Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bir Gazetecinin Gözüyle Coğrafi Bölgelerin Oluşturulma Nedenleri  (Okunma Sayısı 7687 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
kontinental
VIP Üye
******

Performans: 164
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 689



« : 21 Eylül 2010, 03:57:26 »


Bu yazıyı paylaşmamdaki tek neden, yazının içindeki coğrafi bölgelerle ilgili görüşlerin olmasıdır.

Yılmaz ÖZDİL


    
  

Çünkü, ilkokuldan beri zihnimize kazınmıştır. Ezbere.
Türkiye yedi bölgedir.
*
Peki, niye yedi bölgedir?
Niye sekiz değildir mesela?
Ya da altı, dokuz?
*
Akdeniz’i ele alalım...
Akdeniz diye ayrı bi bölgemiz var ama, Akdeniz Valisi yok, o halde niye Akdeniz diye ayrı bi bölgemiz var? Akdeniz diye özel lakap takmasaydık, ne olacaktı yani, oralarımız var olmamış mı olacaktı?
*
İklim, bitki örtüsü, coğrafi konum filansa eğer... Denizli’ye Afyon mu daha çok benzer, Balıkesir mi? Neden Afyon Ege’dedir de, Balıkesir Marmara’dadır? Denize kıyıysa mesele, Bilecik niye Marmara’da, kıyısı mı var? Ege sahilinde midir Uşak? Tokat ve Çorum neden Karadeniz’dedir? Onlar Karadeniz’e dahilse, Çankırı neden İç Anadolu’ya dahildir? Eskişehir ile Kütahya’nın farkı nedir ki, farklı bölgelerdedir?
*
Hiç sormayız kendimize...
Öyle dendiği için, öyle kabul ederiz.
*
Çünkü...
Mustafa Kemal öldükten sonra, 1941’de, Birinci Coğrafya Kongresi’ni topladılar. Saygın coğrafyacılarımız masaya oturmaya hazırlanıyordu ki, Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD’den “biz bu işleri iyi biliriz, tecrübeliyiz, yardımcı olalım” teklifi geldi... E iyi niyetle yardımcı olmaya gayret eden bu ülkelere “hayır” denmedi tabii, “buyrun, yardımcı olun” dendi.
*
Profesörler gönderdiler.
Bi yardımcı oldular...
Türkiye yedi bölge!
*
Hesapta “üniter devlet”in haritası çizilecekti, el âlemin yardımını yardım zannettiler, kaş yapalım derken, göz çıkardılar, oturup, memleketi güzel güzel yediye böldüler... Lego gibi.
*
Parçalar boyandı...
Yerlerine tak’ıldı.
Aynı’lıklar değil, ayrı’lıklar benimsetildi.
Sök’meye hazır hale getirildi.
*
Bilmiyorum, “nerden çıktı bu demokratik özerklik” meselesini yeterince açık anlatabildim mi!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15827552.asp?yazarid=249&gid=61
Kayıtlı
bakı1453
VIP Üye
******

Performans: 62
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1619



« Yanıtla #1 : 21 Eylül 2010, 04:58:49 »

Hakkatten merak ettim şimdi neden Atatürk zamanın değilde o öldükten sonra yapıldı bu iş?

Bi de aklıma geldi.Üniversite yıllarında Rauf Denktaş bi konferans için okulumza gelmişti.Şöyle bir şey söylediğini hatırlıyorum.Bir Arap atasözü derki:Denizin altında iki balık kavga ediyorsa bunda mutlaka ingiliz parmağı vardır. (tabi bu coğrafya kongresinde parmak daha fazla)

Eğer bu coğrafya kongresinde yabacıların katılımı varsa biraz düşünmek lazım.Ama adamlar bu işte profosyenel yardımcı olmuşlar canım!
Kayıtlı

Medeniyet söküp atmaksa baştaki bağı,
Sizden daha medeni Afrika yamyamları.
Eğer medeniyet açmaksa bedeni,
Desenize hayvanlar sizden daha medeni. M.AKİF ERSOY
özlem1
Uzman Üye
*****

Performans: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 291



« Yanıtla #2 : 21 Eylül 2010, 09:24:32 »

 BİR COĞRAFYACI OLARAK BÖLGE İŞLERİNE GİRMEYELİM DERİM....
Kayıtlı
geomaster
Uzman Üye
*****

Performans: 69
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 416



Site
« Yanıtla #3 : 21 Eylül 2010, 09:51:29 »

Çok saçma buluyorum bu yazıyı arkadaşlar. Eline kalemi alanı dili uzun olanı yazar yapmışlar zamanında şimdi o zamanların  mirasını yiyorlar. Hepimiz coğrafyacıyız sizde biliyorsunuz ki ülkemizi coğrafi bölgelere bölsek yine bu çizime yakın veriler elde ederdik. Aksiyon dergisinin 1996 yılı sayısında bu konu detaylı olarak ele alınmıştı. (Bkz. http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/newsDetail_getNewsById.action?sectionId=26&newsId=1278 ) Bazı yanlış tespitleri biz de yapabiliyoruz ama zamanın şartlarında bu çok acele yapılmış bir eksik giderme operasyonuydu. Herşeyi köşe yazısını doldurmak için yok dış mihrak yok emperyalist gücler v.s bağlanmasından bıktık açıkçası. Sevgili yazarımız da bu sefer benim alanıma girmiş. Gitsin başka kapıya. Kusura bakmayın sinirlendim biraz.
Kayıtlı

Fahrettin ASPİRİN
megane
Uzman Üye
*****

Performans: 31
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 288



« Yanıtla #4 : 21 Eylül 2010, 10:43:08 »

Bölgeleri iyi anlatamamışız ya da arkadaş iyi anlamamış...
Neden bölgeler bir ayrışma nedeni olsun ki?
Soru basit aslında
"eger coğrafya kongresi hiç toplanmamış olsa ve Türkiye Bölgelere ayrılmasaydı şuanki sorunlarımız olmaz mıydı?"
Coğrafya bir durum tespitidir, varolan bir olguyu ortaya koyar...

Bunu neden bu şekilde alğılıyor yazar anlamadım...
Kayıtlı

Ne olursan ol kendin ol, özgün ol.. MEGANE II HB
neojen
Yeni üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 23


« Yanıtla #5 : 22 Eylül 2010, 19:01:19 »

Bir ülkenin coğrafi bölgelere ayrılması vatandaşların ülkenin coğrafi özelliklerini daha iyi anlayabilmesi için gereklidir.Ülkesini tanıyan insanlardan oluşan millette üniter devlet yapısının teminatı olur.Öte yandan bazı hataları ortadan kaldırmak için  modern coğrafi yaklaşıma uygun bir bölge çizimi yapılması yerinde olacaktır.
Kayıtlı
metin2121
Yeni Üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 3


« Yanıtla #6 : 22 Eylül 2010, 19:22:57 »

her halde abd'ninde farklı eyaletlere ayrılmasınıda bizimkiler sağlamıştır. amacımızda abd'yi bölmektir. hangi çağda yaşıyoruz. ismet inönünün cumhurbaşkanı ve hasan ali yücel'in meb olduğu dönemden bahsediyorsunuz.
Kayıtlı
efe_samil
Yeni Üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


« Yanıtla #7 : 22 Eylül 2010, 20:05:45 »

Herşeyden önce 1941 yılı II. Dünya savaşının nerdeyse tam ortası. Birbirleriyle savaşan bu ülkelerin, savaşa ara verip, bizim coğrafyacılardan birkaçını yollayalım da Türkiye'yi coğrafi bölgeler safsatasıyla bölelim diye düşünecek halleri yok herhalde. Kaldı ki o yıllarda birçok bilim adamı savaştan kaçarak başka ülkelere gitmiştir. İçlerinde ülkemize  gelenlerde vardır. Hatta Ankara üni. ve İstanbul Üni. başta olmak üzere ders bile vermişlerdir. İçlerinde coğrafyacılarda vardır. I. Türk Coğrafya kongresine katılanlar da bunlardan oluşmaktadır.
Kaldı ki sınırlar tespit edilirken, bu sınırların kesin olmadığı değiştirilebileceği notu da düşülmüştür.
İşin özü at gözlüğünü çıkarıp az tarih, az coğrafya bilmek böyle bir yazıyı yazmamak için yeterli olurdu!..
Kayıtlı
kt
VIP Üye
******

Performans: 649
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3775



« Yanıtla #8 : 22 Eylül 2010, 21:18:09 »

geomaster , megane , neojen , metin2121 , efe_samil  nikli arkadaşlardan sonra bana yazacak bir şey kalmamış...
Kayıtlı

Dünyayı güzellik kurtaracak...
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #9 : 23 Eylül 2010, 20:47:20 »

Değerli Coğrafyacilar,

Kurumumuzun eski Yönetim Kurulu Başkanlarından İ.Ü. Cografya Bölümü Türkiye Cografyasi Anabilim Dali emekli Ögretim Üyesi Prof. Dr. Metin Tuncel'in, Yılmaz Özdil'in 21 Eylül 2010 tarihinde Hürriyet Gazetesinde çıkan " Devletin ayrilmaz bütünlügü filan..." başlıklı köşe yazisina atfen göndermiş olduğu mektubu aşağıda görebilirsiniz.

Saygılarımızla.

Mesut Suzer
Turk Cografya Kurumu
Genel Sekreteri

Sayın Özdil,

Ben yazılarınızı muntazam olarak izleyen ve bu yazılardan çok zevk alan bir okuyucunuzum. Sadece ben değil, bütün aile fertlerimiz sizin köşe yazılarınızı sabırsızlıkla bekler, çok ince ve çok zekice espriler içeren bu yazıları büyük keyif alarak okurlar.

Yalnız 21 Eylül 2010 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki “Devletin Ayrılmaz Bütünlüğü Filan...” başlıklı köşe yazınız, benim gibi ömrünün yarım yüzyıldan fazlasını Türkiye’deki “Coğrafi Bölgeler”, onların alt birimleri olan “bölümler” (21 adet) ve “bölümlerin” ayrıldığı “yöreler” (sayısı 80’e yakın) üzerinde düşünen, bu konularda ders okutan, söz konusu birimleri adım adım dolaşan bir üniversite öğretim üyesini şaşırtmadı diyemem.

Söz konusu 7 bölge, sizinde değindiğiniz gibi, 1941’de Ankara’da toplanan 1. Coğrafya Kongresinin uzun sürmüş akademik karakterli tartışmalarından sonra kabul edilmiş ve sınırları çizilmiştir. İzninizle bu çok önemli coğrafya kongresi üzerinde biraz durmak istiyorum: Kongre 6 Haziran 1941 Cuma günü saat 14.00’te başlamış ve tam 2 hafta sürmüştür. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Ali Yücel’in konuşması ile başlayan kongre 15 gün sonra gene bu büyük kültür adamının konuşması ile kapanmıştır. Bundan sonra yapılan hiçbir coğrafya kongresi bu kadar uzun sürmemiş ve bu Birinci Kongrede olduğu gibi Milli Eğitim Bakanı’nın konuşması ile açılıp kapanmamıştır (zaten bu kongrenin toplanmasını isteyen de merhum Hasan Ali Bey’dir). Bu kongreyi daha sonra gerçekleştirilen kongrelerden ayıran bir başka özellik de 20.06.1941 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Sayın İsmet İnönü tarafından ziyaret edilmesi ve çalışmalar hakkında bilgi almasıdır (ekte size gönderdiğim fotoğrafta merhum İsmet Paşa’ya, kongrede çok etkin rol oynayan rahmetli hocam Ord. Prof. Dr. Besim Darkot tarafından Türkiye haritası başında bilgi sunulması görülmektedir).


İşte, Cumhurbaşkanı ve Milli Eğitim Bakanı tarafından özel ilgi ile izlenen ve desteklenen bu çok özel kongreye hiçbir zaman ideoloji hakim olmamış, sadece seçkin bilim adamları tarafından eğitim amaçlı ve akademik karakterli öneriler sunulmuştur.


Sizin köşe yazınızda sözünü ettiğiniz “Almanya, Fransa, İngiltere ve A.B.D.’den” gelen profesörlerin kongreye ve çalışmalarına ve bu arada Türkiye’nin yedi bölgeye ayrılmasına yardımcı olmaları söz konusu olmamıştır ve bu ülkelerden gelen profesörler de bulunmamaktadır . Zira, bu kongre çalışmalarına, bir istisna dışında, davet edilenlerin hepsi Türk’tür. O bir istisna da Alman coğrafyacısı (Berlin Üniversitesi. Coğrafya Profesörü) Herbert Louis’dir. Fakat Prof. Louis Almanya’dan davet edilmemiştir. O tarihte zaten 2 yıldan beri Türkiye’de bulunmaktaydı ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Coğrafya Bölümünün hocalarından biriydi. Bir başka ecnebi coğrafyacı daha kongreye davet edilmişti. (Alexander Rustov) Bu profesör de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde birkaç yıldan beri ders veren yani bir süreden beri görevli olarak Türkiye’de bulunan bir öğretim üyesi idi. Fakat Alexander Rustov, “mazereti nedeniyle” kongreye katılmamıştır. (Bakınız: Birinci Coğrafya Kongresi Kitabı, Ankara 1941 sayfa:10’daki dipnot)


Kongreye katılan tek ecnebi profesör olan Louis gerçi kongreye Türkiye coğrafyası ve Türkiye’nin coğrafi bölgeleri hakkında geniş bir rapor sunmuştu. (Bakınız: Birinci Coğrafya Kongresi Kitabı, Ankara 1941 sayfa:173-228). O yıl coğrafya bölümünü bitiren Sırrı Erinç (sonradan Prof. Dr. Sırrı Erinç) tarafından Almanca’dan Türkçe’ye çevrilen bu rapor çoğaltılarak kongre üyelerine dağıtılmıştı. İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinin bu rapora karşı yer yer sert eleştiriler içeren (aynı kitap s:229-250) raporu da okunarak uzun tartışmalara girişildi. Ayrıca kongrenin Türkiye coğrafyası komisyonun raportörlüğünü üslenen merhum hocam Prof. Dr. Besim Darkot’un da Louis’nin raporu üzerinde çok sert eleştirileri oldu ve Louis’nin önermiş olduğu bölge taksimatı ve bölge isimleri hiçbir zaman benimsenmedi.

Türkiye’nin yedi bölgeye ayrılmasında Türkiye’nin dikdörtgen biçiminde oluşu, üç yandan denizlerle çevrilmiş olması, uzun kenarları boyunca kıyıya paralel uzanan dağ sıralarının bulunuşu, bu dağların yüksek ama az engebeli olan orta kesimini (İç Anadolu) deniz etkisinden ayırması, bu yüzden kıyı kesimi ile iç kesimler arasında iklim, doğal bitki örtüsü, tarım ürünlerinin dağılışı ve böyle bir yapının ulaşım sistemlerine ve konut tiplerine etkisi vb. gibi coğrafi etkenler, adı geçen kongrenin çalışmalarında göz önünde tutulmuş ve Türkiye’de 4 kenar bölge ile 3 iç bölgenin ayırt edilmesi mümkün olmuştur.
Yedi bölgeden ilk dördüne komşu olduğu denizin adı verildi (Karadeniz Bölgesi, Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi). Öbür üçü de Anadolu içindeki yerlerine göre adlandırılmıştır (İç Anadolu Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi). Bu da göstermektedir ki, bölgelerin ayrılmasında olduğu gibi adlandırılmasında da başka etkenler değil de tamamen coğrafi özellikler dikkate alınmıştır.


Kenar bölgelerin alanı belirlenirken, bunları kenar dağlarının birbirine paralel sıralarından denize en yakın olanının doruk çizgisi ile sınırlandırmak yerine bu sıraların en içeride olanını da kenar bölgeye dahil etmek uygun görülmüştür. Çünkü coğrafi bölge sınırı çizilirken genellikle doruk çizgisi esas alınamamakta, dağ kütleri yada sırası bütün olarak bir bölgede bırakılıp, sınır çizgisi yamaçların biri önünden, daha doğrusu bu yamaç boyunca uzanan yoğun yerleşme şeridinin hemen üstünden geçirilmekte, böylece dağ kütlesi ile yoğun yerleşme şeridinin iki farklı bölgede kalması sağlanmaktadır.
İşte bu coğrafi özellikler dikkate alınarak çizilen sınırlar sizin Tokat neden Karadeniz Bölgesi’nde de Çankırı İç Anadolu’da sorunuza cevap verebilmektedir. Zira Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz Bölümünde, Kuzey Anadolu Dağları yüksekliklerini kaybederek deniz etkisinin içerilere doğru çok daha fazla sokulmasını sağlar. Bu nedenle Karadeniz Bölgesinin Tokat’ı da içine alan orta bölümü İç Anadolu’ya doğru aynı bölgenin Doğu ve Batı Karadeniz bölümlerine göre daha fazla genişlik kazanır. Bu nedenle Karadeniz Bölgesini İç Anadolu’dan ayıran sınır çizgisini Zile’nin güneyindeki Deveci Dağlarından geçiriyoruz. Halbuki Batı Karadeniz Bölümünde Kuzey Anadolu Dağları yeniden yükseklik kazandığı için deniz etkisi Orta Karadeniz Bölümünde olduğu kadar içeriye sokulamamakta, bu nedenle Batı Karadeniz Dağlanın üçüncü sırasını oluşturan Köroğlu Dağlarından geçen sınır, Çankırı şehrini Karadeniz bölgesi dışında sayarak İç Anadolu Bölgesine bırakmaktadır. Burada hatırlanması gereken bir nokta da bölge sınırlarının il sınırlarına tam olarak uymamasıdır. Örneğin Köroğlu Dağlarından geçtiğini söylediğimiz sınır, Çankırı ilinin merkezi olan Çankırı şehrini İç Anadolu’da bıraktığı halde, Çankırı ili sınırları içinde bulunan Çerkeş, Ilgaz, Kurşunlu gibi ilçeleri Karadeniz Bölgesi’nde bırakmaktadır.

İşte gördüğünüz gibi 1941 yılında gerçekleştirilen Birinci Coğrafya kongresinde tamamen coğrafi biliminin kriterlerine göre düzenlenen coğrafi bölgeler bugün de güncelliğini korumaktadır.


Bu konu ile ilgili açıklamalarıma köşenizde yer vereceğinizi ümit ederek yazılarınızı zevkle okumaya devam edeceğim.

Prof. Dr. Metin TUNCEL
İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü Türkiye Coğrafyası Anabilim Dalı
Emekli Öğretim Üyesi
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
zeybek43
Uzman Üye
*****

Performans: 34
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 220



« Yanıtla #10 : 23 Eylül 2010, 22:03:35 »

yılmaz özdil'e mükemmel bir cevap olmuş..morarmışmıdır bilmem ama birc oğrafyacı orak hocamızın yazdıklarında müthiş zevk adlım..ülkeyi şu yada bu şekilde bölmek isteyen zihniyete iyi bir cevap olmuş..yılmaz özdil aslında eleştirirken bilinçaltında yatanları yazmış....bu ülke öyle basit bölünrbilecek kadar küçük bir ülke değil.....kimse cesaret biel edemez....
Kayıtlı
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #11 : 27 Eylül 2010, 14:33:49 »

Değerli Coğrafyacilar,
Türk Coğrafya Kurumu Dergisi Editörü Prof. Dr.Sedat Avcı'nın Yılmaz Özdil'in 21 Eylül 2010 tarihinde Hürriyet Gazetesinde çıkan " Devletin ayrilmaz bütünlügü filan..." başlıklı köşe yazisina atfen göndermiş olduğu mektubar aşağıda ki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Saygılarımızla.
 
http://tck.org.tr/pdf/pdf_1285594484.pdf

 
    Mesut Suzer
Turk Cografya Kurumu
     Genel Sekreteri
     www.tck.org.tr


Sayın Yılmaz Özdil,
Hürriyet Gazetesi’nin 21 Eylül 2010 tarihli nüshasında yer alan köşe yazınızda “coğrafî bölgeler” ile ilgili belirttiğiniz görüşleriniz gerçekler ile örtüşmediği için bu görüşlerinize katılmadığımı, ortaya çıkacak yanlış anlaşılmaları düzeltmek gerektiği, bunu da en iyi sizin yapabileceğiniz düşüncesi ile aşağıdaki yazıyı kaleme aldığımı belirterek cümlelerime başlamak istiyorum. Yazılarınızda gerçekleri tüm çıplaklığı ile anlatmaya gösterdiğiniz özen, okuyanı kavrayan ve içine alan yazı tarzınız ile tiryakisi olduğumuz
yazarlar arasında bulunduğunuzu belirtmeden geçemeyeceğim. Ancak coğrafî bölgeler hakkındaki yazınızda yer alan bu bilgileri hangi kaynaklardan edindiğinizi bir coğrafyacı olarak anlamak mümkün olmamıştır. Ekte size “Birinci Coğrafya Kongresi – Raporlar,
Müzakereler, Kararlar” başlıklı kitabı, Türkiye’nin coğrafî bölgelerinin belirlenmesinde büyük emek harcayan coğrafyacılardan Prof. Dr. Besim Darkot’un hakkında yazılmış iki yazıyı (TUNCEL, 1991 ve TUNCEL, 1992), kongreye katılan tek yabancı olan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Coğrafya Bölümü kurucularından Herbert Louis’nin Türkiye’nin coğrafî bölgeleri hakkında düşüncelerinin de değerlendirildiği bir makaleyi (SÖZER, 1993) gönderiyorum. Coğrafyacı olarak itirazımı maddeler halinde kısaca ifade etmeye özen gösterdim. Konu ile ilgili ayrıntılar için de ilgili metine atıfta bulundum.
Umarım bu konuda önce sizi ikna edebilirim, sonra siz de okuyucularınızı ... Bu hatanın ancak böyle telafi edilebileceği
inancındayım.
Göstereceğiz ilgiye şimdiden teşekkür eder, saygılar sunarım.
Prof. Dr. Sedat Avcı
24.09.2010


Türk Coğrafya Kongresi neden toplandı?
Kongrenin toplanma amacı;
a-müfredat programları,
b-coğrafya terimleri ve coğrafî isimlerin yazılması,
c-coğrafya ders kitapları
d-Türkiye coğrafyasının ana hatları ve yerlerin adlandırılmasıdır.
Coğrafi Bölge ayırımını yabancılar mı yaptı?
Komisyonlar coğrafya akademisyeleri ile öğretmenler dışında farklı bakanlık ve kuruluşların temsilcilerinden oluşmuştur. Bunların bir listesi (TCK, ty: 256-257) ve komisyonlarda görev alanlar (TCK, ty: 9-11) kongre tutanaklarında yer almaktadır. Komisyonlarda yer alan iki yabancıdan biri İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alexander Rüstow (mazereti
nedeniyle katılmamıştır), diğeri ise Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü kurucularından Prof. Dr. Herbert Louis’dir. Yazıda belirtilen “Almanya, Fransa, İngiltere ve ABD’den “biz bu işleri iyi biliriz, tecrübeliyiz, yardımcı olalım” teklifi geldi ... E iyi niyetle yardımcı olmaya gayret eden bu ülkelere “hayır” denmedi tabii, “buyurun yardımcı olun” dendi” ifadesinin nereden kaynaklandığı
bilinmemektedir. Buna karşılık Herbert Louis’nin Türkiye’nin coğrafî bölgelerinin belirlenmesine yönelik bir öneride bulunduğu, ancak bilimsel nedenlerle bunun kabul edilmediği, komisyonun farklı bir çalışma ile sonuç raporu hazırladığı bilinmektedir. Louis, daha sonra yayınlanan bir kitabında (LOUIS, 1985) bu önerisini yenilemiştir. Buna göre Louis, orografik özellikleri göz
önünde bulundurarak 10 coğrafi bölge ayırmaktadır. Bu bölgelerin oluşturulmasında orografik özelliklerin dışında diğer fizikî coğrafya özellikleri ile beşerî ve iktisadî coğrafya özelliklerine yer verilmemiştir. (SÖZER, 1993: 7). Louis’nin hazırladığı harita Sözer, 1993’ün ekinde yer almaktadır.
Neden coğrafî bölgeleri ayrımına gerek duyulmuştur?
Bir bütünün kolaylıkla anlaşılması için bütünü oluşturulan parçaların detaylı olarak incelenmesi, öğretilmesi ve anlaşılması temel eğitim yöntemlerinden biridir. Türkiye, bulunduğu konuma bağlı olarak fizikî, sosyal ve ekonomik koşullar nedeniyle farklı özellikler gösterir. Bir bütün olarak ele alındığında farklılıkların nedenlerinin anlaşılması mümkün değildir. Bunun yerine farklılıkların
daha az olduğu küçük ünitelerin incelenmesi, buradan bütüne ulaşılması (=tümevarım) pedagojik açıdan uygun bir yöntem kabul edilmektedir. Bu yöntem ile biz aynı zamanda “Dünya”yı da ele alıyor, öğrencilere anlatıyoruz. Avrupa kıtası, Afrika kıtası, vb olarak yapılan bir ayırım ile dünyayı da bölmüş oluyor muyuz? Yine aynı şekilde bir Avrupa ülkesini anlatırken de bu yöntemi
kullanıyoruz. O zaman bunları da sorgulamak gerekmez mi?
Bölgelerin sınırlarının belirlenmesinde hangi kriterler söz konusudur?
Bir bölge, benzer özellik gösteren yerleri tanımlar, sınırları ise farklılıklara bağlı olarak belirlenir. Coğrafî bölgeler, idari veya siyasi sınırlar olmadığı gibi, bir akarsu veya bir jeolojik havza da değildir. Bir bölgenin oluşumunda sadece jeolojik, klimatolojik, hidrografik özellikleri değil,  yerleşme şeklinde, yapı biçimine, hakim ekonomik faaliyetlerden yaşam şekillerine kadar değişen
tüm “coğrafî elemanlar” göz önünde bulundurulur. Bu nedenle zaman için özellikle beşerî ve ekonomik koşullarda ortaya çıkan değişimler coğrafî sınırların değiştirilmesi için haklı ve geçerli nedenlerin ortaya çıkmasına yol açabilir. Ancak bunun kabul edilebilmesi ortak bir kanının oluşmasını gerektirir. Böyle bir değişikliğin getireceği yarar ile yapılmamasının neden olacağı
eksiklik karşılaştırıldığında genel olarak büyük bir farkın olmayacağı görüşü coğrafyacılarda hakimdir. Bu açıdan ele alındığında yazınızdaki “Aynı’lıklar değil, ayrı’lıklar benimsetildi” ifadenize katılmak mümkün değildir.
1941 yılında ilk başta bugün “bölge” olarak tanımladığımız birim “mıntaka”, “bölüm” olarak tanımladığımız birim “bölge”, “yöre” olarak tanımladığımız yerler ise “tali bölge” olarak ifade edilmiştir. Bir bütünün parçaları olduğunu göz önüne alırsak sadece 7 bölgeden değil, bunların detaylandırıldığı 21 bölümden söz etmek daha doğrudur. Bu yazının farklı yerlerinde de belirtildiği gibi bu ünitelerin ayırımında coğrafi kriterler esastır. Bir bölge ile diğer bölge arasında kesin bir sınırdan, bir çizgiden söz etmek mümkün değildir. Bu sınır genişliği değişen bir geçiş alanı ile belirlenmiştir. Bu geçiş alanında bir bölgenin tanıtıcı özellikleri silikleşirken diğer bölgenin özellikleri daha belirgin hale gelir. Bu nedenle coğrafî bölgelerin sınırları bugün dahi kesin sınır olarak kabul edilmez. Zaman zaman bu konuda coğrafyacılar tarafından çeşitli düzeltme önerileri getirilmiş olsa da (bu öneriler oldukça haklı ve geçerli nedenlere dayanabilmektedir), genel kabul görmediği için 1941’deki sınırlar uygulanmaya devam etmektedir.
Her kurum veya kuruluş kendi amacına uygun olarak hizmet bölgeleri oluşturabilmektedir (DSİ, Karayollar vb kuruluşların kendi hizmet bölgeleri bu kapsamdadır). Coğrafyanın hayatın içinde yer alması ve uygulanabilir bir bilim olması nedeniyle bilimsel olarak yapılan bu bölümleme günlük hayata girmiş (meteoroloji haberlerinde olduğu gibi) ve kullanılır olmuştur.
Türkiye’nin coğrafî bölgelerinin sınırları nasıl belirlenmiştir? Nasıl isimlendirilmiştir?
Coğrafî bölgeler açısından ele aldığımızda iki büyük bölge ayırt edilebilir: Kıyı bölgeleri, iç bölgeler (Bazı üniversitelerde Türkiye Coğrafî Bölgeleri dersleri bu iki başlık altında ele alınmaktadır). Kıyı bölgeleri içinde Karadeniz Bölgesi, Kıyı Dağları adını verdiğimiz, birinci dağ sırası ile sınırlandırılabilir. Bu dağ sırasının güneyinde paralel olarak uzanan vadilerin özellikleri,
dağların kuzey yamaçlarına hiç benzemez. Keza Karadeniz Bölgesi olarak tanımladığımız bölgenin doğusu (Doğu Karadeniz Bölümü) ile batısı (Batı Karadeniz Bölümü) da birbirinden farklıdır. Arasında da bir geçiş özelliği taşıyan farklı bir alan bulunmaktadır (Orta Karadeniz Bölümü). Benzer şekilde Ege Bölgesi’nin kıyı kesimin coğrafî özellikleri ile Kütahya, Uşak, Afyon, Denizli illerinin yer aldığı nispeten yüksek kesim (İçbatı Anadolu Bölümü) özellikleri açısından birbirine benzemez. İç Batı Anadolu Bölümü, daha doğusunda yer alan İç Anadolu ile bazı benzerlikler gösterirse de İç Anadolu Bölgesinin genel özelliklerini yansıtmaz. Son olarak İç Anadolu Bölgesinden Doğu Anadolu Bölgesine Tahtalı dağları, Binboğa dağları, Uzun Yayla yöresi gibi
nispeten yüksek bir eşik ile geçilir. Güneydoğu Toroslar ortalama yükseltisi 2000 metreyi aşan Doğu Anadolu’yu, güneyindeki ova ve plato dizilerinden ayırır. Buradaki coğrafî özellikler (fiziki, beşeri ve ekonomik), Doğu Anadolu’nun özellikleri ile benzerlik taşımaz. Bölge sınırlarının belirlenmesi, kongreye katılan coğrafyacıların yıllardır arazide yaptıkları gözlemleri paylaşmaları
ve müzakere etmeleri ile oluşmuştur. Kenar bölgeler iç bölgelere nazaran çok dar şeritler halinde uzandığı için, geçiş alanları kıyı
bölgelerine dahil edilmiş, coğrafî bölge sınırları buna göre belirlenmiştir. İsimlendirme kıyı bölgelerinde komşusu olduğu denize göre yapılmış, iç bölgeler ise bulunduğu konuma göre tanımlama yapılmıştır (İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu). İsimlendirmede tarihsel veya etnik özellikler kullanılmamış, coğrafî isimlendirme esas alınmıştır. Bölge sınırlarının belirlenmesi ve isimlendirilmesine ilişkin genel kabul, eğitimde de bir birliğin oluşmasını sağlamıştır. Aynı zamanda bu, hedeflerden birisini de oluşturmaktadır (TCK, ty: 76- 77).
“Akdeniz diye ayrı bir bölgemiz var ama, Akdeniz Valisi yok ...”
Kongre bir coğrafya kongresidir. Yapılan çalışmalar sonucunda coğrafî bölgeler belirlenmiştir. Bölge sınırları idari sınırlar ile uyuşmaz. Osmanlı döneminden beri idari sınırların belirlenmesinde hidrografi havzaları esas alan “akar bakara göre sınırın çizilmesi” ilkesi genel olarak uygulanmıştır. Ancak bazı idari sınırların belirlenmesinde siyasi nedenlerle bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bu açıdan ele alındığında idari birimlerin (il, ilçe vb) sınırları ile belirlenen coğrafî sınırların birbiri ile uyumsuz olduğu bilinmektedir. Coğrafî bölgeler bilimsel amaçlı bir ayırım olması nedeniyle idari bir birimi ifade etmez. Dolayısıyla da “valisi” veya başka bir yöneticisi olamaz. Coğrafî sınırlar ile idari sınırların uyumsuz olması, istatistikî verilerin coğrafî çalışmalarda
kullanılmasında sorunlara yol açmaktadır. Bu sorunlar daha küçük yönetim birimlerinin verilerinin kullanılması veya anket, gözlem veya mülakat teknikleri ile bilgi toplanılarak giderilmeye çalışılmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu, Avrupa Birliği’nin Bölgesel İstatistik Sistemine’ne uyarak Türkiye’yi 12 Bölge ve 26 altbölgeye ayırmış, ayırımda idari sınırları kriter olarak almıştır. Bu ayırım da coğrafî değil, istatistikî verilerin toplanması, değerlendirilmesi için oluşturulmuş bölgeleri ifade etmektedir.
Birinci Coğrafya Kongresinde başka hangi kararlar alındı?
Toplantıda alınan kararlardan biri de yerlerin adlandırılmasıdır. Dağ, ova, yayla, akarsu vb yerlerin isimlerinin farklı kaynaklarda değişik şekilde kullanılması, hatta farklı yazılışlar ile gösterilmesinin bir kargaşa yarattığının görülmesi üzerine bir ortak isimlendirmeyi sağlayacak çalışma gerçekleştirilmiştir. Yapılan isimlendirmede antik döneme ait ifadelere veya etnik
farklılıkları tanımlayan kelimelere yer verilmemiştir. Bu kongrenin bilimsel yönüne işaret etmektedir.

KAYNAKLAR:
LOUIS, H. (1985). Landeskunde der Turkei: Vornehmlich aufgrund eigener Reisen. Stuttgart:
Steiner Franz Verlag.
SÖZER, A.N. (1993). “Herbert Louis’nin “Landeskunde Der Turkei” adlı yapıtı üzerine bazı
düşünce ve notlar”. Ege Coğrafya Dergisi 7: 1-12.
TCK, ty. Birinci Coğrafya Kongresi (6-21 Haziran 1941)– Raporlar, Müzakereler, Kararlar. T.C.
Maarif Vekilliği.
TUNCEL, M. (1991). “Ord. Prof. Dr. Besim Darkot: Hayatı ve Türkiye Coğrafyasına Katkıları”.
Coğrafya Araştırmaları 3: 1-13.
TUNCEL, M. (1992). “Coğrafya Dolu Bir Hayat: Ord. Prof. Dr. Besim Darkot”. Türk Coğrafya
Dergisi 27: 1-14.
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
cepni5265
Üye
**

Performans: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 84


« Yanıtla #12 : 02 Ekim 2010, 15:26:05 »

bölge sınırları tespit edilirken fiziki ve beşeri şartlar dikkate alındıysa eğer 1940 daki beşeri şartlar ile bugünkü arasında fark yokmu?değişen bşeri coğrafya şartları dikkate alınarak bölge sınırlarında bazı değişiklikler yapılamaz mı?
Kayıtlı
ERD
Deneyimli Üye
****

Performans: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 181



« Yanıtla #13 : 06 Ekim 2010, 12:49:54 »

sayın geomaster aksiyon coğrafya bilim dergisi midir? acaba! bu konuda kaynak gösteriyorsunuz. Biz coğrafyacılar 1. coğrafya kongresinin toplanma koşullarını,alınan  kararları ve sonuçlarını biliyoruz zaten, bu sınırların o dönemin koşullarında oldukça iyi olduğunu, ağırlıklı olarak yer şekillerinin ve iklim koşullarının baz alındığını, çok az bazı alanlarda beşeri etkilerin göz önüne alındığını öğrendik ve öğretiyoruz. sayın Özdil de bu konuda kendi düşüncelerini ortaya koyan bir yazı yazmış, ben sayın Özdil'in yazılarını zevkle okuyan bir coğrafyacı olarak bu yazısının hiç bir kısmına katılmadım. mesut Süzer hocamız da zaten gerekli açıklamaları yapmış. zeybek43 hocam morarma sözünü de size yakıştıramadım.
Kayıtlı
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #14 : 06 Ekim 2010, 19:48:25 »

sayın geomaster aksiyon coğrafya bilim dergisi midir? acaba! bu konuda kaynak gösteriyorsunuz. Biz coğrafyacılar 1. coğrafya kongresinin toplanma koşullarını,alınan  kararları ve sonuçlarını biliyoruz zaten, bu sınırların o dönemin koşullarında oldukça iyi olduğunu, ağırlıklı olarak yer şekillerinin ve iklim koşullarının baz alındığını, çok az bazı alanlarda beşeri etkilerin göz önüne alındığını öğrendik ve öğretiyoruz. sayın Özdil de bu konuda kendi düşüncelerini ortaya koyan bir yazı yazmış, ben sayın Özdil'in yazılarını zevkle okuyan bir coğrafyacı olarak bu yazısının hiç bir kısmına katılmadım. mesut Süzer hocamız da zaten gerekli açıklamaları yapmış. zeybek43 hocam morarma sözünü de size yakıştıramadım.
sayın hocam sizi kutluyorum.. sapla samanı karıştırmamak gerektiğini düşünüyorum..
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic