştırmalarından edindiği doğrudan bilgileri, edindiği izlenimleri sınamak ve nesnelleştirmek için konunun uzmanlarıyla birlikte çalışmayı ar addetmemiştir. Ulaştığı tüm verileri mutlaka ama mutlaka haritaya aktarmış, haritaları yorumlamış, öneriler geliştirmiştir, başka deyişle coğrafya yapmıştır.
Tarım konusunda çalışırken edindiği coğrafya yapma tarzını, daha sonra ilgilendiği her alanda başarıyla uygulamış ve bir süredir tarım çalışmalarına koşut olarak gerçekleştirdiği Türkiye sanayi, sanayide kuruluş yeri, Türkiye nüfusu, kentleşme, planlama, ulaşım, merkezi iş alanları, İstanbul konularında yoğunlaşmıştır.
Her konu, başka bir yol açmıştır önünde.
Prof.Dr. Erol Tümertekin yürürken yolunu çizmiş bir bilimadamıdır.


   Alp TÜMERTEKİN
"Bu yazının kısaltılmış bir biçimi Bir Gün gazetesi 28.11.2006 tarihli Kitap Eki'nde yayınlanmıştır."




Notlar
(1)“Türkiye’de Filoksera”, İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.1, sayı 1, 1951
(2)“Whittlesey’in zirai mıntıkalar tasnifi ve A.B.D.’nde mandracılık mıntıkaları”, İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.3, sayı 5-6, 1953-1954
(3)“Toprak rutubetinin kontrolü ve hasat artığı ‘mulch’ı” , İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.3, sayı 5-6, 1953-1954.
(4)“Türkiye’de yağış oynaklığı” (Sırrı Erinç ile birlikte), İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.3, sayı5-6, 205-209, 1953-1954
(5)“Türkiye kurak bölgelerinde buğday yetiştirme devresi ile kurak devre arasındaki zaman münasebeti”, Türk Coğrafya Dergisi, yıl XII, sayı 13-14, 1955.
(6)“Türkiye’nin buğday istihsali hakkında bir araştırma”, Türk Coğrafya Dergisi, yıl XII, sayı 13-14, 1955.
(7)“Türkiye’de kurak mevsimler” , Türk Coğrafya Dergisi, yıl XII, sayı 15-16, 1955
 (“Türkiye’de buğday yetiştirme devresi ile kurak aylar arasındaki zaman münasebeti”, Dokuzuncu Meslek Haftası, Türk Coğrafya Kurumu Yayını, sayı 2, 1955
 (9)“Türkiye’de kuraklık süresinin coğrafi dağılış”, Türk Coğrafya Dergisi, yıl XII, sayı 15-16, 1956
 (10)“Türkiye’de kuraklık indisleri”, Dokuzuncu Meslek Haftası, Türk Coğrafya Kurumu Yayını, sayı 2, 1955
(11)“İstatistik metotları ile Türkiye’de kuraklığın incelenmesi” (Hüseyin Cöntürk’le birlikte), İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.4, sayı 7, 1956.
 (12)“Türkiye’de endüşük Suhunetlerin Bitkilerin İktisadi olarak Yetiştirilmesindeki Rolü” , (Hüseyin Cöntürk’le birlikte), İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.4, sayı 8, 1957.
(13) “Türkiye’de Günlük Maksimum Yağışlar” , (Hüseyin Cöntürk ile birlikte), İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.5, sayı 9, 1958.
(14) “Türkiye’de Yağışlı Günler”, (Hüseyin Cöntürk ile birlikte), İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.5, sayı 10, 1959.
(15) “Türkiye’de Yıllık Yağışlar”, (Hüseyin Cöntürk ile birlikte), Türk Coğrafya Dergisi, yıl XVI, sayı 20, 1960
(16)“Türkiye hububat ziraatine ait bazı müşahadeler”, İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, sayı 7, 1956.
(17) “Türkiye kurak bölgeler çiftçisine ‘güç temini’ meselesi”, İ.Ü. İktisat Fakültesi Mecmuası, c.XVI, sayı 1-4, 1956.
(18) “Türkiye Ziraatinin Bünyesi”, İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, c.5, sayı 18-19, 1959
(19)“Türkiye’de toprak reformu hakkında düşünceler”, İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, sayı 13, 1963
(20) “Türkiye Ziraatindeki Kadın Gücünün Dağılışı” , Türk Coğrafya Dergisi, sayı 18-19, 1958-1959
 (21) “Türkiye’de Ziraatte Çalışan Kadınların Miktar ve Dağılışındaki Değişim”, İ.Ü. Coğrafya Enstitüsü Dergisi, sayı 14, 1964.
(22) “Tarımda yeni gelişmeler”, İ.Ü. Coğrafya Dergisi, sayı 2, 1986-1987.
 

Oylama: Bu makale henüz oylanmadı.
Yorumlar


Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic