Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İşin Ucu Coğrafyacılara da dokunuyor!?  (Okunma Sayısı 6581 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kor_tv
VIP Üye
******

Performans: 108
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 864


Koray KOR


Site
« : 03 Aralık 2012, 00:02:49 »


Arkadaşlar şu yazıyı sonuna kadar okuyup düşüncelerinizi aktarır mısınız? Yazıyı Facebook'taki bazı gruplarda görüyorum ama başka bir kaynakta bulamadım.


"Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur veya şehirlerini şekilsiz gökdelenlerle doldurup oraları yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir. Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.

Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez (çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken, muhteşem [!] padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır).

Muhteşem (!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekâveti denir).

Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem (!) Süleyman devrinde aldığımız gibi (I.Viyana bozgunu: 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük (!) padişah efendimizin devrindedir. Gene onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya vuran büyük (!) bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı.

El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı.

Büyük (!) Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı I. François'yı hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu?

Tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu.

Artık yeter!

Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz?

Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip duruyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz. Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım."

Prof. Dr. Celal ŞENGÖR


Osmanlı döneminde ortaya konan coğrafi çalışmaların gerçekten nicelik sorunu var mıydı? Araştırılmalı.


------------------------------------

Arkadaşlar konuyla ilgili bazı ekleri de aşağıda paylaşıyorum (Eleştiri yaparken lütfen yapıcı cümleler kurmaya çalışalım sayın hocalarım...) (7 ARALIK)

Kroniklerde Osmanlı Devleti Yöneticilerine Yapılan Eleştiriler Üzerine

http://www.yesevi.edu.tr/bilig/biligTur/pdf/31/04.pdf

-----------------------------------

"OSMANLI'YI BİR DE ATATÜRK'TEN DİNLEYİN "
Yazının tamamı için:
http://sinanmeydan.com.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=342:osmanly-bir-de-atatuerkten-dinleyin&catid=62:yazlar&Itemid=228

“Efendiler! Osmanlı tarihini tetkik edersek görürüz ki, bu bir milletin tarihi değildir. Milletimizin mazideki halini ifade eden bir şey değildir. Belki milletin ve milletimizin başına geçen insanların hayatlarına, ihtiraslarına teşebbüslerine ait bir hikayedir.Bu böyle olmakla berber, bütün bu devirlerin de devlet namına muayyen bir istakamet-i siyasiyesi yoktu. Belki devletin ve milletin başına geçen insanların kendilerine mahsus siyasetleri vardı veyahut hiç siyasetleri yoktu… Mesela Fatih Sultan Mehmet, kendi ecdadından tahsis etmiş olduğu Osmanlı Devleti ile Selçuklu Devleti tacına tevarüs etmişti ve İstanbul’un fethiyle Şarki Osmanlı İmparatorluğu’na da tevarüs etmişti. Bundan sonra Garbe (Batıya) doğru tevassü (genişlemek) istiyordu. Fatih arzu ediyordu ki, Roma’yı da alsın ve Garbi Roma İmparatorluğu tacını da başına koysun.

Birçok Avrupa memaliki (ülkesi) zapt olundu. Fakat orada İslam anasırı yoktu, milel-i muhtelife (değişik milletler) vardı. Denilebilir ki Fatih’in siyaseti bir garp siyaseti idi. Ancak siyaseti hariciyede kuvvetli olabilmek için kuvvetli bir siyaseti dahiliye lazımdır. Fakat, Fatih Sultan Mehmet, kuvvetli bir teşkilatı dahiliye nasıl vücuda getirebilirdi. Memalik-i şahanesi (Osmanlı ülkesi) sekseni muhtelif anasırdan mürekkep idi…

Fatih’in ölümünden sonra Beyazit başka bir siyaset takip etti. Bu siyasetin rengi kabil-i ifade değildir. Beyazit çok mütedeyyin ve itikadı taassup derecesinde idi. Fatih’in siyasetini takip etmedi.

Sonra Yavuz Sultan Selim geldi. O da başka bir siyaset teveccüh etti. Garp siyasetini bıraktı, Şark siyaseti… İttihad-ı İslam (Müslümanların birleşmesi) siyaseti takip etti. İran istikametinde nüfuz-u iktidarını ibraz etti ve Mısır seferi neticesinde de Hilafeti aldı.

Vefatında yerine geçen Kanuni başka bir siyaset takip etti. Yani hem Şark, hem de Garp siyaseti takip eyledi. İki cepheli bir siyaset…

Belli başlı bu dört sultandan başka diğerlerini nazar-ı itibara alırsak onların hiçbir siyaset takip etmedikleri görülüyor.”

Atatürk, “Bu konuyla ilgili olarak öteden beri söylediklerimin ana noktalarını burada hep birlikte hatırlamayı yararlı bulurum” diyerek Osmanlı eleştirilerini şöyle özetlemiştir:

“Efendiler! Bilirsiniz ki hayat demek, mücadele ve kavga demektir. Hayatta başarı kazanmak mutlaka mücadelede başarı kazanmaya bağlıdır. Bu da maddi ve manevi güç ve kudrete dayanan bir özelliktir. Bir de insanların uğraştığı bütün meseleler, karşılaştığı bütün tehlikeler, elde ettiği başarılar, toplumca yapılan genel bir mücadelenin dalgaları içinden doğagelmiştir. Doğulu kavimlerin Batılı kavimlere saldırı ve hücumu, tarihin belli bir sayfasıdır. Doğu milletleri arasında Türklerin başta geldiği ve çok güçlü olduğu bilinmektedir. Gerçekten de Türkler, İslamlıktan önce Avrupa içerisine girmişler, saldırılar, istilalar yapmışlardır. Batı’ya saldıran ve İspanya’yı ele geçirerek Fransa sınırına kadar giden Araplar da vardır. Fakat efendiler, her saldırıya daima bir karşı saldırı düşünmek gerekir. Karşı saldırı ihtimalini düşünmeden ve ona karşı güvenilir bir tedbir bulmadan saldırıya geçenlerin sonu, yenilmek, bozguna uğramak ve yok olmaktır.

Atilla, Fransa ve Batı Avrupa topraklarına yayılmış olan imparatorluğunu batırdıktan sonra, bakışlarımızı Selçuklu Devleti’nin yıkıntıları üstünde kurulmuş olan Osmanlı Devleti’nin İstanbul’da Doğu Roma İmparatorluğu’nun taç ve tahtına sahip olduğu devirlere çevirelim. Osmanlı hükümdarları arasında Almanya’yı, Batı Roma’yı ele geçirerek çok büyük bir imparatorluk kurma çabasında bulunmuş olan vardı. Yine bu hükümdarlardan biri bütün İslam dünyasını bir merkeze bağlayarak yönetmeyi düşündü. Bu amaçla Suriye ve Mısır’ı zaptetti. Halife unvanını takındı. Diğer bir sultan da hem Avrupa’yı zapt etmek, hem de İslam dünyasını hüküm ve idaresi altına almak gayesini güttü. Batı’nın sürekli karşı saldırısı, İslam dünyasının hoşnutsuzluk ve isyanı ve bu şekilde bütün dünyayı ele geçirme düşünce ve emellerinin aynı sınırlar içine aldığı çeşitli unsurların uyuşmazlıkları, sonunda benzerleri gibi Osmanlı İmparatorluğu’nu da tarihin sinesine gömdü.”

Osmanlı İmparatorluğu’nun “ölçüsüz ve hesapsız” fetih anlayışının Osmanlı’yı yıkıma sürüklediğini iddia eden Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasetini, “Milli değil, belirsiz, bulanık ve kararsız” diye adlandırmıştır.[5]

“Çeşitli milletleri ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu çeşitli unsurlardan oluşan kitleleri eşit haklar altında bulundurarak güçlü bir devlet kurmak parlak ve çekici bir siyasi görüştür; fakat aldatıcıdır.” diyerek çok uluslu imparatorluk siyasetini eleştiren Atatürk, buradan sözü yeni Türk Devleti’ne getirerek şöyle demiştir:

“Bizim kendimizde açıklık ve uygulama imkanı gördüğümüz siyasi ilke, milli siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların akıllarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur. İlmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir…

Milli siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Milli sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak… Genellikle milleti uzun uzun emeller peşinde yorarak zarara sokmamak… Medeni dünyadan, medeni, insani ve karşılıklı dostluklar beklemektir.”

Görüldüğü gibi Atatürk, “fetihçi” karaktere sahip “çok uluslu” bir “ümmet” imparatorluğundan “tam bağımsız” bir “ulus devlete” geçerken Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasetini alabildiğince eleştirmiştir. Bu eleştirilerin amacı, “cumhuriyet tarihi yalancılarının” söyledikleri gibi “geçmişi kötülemek” değil, geçmişin hatalarından ders alarak “geleceği kurgulamaktır”.

Atatürk’ün “Osmanlı eleştirileri” bir yönüyle “konjektürel” olsa da başka bir yönüyle “tarihsel gerçekleri” yansıtmaktadır.

Atatürk, Osmanlı siyasal düşüncesini ve bu düşüncenin temel dayanakları olan “hanedan” ve “hilafet” gibi kavramları eleştirerek, “Türk ulusu” ve “ulusal egemenlik” gibi kavramları vurgulamıştır.

“Osmanlı tarihini incelersek görürüz ki, bu bir millet tarihi değildir, milletimizin geçmişteki halini ifade eden bir şey değildir. Belki milletin başına geçen birtakım insanların hayatlarına, ihtirasılarına, teşebbüslerine ait bir hikayedir.”[7] diyen Atatürk, devrimci bir mantıkla bu “hanedan tarihini”, alabildiğince eleştirmiştir. Aslında Atatürk’ün en temel amaçlarından biri, binlerce yıllık Türk tarihini bu “hanedan tarihinin darlığından” kurtarmaktır.

Atatürk başta olmak üzere erken cumhuriyetçi kadronun Osmanlı eleştirilerinde bir ulus oluşturma kaygısının derin izleri vardır. Bu eleştirilerle “eki Osmanlı ümmeti” kimliği tamamen tasfiye edilerek, yeni “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” kimliği oluşturulmak istenmiştir.

Atatürk’ün Osmanlı’ya yönelttiği temel eleştirilerden biri, “Osmanlı’nın Türkleri ihmal ettiği” yönündedir. Atatürk’e göre Osmanlı, izlediği fetih siyaseti sonunda fethettiği yerleri korumakta güçlük çekince buralarda yaşayan farklı dil, din ve geleneklere sahip milletlere bütün bu farklılıklarını koruyabilecekleri istisnalar, imtiyazlar verdikten sonra Türkleri de buralara muhafız yapmıştı. Atatürk, Türklerin Osmanlı’da askerlikten başka nerdeyse hiçbir şeyle uğraşmadıklarını, oysa diğer milletlerin çalışarak zenginleştiklerini ve sonuçta Türklerin kendi anayurtlarında başkasına muhtaç duruma düştüklerini belirtmiştir.

Şu sözler Atatürk’e aittir:

“Osmanlı halkı içindeki Türk milleti de tamamen esir vaziyete getirilmişti. Bu netice arz ettiğim gibi, milletin kendi iradesine ve kendi hakimiyetine sahip bulunmamasından ve bu irade ve hakimiyetin şunun bunun elinde istimal edile gelmiş olmasından kaynaklanıyordu.”

Atatürk’ün “Osmanlı eleştirilerinin” temelinde, yeni kurulan Türk Devleti’ni daha sağlam temeller üzerinde yükseltmek için Osmanlı’nın yaptığı hataları bilip bu hataları tekrarlamamak düşüncesi vardır.

Örneğin, daha 1922 yılında not defterlerinden birine (22 no) Konya’da bir sanat okulunun açılışı için yapacağı konuşma metninde “Osmanlı Devleti’nin sanata önem vermediğini” belirterek Osmanlı Devleti’ni eleştirmiş ve yeni Türk Devleti’nin Osmanlı’nın bu “yanılgısını” tekrarlamayacağını belirtmiştir.

İşte Atatürk’ün 2 Nisan 1922 tarihli o notları:

“… Fakat Osmanlı Türkleri İstanbul’u, Rumeli’yi fethettikten sonra kendilerini içtimai ve askeri hayatın ihtiyaçlarını bizzat temin ile başka işlerle (sanatla) uğraşmaya ihtiyaç duymadılar. Bu konuları, içli dışlı ilişkide bulundukları yabancıların sanatkarlarına bıraktılar.

Onlar yalnız uzun seferlerin hızını, geniş savaş alanlarının ulaşılmaz kahramanlığı şerefini elde ederek övündüler.

Onlar için bu kahramanlık sanatından başka sanat yoktu. Veya başka sanatla ilgilenmeyi haysiyetlerine zarar verecek sanırlardı.

Hafızamda aldanmıyorsam, Belgrat üzerinden Viyana’ya yürüyen bir Osmanlı ordusunun başında bulunan Sultan Süleyman-ı Kanuni’nin atının nalı düşmüştür. Nalbant bulmak önemli bir sorun olmuştur. Nihayet askerler arasında nalbantlıktan anlayan birisi bulunmuştur. Padişahın atı nallanmıştır. Fakat Padişah bu olaydan, ordusunda bir nalbant bulunmasından müteessir olmuştur. (Çünkü) Padişah, bu gibi sanatların orduya girmesinin orduyu zayıflatacağını düşünmekteydi.

İşte bu zihniyetin uygulaması sonucundadır ki, Osmanlı ordusunu iğneden ipliğe her türlü ihtiyacını sağlamada cahil ve aciz bir halde bırakmıştır.

Bütün ihtiyaçlarının sağlanması için millet ecnebilere bağlı kaldı. Bu zihniyetle sanatın gereği, sanatkarlığın önemi ve şerefi takdir olunamazdı.

Efendiler, bu zihniyetin ne kadar yanlış, ne kadar akıldan uzak olduğunu, asırların verdiği acı tecrübe ile ve özellikle bugün içinde bulunduğumuz şartların zorluğuyla anlamış, acısını hissetmemiş bir kişi kalmamıştır.”[11]

Bu sözleriyle Osmanlı’nın sanata, sanatçıya, zanaata ve zanaatkara önem vermemesini eleştiren Atatürk, sözü yaşanılan zamana getirerek, sanata önem verilmesi gerektiğini. “Bugün bu sanat okulunun açılışında hazır bulunduğumuzdan cidden bahtiyarım…” diyerek ifade etmiştir.
Sinan Meydan

--------------------------------------------------

KONUYLA İLKİLİ MUSTAFA KEMAL'İN DÜŞÜNCELERİNİ ALTERNATİF OLSUN DİYEREK PAYLAŞTIM VE BU NOKTA DA BİR SİYASET ADAMI OLARAK ATATÜRK'ÜN DE ELEŞTİRİLEBİLİR YÖNLERİNİN OLDUĞUNU BELİRTMEK İSTİYORUM.
GAYEM GEÇMİŞİMİZİ KARALAMAK DEĞİLDİ. GERÇEKTEN YAPICI AÇIKLAMALARDA BULUNAN HOCALARIMA BEYİN CİMNASTİĞİ İÇİN TEŞEKKÜRLER...
Kayıtlı

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmez isen, ya nice okumaktır. (Yunus Emre)
DeDe
Ahmet Aydoğmuş
Genel Moderator
******

Performans: 1411
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1505


« Yanıtla #1 : 03 Aralık 2012, 08:41:32 »

  Sayın Hocam, bu yazı alanında önemli bir bilim insanının kişisel görüşleri olmalı. Gerçekten onun söyledikleri ise. Bu yazı çok tartışma yaratacak potansiyele sahip. Belki de bizler, yurdumun tüm güzel insanları tartışmayı bilmiyoruz, yenilgiyi kabullenemiyoruz, bu nedenle olsa gerek televizyonlardaki fikir programlarında üç kişi bile hep bir ağızdan konuşuyor.
  ABD seçimlerini yakın zamanda izledik. İki aday bir çok kez televizyon ekranalarında tartıştı, tüm ABD vatandaşları izledi ve oyunu verdi. Yenilen de galip geleni takdir etti ve tebrik etti. Bu örnek O ülkenin her türlü uygulaması iyi anlamında alınmasın ben bu yönlerini seviyorum. Avrupa ülakelerinin çoğunda da bu tür olgunlukları görürüz. Seçimi kaybeden veya bir olumsuz olayın ilgilisi kendini hatalı hisseder ve görevinden istifa eder, hatta insanlarından özür diler.

  Bu nedenlerle üslubuyla tartışılsın, saygıda kusur edilmesin ve konuda geçen olaylarla ilgili araştırmalar yapılarak bilgiler ortaya konsun derim.
  Sayın Hocam, sizin bu konuda görüşünüz nedir ? Bu yazıyı siz eklediğinize göre  bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Kayıtlı

Emekli Coğrafya Öğretmeni Batıkent / ANKARA
ferhan
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 03 Aralık 2012, 10:32:35 »

sayın hocam bunlar sizin görüşleriniz kendi pencerenizden haklı olduğunuzu sanıyorsunuz!
Ancak şunu aklınızdan çıkarmayın tarih ve kahramanlrı o zamana göre değerlendirilir
Kanuni Almanya'ya  hürremin koynunda gitmedi!!!!
Ömrünün büyük kısmını at sıtında geçirmedi. Sevip sevmemek sana kalmış
Kayıtlı
kor_tv
VIP Üye
******

Performans: 108
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 864


Koray KOR


Site
« Yanıtla #3 : 03 Aralık 2012, 10:58:43 »

sayın hocam bunlar sizin görüşleriniz kendi pencerenizden haklı olduğunuzu sanıyorsunuz!
Ancak şunu aklınızdan çıkarmayın tarih ve kahramanlrı o zamana göre değerlendirilir
Kanuni Almanya'ya  hürremin koynunda gitmedi!!!!
Ömrünün büyük kısmını at sıtında geçirmedi. Sevip sevmemek sana kalmış
Hocam gerçekten kendi penceremden bir düşünce paylaşmak istesem konuyu alıntıdan ibaret bırakmam. Yine de  özeleştiri bile yapamayan ve bundan korkan bir millet olduğumuzu düşünüyorum.
Kayıtlı

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmez isen, ya nice okumaktır. (Yunus Emre)
kor_tv
VIP Üye
******

Performans: 108
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 864


Koray KOR


Site
« Yanıtla #4 : 03 Aralık 2012, 11:01:41 »

Ama özellikle Osmanlı döneminde ortaya konan Coğrafya çalışmalarının Osmanlı öncesinden az olması dikkat çekici...
Kayıtlı

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmez isen, ya nice okumaktır. (Yunus Emre)
maksimus
Deneyimli Üye
****

Performans: 26
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 178



« Yanıtla #5 : 03 Aralık 2012, 17:24:40 »

Celal Şengör'ün iyi bir jeolog olması başka konularda da muteber fikirlere sahip olabileceği anlamına gelmez. Daha önce yine burda Şengör'ün porno filmleri öven yazısı paylaşılmıştı. Bu zihniyetteki bir insanın kendi ecdadına sövmesini de garipsememek gerekir. Ama hiç kusura bakmayın bu anlamsız saçmalığın burada paylaşılması benim garibime gidiyor.
Kayıtlı
sözel
Yeni üye
*

Performans: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 34


« Yanıtla #6 : 03 Aralık 2012, 18:42:56 »

Maksimus arkadaşa katılıyorum Celal ŞENGÖR gibi her fırsatta geçmişini aşağılayan, milletin manevi değerlerine şuursuzca saldıran ve kendisi jeoloji bilimiyle uğraştığı halde bilip-bilmediği her konuda fikir beyan eden ve kendi cehaletini ortaya koyan bu zatın yazısının buraya konup, tartışmaya açılmasına anlam veremiyorum.
Kayıtlı
ferhan
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 03 Aralık 2012, 19:13:02 »

Konuşmaya bile değmez ama dünyada kimse ecdadına laf ettirmezken bizim aydın!!! geçinenlerimiz her fırsatta OSMANLIYI aşağılamayı bi maharet sanıyorlar.
Elbetteki o dönemdede hatalar olmuştur. Ama kimse bütün dünyanın en büyük imparatorluk kabul ettiği bir devlete dil uzatamaz.
Dünyada atasını aşagılayan tek millet biziz heralde.
Acaba başka milletlerin bizim gibi şerefli bir tarihi olsa heralde kötülemek için elinden geleni yaparladı!!!!
Kayıtlı
behar
Uzman Üye
*****

Performans: 15
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 395



« Yanıtla #8 : 03 Aralık 2012, 19:44:41 »

Hangi ecdad  alevileri katleden,kürtleri oldüren.Farklı hiçbir sese dayanmayan,kendi çocuklarını öldürten.Kanla büyüyen ganimetle zenginleşen.Üretmeyen üretemeyen,avrupa sanayileşirken seyreden ...vay vay vay.Katliamlar imparatorluğu.
Kayıtlı

Güneş'e dön yüzünü aydınlansın yarınlarımız.
brezenski
Uzman Üye
*****

Performans: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 412



« Yanıtla #9 : 03 Aralık 2012, 19:47:54 »

İnsanların yapacakları bir şeyleri olmazsa başkalarının yaptıkları üzerinden karalama yaparlar.Maalesef bizim aydınlarımız karanlığın ortasında kibritle aydınlanmaya çalışıyorlar dışarıya çıksalar güneş onları aydınlatacak ama kibirlerinden çıkmazlar.Tabiki gerçek aydınlarımız müstesna saygılar.
Kayıtlı
baba08
Yeni üye
*

Performans: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 19


« Yanıtla #10 : 03 Aralık 2012, 20:50:12 »

Celal şengörün tarih anlayışı bu kadar olur işte!
Kayıtlı
maksimus
Deneyimli Üye
****

Performans: 26
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 178



« Yanıtla #11 : 04 Aralık 2012, 07:40:19 »

Hangi ecdad  alevileri katleden,kürtleri oldüren.Farklı hiçbir sese dayanmayan,kendi çocuklarını öldürten.Kanla büyüyen ganimetle zenginleşen.Üretmeyen üretemeyen,avrupa sanayileşirken seyreden ...vay vay vay.Katliamlar imparatorluğu.

yazdıklarınızdan nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğunuz ve bu görüşün nasıl kin ve nefrete dönüştüğü anlaşılıyor. Cehaletiniz de bu nefretinizden kaynaklanıyor. Osmanlı hiçbir zaman asimilasyon politikası gütmemiştir. Osmanlı kendi tebasının diline ve dinine karışmamış ve hoşgörü ile hüküm sürmüştür. Nitekim bu hoşgörü yüzünden özünü kaybetmeyen etnik unsurlar fransız ihtilalinden etkilenmiş ve milliyetçilik akımı ile bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Eğer osmanlı kürtleri ve diğer unsurları kesmiş olsaydı acaba bugün bu memlekette halen türkçe bilmeden anadiliyle yaşayan kürtler olurmuydu. Sayın hocam siz ve sizin gibilerin ecdadının osmanlı olmaması bizi ancak mutlu eder.
Kayıtlı
emre007
Yeni üye
*

Performans: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 36


« Yanıtla #12 : 05 Aralık 2012, 18:44:26 »

Hangi ecdad  alevileri katleden,kürtleri oldüren.Farklı hiçbir sese dayanmayan,kendi çocuklarını öldürten.Kanla büyüyen ganimetle zenginleşen.Üretmeyen üretemeyen,avrupa sanayileşirken seyreden ...vay vay vay.Katliamlar imparatorluğu.
maksimus arkadaşa gerekli cevabı vermiş, teşekkürler.
yazdıklarınızdan nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğunuz ve bu görüşün nasıl kin ve nefrete dönüştüğü anlaşılıyor. Cehaletiniz de bu nefretinizden kaynaklanıyor. Osmanlı hiçbir zaman asimilasyon politikası gütmemiştir. Osmanlı kendi tebasının diline ve dinine karışmamış ve hoşgörü ile hüküm sürmüştür. Nitekim bu hoşgörü yüzünden özünü kaybetmeyen etnik unsurlar fransız ihtilalinden etkilenmiş ve milliyetçilik akımı ile bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Eğer osmanlı kürtleri ve diğer unsurları kesmiş olsaydı acaba bugün bu memlekette halen türkçe bilmeden anadiliyle yaşayan kürtler olurmuydu. Sayın hocam siz ve sizin gibilerin ecdadının osmanlı olmaması bizi ancak mutlu eder.
Kayıtlı
AKSUNGUR19
Uzman Üye
*****

Performans: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 202


With the name of GOD...


« Yanıtla #13 : 05 Aralık 2012, 19:01:29 »

Hangi ecdad  alevileri katleden,kürtleri oldüren.Farklı hiçbir sese dayanmayan,kendi çocuklarını öldürten.Kanla büyüyen ganimetle zenginleşen.Üretmeyen üretemeyen,avrupa sanayileşirken seyreden ...vay vay vay.Katliamlar imparatorluğu.
''Farklı hiçbir sese dayanamayan'' lafı (gafı) Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında öğretmenlik yapan (hele ki coğrafya öğretmenliği) size öncelikle etnik yapının tanımını yapmam gerektiğini düşündürdü bana. Onun için size açıklama yapma gereği duymadım.  Ancak unutmayın hala OSMANLI TOPRAKLARINDASINIZ...
Kayıtlı

Coğrafyam ve otomobilim hayatımdır...

Bize göre değil; siyaha beyaz, zalime pekala, yoksula olmaz demek
hamsin
Yeni üye
*

Performans: 29
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 42


« Yanıtla #14 : 05 Aralık 2012, 21:47:20 »

Bu bilim adamına göre ben cahilim. Kişinin şahsi görüşüdür. Saygı duyarım...!

Ben Yunus Emre görüşlüyüm.  İLİM ilim bilmektir. İLİM kendin bilmektir. Sen KENDİNİ bilmezsin. Ya nice okumaktır.

SEVGİLİLER SEVGİLİSİNİN böyle kişiler için buyurduğu gibi: ALLAH SELAMET VERSİN... (Amin)
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic