Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Öğretmenlere kamu kapıları kapatılacak sinyali  (Okunma Sayısı 2576 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
nazmi21
VIP Üye
******

Performans: 67
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 853



Site
« : 04 Şubat 2011, 17:31:05 »


Eğitim-Sen Başkanı Zübeyde Kılıç, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun özel okulların resmi okulların 2.5 katı öğretmen istihdam ettiği ve özel okullardaki öğrenci sayısını artırabilmeleri durumunda, işsiz öğretmenlerin de özel okullarda çalışma imkanı bulacağına dair yaptığı açıklamayı eleştirerek, “Bakan, ataması yapılmayan öğretmenlere kamuda kapıları kapatacaklarının sinyallerini vermiştir” dedi.

Eğitim-Sen Başkanı Kılıç yaptığı yazılı açıklamada, “AKP hükümetinin iktidara geldiği ilk günden itibaren özel okulların işini kolaylaştırıcı, önünü açıcı kararlar aldığını ve mevzuat düzenlemeleri yaptığını açıklayan Çubukçu, 2002 yılından bu yana toplam öğrenci sayısında yüzde 7.32 artış olmasına karşın, özel okullardaki öğrenci sayısının aynı dönemde 223 binden 466 bine çıkarak yüzde 109’luk bir artış sağladıklarını belirtmiştir. Bu artışın, resmi okullardaki derslik başına düşen öğrenci sayısında önemli ölçüde azalma olmasına, resmi okulların fiziki yapıları ve donatımları çok iyi seviyeye çıkmasına rağmen gerçekleşmiş olmasını ise bir başarı olarak gördüğünü belirtmiştir” diye konuştu.

Milli Eğitim Bakanının özel öğretim kurumları ile ilgili söyledikleri ve daha önce yapılan benzer açıklamaların, hükümetin özel okullara yönelik “açık destek” verdikleri anlamına geldiğini belirten Kılıç, “Bu durum Milli Eğitim Bakanlığı’nın Milli Eğitim Strateji Raporu’nda da açıkça belirtilmektedir. Rapora göre 2014 yılına kadar dershanelerin özel okullara dönüştürülmesinin hedeflendiği açıklanmaktadır. Bakan Çubukçu’nun halen yüzde 3 olan özel okul oranını nasıl yüzde 10’a çıkaracağını görmek için strateji raporuna bakmak yeterlidir” dedi. Kılıç sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kamu okulları ciddi fiziki donanım ve altyapı sorunları ile boğuşup kaynak sıkıntısı çekerken, bu sorunlara sırtını dönüp, özel okulları destekleyici ve özel öğretimi arttırmaya yönelik girişimler asla kabul edilemez. Halktan toplanan vergilerle oluşan kamu kaynaklarının özel okullar için kullanılması kabul edilemez. Milli Eğitim Bakanı sorumluluk alanının ne olduğunu bir kez daha gözden geçirmeli, özel okulları desteklemek yerine, kamu okulların acil çözüm bekleyen sorunlarını çözmek için çalışmalıdır.”



03/02/2011 tarihli haber


Öğretmen adayına özel okullarda çalışma imkanı
MİLLİ Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, özel okulların resmi okulların 2.5 katı öğretmen istihdam ettiğini belirterek, "Eğer önümüzdeki süreçte özel okullardaki öğrenci sayısını hızla artırabilirsek öğretmen adaylarına da özel okullarda çalışma imkanı sunulmuş olacaktır" dedi.

Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği’nce Antalya Rixos Lares Otel’de düzenlenen ’Eğitim ve Beyin’ başlıklı 10’uncu Antalya Sempozyumu’na katıldı. Sempozyumun açılış oturumunda konuşan Bakan Çubukçu, eğitim ve beyin temasıyla gerçekleşen sempozyumun eğitim alanına önemli katkılar sağlayacağını söyledi. Ünlü deneme yazarı Montaigne’nin ’Tabiatın insanlara en adilce dağıttığı nimet akıldır’ sözünden alıntı yaparak konuşmasını sürdüren Bakan Çubukçu, "Ancak burada bir parantez açıp kadınların, uzun yıllar boyunca aklı kendilerinde, duyguyu da kadınlara bırakan ’erkek akıl’la mücadele ederek payına düşen hakkı aldığını vurgulamak gerekir" diye konuştu

Kadınları okutmayan, kütüphanelere sokmayan, onları dışarda yaşanan hayattan dışlayan toplumların akıl adına en büyük haksızlığı yaptığını dile getirin Çubukçu, "Büyük bir insani potansiyelin kendini gerçekleştirmesine, topluma yararlı olmasına izin vermemişler" dedi.

2001 KRİZİ ÜÇ YILDA TOPLANDI

Özel okulların, öğrencilerin belli bir ücret karşılığı okuduğu okullar olma özelliğinden dolayı kriz dönemlerinde öğrenci sayısındaki azalmanın okulları zor durumda bıraktığını dile getiren Bakan Çubukçu, Türkiye’de 2001 krizinden sonra öğrenci sayısının yüzde 16 oranında azaldığını söyledi. Bu öğrenci kaybının ancak üç yılda geri alınabildiğini kaydeden Bakan Çubukçu, "Açıkçası bizler 2008- 2009 yıllarındaki küresel ekonomik krizde de özel okulların öğrenci kaybedeceğinden kaygılıydık. Memnuniyetle belirtmeliyim ki iktidarımızın bütün yıllarında olduğu gibi son iki yılda da özel okullarımızdaki öğrenci sayısında azalma değil, artış olmuştur" diye konuştu.


Bu artışın birkaç nedeni olduğuna dikkat çeken Çubukçu, "Birincisi sayın başbakanımızın dediği gibi kriz bizi teğet geçmiştir. İkincisi de özel okullarımız 2001 krizinden ders çıkartarak daha tedbirli davranmışlardır" dedi.

DEVLETİN 2.5 KATI İSTİHDAM

Bunun yanında bakanlığının bu süreçte özel okulların işini kolaylaştırıcı, önünü açıcı kararlar aldığını ve mevzuat düzenlemeleri yaptığını dile getiren Bakan Çubukçu, şöyle dedi:

"2002 yılından bu yana toplam öğrenci sayımızda yüzde 7.32 artış olmuşken, özel okullarımızdaki öğrenci sayımız 223 binden 466 bine çıkarak yüzde 109’luk artış sağlanmıştır. Ayrıca bu artış, bu süreçte resmi okullarımızdaki derslik başına düşen öğrenci sayısında önemli ölçüde azalma olmasına, resmi okulların fiziki yapıları ve donatımları çok iyi seviyeye çıkmasına rağmen gerçekleşmiştir. Özel okullarımız personel istihdamı konusunda da çok önemli işlev görmektedir. Bu öğretim yılında özel okullarımızda 50 bin 853 öğretmen çalışmaktadır. Şu an resmi okullarımızda 23 öğrenci için 1 öğretmen görev yaparken, özel okullarımızda 9 öğrenciye 1 öğretmen düşmektedir."

Bu rakamlarla özel okulların resmi okullara oranla 2.5 kat fazla öğretmen istihdam ettiğini belirten Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, gelecek yıllarda özel okullardaki öğrenci sayısının artmasına paralel olarak atama bekleyen öğretmen adayları için de özel okullarda çalışma ortamı yaratılacağını söyledi.

HEDEF YÜZDE 10

Şu an için özel okulların toplam öğrenci içindeki payının yüzde 3 olduğuna dikkat çeken Bakan Çubukçu, bu oranın yeterli olmadığını söyledi, gelişmiş ülkelerde bu oranın yüzde 10’un üzerinde olduğunu sözlerine ekledi. Özel okulların eğitim sistemi içindeki payı arttıkça resmi okullardaki öğrenci yoğunluğunun da düşeceğini kaydeden Bakan Çubukçu, "Bunun sonucunda da bu okullardaki öğrencilerin daha iyi hizmet görmeleri sağlanmış olacaktır" dedi.

Bakan Çubukçu, eğitim hizmetlerinde sağlanan her olumlu gelişmenin kamu yararına olacağını belirterek, "Dolayısıyla hizmeti kimin sunduğu değil, nasıl ve hangi nitelikte sunduğu, bundan ülkemizin ne derece fayda gördüğü önemlidir" diye konuştu.

’ASKERİ BİRLİK GİBİYİZ’

Bu yıl kuruluşunun 60’ıncı yılını kutlayan Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Cem Gülan ise az sayıda okulla başlayan özel okullaşma sürecinde, bugün 3 bine yakın özel okula ulaşıldığını kaydetti. Gülan, bu süre içinde özel okulların diploma veren özel okullar imajından sıyrılarak, aranan, talep edilen, tercih edilen kurumlara dönüştüğünü söyledi. Özel okulların da ciddi sorunlar yaşadığına dikkat çeken Gülan, "Paralı resmi okullar statüsündeyiz. ’Rekabet edelim’ diye çırpınırken Rekabet Kurulu ’Siz rekabeti engelliyorsunuz’ diye okullara baskı yapıyor. E-okul sistemi bizi mahvediyor. Okulları yönetemiyoruz. Askeri bir birlik gibi hissediyoruz" diye konuştu.

Yönetim Kurulu Başkanı Gülan, konuşmasının ardından derneğin kuruluş yıldönümü anısına geçmiş dönem başkanları Fahamettin Akıngüç, Düdar Uçar, Ünal Avcı, Rüstem Eyüpoğlu’na teşekkür plaketi sundu.

Kayıtlı

Ataol Behramoğlu'nun Dediği gibi,Zulmün Önünde dimdik tut onurunu
Emeğin önünde eğil kızım,
Bende sizin emeğinizin önünde eğiliyorum dostum saygılar...
----------------------------
Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur da,
Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?
Acı niye herkesin acısı değildir?
Şeyh Bedreddîn/“Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidi
bmyıldız
Deneyimli Üye
****

Performans: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 174



« Yanıtla #1 : 07 Şubat 2011, 21:44:44 »

zaten devlete girme umudum yoktu artık hiç umudum kalmadı.
Kayıtlı
cepni5265
Üye
**

Performans: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 84


« Yanıtla #2 : 09 Şubat 2011, 12:09:05 »

imkanı olan herkez özel okula gönderir çocuğunu,imkanı olmayan ne yapsın?
Kayıtlı
nazmi21
VIP Üye
******

Performans: 67
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 853



Site
« Yanıtla #3 : 09 Şubat 2011, 13:14:29 »

KESK'in memurlar.net'e gönderdiği açıklama

Değerli MEMURLAR NET yetkilileri,

Sitenizde "Memurlar, 4/C'ye Mi Geçiriliyor?" başlıklı yazı bizce de Memurlar Net'e yakışmamaktadır! Yazının bütünü okunduğunda adeta hükümet sözcülüğünün hazırladığı bir açıklama olduğu izlenimi uyandırmaktadır. Gerçi Torba yasa gündeme geldiği günden beri sitenizde tasarıyı olumlayan bir yaklaşım sergilediniz. Olabilir. Ancak bizler sizin gibi düşünmüyoruz. 2 milyon kamu emekçisinin de sizin gibi düşünmediğine inanıyoruz. Burada daha çok adı geçen başlıkla yayınladığınız yazıya ilişkin görüşlerimizi belirtmek ve gerçeği ifade etmeyen bazı hususların altını çizmek istiyoruz.

1- Yazıda yer alan ve 3 Şubat 20011 tarihinde yaptığımız eylemi kast ederek "grup içinde yer alan kimi illegal bazı grupların polise taşlı saldırısı sonrasında, çok sayıda kamu çalışanı hem Ankara soğuğunda ıslanmış hem de biber gazına maruz kalmıştır." tespiti doğru olmadığı gibi güvenlik güçlerinin haksız, hukuk dışı ve kamuoyunda da büyük tepki toplayan saldırısını aklamaya dönüktür. Zaten AKP'nin 8 yıllık iktidarı boyunca muhalif kesimler, politikalarına karşı demokratik tepkilerini ifade edenler "illegal örgüt mensubu" ya da illegal kişi/kişiler olarak lanse edilmeye çalışıldı. Kısa süre önce öğrencilere karşı güvenlik güçlerinin kullandığı şiddet sonrasında yapılan açıklamalar hatırlanacaktır. 3 Şubat'taki gaz bombaları, biber gazı, cop ve tazyikli su ile yapılan müdahale sonucu yaralanan arkadaşlarımız hala tedavi görmekte olup hiçbiri "illegal örgüt" mensubu değildir. Yıllardır anti demokratik uygulamalar hep bu bahane ile yapılır ve haklı gösterilmeye çalışılır. Sitenizde de bu yaklaşımın esas alınması üzüntü vericidir. Değerlendirmelerinizde ne kadar objektif olduğunuz konusunda da daha baştan soru işareti uyandırmaktadır. Bu tespit -5 derece soğukta üzerilerine su sıkılan emekçilere ikinci bir soğuk duş etkisi yapmıştır.
2- Yazının 2. maddesi norm kadro fazlası 50 bin işçinin diğer kurumlara aktarılması hususuna ilişkindir. Değerlendirmenizin Hükümet değerlendirmesi ile tamamen aynı paralelde olduğu görülmektedir. Oysa belediyelerde çalışan norm kadro fazlası işçilerin rızaları alınmaksızın Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatlarına gönderilmeleri ve beş iş günü içerisinde işe başlamazlarsa işlerine son verilecek olmasının işçilerin geçim sıkıntısına nasıl bir çare olacağı hususu yazınızda es geçilmiştir. İnsanları oradan oraya, adeta sürgün etmeyi hangi gerekçeyle savunduğunuzu anlamak mümkün değil. Sendikaların bunu dile getirmelerini üye kaybıyla açıklamanız AKP'nin muhalefeti etkisizleştirme ve gerçekleri çarpıtması ile örtüşmektedir. Belli bir yere yerleşmiş, çocuklarının arkadaşlarına ve öğretmenlerine uyum sağladığı, eşlerin buna uygun olarak konumlandığı bir durumda bu uygulamanın aileleri nasıl parçalayacağına hiç değinmemiş olmanızı da manidar buluyoruz. Eğer sizin ve hükümetin iddia ettiği gibi düzenleme ile "zaten hali hazırda işçi ve memurlarının maaşlarını ödeyemeyen belediye"lerin sorunu böylece çözülecekse, buna hiç gerek yoktur. Hükümet yetkisini kullanarak ve gerekli düzenleme yaparak maaşların ödenmesini sağlayabilir. Kaldı ki, söylediğinizin aksine birçok belediye işçiye ihtiyacı varken alamıyor ve hizmetleri çok sınırlı personel ile yapmak zorunda kalıyor. Yine, "Devre konu işçiler bakımından devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan kurum sorumlu tutulamaz" ibaresi ile işçilerin belediyelerden mevcut alacaklarına dair bir yeni düzenleme de yapılmamakta, işçilerin mağduriyetleri sürdürülmektedir. Kaldı ki, 170. maddenin 7. fıkrasında yer alan "Bu madde kapsamında işçi nakleden mahalli idarelerin nakil sonrasında oluşan işçi sayısında beş yıl süreyle artış yapılamaz" ibaresi hükümetin açıklaması ile çelişmektedir. Eğer yerlerine zaten işçi alınamayacaksa bu hüküm neden kanunda yer almaktadır? Ayrıca kanun tasarısının ilgili maddesinde "bu ayrılacak işçiler gerekçe gösterilerek ilave hizmet alımı yapılmasına müsaade edilmeyecektir" gibi bir düzenleme yoktur. Hizmet alımının yolu açık tutulmaktadır. Düzenlemede taşeron çalıştırma teşvik edilmektedir. Oysa yapılması gereken belediyelerdeki mevcut taşeron işçi çalıştırma uygulamasına son verip kadrolu ve insan onuruna yaraşır iş koşullarının sağlanmasıdır.

3- "Torba tasarının hiç bir yerinde, memurların 4/C'li yapılacağına dair bir düzenleme yer almamaktadır" iddiasında bulunmaktasınız. Ancak düzenleme dikkatle incelendiğinde görülecektir ki, "kurumlarda atama imkânı olmayan memurların", "yeni bir kadroya atanıncaya kadar eski kadrolarına ait malî haklardan ve sosyal yardımlardan yararlanmaya devam" edeceği belirtilirken, "yeni bir kadroya" atandıklarında akıbetlerinin ne olacağı tam olarak açıklanmamaktadır. 657 sayılı DMK'nın 4-C maddesi yukarıda belirtilen işlemin bizzat yapıldığı bir düzenlemedir. Özelleştirilen kamu işletmelerindeki kamu işçileri, 4-C kadrosuna geçene kadar özlük haklarını ve ücretlerini tam almış daha sonra işçilerin 4-C'ye geçirilmesi ile ücret ve özlük haklarında yarıdan fazla kayıp yaşanmıştı. Düzenleme 4/C uygulamasının yaygınlaşmasına neden olacaktır. Elbette hükümet ne madde gerekçesinde ne de düzenlemede bunu söylememektedir. Tıpkı "18 yaşından küçük sigortalılar için prime esas aylık kazanç alt sınırı, yaşlarına uygun asgari ücret tutarına çekilecek" ifadesinin anlamının arka planında yatan gerçek gibi! "Asgari ücret yaş sınırı 16'dan 18'e çıkarılacak" deseler okuyan herkes bunun anlamının Türkiye'de çalışan yaklaşık 250 bin gencin, geçmiş yıllara göre ortalama 85 TL daha az ücret alması anlamına geleceğini anlayacak ve tepki gösterecekti. Bu nedenle niyetlerini gizleyecek ve amaçlarının gerçekleşmesini sağlayacak ifadeleri kullandılar. Hükümeti icraatlarından ve yasa tekniklerinden biliyor, tanıyoruz ancak sitenizin bunu göremeyecek bir durumda olmadığına inanıyoruz. Buna rağmen yasayı can siperane savunmanızın ardında ne olduğundan emin olmasak da emekçileri savunma gibi bir niyetten kaynaklanmadığından eminiz.

4- Uzaktan çalışma, çağrı üzerine çalışma veya evde çalışma gibi esnek istihdam biçimleri ile iş güvencesi zaten yan yana olamayacak şeylerdir. Ancak yazınızda da görüleceği üzerine yaklaşımınız tamamen liberalizme duyulan inancın ve muhafazakar bakışın sonucudur. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu yayınlarında da bu tür değerlendirmelerin çok daha kapsamlısını görmek mümkün. Sanırız siz de Çalışma Bakanı gibi oralardan esinlenmişsiniz! Ancak bu bakış açısının vardığı nokta 2008 yılında patlak veren ve bir şekilde devam eden krizler, işsizlik ve yoksulluktur.


5- Torba yasadaki "Memurun onayı dışında yapılacak" görevlendirme ile çeşitli nedenlerle "istenmeyen" personelin başka kurum ve illere gönderilmesinin önü açılmaktadır. Torba yasa içindeki bu ve benzeri düzenlemeler ile özellikle KESK'e bağlı sendikaların üyelerinin sık sık karşı karşıya kaldığı sürgünler yasal bir içeriğe kavuşturulmaktadır. Aynı zamanda mücadeleci sendikalara üye kamu emekçilerine gözdağı verilerek, memurların kendilerini güvencede hissedebilmeleri için yandaş sendikalara yönlendirilmesi sağlanmaktadır. Nitekim 8 yıllık AKP döneminde uygulamalara en çok tanık olan, mağdur olan konfederasyonumuz üye ve yöneticileridir. Yapılan sürgünlerde de benzer gerekçeler ileri sürülmektedir. Ancak bu tür uygulamaların neredeyse tümü yargıdan döndü. Hükümet şimdi yasa ile durumu hukuki bir zemine oturtmak istemektedir. Hepimiz biliyoruz ki, eğer bir yerde ihtiyaç varsa, bu ihtiyaç memurun isteği dışında ve farklı kurumlardan atama ile değil boş kadroların doldurulması ya da kadro tahsisi ile giderilebilir.

6- Yazınızın sonunda torba yasayı eleştirme nedenimizi "KESK'in toplu görüşmelerde varılan mutabakat maddelerini önemsiz kılma gibi gerekçelerle hareket ettiğimiz" şeklindeki değerlendirme ile açıklamanız tamamen subjektiftir. Birincisi; torba yasayı eleştirmezsek bile mutabakat metinlerinin ne kadar karşılık bulduğu, hükümetin ne kadar dikkate aldığı ortadadır. Kaldı ki, torba yasada "olumlu" diye sunulan maddelerin çoğu 2004 yılındaki mutabakat metninde var olan, KESK'in de katıldığı toplu görüşmelerde hükümetin söz verip de yıllardır gereğini yapmadığı maddelerdir. Toplu görüşmeleri ve mutabakat metinlerini hükümet ciddiye alsaydı bugüne kadar altına imza attığı metinlerin gereğini yapardı. Hükümetin yapacağını taahhüt ettiği ve mutabakat metinlerinde altında imzası olduğu daha onlarca madde sözkonusudur. İkincisi, kamu emekçilerinin hak ve çıkarları toplu görüşmelerle değil grevli toplu sözleşme düzeniyle sağlanır ve korunur. Anayasanın 90. maddesi gereğince ILO ve diğer uluslar arası sözleşmeler ve AİHM kararları ile güvence altına alınan grevli toplu sözleşme hakkımızı bugüne kadar engelleyen de AKP hükümetidir.

Açıklamamızı sitenizde, aynı yerde yayınlayacağınıza olan inancımızla çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Saygılarımızla
KESK YÖNETİM KURULU

Kayıtlı

Ataol Behramoğlu'nun Dediği gibi,Zulmün Önünde dimdik tut onurunu
Emeğin önünde eğil kızım,
Bende sizin emeğinizin önünde eğiliyorum dostum saygılar...
----------------------------
Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur da,
Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?
Acı niye herkesin acısı değildir?
Şeyh Bedreddîn/“Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidi
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic