Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Savaş Zamanındaymışız Gibi Yaşamalıyız  (Okunma Sayısı 1728 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« : 31 Temmuz 2008, 20:54:33 »


Kürsel çevre hareketinin en önemli isimlerinden. Çevre sorunlarının çözümüne ilişkin ciddi önerileri var. Hayata domates yetiştirerek başlayan ABD’li tarım bilimci ve çevre analisti Lester R. Brown, TEMA Vakfı 15. Yıl etkinlikleri kapsamında Türkiye'deydi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in de dinlediği konferansında temel çevre sorunlarının yanı sıra temiz ve sürdürülebilir enerjiye ilişkin önerilerini de aktardı. Brown, konferans sonrasında yeşilİZ’in sorularını yanıtladı.

Plan B 3.0 ile ana mesajınız nedir?
Plan A iş dünyasıyla ilgili bir plandı. Plan B, Plan A’ya bir alternatif oluşturuyor. Plan B’nin iklim değişikliklerinden, yoksulluğu ortadan kaldırmaya, nüfus yoğunluğundan enerjiye, ulaşımdan kıtlığa ve ekonomik yeniden yapılanmaya kadar pek çok çevre sorununun çözümüne ve yerkürenin iyileştirilmesine dair alternatifler sunmayı hedefliyor. Plan B siyasi açıdan uygulanabilir olmasına göre değil, uygarlığı kurtarmak için nelerin gerektiğine göre şekillendi.

En öncelikli alanlar ve mücadele edilmesi gereken konular nelerdir?
Plan B’nin dört temel dayanağı var. Bunlardan biri iklim değişikliği. Karbon emisyonlarını 2020’ye kadar %80 azaltmak zorundayız. İkincisi nüfusu 8 milyar sınırında sabitlemek. Üçüncüsü yoksulluğu tamamen ortadan kaldırmak ki ilk defa bunu yapabilecek kaynaklara ve olanaklara sahibiz. Çin ve Hindistan bu yolda ciddi mesafeler kaydettiler. Ancak 800 milyon kişinin yaşadığı Sahra-altı Afrika’da yoksulluk giderek artıyor. Afrika’ya özel bir önem gösterilmesi gerekiyor.
Dördüncüsü de doğal destek sistemlerini ayakta tutabilmek. Su kaynakları, ormanlar, topraklar gibi bizim için önemli kaynakları ayakta tutmamız gerekiyor. Küçülen ormanların, azalan su kaynaklarının, kaybedilen toprakların bedeli çok büyük. Uygarlığın tehlikede olduğunu görmek için buzullara bakmak yeterli. Plan B’yi savaş zamanındaymışız gibi hızla uygulamamız gerekiyor.

Yeni bir vergilendirme sistemi öneriyorsunuz. Gelir vergileri azalsın, çevre vergileri artsın diyorsunuz. Bunun çevrenin kirletilmesine dolaylı bir engel olacağını düşünüyorsunuz. Bu, parası olanın yine de çevreyi kirletebileceği anlamına gelmiyor mu?
Zenginler bu hakka sahipler zaten şu anda. Sonuçta bu bir karbon vergisi olacak. Karbon emsiyonuna neden olanlar bunun için daha çok para ödemek ve gerçek maliyeti ödemek zorunda kalacaklar. İklim değişikliği maliyetlerini de içeren bir kömür vergisi, rüzgâr ya da güneş gibi temiz ve yenilenebilir enerjilere yatırım yapılmasını teşvik edecek. Dürüst bir piyasa yaratmanın ilk adımı dolaylı maliyetleri hesaplamaktır. Ağaç kesmek isteyenlerin, kestikleri ağacın sunduğu hizmetlerin değerine eşit bir vergi ödemeleri zorunlu kılınabilir. Bu durumda kereste sektörü ekolojik açıdan doğru fiyatlandırılabilir ve bu fiyatların yüksekliği ağaç kesim oranını azaltacak, odunların yeniden kullanımını ve kağıtların geri dönüşümünü teşvik edecek.

Türkiye halen otobanlar ve köprü projeleriyle otomotiv ve petrol sektörünü destekliyor; öte taraftan başbakan üç çocuk öneriyor, büyük kentlerimizde tüketim çılgınlığını körükleyen alışveriş merkezleri birbiri ardına açılıyor… Rüzgârı ve güneşi bol bir ülke olmamıza karşın pek çok termik ve nükleer santral projesi gündemde. Verimli tarım arazilerimiz tarım dışı amaçlarla kaybediliyor. Su kaynaklarımız gün geçtikçe azalıyor ve kirleniyor…

Ekonomideki dönüm noktasına yaklaştıkça giderek elektrikle çalışan demiryollarına daha fazla yatırım yapmamız gerektiğinin farkına varacağız. Biz ABD’de yeni yeni bunun farkına varıyoruz. Başbakan’ın hemen ailelere üç yerine iki çocuk önermesini tavsiye ediyorum. Bizimki kadar kalabalık bir gezegende aile başına üç çocuk çok fazla... Uzun vadede sürekli artan veya azalan nüfuslar sürdürülebilir olmuyor. Çift başına iki çocuk önerim dünyanın tüm ülkeleri için geçerli…
Kullan-at ekonomisinin yerine azalt-yeniden kullan-geri dönüştür ekonomisini getirmeliyiz. Kullan-at ekonomisi, yerkürenin jeolojik sınırlarıyla çatışıyor.

Petrol bitecek diye korkuyoruz ama kimse toprak bitecek diye korkmuyor. Petrolün yerine konabilecekler var ama toprağın yerine ne koyabiliriz?
Dünyanın akkor ampullerinin enerji verimli olanlarıyla değiştirilmesi %12 tasarruf sağlıyor. Türkiye’ye de önerim bir tarih belirleyerek akkor ampullerin kullanımını yasaklaması olacak. Kömürlü ve nükleer santral kullanmayın. Zaten bir süre sonra bunu yapmak zorunda kalacağız. Sadece rüzgâr enerjisiyle şimdikinin iki katı elektrik üretmek mümkün. Türkiye jeotermal, güneş ve rüzgâr açısından şanslı bir ülke… Niçin şimdiden uygulamıyoruz? Hemen şimdi çok önemli kararlar almak ve uygulamak mecburiyetindeyiz.

Halen daha güçlü bir ordu için çok para harcanıyor… Bu Türkiye’de de böyle ABD de... Hükümetlere, kalkınma, büyüme, savunma diyen yönetimlere artık vaktimizin kalmadığını nasıl anlatacağız?

Güvenlik kavramını yeniden tanımlamamız gerekiyor. Karşımızdaki tehlikenin artık başka bir topluluk ya da ülke olmadığının, iklim değişikliği ve başka küresel tehlikeler olduğunun farkına varmalıyız. Biz artık buna karşı adım atmalıyız. Medyanın sorumluluğu büyük... Herkese ve tabii hükümete gerçekleri ancak medya kanalıyla aktarabiliyoruz.

Sizce bizi nasıl bir dünya bekliyor bundan 20 yıl sonra 50 yıl sonra? Umut var mı?
Bu bütünüyle bizim bugün neler yaptığımıza bağlı olacak. Ya küresel uygarlığımızı kurtarmak için hep birlikte seferberlik ilan edeceğiz ya da hepimiz dünyanın yok oluşunun olası kurbanları olacağız.

Olağanüstü bir zorlukla karşı karşıyayız ama iyimser olmak için de pek çok nedenimiz var. Karşılaştığımız tüm sorunları çevresel açıdan sürdürülebilir olarak çözme olanağına sahibiz.


Lester R. Brown
1955 yılında Rutgers Üniversitesi’nden mezun oldu. Bir süre çocukken hayal ettiği gibi domates yetiştirdi. Hindistan’a gitti ve bir sürede orada çalıştı. Orada nüfusun doğal kaynaklar üzerindeki baskısını gördü ve bu sorun üzerinde çalışmaya başladı. Burma, Vietnam, Kamboçya, Laos gibi pirinç ambarı ülkelerde ABD Yabancı Tarım Hizmetleri görevlisi olarak çalıştı.

Azalan ormanlar, yayılan çöller, tahrip olan topraklar konusunda endişe duyan Brown, 1974’te Rockefeller Brothers Fonu’nun yardımları ile küresel çevre sorunlarına çözüm üretmeyi hedefleyen Worldwatch Institute’i kurdu. Bu enstitü her yıl dünyanın durumuna ilişkin raporlar ve çevre koruma üzerine çok sayıda kitap yayımladı. Ardından çevresel olarak sürdürülebilir ekonomiye ulaşmak için vizyon ve yol haritası sağlamayı amaçlayan Earth Policy Institute’i hayata geçirdi. Halen başkanlığını yürütüyor.

Dünyayı uyaran pek çok kitap yazdı ya da yazılmasına katkıda bulundu. Kitapları 40 dilde basıldı, dünyanın her yanında konferanslar verdi. Bu çalışmaları ona uluslararası bir tanınırlık ve Birleşmiş Çevre Ödülü, Mavi Gezegen Ödülü, WWF Altın Madalyası’nın içlerinde olduğu sayısız ödül kazandırdı. Washington’da yaşıyor.
Kayıtlı

DoguateS
Doğu ATEŞ
VIP Üye
******

Performans: 1781
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1125



Site
« Yanıtla #1 : 31 Temmuz 2008, 21:09:39 »

Çevresel kirlilik konusunda değerli bir yazı... Daha önce de acaba küresel ısınma var mı yok mu gibi bazı tartışmalar vardı hatta sitemizde yapılan ankette küresel ısınma diye bir şey yoktur diyen çok ciddi bir kitle vardı. O zamanlarda da "İklimin Efendileri" kitabını değerli meslektaşlarımızın dikkatine sunmuştum. Şimdi de önermenin yerinde olduğunu düşünüyorum.

Asıl mesele geniş kitlelerde çevre bilinci yaratmaktır diyen görüşün yanındaysam da bunun gerçeği tam yansıtmadığı kanaaatindeyim. Şöyleki 5.5 milyar insanın çevresel etkisi, 500 milyonluk azgın gözü dönmüş büyük emperyalist ülkelerin yarattığı kirliliğin % 1 kadar bile değildir. Burada dizginlenmesi gereken gelişmemiş ülkelerden çok gelişmiş ülkeler en başta ABD-İsrail-ingiltere-Almanya-Rusya gibi ülkelerdir.

Bir yandan çevre çevre diye baskı yaparlarken diğer taraftan en fazla kirlilik yaratan gene onlardır.

Kapitalist toplumun anormal "al ve tüket" kültürü özellikle batıda dizginlemezse dünyanın berbat bir sona gitmesi kaçınılmaz görünüyor. Bunu şu örnekle açıklarsak bugün Dünya 28 milyar insanı doyurabilecek bir kaynak gücüne sahiptir. Ancak 6 milyarın yarısı aç ise burada sorulması gereken soru üretim gücünün arttırılması değil üretilen metanın üleşimindeki dengesizliğin giderilmesidir. Tabi bu benim şahsi düşüncem.

Bu noktada gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerdeki temel tüketim mallarının kişi başına düşen tüketim oranlarını incelersek mükemmel ve ufuk açıcı sonuçlara ulaşırız -ikna oluruz- diye düşünüyorum.

Biz öğretmenler hele de coğrafya öğretmenleri olarak öncellikle toplumsal bilinç yaratma noktasında duyarlı olmalıyız. Bunun da yolu zorla okuma kampanyası gibi otokrat kampanyalar yapma değildir. Doğru olan bunu genç nesillerin hayatındaki somut değişimlerle anlatmak ve bu değişimde hepimizin payı oldunu kavratmaktır diye düşünüyorum. Yoksa lisede benim hocalarımın yaptığı gibi yaramazlık yapınca çöp toplatmanın çevre bilinci kazandırma noktasında pek bir etkisi olacağına ümidim yok. Bu arada doğan yayın grubunu bu ara çevre işine çok sarılması bence nükleer ihalesinin onaylanması ile ilgili olmalı. Yoksa bu konularda pek sıkıntıları olduğunu sanmıyorum SmileySmileySmiley
 
Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #2 : 31 Temmuz 2008, 21:16:27 »

Bu da Türkiye’nin Çevre Yanlışları

BM İklim Raporu’nun sera gazı salınımının en hızlı artış gösterdiği ülkenin Türkiye olduğunu ortaya koyması, çevre konusundaki yanlışlıkların gözden geçirilmesini gerekli kılıyor.

NTV-MSNBC

Uzmanlara göre sera gazı artışının ana nedenleri, Türkiye’de sanayi sektörünün eski teknolojileri kullanması, fosil enerji kaynaklarına bağımlılığın devam etmesi ve ulaşımdaki yanlış politikalar...


Çevre Mühendisleri Odası 2. Başkanı Sevinç Karakaya, Türkiye’nin sera gazı salınımındaki hızlı artışının nedenlerini değerlendirdi:

OLUMSUZLUK YARIŞINDA BİRİNCİYİZ
Gelişmiş ülkelerin kirliliğe katkıları ve sera gazı salınımları, sanayisi geri ülkelere göre çok daha fazla. Her ne kadar Türkiye’nin sanayisi onlarla boy ölçüşemeyecek durumda olsa da sonuçta yapmakta ısrar ettiğimiz yanlışlıklar nedeniyle olumsuz bir yarışın içinde birinciliğe yükseliyoruz.

TÜRKİYE’NİN ÇEVRE YANLIŞLARI
1990-2004 yılları arasında hazırlanan BM raporunda, Türkiye’de bu yıllar arasındaki kirlilik artışının 72.6 olduğu görülmüştü. 1990’lı yıllardan sonra Türkiye’de gelişen sanayi sektörünün eski teknolojileri kullanması, fosil enerji kaynaklarına bağımlılığımızın devam etmesi, ulaşımdaki yanlış politikaları, sera gazı artışının ana nedenlerini oluşturuyor.

İklim değişikliği sözleşmesine imza atmakla da iş bitmeyecek; kirlilik etkenlerini ortadan kaldırmak gerekiyor. Doğru bir yatırım, sanayide yenilenebilir enerjilere geçmemiz gerekiyor. Enerji tasarrufuna geçerek verimli enerji kullanıma yönelmemiz gerekiyor.Yakıtlarda yenilenebilir enerjiye geçmek ve toplu taşıma ağırlık veren politikaların bir an önce hayata geçirilmesi zorunlu.
Kayıtlı

Köksal AYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« Yanıtla #3 : 31 Temmuz 2008, 21:20:57 »

Çok mükemmel ve ders gibi tespitler yapmış.
Her şey ortada aslında.Su gücü, dalga, rüzgar, güneş...
Bunların hepsi var bizde.Eksik olan ne? İrade!
Şimdiden bu kaynakları neden harekete geçirmeyiz acaba?Neyi  bekliyoruz?Rusya ve Çin'i biraz daha zengin etmeyi mi?
Sadece jeotermal kaynaklarımızı kullansak 5milyon konutu ısıtabileceğiz.Bu da en az 12-20milyon insan demek.Diğer kaynaklar değinmedik bile.
Ama elin kömürü, doğal gazı ve petrolü tatlı geliyor herhalde.Yılda 30-40 milyar dolar para akıtıyor ve havaya savuruyoruz.Sonra da niye cari açık var diyoruz...
Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic