Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Küreselleşmede Marka Kentlerin Önemi  (Okunma Sayısı 2818 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« : 20 Haziran 2008, 18:49:00 »


Küreselleşme ya da global entegrasyon, ülkeler arasındaki iktisadi, si­yasi, sosyal ilişkilerin yaygınlaşması, ideolojik ayrımlara dayalı kutuplaşma­ların çözülmesi, farklı toplumsal kültürlerin daha iyi tanınması, ülkeler arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması gibi farklı görünen ancak birbirleriyle bağ­lantılı olguları içermektedir.
Küreselleşme bir anlamda maddi ve manevi de­ğerlerin, ulusal sınırları aşarak dünya çapında yayılması anlamına gelmekte­dir.
Mal ve finans piyasaları ulu­sal sınırları zorlamakta ve ülkelerin bireysel boyutlarını aşmaktadır. Haber­leşme ve ulaştırma teknolojilerindeki hızlı gelişme ise hem bu sürecin bir ürünü hem de motoru olmakta ve dünyayı ekonomik, siyasal ve kültürel bir küreselleşmeye doğru itmektedir.
Bu gelişmeler karşısında Türkiye önümüzdeki dönemlerde yeni küresel ekonomik sistemin ortaya çıkardığı imkanları en iyi şekilde nasıl değerlendi­rebileceği ve bu imkanları gözeterek hangi stratejileri izleyebileceği üzerinde durmak zorundadır. Türkiye'nin küreselleşen dünyadaki konumunu belirle­mek, kısa ve uzun dönemli analizler yapmak büyük önem taşımaktadır.
Küresel Ekonomik Sistemin Temel Birimleri: Marka Kentler
Ulusal kalkınmanın yolu kentlerin kalkınmasından, rekabet edebilirliğinden yani marka olmalarından geçmektedir. Bölgesindeki diğer üretim merkezleri ile tica­ret yapma imkanına sahip olan ve üretim yelpazesini genişletip girişimcisi­nin önündeki engelleri kaldırabilen, tarihi ve kültürel mirasını iyi koruyarak bunu iyi sunabilen kentler küresel rekabet güçlerini ve eko­nomik ağırlıklarını artırabilmektedirler. Dolayısıyla marka kent yaratma çalışmaları içinde yapılan stratejik planlarda turizm ya da kültüre yer vermenin yanında ticaret ve sanayiye de gereken önemi vermek gerekmektedir. Böylelikle her alanda sürdürülebilir bir rekabet edilebilirlik ile markalaşma çalışmasına bütünsel bakmakta fayda vardır.
Günümüzde ülkeler artık kentleri aracılığıyla birbirleriyle rekabet etmek­tedirler. Bankacılık, ticaret ve ulaşım gibi ulusal ve uluslararası sisteme en­tegre olmuş kentlere sahip olan ülkeler bu rekabette avantajlı konuma geç­mektedirler. Bu noktada kent markalaşmasında entegre bir ulaşım sisteminin de önemini vurgulamak isterim.
Küreselleşmenin tüm hızıyla yaşandığı son yirmi yılda global ser­mayeyi cezbedebilen ve yeni teknolojilerin ortaya çıkardığı iletişim imkanla­rını barındıran kentler uluslararası rekabetten galip çıkmaktadırlar. Şöyle ki global sermaye sınır gözetmeksizin kendisine daha iyi imkanlar sunan kent­lerde yatırım yapmakta diğerlerini ise dışlamaktadır. Şu halde ulusal kalkın­manın yolu kentlerin kalkınmasından yani markalaşmasından geçmektedir.
1950'li yıllarda başlayan ve özellikle 1980'li yıllarda şiddetini artıran Türkiye'deki kentleşme hareketi başta büyük şehirler olmak üzere konut, ulaşım, su, kanalizasyon vb. alanlarda merkezi idare ve belediyeleri büyük mali külfetlere katlanmak zorunda bırakmıştır. Zamanla büyük şehirlerdeki aşırı yüklenme kentleşme problemini daha karmaşık hale getirmiştir. Ancak kalkınmanın yolu sanayi ve hizmet sektörlerinden geçtiği sürece kent­leşme eğiliminin yön değiştirmesi mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle kalkınma için gerekli olan sanayileşme ve hizmet sektörlerinin güçlenmesi ancak bu sektörlerin tüm girdilerinin bir arada bulunabildiği kentlerde müm­kün olabilmektedir. Yani büyüme kaçınılmaz bir şekilde kentleşmeyi de be­raberinde getirmektedir.
Hızı giderek artan kentleşme akımı, ülkemizde maalesef küresel ekonomik düzenin ortaya çıkardığı fırsatlardan fazlasıyla yararlanabilecek kentleri oluşturama­mıştır. Ülkemizde yaklaşık olarak elli yıllık bir kentleşme tecrübesi edinilmiş olmasına rağmen bugün hala nazım planı bulunmayan, arsa ve bina spekülasyonu bü­yük boyutlara ulaşmış, eski gecekondu alanları yeni gecekondu apartman alanlarına dönüşmüş altyapısı tamamlanmamış, çevre sorunları artmış, kültür ve adaptasyon sorunlarına el atılmamış kentler bulunmaktadır. Bir ülkenin kalkınma, sanayileşme ve dışa açılma sürecinin en önemli göstergesi olan kentlilik ve kent kültürü yeterince gelişmemiştir.
Uluslararası ilişkilerdeki bu gelişmeler karsısında Türkiye, iki yeni tip so­rumluluğu birbiriyle bağdaştırmak zorundadır: hem dünyadaki küreselleşme sürecinin tüm alanlarında, bu süreci belirleyen ve katkıda bulunan, prensiple­rinin oluşmasında caba sarf eden bir rol ve sorumluluk üstlenmek, hem de ül­ke içinde yeni oluşmakta bulunan dünya standartlarına uygun yapılanmaların eksikliklerini gidermek zorundadır. Bu nedenle gelişmekte olan bir ülke konumundaki Türkiye ulusal kalkınma hedeflerini belirlerken eğitim ve tek­noloji gibi alanlara ek olarak kentleşme ve marka kentler yaratma konusunda da bir atılım yapmak zo­rundadır. Çünkü küreselleşen bir dünyada kentler toplumların ekonomik kal­kınmalarında temel birimler haline gelmişlerdir.
O halde Türkiye için yapılması gereken hızlı ve hesap edilebilir kentleş­me hareketini düzenlemeye yönelik gerçekçi politikalar oluşturarak kentlerin eğitim, sağlık, kültür ve genel olarak yaşam standartlarında iyileştirmeler sağlamak suretiyle kalkınmayı ileri noktalara götürmekledir
Bu çerçeveden konuya baktığımızda "Yerellikten Küreselliğe" geçişte, kentsel gelişim ve rekabet edebilir kentler yaratmak, ülke olarak öncelikli işlerimizden birini oluşturmaktadır. Hal böyle olunca, güzel İzmir'imizin halen dünya marka kentler sıralamasında 119 sıradan daha yukarılara taşımak adına ve bir marka olmuş dünya kenti yaratabilmek için merkezi yönetimin yanında yerel anlamda bizlere de çok büyük sorumluluklar yüklemektedir. İşte bu noktada merkezi yönetimin üstüne düşenleri yapma sorumluluğu yanında, kentlerdeki yerel yönetimlerin, iş dünyasının ve sivil toplumun hep birlikte çalışarak yapması gereken çok şey olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.
Sözü yerel yönetimlere getirmişken ve marka kentler yaratmada yerel yönetimlerin yaptıklarının önemine de değinmek istiyorum. Özellikle AB uyum çalışmaları çerçevesinde ve bunun dışında bir dünya vatandaşı olarak, gezegenimizin geleceğini kurtarmak adına çevre ve çevre koruma konularının ne kadar önemli olduğu artık yadsınamaz bir gerçektir.

Marka şehirler, Paris ve Dubai
Geçen hafta Adanalı sanayicilerle Paris'teki Dünyanın önemli fuarlarından Midest'i ve Kent'i gezerken verilen bilgiler beni hafta boyu " Marka Şehirler " konusunu düşünmeye sevk etti.
Çünkü son yılların modası "Markalaşma" ve "Marka kentler".. Sanayide markalaşmayı ve bu konuda hayatında sanayi görmemiş, hiçbir ürün üretmemişlerin ayağı yere basmayan üfürmelerinin değerlendirmesini başka bir yazıya bırakarak bugün "Kentsel Markalaşma"yı değerlendirelim..
Son yıllarda bazı kentler kendini marka kent ilan ediyor, bazı belediye başkanları daha alçak gönüllü; illerini, bazıları da ilçelerini marka kent yapacağını vaat ediyor..
Markalaşma derecesini ölçecek bir ölçü birimi henüz tespit edilmedi.. O halde bunun için o kente gelen turist sayısını "markalaşma ölçüsü" olarak kabul edersek yanılmış olmayız..
Fransa'ya geçen yıl gelen turist sayısı 72 milyon.. Bunlardan 25 milyonu, Dünyanın sayılı markalaşmış kentlerinden  Paris'e gelmiş.. Oteli, yiyeceği, taksisi, alışverişi, müze ziyaretleriyle bir turistin ortalama 1.000 euro bıraktığı hesaplanıyor, bu hesapla Paris'in yıllık turizm geliri 35 milyar euro..(Kıyaslamak için Türkiye'nin toplam ihracatının 70 milyar dolar , yani yaklaşık 60 milyar euro olduğunu ,bunun da yaklaşık % 73'ünün ithal ara malı girdisi olduğunu belirtelim)..
Paris'te bugün herhangi iyi bir mühendisin hesaplayıp yapabileceği bir Eyfel Kulesi, zamanın ileri görüşlü ve vizyon sahibi liderlerin yaptığı olağanüstü geniş Concorde Meydanı gibi alanlar ve Champ-Elysee gibi bulvarlar var. Bunlar her Avrupa kentinde görülebilecek şeyler.. Bir de hakkını teslim etmek gerekir, Dünyada başka yerde kolay görülemeyecek olağanüstü güzellikte Louvre Müzesi.. Ama hepsini üst üste koyarsanız, dört Paris bir İstanbul etmez . Ama marka odur ki Dünyadaki her insan bir kez Paris'i görmek istiyor..
Son yıllarda Dünyada başarılı tek "Marka Kent" örneği Dubai'dir.. Ülke olmasına rağmen "kent" sözcüğünü bilinçli kullandım, çünkü ülkeyi baştan başa iki saatlik yürüyüşle dolaşabilir, komşu ülke Şarjah'a araba ile 15 dakikada gidebilirsiniz.. Yılda 10 milyon turist geliyor.. Bütün özelliği çöl toprağının üzerine normal toprak serip kenti yeşillendirmek ve körfez kıyısına yaptıkları ve Dünyada böyle bir kategori olmamasına rağmen yedi yıldızlı diye tanıttıkları "Burj el Arab" Oteli.. Ama markalaşma ve pazarlamada o kadar başarılılar ki, Dubai Havaalanı'nın  uçak iniş kalkış rotasındaki bir lokantada rahat sohbet edemezsiniz çünkü her on dakikada bir konuşmanız dev uçakların gürültüsüyle kesilir..
Zaman zaman kıyafet ve davranışlarından dolayı küçümsediğimiz Dubaililer pazarlama ve tanıtım konusunda o kadar başarılılar ki, Dünyanın en güzel kentlerinden olan ve Dünya Markası olması gereken İstanbul'da, yok pahasına arsa almayı becerip, yapmayı planladıkları burgulu kulelere bile "Dubai Towers" ismini vererek İstanbul üzerinden ülkelerinin reklamını yapmaktalar.. Burada onları suçlamıyorum, gerisini de söylemiyorum..  Ama rahatlıkla söyleyebileceğim şey, Dubai'nin bütün güzelliklerini ve özelliklerini beşle çarpın, değil bir Antalya, bir Kemer bile etmediğidir.. Buna rağmen, birçok uluslararası fuar gibi, 36 ülkeden 550 dev havacılık firmasının katıldığı, Dünyanın en büyük havacılık fuarlarından biri olan "Dubai Airshow" yine Dubai'de yapılıyor ve iki gün önce başladı..
Kentlerin markalaşması için önce marka olacak değerlerinizin olması ve bunları Dünyaya tanıtacak becerinizin olması gerekir… Markalaşmak birkaç sivil toplum örgütünün, "biz marka olduk" demesi veya Belediye Meclislerinin "Kentimizi Marka Kent ilan ettik" diye karar almalarından çok daha ciddi bir iştir..
TAKINTI : Her sabah üç kez , ayrıca spor karşılaşmalarında topluca "Ben markayım, sen markasın, biz markayız " diye haykırsak ve yerel basın da bunu övgüyle yazsa biz de "Marka Kent" olur muyuz?
Kayıtlı

Emre Ütenler
Moderator
*****

Performans: 204
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 668



« Yanıtla #1 : 21 Haziran 2008, 00:20:22 »

Çok güzel bir yazı olmuş!Diğer linkte de marka kent olmaya aday iller ve yapılacak projeler hususunda sağolsun Sami Hocam bizi bilgilendirdi!
 Yaşadığımız coğrafya dünyanın en önemli kültür miraslarını içinde barındırıyor!Varolan doğal güzellikler ve diğer coğrafi faktörler de buna eklenince turizm potansiyeli üst düzeye çıkıyor!Gerçekten bugüne kadar turizm denince genelde akla güneş,deniz,plaj kavramları gelen bir ülkeyiz!Mademki gelecekte marka kentler oluşturma hedefindeyiz önce varolan potansiyelin farkındalık bilincini hızla yaygınlaştırmamız gerekiyor!Çünkü çoğu insan ya yaşadığı çevredeki değerleri bilmiyor ya da bir kez olsun bunları ziyaret etme olanağı oluşturmamış veya oluşturamamış durumda!Öyle ki üniversite yıllarımda Konya'da Mevlana Müzesine bir kez olsun gitmemiş çok insan tanıdım!Eskişehir'de yüzyıllara meydan okumuş ve adeta tarihimizin canlı abideleri olan Odunpazarı Evleri'ni görmeyen o kadar çok insan var ki!Bu örnekleri her şehir için çoğaltabiliriz!
  Bundan dolayı önce kendi insanımızı varolan potansiyelimizle yüzleştirmeliyiz!Bu konuda bir bilinç oluşturmalıyız ki belirlenen hedeflere ulaşılabilsin!
Kayıtlı

Emre ÜTENLER                               Eskişehir Atatürk Lisesi Coğrafya Öğretmeni

http://www.esatalise.k12.tr
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic