Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Okuyun fotoğraf makinası kazanın!!!(tübitak)  (Okunma Sayısı 2643 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ali_2641
VIP Üye
******

Performans: 716
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1348



« : 06 Eylül 2008, 12:08:20 »


TBD Bilişim Dergisi,bu yıl bilimkurgu edebiyatına olan ilgiyi arttırmak için TBD Bilişim Dergisi Bilimkurgu Öykü yarışmasında birinci gelecek öyküyü tahmin etmeye yönelik ödüllü bir yarışma düzenliyor.TBD Bilişim Dergisinin düzenlediği 10. Bilimkurgu Öykü yarışmasına gelen 103 öyküden 29 u Hikmet Temel Akarsu,Bülent Akkoç,Laurent Mignon,Necdet Kesmez,M.Serdar Kuzuoğlu ndan olusan seçici kurul tarafından değerlendirilmeye hak kazandı.Seçici kurulun birinciliğe değer bulacagı öyküyü bilenler arasında çekilecek kurada kazanan üç kişiye birer sayısal fotoğraf makinası verilecek.Öykülere www.tbd.org.tr adresinden ulaşılabilir.Ad,soyad ve iletişim bilgilerini dolduranların katılabileceği bu ''yarışma içindeki yarışmada''kazananlar 7 Kasım 2008'de www.tbd.org.tr adresinde duyurulacak.Yarışma içindeki yarışmaya son katılma tarihi 27 Ekim 2008.(Bilim Teknik Dergisi,Eylül 2008)
Kayıtlı

« Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.»M.Kemal ATATÜRK
ali_2641
VIP Üye
******

Performans: 716
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1348



« Yanıtla #1 : 06 Eylül 2008, 12:31:41 »

Kuzey
Kaç gündür burada tutulduğumu bilmiyorum. Ama epey zaman oldu.
Hücremde bir pencere veya lamba yok. Karanlık, aklımla oyunlar oynuyor. Ama
durumum bir oyun değil. Yakın zamanda hayatı elinden alınacak bir adam olarak
bunun bir oyun olmadığını biliyorum.
On sekiz sene önce Kuzey Dağları’ndaki kampımızda Dünya’ya gelmisim.
Eskiden Đsveçya derlermis oraya. Ve güya buzlu bir ülkeymis. Oysa ben buz denen
seyi yalnız masallardan tanıyorum. Katı, soğuk bir su parçası, hepsi bu. Yalnız bir
defa, epey uzaklarda, kaçmakta olduğumuz bir gün ufkun bittiği yerde beyaz parıltılar
gözüme ilismisti. Kim bilir, belki de buz, iste o parıltılardı. Babamın dediğine göre son
hür insanlardık biz. Felaket’ten sonraki kaçaklar. Hayatları için kaçan hür insanlar!
Kamptaki tüm çocukların Büyükbaba diye çağırdığı en yaslımız, geceleri yıldızların
ısığı altında geçmisi anlatırdı bize, artık unutulmaya yüz tutan uzak geçmisi.
Felaket’ten önce insanların çağı sürmekte imis Dünya’da. Sayımız çok, çok
fazlaymıs. Öyle fazlaymıs ki sayımız, ekinleri tüketir, nehirleri kuruturmusuz. Simdi ne
çocukların, ne de büyüklerin anlayabildiği garip, büyülü bir çağmıs insanların son
çağı. Çok açgözlü, çok bencil imis insanlar bu son çağlarında. Đhtiyaç duydukları ve
duymadıkları her seye fazlası ile sahiplermis. Ama doymazlarmıs hiçbir zaman. Hep
daha fazlası için “avlanırmıs” insanlar, insanın Tanrı rolüne büründüğü bu son çağda.
Sonunda Tanrı sinirlenmis. Onu ve onun düzenini hiçe sayan, onun Dünya’sını
kurutan insanlara lanet etmis. Hafifçe yanan atesin basında büyülenmis gözlerle
dinlerken biz çocuklar, Büyükbaba bir an durup sonra devam ederdi: Tanrı lanet
etmis ve ırmaklar kesmis sularını. Bulutlar terk etmis gökyüzünü. Toprak, acı bir öfke
ile kurumus, çatlamıs. Hayvanlar, bitkiler sırt dönmüs kendilerini yok sayan kibirli
sahiplerine. Altın çağlarındaki insanlar sasırmıs, dehsete düsmüs. Bir anda,
medeniyetleri tuzla buz oluvermis narin bir sırça kösk gibi. Su için, ekmek için
yalvarmıs insanlar. Su dileyenlere seller vermis Tanrı, ekmek isteyenlere onların
kendi çöplerini savurmus.
Hayatları için, kendilerine sırt dönen doğadan ve artık islemeyen
medeniyetlerinden kaçmıs insanlar. Evlerini, islerini, binbir çesit esyalarını, mallarını,
masallardaki gibi büyük ve ihtisamlı sehirlerini bırakmıslar arkalarında. Hayatta
kalmak için hayat bulacakları bir yer aramıslar kızgın Tanrı’nın Dünya’sında. Öyle çok
insan ölmüs ki bu arayısta, tüm doğa, toprak, su, hava, kısaca nefes alan, titresen
her bir varlık doymus insan etine ve kanına. Açlık öyle kara, öyle koyu bir dumanla
boğmus ki insanları, insan eti, kendi etleri tek besin olmus onlara. Sonra hastalıklar
biçmis kalanları. Ölüler bitince dirilere gelmis yenme sırası. Kurumus yapraklar gibi
dökülmüs insanlar.
Sonunda Tanrı seslenmis kalanlara: ya bu halde son insana, son lanetliye
kadar kırılacaklar, ya da hayatları için bir parçalarını feda edeceklerdi. Ödenecek
bedel buydu. Çaresiz, kabul etmis insanlar Tanrı’nın teklifini. Tanrı yol göstermis.
Kuzey’de bir sehir beklemekteymis onları, son insan sehri, son sığınak. Yollanmıs
insanlar Kuzey’e doğru. Đlerledikçe, iklim yumusamıs, yesil çimenler üzerinde sabahın
çocukları, çiğ damlaları belirmis. Sonra sehir görünmüs. Yüksek duvarlı sehrin
kapılarında beklemis insanlar. Tanrı’nın isteğini düsünmüsler ve tereddüt etmisler,
korkmuslar içeriye adımlarını atmaya. Tanrı kükremis göklerden, önce kum sonra
dolu taneleri yağdırmıs üzerlerine. Sözünden dönecek her insana hatırlatmıs dısarıda
onu neyin beklediğini. Sonunda girmis insanlar sehre. Ve beklemisler. Eksilecek
yanlarını merak ederek ve korkarak beklemisler. Oysa eksilecek olan, bedenlerde
Kayıtlı

« Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.»M.Kemal ATATÜRK
ali_2641
VIP Üye
******

Performans: 716
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1348



« Yanıtla #2 : 06 Eylül 2008, 12:32:08 »

değil ruhlarda imis. Tanrı, insanlardan en büyük silahlarını, bencil, kurnaz ve katil
yanlarını almıs. Onları, artık Dünya’larına zarar veremeyecek ve kendi baslarına
yasayamayacak bir halde Tanrı’nın Sehri’ne hapsetmis.
Bazı geceler, merakın galip geldiği, korkunun ve takibin az olduğu zamanlarda
Tanrı’nın Sehri’nin insanı ürperten soğuk, siyah duvarlarına bakar, sehirden yükselen
hafif sesi dinlerdik. Ve her çocuğun doğustan getirdiği merakla sorardık Büyükbaba:
Peki biz neden orada değiliz? Sabırla anlatırdı Büyükbaba: Atalarımız, eski nesil ya
da diğer adıyla ilk “Kaçaklar”, Tanrı’nın teklifini reddetmisler. Tanrı’nın yapacağı seyi
tahmin etmisler ve –Tanrı’nın buyruğuyla da olsa- esir olmayı kabul etmemisler.
Kaderlerine razı olmuslar. Ama sonunda Kuzey’de, sehrin yakınlarında bir bölgede
ölümü atlatıp yasamanın bir yolunu bulmuslar. Tanrı çok öfkelenmis buna. Kendine
kafa tutan bu asileri cezalandırması sart imis. Sehrinin insanlarına seslenmis:
Dısarıdaki her asi, her kaçak Tanrı’nın düsmanı birer lanetlidir. Bu isyankarların
yeryüzünden silinmesi için, sizlerin bakıp besleyeceği “Seytanlar” yolluyorum.
Akrabalarınız yok olmadıkça, siz de huzur bulamayacaksınız! Seytanlar… Đnsan
avcıları… Sehrin insanlarının biz Kaçaklar için besleyip ilgilendiği, etten ve kemikten
olmayan, metal yırtıcılar. Büyükbaba, onların eski neslin lanetini simgeleyen birer
“makine” olduğunu söylerdi. Anlamamız için de cebinden saatini çıkarır ve bu
mekanik aletin içini gösterirdi bize. Eski insanların Dünya’yı iste bu makinelerle
mahvettiğini, simdi ise sıranın bizlere geldiğini söylerdi. Silahlarımız islemezdi onlara.
Ve bizler, Tanrı’nın lanetledikleri, atalarımız gibi hala bu lanetten kaçmak
zorundaydık. Ama kendi payıma, benim kaçısım sona erdi. Yiyecek için ormanda
dolastığım bir gün, kampımızdan uzakta, bu sessiz ve sabırlı Seytanlar beni “aldı”.
Đste ben, onların gözleri kadar karanlık bu hücreye böylece kapatıldım.
Yakalanmak! Bu daima korkunç bir olasılıktı bizler için. Kaçamayıp ve
öldürülmeyip canlı ele geçmek. Büyüklerin hikayelerinde, ele geçen insanlarımıza
yapılan insanlarımıza yapılan iskenceler, çektirilen acılar anlatılırdı sık sık. Geri
dönmezdi duvarların ardına alınan biri. Oysa günler önce, hücremin kapısı bir
iskence saatine açılmadı. Muhafızlar esliğinde bir odaya götürüldüm. Isıkla acıyan
gözlerim durulduğunda, karsımda oturan kisiyi gördüm. Ve o, konustu: Ne adımı
sordu, ne adını söyledi. Doğrudan söyleyeceklerine geçti. Biz Kaçaklar’ı merak
ettiklerini, hikayemizi bilmek istediklerini söyledi. Anlatmamı, kendimizden
bahsetmemi istiyordu. Reddettim. Bir düsmana hayatımızdan, sırlarımızdan
bahsetmek, insanlarıma ihanet değil de neydi? Sustum ve iskencenin baslamasını
bekledim. Oysa karsımdaki, gayet sakin bir sekilde konusmaya basladı: Önce
yasayısımızı anlattı ve her seyi bildiğini görerek dehsete düstüm. Büyükbaba’nın
hikayesini de anlattı ve bunun bir masal olduğunu söyledi. Büyümüs gözlerimle onu
dinlerken “Gerçek”e basladı: Felaket gerçekti, iklim değismisti ve onlar buna “Isınma”
diyorlardı. Doğanın geçirdiği değisim de gerçekti, insanların göçü ve ölüsü de. Farklı
olan ve bizim bilmediğimiz ise bunlar olurken yasananlardı. Bilgiyi ve büyük is gücünü
barındıran son büyük, güçlü sehirler, Isınma’yı durdurmak için bir plan yapmıslar.
Çevreyi kirletmeyecek, kaynakları kurutmayacak yeni bir yasam tarzının, yeni bir
medeniyetin planı. Kısaca, insanlığın doğayı isgaline bir son vermekmis amaçları.
Ama bu planları basarılı olmamıs. Yüzyıllardır güçlenerek büyüyen insan
imparatorluğunu, insan-Tanrı’nın Çağı’nı sona erdirememis fikirleri. Đnsanın, kendisi
ile birlikte tüm Dünya’yı da yok edecek ilerleyisini durdurmak için son bir plan
yapılmıs, çok cüretli bir plan. Medeniyeti değistirme fikri ise yaramayınca, sorunun
bizzat insanın doğasında düsünenler, “insan”ı değistirmeye karar vermisler. Sorun
içimizdeymis ve onlar bunu düzeltmek için, karsımdakinin “DNE” ve “geni” gibi değisik
isimlerle andığı parçalarımızı değistirmeye baslamıslar. Bahsettiği seylerin
Kayıtlı

« Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.»M.Kemal ATATÜRK
ali_2641
VIP Üye
******

Performans: 716
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1348



« Yanıtla #3 : 06 Eylül 2008, 12:32:29 »

ruhlarımıza mı bedenlerimize mi ait olduğunu sordum karsımdakine. Bir an bekledi, o
sırada kulağından gelen hafif sesi duydum ve adam sorumu yanıtladı: Đkisine de.
Değisen parçalarımızla, insanın kötü yönleri, yani bencilliği, açgözlülüğü, siddete
eğilimi ve seytani aklı budanacak, insan doğayla uyum içinde yasayan ve ona zarar
vermeyen, uysal, barısçıl bir canlı olacaktı.
Değistirilmis ilk nesil bir adaya yerlestirilmis ve “denenmisler”. Yeni halleri ile
zararsız ama hayatta kalamayacak kadar da zayıflarmıs. Bazı değisiklikler yapılsa da
iki durumdan biri oluyormus her seferinde: Ya insan, “eski” insan oluyor ya da
yasamak için fazla zayıf “yeni” insan. Sonunda bu durumu “bilgisayar” diye
adlandırdıkları bir araçla çözmüsler. Bu alet, anladığım kadarı ile bir hesaplama
aracı. Birtakım bilgileri alıp isliyor ve bir sonuç üretiyor, hırsları olmayan yapay bir
beyin gibi. Hayatta kalma içgüdüleri zayıflamıs yeni nesil, yasamak için iste bu alete
güvenmek zorundaymıs, ona bağımlıymıs. Bence ironik bir durum bu: Medeniyeti
baskılamak için medeniyetin araçlarını kullanmak ve Dünya’yı kurtarmak için insana
alternatif, insan-alet karısımı yeni bir organizma yaratmak. Ve iste bu sekilde
kurulmus son insan sehri. Felaket iyice kabarmadan ve eski nesil kırılmadan önce.
Ama Dünya’yı değistirmek için çok geçmis ve Felaket’i önleyememis bu yeni sehir.
Her sey yatıstığında ise, en kötüsünü atlatabilmis yeni insan medeniyeti kalmıs
geriye.
Bu melez sehirdeki hayat, kendine yeterli olma ve azla yetinme üzerine kurulu.
Tüm faaliyetler, is, eğitim, günlük hayat ve üreme, kısaca her sey bu bilgisayar denen
aletçe düzenleniyormus. Kendi irade ve istençleri olmayan bu insanlar için, bu alet bir
Tanrı olmalı. Biz ise Dünya’yı mahveden eski, bozuk neslin son kalıntılarıydık ve
tekrar güçlenme ihtimalimiz kabul edilemezdi. Bilgisayar, ölmemiz gerektiğine karar
vermisti ve pesimize Seytanlar’ını salmıstı. Yeni insanı yaratan eski nesil, simdi
çocuklarının avıydı. Đste yeni insan türü, melez tür böyle doğmus ve böyle yasıyordu.
Karsımdaki, duygusuz bir sesle, kulağından cızırtılar gelerek anlattığı hikayesini
bitirdi.
Simdi hücremde düsünüyorum: Hangi hikaye doğru? Kim bu yeni nesil? Acaba
göründüğü kadar farklı mıyız bu yeni insanlardan? Onların yapay, sınırlı hayat sartları
çok mu ayrı bizimkinden? Büyükbaba’nın hep söylediği sözü, “Bizler Doğa’nın
çocuklarıyız.” ne anlama geliyor simdi? Onlar, nasıl yeni ruhları ve aletleri ile
sınırlanmıs bir yasam sürüyorsa, bizler de doğanın koyduğu sınırlarla çevrili değil
miyiz? Onların bir amacı var üstelik, Dünya’yı eski insanlardan korumak ve onu
yasatmaya çalısmak. Peki bizim amacımız ne? Böyle düsününce onların zannettiğim
gibi birer kukla, birer aptal köle olmayabileceğini söylüyor aklım. Çok fark var mı
aramızda ve hatta onlar daha mı üstün bizlerden? Veya bu düsüncelerim yersiz ve
aslında tüm anlattıkları, aklımı karıstırıp beni delirtecek bir iskencenin parçaları.
Onların meshur iskenceleri böyle bir sey belki de. Ya da zihnim, yasamın sürprizleri
ve sonsuz olasılıkları altında eziliyor artık.
Düsünülecek, tartısılacak, anlasılacak ve öğrenilecek ne çok sey var!
Bilmediğim ne çok sey! Oysa zaman doldu. Bu kez, açılmakta olan kapının ardında
ne olduğunu biliyorum. Ve karısmıs aklımla, birazdan benim için sona erecek hayatın
aslında NE olduğunu düsünüyorum.
Kayıtlı

« Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.»M.Kemal ATATÜRK
ali_2641
VIP Üye
******

Performans: 716
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1348



« Yanıtla #4 : 06 Eylül 2008, 15:08:30 »

bu da onlardan  sadece bir tanesi ...kazanma ihtimali düşük görünse bile şansınızı denemekte yarar olduğunu düşünüyorum...belki bir fotoğraf makineniz olur Smiley
Kayıtlı

« Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.»M.Kemal ATATÜRK
salp
VIP Üye
******

Performans: 815
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1554

süleyman çelebi anadolu lisesi


« Yanıtla #5 : 13 Eylül 2008, 17:32:36 »

Kimse kimseye bedava vermez. tşekürler hocam
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic