Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İklimle Rus ruleti oynuyoruz  (Okunma Sayısı 1380 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
aksaray1980
VIP Üye
******

Performans: 44
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 753


"Varlığımdaki yegane mükemmellik Türk olrk doğmdr'


« : 03 Şubat 2010, 10:21:06 »


the INDEPENDENT

Kopenhag'da lobiciler yüzünden en güçlü hükümetlerin tabancaya ilave mermiler sürdüğü bir Rus ruleti oynanıyor. Kentteki en akılcı güç, bu hükümetlerin diğer ülkeleri bir bütün olarak boğulmaya mahkûm etmeye kalkışmasına karşı seslerini yükselten protestoculardı

Johann HarI (Arşivi)


Kopenhag iklim zirvesi ilk bakışta Salvador Dali’nin fırçasından çıkma gerçeküstü bir tabloya benziyor. Güney Afrikalı Başpiskopos Desmont Tutu’yu gördüm; peşinde uzaylılar gibi giyinmiş bir grup Japon öğrenci, “Beni Liderine Götür” ve “Sizin Türünüz Deli mi?” yazılı pankartlar taşıyarak yürüyordu. Ondan önce siyahlara bürünmüş, sprey boyalar taşıyan bir grup öfkeli genç protestocu bana, atmosferin ne kadar karbondioksidi tehlikesiz biçimde emebileceğine dair istatistikler sıralamaya başladılar. Onlardan önce de polisin, inek kostümü giymiş pandomimci bir çifte saldırdığını gördüm; toynaklarıyla taş atmaktı suçları.
Fakat gerçeküstülük durumu bundan daha derine ve karanlık yerlere iniyor. Bella Merkezi’nin içinde, zengin dünyanın liderleri kendi biliminsanlarına inatla kulak tıkıyor ve iklimimizin ciddi biçimde istikrarsızlaşmasını önleyecek bir anlaşmayı imzalamayı reddediyor.

Kyoto iyice sakatlanacak
Bilimsel oybirliği, zengin dünyanın sera gazı salınımlarını 2020’de 1990’daki düzeylere göre yüzde 40 oranında azaltması gerektiğini gösteriyor; bu yapılırsa bile ‘geri dönüşü olmayan nokta’ya ulaşmaktan kaçınmamız için yüzde 50 şansımız var. O noktadan sonra dünyanın doğal süreçleri çökmeye başlayacak ve ısınma durdurulamaz hale gelecek.
Ne var ki İklim Analizleri adlı kuruluştaki biliminsanları hükümetlerimizin utanç verici biçimde yüzde 8 ila 12 arasında bir azaltım önerdiğini hesaplıyor - bütün boşlukları ve hesaplama hilelelerini işin içine kattığınızda bu, net yüzde 4’lük bir artış anlamına geliyor.
Hükümet müzakerecileri kapalı kapılar ardında, müzakerelerin biliminsanlarının güvenliğimiz için zaruri olduğunu söylediği türde bir anlaşmayla neticelenmesinin hiçbir yolu olmadığını kabul ediyor. Tam aksine, bu konferans Kyoto çerçevesini derinleştirip genişletmek şöyle dursun, onu sakatlayacak gibi görünüyor. Kyoto, salınımları ölçmek ve azaltmak yönünde hukuki bağlayıcılığı bulunan uluslararası bir çerçeve oluşturdu. Kyoto’nun gerektirdiği azaltımlar çok azdı ve bunu ihlal edenlere yönelik yaptırımlar acınası derecede zayıftı - fakat en azından bir başlangıçtı. Kyoto’nun mevcut aşamasının süresi 2012’de doluyor, fakat anlaşmanın mimarları anlaşmanın yapısının o tarihten sonra devralınıp genişletileceğine inanıyordu. Gelişmekte olan ülkeler de Kopenhag’da yapacaklarının bu olduğunu sanıyordu.
Fakat ABD on yıllar süren uzun müzakerelerin ardından kazanılan Kyoto altyapısının terk edilmesini ve yerine daha da zayıf bir gönüllü anlaşmanın konmasını öneriyor. Önerilerinde her ülke azaltımları ilan edecek ve paşa gönülleri nasıl isterse öyle uygulayacak. Ne ceza var ne yaptırım. Yani zirvenin merkezinde, gözaltına alınan ineklerden veya NASA’dan alıntıların yapıldığı tişörtlerden daha ilginç bir öneri var: İklimle Rus ruleti oynuyoruz ve en güçlü hükümetlerimiz tabancaya bir bir ilave mermiler sürüyor.
Kopenhag’daki bu hırgür düş kırıcı olduğu kadar umut verici de. Hükümetlerimiz ahlaki iflaslarını kanıtlıyor - fakat gerçekten küresel bir demokratik hareket onları rota değiştirmeye zorlayacak biçimde büyüyor. Kitlesel demokratik ajitasyon, hükümetleri önce ahlaki olmaya zorlayan tek güç; yine zorlaması gerekecek.
Burada adanmış eylemcilerden oluşan bir ordu toplanmış durumda ve bu utanç verici anlaşmaya karşı çıkmak için gerçek riskler almaya hazırlar. Cumartesi yapılan yürüyüş, tarihteki en küresel gösteriydi. ‘Gezegen B Yok’, ‘Doğayı Kurtarmak Banka Kurtarmaya Benzemez’ ve ‘İklimi Değil, Siyaseti Değiştirin’ yazılı pankartların altında dünyanın her ülkesinden insan var gibiydi. Kenyalı gençlik heyetinden Lawrence Muli bana şunları söylüyordu: “Kenya’da hatırladığımız en kötü kuraklığı yaşıyoruz. Mevsimler bizim anlamadığımız şekilde değişiyor. Ailem artık tahıl yetiştiremiyor, bu yüzden açız. Sessiz sedasız ölmeyeceğimizi haykırmak için buradayım.”

Asıl şiddeti liderler uyguluyor
Onun yanında Nepal’den Bhuwan Sambhu vardı ve kısa hayatında buzulların ciddi biçimde eridiğine tanık olmuştu. Onun hemen yanındaysa Mexico City’den Manuel Wiechers duruyordu ve onun da memleketi kaydedilmiş en ağır yağmurlarla yerle bir olmuştu. Manuel’in yanında da 76 yaşında bir Alman kadın, Utte Richter, şöyle diyordu: “Bu kararlar alınırken evde oturmak ahlaksızlık olurdu. Bu sistem yolun sonuna geldi ve
yeni bir dünya kurmak zorundayız.”
Bella Merkezi’nin koridorlarında aynı argümanlar duyuluyor; yoksul ülkelerin temsilcileri topraklarının büyük bölümünü kurutacak veya su altında bırakacak bir anlaşmayı reddediyor. Tuvalu hükümeti (yükselen deniz sularıyla çoktandır başı dertte olan rakımı düşük bir ada) soğukkanlılıkla, aynı zamanda büyük bir haysiyetle, karbon salınımıyla devam edebileceğimizi öne süren toplantıları keserek, bunun ‘hepimizin ölmesi’ anlamına geleceğine dikkat çekti. Gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu G77 bloğunun baş müzakerecisi Lumumba Di-Aping, gözyaşlarıyla anlatmaya çalışıyordu: “Siz eyleme geçmekten kaçındıkça, milyonlarca insanı tarif edilemez acılara mahkum ediyorsunuz. Hükümetleriniz iklim kuşkucuları gibi davranıyor. Küresel ısınmanın gerçek olduğuna gerçekten inanıyorlarsa, nasıl böyle yapabiliyorlar?”
Bugün, konferansın içindeki ve dışındaki bu iki protesto kanalı birleşecek. Bazı delegelerin görüşmeleri mide bulantısıyla terk etmesi bekleniyor. Onların mesajını destekleyen genç protestocular da içeri girmeye ve orada süregiden ihanete karşı tepkilerini dile getirmeye çalışacak. Elbette kirleten zenginlerin çıkarlarına hizmet eden küresel medyanın bazı kesimleri, hikâyeyi ‘vandallara’ ve ‘şiddet yüklü protestolara’ dönüştürmeye hevesli olacak. Kabul edilemez davranışlarda bulunan çok küçük bir protestocu azınlığı olabilir. Fakat gerçekte bu kentte iki tür vandalizm var. İlki kitlesel bir sivil itaatsizlik eyleminin parçası mahiyetinde birkaç dikenli telin kesilmesi. Bu, çok daha büyük bir vandalizme, doğal ortamımızın iflah olmaz derecede dar kafalı ve para müptelası liderlerce yok edilmesine karşı sembolik bir direniş çabası.

‘Ticaretiniz değil, iklimimiz’
Ülkeleri bir bütün olarak kasten boğulmaya mahkum etmek şiddet değil mi? Dünyanın en hayati tarım alanının
kuraklaşmasına, en değerli ırmaklarının kurumasına ve muazzam şiddette kasırgaların oluşmasına göz yummak vandalizm değil mi? Bunlar bir duvarı yıkmak ve bir teli kesmekten ölçülemez derecede daha kötü değil mi? Bu yıkım makinesine direniş, bu küçücük yıkım eylemini meşrulaştıramaz mı? Bunu yapan genç protestocular şu ana dek kentteki en aklı başında güç olduklarını kanıtladılar. Anlaşmada gedikler açan şirket lobicilerinin peşinin bırakılmayacağını ve nerede görülseler yüzlerine tükürüleceğini garanti altına aldılar. “Bu sizin ticaretiniz değil, bizim iklimimiz” diye bağırıyorlar.
Eylemcileri işittiğimde, Kanadalı doğa aşığı Farley Mowat’ın 1990’larda yazdığı bir şeyi hatırlıyorum: “Bu asrın son 30 yılı, insan türünün tarihi boyunca karşı karşıya geldiği en önemli iç çatışmanın patlak verişine sahne oldu. Bu kapitalizmle komünizm, ya da herhangi başka ‘izm’ler arasında bir mücadele değil. Bu yaşayan dünyayı yıkıma götürecek sömürü araçlarına ve iradesine sahip olanlarla, Yeni Juggernaut’un (önünde durulamayan ezici kötü güç) küçük gezegenimizi dümdüz etmesini önlemek yönünde can havliyle son bir teşebbüste bulunmak için bir araya gelenler arasında bir çatışma.”

Obama keşke ‘yeşil’ de olsaydı
Bu hafta küçük aklı başındalar çetesi biraz daha büyüdü ve çok daha küresel hale geldi. Bugün için o çete ekolojik
yıkımın güçleri karşısında çok zayıf ve Kopenhag’da akılcı bir anlaşmayı sağlamayı başaramayacağı açık. Fakat en başta küçük olan ve imkânsız hayaller kuran bütün o hareketleri düşünün. Martin Luther King’e, “Martin Loser (kaybeden) King diyorlardı; şimdi herkes onun haklı olduğunu söylüyor ve ABD’yi siyah bir başkan (keşke yeşil de olsaydı) yönetiyor.
Tutu’nun işaret ettiği gibi, Berlin Duvarı’nın asla yıkılmayacağını söylüyorlardı, apartheid asla sona ermez diyorlardı; şimdi de kömür ve petrole dayalı ekonomiden güneşe, rüzgara ve dalgalara dayalı ekonomiye geçemeyeceğimizi söylüyorlar. Fakat önceki protesto hareketlerinden farklı olarak, bunun nesiller boyunca hız kazanmasını bekleyemeyiz. Her bir ton karbon bizi iklimsel yıkım noktasına yaklaştırıyor. Bu insanlığın bir nesil içinde gerçekleştirmesi gereken bir sıçrama.
Yapılabileceğini biliyoruz. Gereken bilgiye ve ilme sahibiz. Bunu reddedersek (öylece durup birçok fosil yakıt şirketinin kârlarına kâr katmasına ve siyasetçilerimize rüşvet akıtmasına seyirci kalırsak), Kopenhag zirvenin en gerçeküstü sahnesi bu olacaktır.
Kayıtlı

Ben gelmedim dava için benim işim sevgi için... (y.E)
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic