Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: HAFTANIN KONUSU  (Okunma Sayısı 11865 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« : 19 Mart 2009, 13:05:34 »


Türkiye'de su gücünün meydana getirdiği değişimlerin sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel etkileri nelerdir?

Meslektaşlarımızın konuyla ilgili öneri, eleştri veya diğer yorumlarını bir hafta boyunca toparlayıp bir haftanın sonunda konu kilitlenerek yeni bir konu başlığı açılacaktır.
Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #1 : 19 Mart 2009, 13:08:20 »

SU GÜCÜNÜN ETKİSİ

Turizm, balıkçılık, vs. Su gücünün ekonomimize, sosyal kültürümüze etkisi vardır. Bunu “su gücü bizim için harika” diye yorumlayamayız. Çünkü olumsuz etkileri de vardır.

BALIKÇILIK YÖNÜNDEN SU GÜCÜNÜN EKONOMİYE ETKİSİ
Ülkemiz su ürünleri bakımından uygun özelliklere sahiptir.Çünkü üç tarafı denizlerle Kaplıdır.
Aynı zamanda çok baraj gölü,akarsu bulunur.bunlara rağmen ülke ürünler bakımından yetersizdir.bunun çeşitli nedenleri vardır.

Bunlar;
-kıyı balıkçılığının yapılması.
-denizlerin balık bakımından zengin olmaması
-denizlerin kirli olması
Usulsüz ve zararlı avlanmadır.
Ama bunların olumlu yönleri de vardır balıklar konserve yapılıp satılmakta ve bir çok su ürünleri fabrikaları vardır. Bu da sanayimizi geliştirir ve ekonomiyi canlandırır.
Bir çok insan balıkçılık yaparak geçimini sağlıyor.
Balıkçılık deniz ürünlerinde azalmaya neden oluyor.

ENERJİ YÖNÜNDEN SU GÜCÜNÜN EKONOMİYE ETKİSİ
Hidroelektrik santrallerin avantajları vardır ve buları şöyle sayabiliriz;
Kuraklık halleri hariç devamlı ucuz enerji üretirler ve Türkiye ekonomisi için güzel bir durumdur.Bakım maliyeti düşüktür bu yüzden ekonomiktir.Yenilemeyen bir yakıt enerji üretimi yapmazlar.enerji üretiminde hava kirliliğine neden ulaşmazlar.
Hidroelektrik santrallerin bir parçası olan rezervuarlar balık üretimi, için elverişlidir ekonomiyi geliştirir. Rezervuarlar fazla miktarda suyu depolayarak hem sulu tarıma hem de uzun süreli enerji üretimine imkan tanırlar.Bunun yanında Türk ekonomisine dezavantajları da vardır.İlk yatırım masrafları yüksektir.Taşkın kontrolünün sağlanması için rezervuarların boş olması gerekir. Fakat enerji üretiminin maksimum olabilmesi için rezervuarların dolu olması gerekir. Tarıma elverişli araziler baraj gölü altında kalabilir.
Enerji üretimi kuraklık nedeniyle azalabilir. Göl aynasından buharlaşma kayıpları artar.

TURİZM VE YÖNÜNDEN SU GÜCÜNÜN EKONOMİYE ETKİSİ
Tatil ,iş,merak ,din,eğitim öğretim,spor,tedavi gibi nedenlerle bir yerden başka bir yere gitmeye turizm denir ve Türk ekonomisine katkısı çok yüksektir.Karadeniz’in iklimi elverişli olmadığı için orda turizm yapılamıyor ama Akdeniz ve ege deniz turizmi için çok önemlidir.Turizm ikiye ayrılır iç ve dış turizm.Türk ekonomisini geliştiren dış turizmdir.çünkü dışardan gelen turistler geldikleri ülkeye döviz getirirler.turizm gelişmesi için sular değerlendirilmelidir.Sular için dışarı çıkan vatandaşlarımızda vardır onlarda Türk ekonomisini olumsuz etkilemektedir.bunun yanında sularımız ulaşım bakımından da ekonomiyi olumlu etkiler. Çünkü gemilerle bir yük deniz yolu ile başka bir ülkeye gönderilebilir.Deniz yolu ile yolcu götürüp getirilebilir.Deniz yolu ulaşımı Türkiye ticareti için önemlidir.Örneğin fındık üretiminde Karadeniz başta gelir çünkü Türkiye fındık üretiminde ilk sırda yer almaktadır ve bunların dış ülkelere ihraç ederek ekonomimizi geliştirir.Denizlerin zararları da vardır erezyon,sel gibi olayları olmasına neden olabilirler

SU GÜCÜNÜN TÜRK KÜLTÜRÜNE ETKİSİ


Türkiye’nin üç tarafının sularla çevrili olması ve göllerin bulunması Türkiye kültürünün gelişmesi için önemlidir. Kaplıcalar da Türkiye’nin gelişimi için önemli bir su kaynağıdır.Çünkü turistler gittikleri yerin kültürünü öğrenirler ve ülkelerinde tanıtırlar.Bir örnek verirsek şelaleler de turist çekmek için önemli bir unsurdur bunarı tük kültürü ile ilişkilendirirsek bu sular için gelen turistler fazla kalan zamanlarını tarihi yerler yada Türkiye’nin güzelliklerini görmekle geçirecekler.Türkiye’de oldukları için Türk yemeklerini yiyecek yemek kültürünü tanıyacaklar.Türkiye’nin tarihi yerlerini gezip Türk tarihini tanıyacaklar.el sanatlarını görüp el sanatları kültürünü tanıyacak bunlarla benzer bir çok örnek verebiliriz.. örneğin kilimcilik bizim için bir uğraştır turistler bunları tanıdıktan sonra ülkelerinde anlatıp Türkiye’nin gelişmesine yardımcı olacaklar.Şifalı sular da Türkiye’nin gelişmesi için önemli bir unsurdur.


Genel sonuç:Türkiye’nin etrafının denizlerle kaplı olması Türkiye için güzel aynı zamanda kültürünün gelişmesi içinde büyük bir fırsattır ama yararları olduğu gibi zararları da vardır.

Alıntı
Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #2 : 19 Mart 2009, 13:15:05 »

GAP ve İsrail

"O gün Rab Abramla ahd edip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, FIRAT ırmağına kadar senin zürriyetine verdim." (Tekvin Bölümü, 15/18, 21)

İsrail'in Güneydoğu Anadolu'yu içine alan kutsal sınırları ve suya olan acil ihtiyacı, GAP ile yakından ilgilenmesine yol açmaktadır:

İsrail, GAP konusunda Türkiye ile iş birliği yapmak istediğini, İsrail'in su kaynaklarından yoksun olduğunu, Türkiye'nin ise zengin su, toprak ve iş gücüne sahip bulunduğunu belirtti." (Şalom, 29 Ocak 1992)

"Gelecek sene Kudüs'te bulvarlar gül kokmayacak ve İsrail belki de çölü çiçeklendiren bir ülkenin gözalıcı görüntüsünden vazgeçmek zorunda kalacak. Eski kültürler ve Negev pamukları içinde olduğu gibi kutsal şehrin süslenmesi için çok suya ihtiyaç var, ama su yok." (L'Express, 16 Ağustos 1991)

"Şimon Peres: Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkan oluşturmazsak, bu kez su için savaşacağız." (Cumhuriyet, 12 Haziran 1991)

"İsrail Hayfa Üniversitesi'nden Prof. Armon Sofer 1990'da verdiği demeçte, Ortadoğu'da su kaynaklarının kullanımı yüzünden savaş çıkacak dedi." (Milliyet, 31 Ekim 1990)

Türkkaya Ataöv de İsrail'in Ortadoğu'daki su problemini ve bu problemi çözmek için ne gibi metodlar kullanabileceğini şöyle açıklamıştır:

"Ortadoğu'da bir su problemi var. Belki de bu cümle değiştirilmeli ve suyla ilgili ekonomik ve stratejik sorunlar var denmelidir... Bazı ülkelerde 'su güvenliği' vardır. Türkiye ve bir miktar da İran'ın yeterli su fazlası var.

İsrail ve işgal altındaki topraklarda kişi başına düşen su miktarı gittikçe azalmaktadır. Libya ve Suudi Arabistan kendi yeraltı kaynaklarını kullanmaktadırlar. Suriye ve Irak ise gelecek için endişeli.

Su gerçekten petrol kadar önemli mi oluyor? Komşu ülkeler arasındaki rekabeti artırarak onları silahlı bir anlaşmazlığa mı yöneltiyor? Suyun giderek değerinin arttığı ve anlaşmazlıkların hızlandırıldığı doğrudur.

Bazı gruplar ve devletler, barajları, boru hatlarını, damıtma tesislerini ve dağıtım hatlarını sabote edebilir.

İsrail, bölgesindeki suyu kontrol altına almak istiyor. Ürdün nehrinden, Yarmuk ve Batı Şeria'daki kaynaklardan İsrail büyük miktarda su sağlıyor. Versay Barış Konferansı'nda 1919'da ileri sürülen Siyonist haritaya Litani Nehri dahildir. İsrail 1982'de Lübnan'a saldırısında bu nehri kontrol altına almak istemiştir.

İsrail, işgal altındaki topraklardaki Yahudilerin su ihtiyacını karşılıksız olarak sağlarken, Filistinlilerden en yüksek fiyatı istiyor. Aşağı yukarı tüm su anlaşmazlıkları politik kargaşalarla sonuçlanıyor.

Mısır, Nil'in normal su akışını isteyerek, şimdi İslami grupların desteğinde olan güney komşusu Sudan'la anlaşmazlığa düşüyor. Bu iki ülke 1959'da Ortadoğu'daki suyla ilgili tek anlaşmayı yaptı.

Türkiye'nin GAP'ı ise Kürt meselesiyle iç içedir. Dicle-Fırat sularının kullanımı projesiyle birçok amacı olan bir plan gerçekleşecek ve hidroelektrik gücü elde edilerek geniş alanlara sulama yapılacaktır." (Türkkaya Ataöv, Turkish Daily News, 19 Şubat 1993)

Ortadoğu su sorununda üç kilit ülke, Sudan-Etiyopya-Türkiye'dir. Etiyopya'nın İsrail güdümlü dış politikası, gözleri Türkiye ve Sudan üzerine çekmektedir. Bu durumda GAP da ayrı bir önem kazanmaktadır. Güneydoğu'da Kudüs merkezli manevralara çık sık rastlanmaktadır. Sudan'ın İsrail açısından sahip olduğu stratejik önem ise, bu ülkede yaşanan sorunların son bulmasını da engellemektedir. Su sorununun Ortadoğu'da bir savaşa yol açabileceği ihtimali ilk olarak 1986 yılında CIA'in Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından ortaya atılmıştır.

"Merkezi Washington'da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, 1986'da durup dururken, 'Ortadoğu'nun Su Sorunu' başlıklı bir rapor yayınlar. Raporda bölgedeki kuraklığın artacağı, nehir debilerinin azalacağı, günlük hayatta suyun petrolden daha değerli olacağı gibi araştırma sonuçlarına yer verilir ve bir de kehanette bulunulur: ... Nil, Ürdün ve Fırat... Ortadoğu'da, gelecekteki bir savaş, mutlaka bu üç nehrin sularının paylaşılmasından çıkacak..." (Tempo, 10-16 Haziran 1990)

Ortadoğu'da patlak veren su krizinin kilit ülkesi ise İsrail'dir. İsrail'in şu andaki su ihtiyacının büyük bir bölümü Taberiye Gölü'nden karşılanmaktadır. Oysa Taberiye Gölü'ne akan Litani Nehri Lübnan üzerinden gelmektedir ve kontrolü İsrail'in sınırları dışındadır. İsrail'in Güney Lübnan'ı işgal etmesi ile bu sorun bir süreliğine ortadan kaldırılmıştır. Bu da İsrail'in su uğruna savaşmaktan kaçınmayacağını göstermektedir.

İsrail'e sürekli Yahudi göçü devam ettiği ve yeni gelenler için her gün daha fazla yerleşim alanları açıldığı göz önünde bulundurulursa, gelecekteki İsrail Devleti'nin nüfusuna yetecek kadar su kaynağı Ortadoğu'da bulunmamaktadır. İhtiyaç duyulan suyun GAP'tan sağlanmasıyla, planlanan 'Büyük İsrail' projesinin kurak topraklarda değil 'Barış Suyu' projeleriyle verimli topraklarda gerçekleşmesine çalışılmaktadır.

Barış Suyu projesiyle Fırat'ın suyunun Suriye üzerinden önce Ürdün'e daha sonra İsrail'e aktarılması planlanmaktadır. İsrail'e gereken suyun gönderilmesi için bütün bu planlar yürütülürken, İsrail'in sessiz bir politika izlemesi de dikkat çekicidir. Tarihte ne zaman İsrail'in büyük, fakat kamuoyuna hissettirilmemesi gereken bir menfaati olsa, İsrail sessiz bir politika izler: Gelişmeler hakkında doğrudan yorumda bulunmak yerine, kendi fikirlerini kontrolü altında olan ağızlardan söyleterek, arka planda kalmayı tercih eder.

Su konusunda, kamuoyunun dikkatinin zaman zaman piyon olarak kullanılan Suriye'ye çevrilmesi de söz konusu bu metodun bir parçasıdır. Bir dönem çok gündemde olan Suriye-Türkiye arasında yaşanabilecek potansiyel savaş senaryoları sonucunda, 'Barış Suyu'nu devreye sokabilmek ve 'Barış için Suriye'ye su' mesajı altında İsrail'e gereken suyu sağlamak hedeflenmiştir.

İsrailli liderlerin su sorununa bakış açısı da Ortadoğu'da su kavgasının merkezinin Tel-Aviv olduğunu gözler önüne sermektedir.

"İsrail Tarım Bakanı Rafael Eitan: Bölgede su, saatli bombadır." (Hürriyet, 14 Temmuz 1991)

Su sorunu hakkında bu denli ilginç görüşleri olan Eitan, bir dönem Mossad'ın askeri kanadı LAKAM'ın eski şefi olarak da görev yapmıştır. Bugün ise İsrail ordusu Genelkurmay Başkanı'dır.

"İsrail'in en ünlü casusu Rafael Eitan 1968'de İsrail İstihbarat Örgütü 'LAKAM'ın başındaydı." (Dangerous Liaison, Andrew and Leslie Cockburn, sf.85)

"İsrail Tarım Bakanı Rafael Eitan uyarıyor: 'Taberiye Gölü'ndeki su seviyesi hiçbir zaman bu kadar düşük olmamıştı. İsrail'in su rezervleri hayati tehlike altında." (Nature, Ağustos 1991)

"Su darlığı İsrail'i tehdit ediyor." (Şalom, 9 Ocak 1991)

Ve İsrail'in bu büyük su ihtiyacına paralel olarak bölgede savaş rüzgarları da sık sık esmektedir:

"İsrail Başbakanı İzak Rabin: Umarım ki su sorunu silahla çözülmez." (Sabah, 22 Aralık 1992)

"İsrail ve Ürdün su rezervlerini tekrar doldurabileceklerinden yüzde 15 kat fazla bir hızla tüketiyorlar. Ürdün'ün teklifi 350 milyon dolarlık birleşik bir barajı Yarmuk Nehri üzerinde kurmak. İsrail ve Ürdün BM'nin aracılığını yaptığı gizli görüşmeler yapıyorlar. İsrail'deki her yerleşim yeri günde 280 lt, yani Filistin'dekinin 4 katı su harcıyor. İsrail, Lübnan'la Litani Irmağı'nın suyunun alınmasıyla ilgili antlaşma yapmaya çalışıyor. Amman'daki Batılı bir diplomat 'Su İsrail'in elinde silah gibidir ve çözülemeyecek bir problem olur' diyor." (Newsweek, 12 Şubat 1990)

Geçtiğimiz yıllarda İsrail'in Batı Şeria ve Gazze'deki suyun %60'ını elinde tuttuğu bildirilerek, Sovyet Yahudilerinin göçü ile İsrail'in su ihtiyacının daha da artacağı belirtildi... Washington Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü araştırmacılarından, Joyce R. Starr ve Daniel C. Stoll "Ortadoğu'daki Su Kaynakları Konusunda ABD Dış Politikası" adlı araştırmalarında, Ortadoğu'da gelecekte muhtemel bir savaşın petrol yüzünden değil de su yüzünden çıkacağını belirtmişlerdir:

"İsrail'in Batı Şeria ve Güney Lübnan'ı işgal etmesinin en önemli nedenlerinden biri de buraların zengin su kaynaklarına sahip olmaları. Golan Tepeleri dağlık, yağışlı ve münbit bölgeler. Buraları gözden çıkaramıyor. Ayrıca İsrail Taberiye Gölü'nün Suriye'ye ait bölümünü de işgal etmiş durumda, bütün gölü kullanıyor. Çünkü denizden su arıtma çok masraflı bir işlem. Bu İsrail'in enflasyonunu bile etkiliyor...

Su gücü dostluk kazanmak ve birlikte ticaret için kullanılabilir. Fakat aynı zamanda bir nükleer güce de benzer ki, bir kere sizin buna sahip olduğunuz insanlar tarafından bilinirse, bu onlarda büyük bir saygı uyandırır. Türkiye'nin su zengini bölgesi Güneydoğu. Güneydoğu'daki olaylar daha genişlerse komşuluk ilişkileri açısından daha da önemli olacak." (Economist, 14 Aralık 1991)

"Kızgın su kavgaları Ortadoğu için yeni bir şey değildi. Bundan evvelki birçok savaş bu üç büyük nehirle ilgiliydi: NİL, DİCLE, FIRAT." (Newsweek, 12 Şubat 1990)

"Kaynaklar durmaksızın artan ihtiyaçlar yanında sınırlılar. Aynı ritimle insanların sayısı da artmaktadır. Su, devletler arasında baskı kaynağı olmuştur ki, bu daha çok Orta ve Yakın Doğu'da geçerlidir. Fırat, Dicle, Nil; yarın belki de bu ırmakların kontrolü için savaşılacaktır." (L'Expansion, 4-17 Temmuz 1991)

"Batılı kaynaklar, Ortadoğu'da petrolden daha değerli hale gelmeye başlayan suyun, 2000'li yıllara doğru stratejik bir önem kazanarak bölgede savaş rüzgarları estirebileceğini belirtiyorlar." (Cumhuriyet, 23 Temmuz 1992)

Alıntı
Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #3 : 19 Mart 2009, 13:43:13 »

Su Sorunu ve Su Potansiyeli

Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan  en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan  faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Dünyamızın %70'ini  kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak  yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık %0.3'ü  kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir.

Dünya nüfusunun %40'ını barındıran 80 ülke şimdiden  su sıkıntısı çekmektedir. 1940-1980 yılları arasında su kullanımı iki katına  çıkmıştır. Nüfusun hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının sabit kalması  sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.

Dünyadaki mevcut suyun  hacmi 141 milyar m3 tür. Bu miktar dünya  yüzeyini 3 km. kalınlığında bir tabaka halinde sarabilecek büyüklüktedir. 

Bu suyun 98'i okyanuslarda ve iç denizlerde bulunmakta, fakat  tuzlu olduğu için, içme suyu olarak kullanıma, sulamaya ve endüstriyel kullanıma  uygun değildir. Dünyadaki suların ancak %2.5'i tatlı sudur. Bunun da  %87'si buzullarda, toprakta, atmosferde, yeraltı sularında bulunur ve  kullanılamaz durumdadır.

İnsanoğlu, su ihtiyacını yüzeysel sular ve  yeraltı su kaynaklarından temin etmektedir. Tatlı suların en önemli kaynağı  yağışlardır. Küresel yıllık yağış 500 bin m3 olup, her yıl  yeryüzüne inen yağış aynı miktardadır.

Ülkemizde ise tatlı su kaynakları  oldukça sınırlıdır ve ihtiyaca ancak cevap vermektedir. Türkiye'nin  kullanılabilir su potansiyeli 110 milyar m3  olup, bunun %16'sı içme ve kullanmada, %72'si tarımsal sulamada,  %12'si de sanayide tüketilmektedir.   

Türkiye'nin mevcut su potansiyelinin kullanım  oranları;


Kişi başına düşen su kullanımı, toplumun gelişmişlik  seviyesiyle doğru orantılıdır. Gelişmiş ülkelerde bu oran oldukça yüksek  olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerde ise düşüktür. (ABD'de 1692 m3,  Avrupa'da 726 m3, Afrika'da 244m"tür.)

Dünyanın yıllık yağış ortalaması  1000 mm olup, Türkiye'nin yıllık yağış ortalaması ise 643 mm. dir. 

Türkiye su kıtlığı çeken ülkeler arasında yer almamakla birlikte, hızlı  nüfus artışı, kirlenme ve yıllık yağış ortalamasının dünya ortalamasından düşük  olması; mevcut kaynakların daha dikkatli kullanılmasını ve kirlenmeye karşı  gerekli tedbirlerin bir an önce alınmasını gerektirmektedir.
Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #4 : 19 Mart 2009, 13:43:58 »

Küresel Isınma ve Dünyanın Su Potansiyeli

Küresel ısınma konusunda her geçen gün daha fazla yayın yapılmakta ve  raporlar sunulmaktadır.Ben Birleşmiş Milletlerin 2009 yılında Dünya Su Enstitüsü  ile birlikte yapacağı 6. Su zirvesinde Türk delegasyonu üyesi ve Su havzaları  Yönetimi çalışma grubu üyesi olarak elde  ettiğim bilgilere göre fikirlerimi siz  okuyucularımla birinci elden paylaşmak için bu yazıyı hazırladım.Dünyada el  değmemiş su gücü potansiyeli kullanılmaya açılmış ve açılması planlanan miktarın  üzerinde olduğu bilinmektedir. İnsanların halen kullandığı suyun yetersiz  gözükmesinin en önemli sebebi; yanlış alışkanlıklar, demode olmuş teknolojiden  kaynaklanan aşırı israf olduğu gözükmektedir. Dünyanın su gücü kaynaklarını  incelediğimizde karşımıza Water Power And Dam Construction  adlı araştırma  dergisinin raporuna göre aşağıdaki sonuçlar çıkmaktadır.

Kuramsal  Potansiyel    34158600 Gwh/yıl
Elde edilebilir Potansiyel   14057600  Gwh/yıl
Üretim     2105400 Gwh/yıl
İnşa halindeki muhtemel üretimi   480400 Gwh/yıl
Planlanan ortalama muhtemel üretim 1106500  Gwh/yıl

Yeryüzü kabuğunda bulunduğu bilinen su miktarı 1.38x1018 tondur.  İnsanoğlunun kullandığı tatlı su miktarı yılda 4.000 milyar tonu bulmaktadır.  Yeryüzündeki suların %98i gerek içme gerekse sulama suyu olarak doğrudan  doğruya yararlanılamayan tuzlu sulardır.

Su, yenilebilir bir doğal kaynaktır.  Küresel ölçekte tükenmeyen kaynaklar içinde sayılabilirse de bölgesel ve yerel  olarak sonlu bir kaynak durumundadır. Bir su kaynağının varlığı onun  kullanılabilir su kaynağı olarak kabul edilmesine yetmez. Kullanılabilir bir su  kaynağı; tanımlanabilir bir talebe bağlı olarak belli bir yerde ve belli bir  zaman periyodu boyunca yeterli kalite ve miktarda mevcut olmasına veya bu  mevcudiyetinin sağlanmasının imkan dâhilinde olmasına bağlıdır.

Türkiye Su  Vakfı Başkanı Prof.Dr.Zekai Şenin hzırladığı bir rapora göre Türkiyede teknik  ve ekonomik anlamda tüketilebilecek yer altı ve yer üstü suyu miktarı 110 milyar  metre küp kişi başına 1692 metre küp su düşmektedir.İhtiyaçların bölgesel ve  yerel oluşu ayrıca meteorolojik şartlar ile nüfus hareketleri ve suyun nakli  neticesinde Türkiye dâhil birçok ülkede şehir suları ihtiyacı karşılayamamakta  ve kifayetli miktarda su arz edilmemektedir.

Yeryüzünde 214 tane su kaynağı  vardır. Dünyanın % 40 'nın su ihtiyacını karşılayan belli başlı nehirlerin 155  tanesi iki ülke tarafından paylaşılmakta, 59u ise 3 veya daha çok ülke  tarafından kullanılmaktadır.   

Water Power And Dam Construction  adlı araştırma  dergisinin raporuna göre Kanada, ABD, Fransa, Rusya Federasyonu gibi ülkelerin  su gücünden yararlanma imkanları, diğer gelişmekte olan ülkelere göre çok  yüksektir. Örneğin, Çin 1900 Twhlık elde edilebilir su gücü potansiyelinin  sadece 90 Twhsını, Brezilya 1200 Twhnın elde edilebilir su gücünün 72  Twhsını, Zaire 530 Twhnın elde edilebilir su gücünün 4 Twhsını  kullanabilmektedir.

El değmemiş kaynakların kullanıma açılmasının yanı sıra  kullanılanların israftan kurtarılması da başlı başına ayrı bir potansiyel  oluşturmaktadır. Ancak su kaynakları coğrafi ve demografik nedenlerle kısıtlı  olan ülkeler israftan kaçınmaları yeterli bir tedbir değildir. Newyork  Timesta  yayınlanan bir rapora göre,  Bu şartlar devam ettiği takdirde 2025 yılında 37  ülkede çok ciddi kuraklık yaşanacağı tahmin edilmektedir. 

Günümüzde su  meseleleri, bölgesel çatışmalar açısından daha sık dile getirmekteyken bölgesel  bir su stratejisi geliştirme zarureti, belki de gerçekten ulusları bölgesel bir  barışa doğru itebilir. Bölgedeki çoğu hükümetler, artık tahliyesi, tuzlanma, su  kaynağı kirlenmesi ve etkin olmayan işe yaramaz su dağıtım sistemlerinde dahil  su meselelerine daha büyük ilgi österme gereği duymaktadırlar. Yerleşim  yerlerine dönük su temini,  diğer kullanımlar üzerinde önceliğe sahip  bulunmaktadır. Bölge ülkeleri su meselelerini halletmek için bölgesel bir su   stratejisine doğru bir politika gütmek zorundadırlar. 


Küresel ısınma dolayısı  ile Dünyada su kaynaklarının paylaşımı ile ilgili olarak önemli Su problemleri  yaşanması beklenmektedir. Bizimde içerisinde bulunduğumuz Ortadoğuda su  meselelerine çözüm ararken şu iki noktanın üzerinde çözüm üretmekten başka yol  yoktur. Bir yandan su arzını artırmaya çalışırken diğer yandan su talebini  sınırlamaya yönelik tedbirler almak gerekir. Su arzını artırma yolları  incelendiğinde karşımıza şu altı seçenek çıkmaktadır. Bulutların tohumlanması  yoluyla yağmuru artırmak, yer altı su kaynaklarından daha fazla  yararlanmak,kullanılmış artık suları temizleyerek yeniden kullanıma sunmak,tuzlu  deniz sularını arıtma tesislerinde işleyerek tatlaştırmaya çalışmak,kutuplardan  buz dağları getirerek bölge su sistemlerine katmak,başka ülkelerden su ithal  etmektir. Bunlardan en ekonomik olanı başka ülkelerden su ithal etmektir.

Bu  nedenle su ticari bir meta olarak kabul edilmeli, ortak ekonomik projeler (yani  su boru hattı, tankerlerle su taşınması, naylon su torbaları ve buz dağlarının  taşınması) ve yöntemlerle kurak bölgelere su ulaştırılması gerekmektedir.
Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #5 : 19 Mart 2009, 13:44:50 »

Türkiye'nin Su kaynakları ve Potansiteli

Dünyadaki toplam su miktarı 1,4  milyar km3 tür. Bu suyun % 97'si denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu sulardan  oluşmaktadır. Geriye kalan yalnızca % 2'si tatlı su kaynağı olup çeşitli amaçlar  için kullanılabilir olduğu belirlenmiştir. Dünyadaki toplam suyun yaklaşık yılda  ortalama 500.000 km3'ü denizlerde ve toprak yüzeyinde meydana gelen  buharlaşmalar ile hidrolojik çevrim içerisinde yağmur ve kar olarak tekrar  yeryüzüne düşmektedir.

Dünya yüzeyine yağışla düşen su  miktarı yılda ortalama yaklaşık olarak 100.000 km3 olup bunun, 40.000 km3'ü  akışa geçerek nehirler vasıtasıyla denizlere ve kapalı havzalardaki göllere  ulaşmaktadır. Bu miktarın da 9.000 km3'ü ise teknik ve ekonomik olarak  kullanılabilir durumdadır.

Kullanılabilir suyun dengeli  dağıldığını söylemek çok zordur. Bu nedenledir ki günümüzde dünya nüfusunun  1/3'ü yeterli ve sağlıklı su kaynaklarına sahip olamadıkları için su sıkıntıları  yaşamaktadırlar

Bugün pek çok insan tatlı su  kaynaklarının, dünyada insanlığın yararına sunulmuş sonsuz bir doğal kaynak  olduğunu düşünmektedir. Oysa, sonlu bir doğal kaynak olan tatlı su, yaşayan bir  gezegen olan dünyamızın vazgeçilmez bir parçasıdır.


Ortalama (aritmetik) Yıllık yağış 642,6 mm  Ortalama yıllık yağış miktarı 501,0 km3

Türkiye göller ve nehirlerinden  oluşan tatlı su kaynaklarına sahip olmasına rağmen, sanıldığı gibi su zengini  bir ülke değildir. Aksine, gerekli önlemler alınmadığı taktirde yakın gelecekte  su sorunları yaşamaya aday bir ülke konumundadır.

Türkiye'de; kuraklıklar ve diğer  nedenler yüzünden mevcut su kapasitesinde azalmalar görülmektedir. Bunun başlıca  nedenleri ise; topografyadaki düzensizlikler sebebiyle kaynakların kontrol  edilemeyişi, yağışların ve kaynakların bölgelere göre dengesiz dağılımı, su  kaynaklarının bütüncül havza bazında yaklaşımlarla uzun vadeli planlamalar  yerine bölgesel, bağımsız ve kısa vadeli projelerle kullanıma açılması  girişimleridir.

2.1 Yerüstü Su Kaynakları


Yıllık yüzey akış miktarı 186,00 km3  Yıllık yüzey akış/Yıllık yağış miktarı 37%  Yıllık tükenebilir su miktarı 95,00 km3  Fiili yıllık tüketim 32,41 km3

Türkiye'nin yağış rejimi  mevsimlere ve bölgelere göre çok büyük farklılık göstermekte olup, yıllık  ortalama yağış 642,6 mm.dir. Bu da yılda ortalama 501 km3 suya karşılık  gelmektedir.

Bu miktarın 274 km3'ünün toprak ve  su yüzeylerinden ve bitkilerden olan buharlaşmalar yoluyla atmosfere geri  döndüğü; 41 km3'ünün yüzeyden sızmalar suretiyle yeraltı suyu rezervlerini  beslediği; 186 km3'ünün ise çeşitli büyüklükteki akarsular aracılığı ile  denizlere, kapalı havzalardaki göllere boşalmak suretiyle akışa geçtiği kabul  edilmektedir. Ayrıca, komşu ülkelerden doğan akarsular ile yılda 7 km3 suyun  ülkemiz su potansiyeline dahil olduğu göz önüne alındığında, toplam  yenilenebilir tatlı su potansiyelimiz brüt 234 km3 olmaktadır.

Halihazırda teknik ve ekonomik  anlamda tüketilebilecek yerüstü ve yeraltı suyu miktarının 110 km3 olduğu  belirlenmiştir. Bu miktarın 95 km3'nün yurt içinden doğan akarsulardan; 3 km3  ünün yurt dışından ülkemize ulaşan akarsulardan 12,3 km3ünün ise yeraltı  suyundan sağlanabileceği kabul edilmektedir.

Türkiye'nin kişi başına düşen su  potansiyeli (2000 yılı nüfus sayımının kesin olmayan sonuçlarına göre Türkiye  nüfusunun 65 milyon kabulü ile 3600 m3 iken, kullanılabilir su varlığı  bakımından kişi başına düşen su miktarı 1692 m3'dür. Ülkemizin, kişi başına  düşen kullanılabilir su varlığı bakımından diğer bazı ülkeler ve dünya  ortalaması ile karşılaştırıldığında, su kisiti bulunan ülkeler arasında yer  aldığı görülmektedir.

Günümüzde bir ülkenin su zengini  sayılabilmesi için yılda ortalama kişi başına 10.000 m3 su potansiyeline sahip  olması gerektiği kabul edilmektedir. Oysa Türkiye 'kişi başına düşen su  potansiyeli açısından da (3600 m3) bu değerin oldukça gerisindedir. Bu rakamlar  da göstermektedir ki ülkemiz sınırlı miktarda su varlığına sahiptir.

Devlet istatistik Enstitüsü (DİE)  verilerine göre 2025 yılında nüfusumuzun 80 milyon olacağı hesaplanmaktadır. Bu  durumda 2025 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1 375 m3'e  düşeceği söylenebilir. Mevcut büyüme hızı, su tüketim alışkanlıklarının  değişmesi gibi faktörlerin etkisiyle su kaynakları üzerine olabilecek baskıları  tahmin etmek mümkündür. Ayrıca tüm bu tahminler mevcut kaynakların 25 yıl  sonrasına hiç tahrip edilmeden aktarılması durumunda geçerli olabilecektir.  Dolayısıyla Türkiye'nin gelecek nesillerine sağlıklı ve yeterli su bırakabilmesi  için kaynaklarını çok iyi koruyup, akılcı kullanması gerekmektedir.

Türkiye 26 adet hidrolojik.havzaya  ayrılmıştır. Tablo 3 'de de görüleceği gibi havzaların verimleri son derece  farklı olup, Fırat-Dicle havzalarının toplam ülke potansiyelinin yaklaşık %28,5'  ine sahip olduğu görülmektedir.

Türkiye'de hali hazırda  kullanılabilir yerüstü su potansiyelinin %33.15'inden faydalanılabilmekte olup,  % 66.85'i henüz kullanıma sunulamamıştır.

2.2 Yeraltı Su Kaynakları Türkiye'nin Yeraltı Su  Kaynakları

Yıllık çekilebilir yeraltı suyu  rezervi (yillikjjüvenilir verim)

Yıllık çekilebilir yeraltı suyu rezervi (yillikjjüvenilir  verim)  1 2,300 km3  DSİ' ce tahsis edilen yıllık miktar  9,650 km3  Fiili yıllık tüketim  6,000km3

Yeraltına sızan suların önemli bir  bölümü Türkiye'nin kıyı kesimlerindeki dağlık bölgelerde yaygın yeraltı suyu  rezervuarı oluşturmadan denizlere boşalmaktadır. Bununla beraber yeraltı suyu  potansiyelini belirleyebilmek için 342 ovada hidrojeolojik etütler yapılmış ve,  12,300 km3 potansiyele sahip "Emniyetli Yeraltı suyu İşletme Rezervi" tespit  edilmiştir.

1960 yılında yürürlüğe girmiş olan  167 sayılı "Yeraltı suları Hakkında Kanun" hükümlerine göre Devlet Su İşleri  Genel Müdürlüğü yurdumuzdaki yeraltı sularının araştırılması, kullanılması,  korunması ve tescili işlemlerinde görevlendirilmiştir. Bu göreve istinaden  Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bir yandan yeraltı suyu etüd çalışmalarını  sürdürmekte, diğer yandan tespit ettiği yeraltı suyu işletme rezervlerini  çeşitli amaçlı kullanımlara açmaktadır. Bu amaçla Devlet Su İşleri Genel  Müdürlüğü yurdumuzdaki 12,3 km3 emniyetli yeraltı suyu işletme rezervinin bugüne  kadar 3,51 km3' ünü devlet eliyle yapılan sulamalarda, 4,42 km3'ünü  içme-kullanma ve sanayi suyu ihtiyaçlarında ve 1,72 km3' ünü ise münferit özel  sulamalarda olmak üzere toplam 9,65km3' ünü tahsis etmiştir. Ayrıca DSİ' ce izin  verilmeden açılarak kullanıma sunulan çok sayıda kuyu da mevcuttur.

Yerüstü suyu imkanı olmayan  bölgelerde yeraltı suyu kaynaklarına ilgi her geçen gün artmakta ve kullanımı  yaygınlaşmaktadır. Çeşitli amaçlı özel kullanımların yanı sıra Devlet Su işleri  ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüklerince yapılan çalışmalar sonucunda, 1999 yılı  sonu itibarıyla 420.706 ha arazi yeraltı suyundan sulamaya açılmış durumdadır.  Ayrıca başta İzmir, Antalya, Şanlıurfa, Diyarbakır olmak üzere bir çok ilimizin  ve irili ufaklı birçok yerleşim yerinin içme-kullanma suyu ihtiyacı yeraltı  suyundan karşılanmaktadır.

Devlet Su işleri Genel  Müdürlüğünce planlama kademesinde hidrojeolojik etüt çalışmaları tamamlanmış  sahalar dışında; sulama, içme-kullanma ve sanayi suyu ihtiyaçlarının  karşılanması amacıyla münferit hidrojeolojik etüt çalışmaları da  yapılmıştır.

Ülkemizde halihazırda  kullanılabilir, iyi nitelikli yer altı su potansiyelinin %78,45'inden  faydalanılabilmekte olup, %21,55'i henüz kullanıma sunulamamıştır.


Yıllık ortalama yağış : 643 mm/m 2  Türkiyenin yüzölçümü : 780 000 km 2 Yıllık yağış miktarı : 501 milyar m 3  Buharlaşma : 274 milyar m 3 Yeraltına sızma : 41 milyar m 3 Yüzey Suyu Yıllık  yüzey akışı : 186 milyar m 3 Kullanılabilir yüzey suyu : 98 milyar m 3 Yer  altısuyu Yıllık çekilebilir su miktarı : 14 milyar m 3 Toplam Kullanılabilir Su  (net): 112 milyar m 3 Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km 3 tür. Bu  suların % 97,5u okyanuslarda ve denizlerde tuzlu su olarak, % 2,5u ise nehir  ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır. Bu kadar az olan tatlı su  kaynaklarının da % 90ının kutuplarda ve yeraltında hapsedilmiş olarak bulunması  sebebiyle insanoğlunun kolaylıkla yararlanabileceği elverişli tatlı miktarının  ne kadar az olduğu anlaşılmaktadır.  


Türkiyede yıllık ortalama yağış yaklaşık  643 mm olup, yılda ortalama 501 milyar m 3 suya tekabül etmektedir. Bu suyun 274  milyar m 3 ü toprak ve su yüzeyleri ile bitkilerden olan buharlaşmalar yoluyla  atmosfere geri dönmekte, 69 milyar m 3 lük kısmı yeraltısuyunu beslemekte, 158  milyar m 3 lük kısmı ise akışa geçerek çeşitli büyüklükteki akarsular  vasıtasıyla denizlere ve kapalı havzalardaki göllere boşalmaktadır.  Yeraltısuyunu besleyen 69 milyar m 3 lük suyun 28 milyar m 3 ü pınarlar  vasıtasıyla yerüstü suyuna tekrar katılmaktadır. Ayrıca, komşu ülkelerden  ülkemize gelen yılda ortalama 7 milyar m 3 su bulunmaktadır. Böylece ülkemizin  brüt yerüstü suyu potansiyeli 193 (158+28+7) milyar m 3 olmaktadır.  Yeraltısuyunu besleyen 41 milyar m 3 de dikkate alındığında, ülkemizin toplam  yenilenebilir su potansiyeli brüt 234 milyar m 3 olarak hesaplanmıştır. Ancak,  günümüz teknik ve ekonomik şartları çerçevesinde, çeşitli amaçlara yönelik  olarak tüketilebilecek yerüstü suyu potansiyeli yurt içindeki akarsulardan 95  milyar m 3, komşu ülkelerden yurdumuza gelen akarsulardan 3 milyar m 3 olmak  üzere yılda ortalama toplam 98 milyar m 3, 14 milyar m 3 olarak belirlenen  yeraltısuyu potansiyeli ile birlikte ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yeraltı  su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar m 3 olmaktadır. Su varlığına  göre ülkeler aşağıdaki şekilde sınıflandırılmaktadır; Su fakiri:  yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1 000 m 3 ten daha az Su  azlığı: yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 2 000 m 3 ten daha az  Su zengini: yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 8 000- 10 000 m 3  ten daha fazla Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık su  miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Kişi başına  düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1 500 m 3 civarındadır. 


Devlet İstatistik  Enstitüsü (DİE) 2030 yılı için nüfusumuzun 100 milyon olacağını öngörmüştür. Bu  durumda 2030 yılı için kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1 000 m  3/yıl civarında olacağı söylenebilir. Mevcut büyüme hızı, su tüketim  alışkanlıklarının değişmesi gibi faktörlerin etkisi ile su kaynakları üzerine  olabilecek baskıları tahmin etmek mümkündür. Ayrıca bütün bu tahminler mevcut  kaynakların 25 yıl sonrasına hiç tahrip edilmeden aktarılması durumunda söz  konusu olabilecektir. Dolayısıyla Türkiyenin gelecek nesillerine sağlıklı ve  yeterli su bırakabilmesi için kaynakların çok iyi korunup, akılcı kullanılması  gerekmektedir. Türkiyede Planlama Çalışmaları DSİ Genel Müdürlüğü faaliyet  alanına giren projeleri olabilecek en uygun formülasyonlarının  ortaya konduğu planlama çalışmalarını, uzun süreci kapsayan ve çok yönlü  sistematik done toplama ve etüt faaliyetleri ile elde edilen verilere dayalı  olarak gerçekleştirmektedir. Planlama çalışmalarında done toplama faaliyetleri,  her biri başlı başına bir mühendislik disiplini olan; rasat, gözlem, harita,  toprak ve drenaj, tarımsal ekonomi, hidroloji, çevresel etki değerlendirmeleri,  jeoloji ve malzeme ihtisas dallarının koordineli çalışması ile yürütülmektedir.  DSİnin hidrometeorolojik gözlem sistemi; 1114 nehir akım istasyonu, 120 göl  seviye ölçüm istasyonu, 115 kar ölçüm istasyonu, 452 meteorolojik istasyon,  yaklaşık 1000 adet su kalitesi ölçüm istasyondan oluşur. Bu istasyonları  işleterek nehir akım miktarları, yeraltısuyu ve göl seviyeleri, sediment  yükleri, su kalitesi vb. hidrolojik değişkenler ile yağış ve buharlaşma gibi  meteorolojik değişkenleri ölçer. 2003 yılı itibariyle sulama sektöründe 29,6  milyar m3, içmesuyu sektöründe 6,2 milyar m3, sanayide 4,3 milyar m3 olmak üzere  toplam 40,1 milyar m3 su tüketildiği hesaplanmak-tadır. Bu durum mevcut su  potansiyelimiz olan 112 milyar m3 ün ancak % 36sını geliştirebil- diğimizi  göstermektedir. Yapılan planlamalara göre 2030 yılında elverişli su  potansiyelimizden azami oranda yararlanılması hedeflenmektedir.  Türkiyedeki Hidrolik Yapılar ICOLD (Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu)  standartlarına göre, temelden yüksekliği 15 m ve rezervuar hacmi 3  hm 3 e eşit veya daha fazla rezervuarlar büyük baraj olarak  nitelendirilmektedir. Aşağıdaki tablodan görüleceği üzere, bu  standartlara göre tasnif edildiğinde, DSİce inşa edilerek  işletmeye alınmış büyük baraj adedi 544 olup, diğer kuruluşlarca yapılan 11 adet  büyük baraj da ilave edilince, Türkiyedeki büyük baraj sayısı 555 adete  ulaşmaktadır. DSİce işletmeye alınan 544 adet büyük barajın 201 adedi Büyük Su  İşleri programı kapsamında, 343 adedi de Küçük Su İşleri programı kapsamında  inşa edilmiştir. Büyük Su İşleri kapsamında yapılan barajların toplam rezervuar  kapasitesi 139,5 km 3 tür. Su kaynakları gelişimine ilişkin DSİ ve diğer  kuruluşların yaptığı diğer faaliyetler aşağıda detaylarıyla görülmektedir.   


DSİ, nüfusumuzun yaklaşık yarısının (% 48,5) faaliyet gösterdiği  bir alan olan tarım sektörüne yatırım yapmak suretiyle, sulama gelişimini  sağlamakta, çiftçi üretimini dolayısıyla gelirini artırarak, tarımsal sanayiye  girdi oluşturmaktadır. Sanayinin ihtiyaç duyduğu elektrik ihtiyacının milli  kaynak olan hidroelektrik enerjiden karşılanması, gerekse işsizliğin ve göçün  azaltılması gayesiyle DSİ yatırımlarına gereken kaynak sağlanmalıdır.

Enerji,  tarım, hizmetler ve çevre sektörlerinde 2030 yılına kadar,
DSİ tarafından;
TARIM  SEKTÖRÜNDE :27,5 milyar ABD Dolar
ENERJİ SEKTÖRÜNDE :21,0 milyar ABD Dolar 
HİZMETLER SEKTÖRÜNDE :20,0 milyar ABD Dolar
ÇEVRE SEKTÖRÜNDE : 3,0 milyar ABD  Dolar
TOPLAM :71,5 milyar ABD Dolar tutarında ilave yatırım gereklidir.

Bu  projelerle ülke ekonomisine yılda toplam 27,8 milyar ABD doları gelir sağlanması  öngörülmektedir.

Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #6 : 19 Mart 2009, 13:47:32 »

TÜRKİYENİN SU VARLIĞI


Su Bütçesi

Yaklaşık 150 milyon kilometre karelik dünya toprağına, dengesiz biçimde dağılmış, en değerli doğal kaynak sudur. Çöl ve kutup bölgelerinin kapladığı 75 milyon km²’lik kesimde hiç su yoktur. İçimlik suların olmadığı yerde yaşayan insan sayısı 1.8 milyar kişidir. 2.4 milyar kişi ise her türlü sağlıklı içme suyu donanımından yoksundur. Dünyada her yıl 20 milyon kişi pis su yüzünden ya da su yetmezliğinden kaynaklanan hastalıklardan ölüyor. Azalan su kaynakları ile gittikçe çoğalan insanı beslemek için tarım ürünlerini üretmek olanaksızdır. Yıllar ilerledikçe su tüketimi de artmaktadır. 1950’de 1000 km3/yıl olan tüketim, 1991’de 4000 km3/yıl’a ulaşmıştır. 40 yıllık aralıkta su tüketimi dünya nüfus artışının 2 katı olmuştur. Bu hızı arttıranlar çiftçi ve sanayicilerdir.

Yeryüzündeki suların %97’si okyanuslardadır. Geri kalan %3 suyun, %79’u (toplamın %2.37’si) buzullarda, %20’si (toplamın %0.6’sı) yeraltında, %1’i (toplamın %0.03’ü) yüzeyde yer alır. Yüzey sularının %52’si göllerde, %38’i yeryüzündeki nemde, %8’i atmosferdeki su buharında, %1’i nehirlerde ve %1’i de canlı organizmasında yer alır. Su tüketininin %70’i tarımsal amaçlı kullanımla gider. Bunun %40’ı yanlış sulama yöntemi nedeniyle yitiriliyor. M² başına olağan sulama 1 m3/yıl (ya da 3 lt/gün)’dür. Bu sulama hızında dahi, su sığı derinlikte buharlaştığı için toprakta tuz bırakarak aşırı gübre ve tarım ilaçları ile çoraklaşmayı hızlandırmaktadır. Ormanların hızla kesilmesi ile dengesiz su akışı ile gelişen aşınma gelecek 40 yıl içinde dünyada ekilebilir toprakların %30’unun yitirilmesine neden olacaktır.


Türkiye’nin Su Bütçesi

Ülkelere göre kişi başına yıllık su tüketimi; ABD’de 2200 m3/yıl (6000 lt/gün), Fransa’da 725 m3/yıl (2000 lt/gün), Türkiye’de 182 m3/yıl (500 lt/gün), Gana’da 30 m3/yıl (82 lt/gün)’dür.

Türkiye’de suyun 350 lt/gün’ü tarımda kullanıldığına göre; 150 lt/gün’ü temizlik, içimlik ve sanayide kullanılmaktadır. Gelişmişlik sınırı için bir kişinin temizlik ve içimlik su gereksinmesi 200 lt/gün’dür.

Türkiye’deki su üretimi, orman ve otlaklardan 108 milyar m3/yıl’dır. Bunların 64 milyar m3’ü (%59) barajlardan, 9.5 m3’ü ( %8.8 ) yeraltısularından, 34.5 milyar m3’ü (%32) akarsu ve göllerden sağlanır. Bu sular 3.8 milyon hektarlık sulu tarım alanında sulama, 35.000 MW’lık hidroelektrik santrallerde enerji üretimi için ve yerleşim-sanayi alanlarında kullanılır. Sudan dönüştürülen enerjinin toplam enerji içinde aldığı oran %14.4 olup, diğer kaynaklar; odun %19.2, taş kömürü %7.1, linyit kömürü %37.7, asfaltit %5, petrol %11, tezek bitki %9.3, doğalgaz %0.6, jeotermal enerji %0.05’tir.


KAPLICA TURİZMİ

İnsanlar en çok parayı, sağlıklarını yitirmeye başladığı 50 yaşından sonra tüketmektedirler. Türkiye’de deprem kuşakları boyunca ve her deprem olduğunda kaplıca kızgın suyu ve kızgın kuru kayalar vardır ve oluşmaktadır. Dolayısıyla ülkemiz yapılacak yeni araştırma ve yatırımlarla bir Sağlık Ülkesi’ne dönüştürülerek yaz-kış gezginlere, sağaltım yumuşu (hizmeti) vererek ülkeye döviz kazandırabilir. Bu tür araştırma ve kurgulara (tesislere) düşük üremli borçlandırma ile destek olunmalı ve 10 yıl vergi ve geri ödeme alınmamalıdır.
Kayıtlı

ugur19
Moderator
*****

Performans: 991
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3596


« Yanıtla #7 : 19 Mart 2009, 20:47:55 »

Sami Hocam gözden kaçan bu güzellik için teşekkür ederim.Umarım değerli meslektaşlarımızın da katkıları ile her hafta bir konu üzerinde bilimsel tartışmalar yapma fırsatı yakalrız.
Kayıtlı

BİLİMLERİN KRALİÇESİ COĞRAFYA...
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #8 : 19 Mart 2009, 21:01:24 »

1990'lı yıllarda bir manavgat su projesi vardı. Fakay hayata geçirilemedi. Daha sonra da konuyla iligli çeşitli spekülasyonlar ortaya atıldı.

Manavgat Su Projesiyle ilgili en son değişiklikler konusunda bilgisi olan var mı acaba?
Kayıtlı

ugur19
Moderator
*****

Performans: 991
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3596


« Yanıtla #9 : 19 Mart 2009, 21:16:19 »

Dr. Gamze Güngörmüş Kona
Manavgat Suyu Projesi - Röportaj Kasım 2007-www.iyibilgi .com

İsrail ile anlaşamadık: Manavgat projesi neden çöktü?

Türkiye’nin İsrail’e Manavgat suyunu satma projesi geçtiğimiz yılların en önemli tartışma konularından birisiydi. Proje bitince tartışma da sona erdi. Ancak kimse “neden” diye sormadı. İyibilgi hariç… iyibilgi’nin sorularını (Yrd.) Doç. Dr. Gamze Güngörmüş Kona yanıtladı…

Su ve savaş sözcükleri küresel ısınma yer küreyi esir aldıkça daha sık yan yana gelir oldu. Genelkurmay Başkanlığı’nın tehdit değerlendirmelerinde yer verdiği “Küresel ısınma” örneğin bu kez de Genelkurmay Başkanlığı’nın yayımladığı Silahlı Kuvvetler Dergisi’nde ele alındı. Dergide 2025 yılında, dünya üzerinde yaklaşık 5 milyar insan temiz su sıkıntısı çekeceği, Türkiye bölgenin en zengin temiz su kaynaklarına sahip olduğu için su sıkıntısı çeken İsrail, Irak ve Suriye gibi ülkelerin ülkemiz için tehdit oluşturabileceğinin altı çizildi.

Ortadoğu, Türkiye ve su dendiğinde son yıllarda en çok hatırlanan şey İsrail’a Manavgat suyunun satılması projesiydi. Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Mesut Yılmaz gibi yöneticilerin destek verdiği proje kapsamında 200 milyon dolarlık yatırım yapılan Manavgat'tan su almak isteyen tek ülke olan İsrail'le 1999'dan itibaren pazarlıklar yapılıyordu. Ancak 30 Ocak 2006 tarihinde Türkiye-İsrail Ortak Su Grubu toplantısında, proje bir kez daha görüşüldü ve ortak kararla projenin iptali benimsendi. Neden?

Bu sorunun yanıtını almak için (Yrd.) Doç. Dr. Gamze Güngörmüş Kona’ya ulaştık. İşte aldığımız yanıtlar…

Manavgat suyunun İsrail’e satılmasından neden vazgeçildi?

Manavgat suyundan İsrail’in ikinci bir projesinin Mısır’la devreye girmesi ve Mısır’la devreye girecek bu projenin siyasi ve ekonomik açıdan İsrail’e daha büyük çıkar sağlayacağı için Manavgat projesi iptal edilmiş ve İsrail Mısır ile su projesi imzalamıştır. İkincisi 1994 yılında GAP projesinden mümkün olduğunca fazla imkan sağlamak adına İsrail yetkilileri dış işleri bakanlığına ve tarım ve köy işleri bakanlığına, GAP projesinden, GAP’ın hakim olduğu alanlardaki sulamadan, oralara yeni fabrikalar yapmak için ciddi teklif getirdiler. Organik tarım yapmak için fabrika yapmak istiyorlardı. Bunların bir kısmının il bölge yönetimi tarafından kabul edildiğini, diğer kısımlarının ise milli menfaat açısından uygun görülmediğini biliyorum. İsteklerin karşılanmayan bölümü İsrail’i huzursuz etti. Bu nedenle bu kadar büyük para yatırılan GAP projesi rafa kaldırılmak durumunda kalındı.

Ne kadar yatırım yapılmıştı?

İsrail’in bu proje doğrultusunda aynı zaman diliminde harekete geçirmeyi planladığı yatırımların çok yüksek olduğu söyleniyor. Net bir rakam yok. Şu an için uykuya yatırmış görünüyorlar projeyi. Ancak vazgeçmeyecekler. Su olduğu yerde İsrail’in vazgeçmesi söz konusu değdir. Suyun olduğu her yer İsrail için kıymetlidir. Nil havzası ve Fırat vazgeçilmezdir. Bu Tevrat’ta da geçer. İşin dini yönü de var yani. Komşuları, su olduğu için İsrail için kıymetlidir. En yoğun ilişki kurması gereken üç ülke var İsrail’in: Mısır, Ürdün ve Türkiye. Hindistan’da gidip farklı bir faaliyette bulunur, farklı ilişkiler kurar ama Ortadoğu’da bu üç ülke vazgeçilmezdir İsrail için.

Geçtiğimiz günlerde TSK dergisinde su için savaşabileceğimiz yazılmıştı…

Ortadoğu’da su savaşı çıkacaksa İsrail Türkiye’yi yanına almak için elinden geleni yapar. Ortadoğu’da su savaşı olacaksa eğer iki blok oluşabilir: Bir yanda İsrail ve Türkiye, diğer yanda İran, Irak ve Suriye. İsrail’e uzaktan destek verenler ise Ürdün ve Mısır olacaktır.

Nasıl bir savaş olacak bu?

Hegemon güçlerin etkisinden bağımsız olarak çıkarsa bu savaş, konvansiyonel, simetrik ve tehdit algılamalarının ne boyutta olduğunu (öngörebileceğimiz) bileceğimiz bir savaş olmayacaktır. Su savaşı olacaktır. Su Ortadoğu’da çoktur. Yani su az olduğu için savaş çıkmayacak. Siyasi uzlaşmazlıklardan dolayı su üzerinden çıkabilir savaş. Paylaşılamama sorunu var su olsa da…

Konvansiyonel ve simetrik olmayacak diyorsunuz. Ne demek bu?

Sınırı aşan suların paylaşımından doğacak uyuşmazlıkların hallinin ancak çatışma yoluyla halledildiği bir durum bu. Özal döneminde; Türkiye’den çıkan suların barışçıl yollarla, adil dağıtımını içeren ancak bu uygulama karşılığında siyasal sorunların da hallini de şart koşan barış suyu projesi işlerlik kazanamadığı için Manavgat devreye sokulmuştur. Ancak o da yürümedi.

Tüm bu açıklamalardan sonra Orta Doğu bölgesinin su bağlamında geleceğini nasıl görüyorsunuz.?

Yakın bir gelecekte birbirlerini klasik savaş yöntemleriyle, nükleer güç kullanarak ya da destekçisi bir hegemon gücü yanına alarak yok etmeyi ya da en azından siyaseten ve ekonomik açılardan zayıflatmayı göze alamayan çatışan bazı Orta Doğu devletleri suyu bahane ederek ve suyu kullanarak bölge genelinde istediğine ulaşmaya teşebbüs edecektir. Bu gelişme ise Orta Doğu genelinde yaşanacak derin ve çok boyutlu çatışmaların ateşleyicisi olacaktır.
Kayıtlı

BİLİMLERİN KRALİÇESİ COĞRAFYA...
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #10 : 19 Mart 2009, 21:25:13 »

Uğur hocam teşekkürler. Zaman zaman ne oldu diyordum Manavgat için. Bu vesileyle cevabını da bulmuş oldum.
Kayıtlı

ferat54
Site Yöneticisi
*******

Performans: 1681
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1528



« Yanıtla #11 : 20 Mart 2009, 10:20:12 »

Sami hocam haftanın konusu fikri çok güzel.Su ile ilgil soru işareti kalmadı sanırım.Katkılarla dahada zenginleşecektir umarım
Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #12 : 20 Mart 2009, 11:53:22 »

Amaç burada hem belli bir konuda bazı dökümanları derli toplu bir şekilde vermek diğer taraftan da meslektaşlarımızın konuyla ilgili olumlu veya olumsuz yorumlarını almaktı. Ama bu şekilde sanırım sadece bir tanesiyle amaca ulaşabileceğiz.
Kayıtlı

consinus
VIP Üye
******

Performans: 120
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 919



« Yanıtla #13 : 20 Mart 2009, 16:37:32 »

Hocam bu konu benim kendi yapmak istediğim bir ödevimdi.
Tam bir somut veri bulamamıştım. Bulamayınca da GAP'ı örnek göstererek-en büyük örnek olduğuna göre-kendim bu değişimlerle ilgili haberleri getirdiği etkiye göre başlıklar altında resimlerle toplamıştım.
En azından benim açımdan fena olamıştı.
Hem etkisini net bir şekilde haberlerle kanıtlamıştım...

Bakmak isteyenler için linki verebilirim:
Office 2003:
Buraya tıklayarak indirebilirsiniz...

Office 2007:
Buraya tıklayarak indirebilirsiniz...

(*) 1 günlük bir çalışmayla bu kadar yapabilmiştim...
(**)Kaynak olarak www.cografya.biz ve National Geographic 'deki dökümanlardan yararlandım...
(***)Kısa çünkü slayt ödevi değil dosya ödeviydi ben slaytta topaladım.
Kayıtlı

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm.                             
Dolaştım mülk-i İslam-ı bütün viraneler gördüm.                           
 
Ziya PAŞA


Coğrafyayı anlamak; hayatı anlamaktır!..
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #14 : 21 Mart 2009, 00:11:10 »

TÜRKİYE’DE     SU
 “Türkiye tatlı sular konusunda Dünyanın en şanslı ülkelerinden birisidir. 21. yüzyılda petrol savaşlarının yerini su savaşları alacak ve bu konuda Türkiye önemli bir güç olacak” ifadesindeki güç kavramının pek de doğru olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü bir konuda güçlü olabilmek için elinizdeki kaynakların güçlü olması gerekmektedir.
Ülke
Ortalaması   Kişi Başına Düşen
Kullanılabilir
Su Miktarı (m3/yıl)   Kıta
Ortalaması   Kişi Başına Düşen
Kullanılabilir
Su Miktarı (m3/yıl)
SURİYE             1.200   
ASYA              3.000
LÜBNAN             1.300   
BATI AVRUPA     5.000
TÜRKİYE             1.430   
AFRİKA             7.000
IRAK                     2.020   
GÜNEY AMERİKA     23.000
DÜNYA ORTALAMASI   7.600 m3
Tablo:1.Kişi Başına Düşen Kullanılabilir Su Miktarı

Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi ve bu noktada bir güç oluşturabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı 8000 m3  ten fazla olması gerekir. Aşağıdaki rakamlar Türkiye’nin su kapasitesini gösteren çeşitli veri ve resmi belgelerden alınmıştır.




Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere; TÜRKİYE’DEKİ SU YETERLİ DEĞİLDİR.
Türkiye’de toplam uzunluğu 170 bin km’yi bulan akarsu ve 120’den fazla doğal göl bulunmaktadır. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık %11’i göl ve sazlıklarla kaplıdır. En büyük ve en derin göl olan ve yükseltisi 1.646 m olan Van Gölü’nün alanı 3.712 km2’dir. Türkiye'nin yağış rejimi mevsimlere ve bölgelere göre çok büyük farklılık göstermekte olup, yıllık ortalama yağış 643 mm’dir.



Yerüstü Su Potansiyeli   98 Milyar m 3
Yer altı Su Potansiyeli   14 Milyar m 3
Toplam   112 Milyar m 3
Tablo:2.Türkiye Tüketilebilir Sular Potansiyeli ( DSİ 2005)

Türkiye, 2030 yılında nüfusu 80 milyona ulaşacak ve kişi başına düşen 1100 m3 kullanılabilir su miktarı ile su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna gelecektir. (www.dsi.gov.tr

 
   Su sıkıntısının giderilmesi konusunda sadece tasarruf tedbirleri adı altında açıklanan bireysel yöntemler yeterli değildir. Tasarruf konusunda daha ileri tedbirlerin alınması gerekmektedir. Bu da yerel yönetimlerde doğru planlama ve merkezi yönetimde doğru yönlendirme ile gerçekleşebilir.

   Yerel yönetimler tüm diğer alt yapı hizmetlerinde olduğu gibi su kullanımı ve dağıtımının planlanmasını doğru bir şekilde gerçekleştirmeli, bu planlar çeşitli politik kaygılar ve baskılar doğrultusunda bu planlar değiştirilmemelidir. Ancak ondan sonra bireysel tasarruf  yöntemleri etkin hale gelebilir. Ayrıca günümüzde gerçekleşen hızlı ve çarpık kentleşme, şehirlere eklenen yeni yerleşim alanlarında yaşayan halkın suya ulaşmasını, daha da önemlisi sağlıklı suya ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Su günümüzde en değerli doğal kaynaklardan birisi haline gelmiştir. Bu kadar değerli bir maddenin, satın alma gücü düşük kitleler tarafından kullanılması gittikçe zorlaşmaktadır. Yapılan planlamaların bu bu yönde yapılmasına önem gösterilmelidir.

   Yerel yönetimler yerleşim alanlarını, zirai kurumlar tarım alanlarını planlarken, sanayi tesislerinin  yer seçimi gerçekleştirilirken su kaynaklarının korunmasına ve geliştirilmesine dikkat etmelidir. Türkiye’de suyun %72’si tarım, %18’i evsel kullanımlarda ve %10’u endüstride kullanılmaktadır. 2030’a kadar etkili arazilerin %75, evsel kullanımların %260 artacağı öngörülmektedir.(www.cevreorman.gov.tr )

Su kaynaklarının aşırı kullanımı ile birlikte çeşitli kirleticilerle kirletilmesi, hem suyun temininde hem de kullanımında sorunlar yaratmaktadır. Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller ihtiva eden atık suların sadece %22'si arıtılmakta, %78'i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere verilmektedir. (www.cevreorman.gov.tr )

Türkiye’de iç sulardan yararlanma oranı son derece düşüktür.Yaklaşık 90 bin km2   alana sahip doğal göl ve bataklıklar, çeşitli kirleticiler nedeniyle aşırı kirlenmiş, bırakın yararlanmayı, çevrelerine zarar verir hale gelmiştir. Çok yaygın bir ağa sahip akarsular, çevrelerinde yer alan sanayi bölgeleri ile konutların “ doğal” atık alanları haline gelmektedir. Bu durum, akarsuların içme ya da kullanma suyu olarak değerlendirilmesini engellemekte hatta tarım alanlarını sulamada dahi kullanılmasında sakıncalar yaratmaktadır. Özellikle sanayi tesislerinin yoğun olduğu bölgelerde yeraltı suları da aşırı kullanım ve kirletilmeden payını almış, bulundukları yeri zehirler hale gelmiştir. Tekstil, deri, boya, içecek gibi sektörlerin yoğun olduğu bölgelerde atık sular derin yeraltı kuyularına gönderilerek sadece günümüz değil, geleceğimiz de zehirlenmektedir. Örneğin Trakya’nın sularını toplayan Ergene Nehri, Çorlu- Çerkezköy Sanayi Bölgesinden geçerken almış olduğu zehirli atıklar nedeniyle hem canlı yaşamını, hem de geçtiği toprakları zehirleyen bir kaynak haline gelmiştir.
 

SULAK ALANLAR   
Türkiye’de yer alan ve Dünyada örneklerine nadir rastlanan sulak alanlardan birisi Kırklareli-İğneada Longoz Ormanları’dır. Karadeniz sahili boyunca Yıldız (Istranca) Dağları’ndan Karadeniz’e doğru akan dereler, denize ulaşmadan göllerde ve bu göllerin bataklık alanlarda son bulur. Ancak önlerindeki kumul barikatı nedeniyle denizle irtibatları kesilen göl ve bataklıklar, ilkbaharda fazla gelen sularla yükselerek geriye doğru taşar ve düz araziyi kaplar. Bu taşkın alanlar Longoz (su basar) alanlarını ve birbirinden farklı deniz, göl ve orman ekosistemlerini oluşturur. Her mevsimde taban suyu seviyesi oldukça yüksek, organik madde bakımından zengin olan bu asidik topraklar, üzerinde gelişen ormanları tropikal ormanlara benzer bir şekilde süsleyerek, biyolojik zenginliği arttırır. Bölgede pek çok hayvan ve bitki türü yaşam alanı bulmuş ve çok zengin bir habitat oluşturur. Ancak bu alan da beşeri baskıların tehdidi altındadır. İstanbul’un su ihtiyacını karşılamaya yönelik çalışmalar çerçevesinde  Rezve Deresi ve Longoz Ormanlarına su sağlayan derelerin sularını toplayacak baraj ve kanallar planlanmaktadır. Her ne kadar toplumsal duyarlılıklar sonucunda bu projede değişikliklere gidilmişse de bölge, yakınında yer alan bu metropolün baskısını sürekli hissedecektir.İstanbul’un birkaç günlük su ihtiyacını ancak karşılayabilecek miktardaki bu suyun, bölgedeki ekosistem için ne kadar önemli olduğu göz ardı edilmemelidir.
 

   Sulak alanlar konusunda hatalı bir diğer uygulama da İzmir Kuş Cenneti’nde gözlenmektedir. Bir bataklık olarak nitelendirilebilecek, kuşların barınma ve beslenme alanlarından birisi olan bu sahaya bataklıkları kurutmada yararlanılan eucalyptus globus ağaçları dikilmiş, kuş ve diğer canlıların yaşam alanları daraltılmıştır.

ÖNERİLER
Su, yenilenebilir bir kaynaktır ancak günümüzde hızlı tüketim, aşırı kullanım ve kaynaklardan eşit şekilde yararlanılmasının engellenmesi ile sürdürülebilir bir şekilde kullanılması mümkün olmamaktadır. Türkiye’de su kaynakları iyi yönetilmediği için geleceğe yönelik kaygılar ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Bu kaygıların giderilmesi ve suya ihtiyacı olan herkesin sağlıklı suyu temin edebilmesi sağlanmalıdır. Çok yoğun su kullanılan alanlardan birisi olan tarım alanlarındaki sulamalarda salma sulama sistemi yerine damla sulama sistemine geçilmelidir. Birçok yerel yönetimin gündeminde olan şebeke suyu dağıtımının özelleştirilmesinden süratle vazgeçilmelidir. Yerel yönetimler su havzalarını konut ve sanayi bölgeleri alanları olarak kullanılmasından kurtarmalıdır. Temiz suyun en önemli kaynağı olan ormanlar, çeşitli yasalarla koruma altına alınmalı, yok edilmekten kurtarılmalıdır. 
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic