Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Birecik-Halfeti-Rumkale gezisi  (Okunma Sayısı 4457 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
İBRAHİM ŞİMŞEK
VIP Üye
******

Performans: 100
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 602


***her an keşfetmek için bak***


« : 30 Kasım 2007, 18:27:32 »




         


 *** BAZEN YAŞAM BAZEN HÜZÜN FIRAT ***     
 Türküler, ağıtlar, baraktan kalkan uzun havalar Fırat'a karışmış. Yeri geldiğinde Fırat’tan almışız yaşam kökenlerimizi. Eğlencelerimiz düğünlerimiz Fırat ile coşmuş Fırat’tan esinlenmiştir. Birçok sevdalılar kıyısında ağıtlar yakmıştır…
Bazenler de giderim Zeugma’nın tepesine ve düşünürüm, ne kadar güzelsin ey Fırat, ne kadar aydınlıksın barajlarınla kaç memleketi aydınlatıyorsun, kaç insanın yolarına dağlarına gecesine aydınlık veriyorsun…
Ama paranın diğer yüzünü de görüyorum yüreğimizden aldığın anıyı, tarihi, kültürü hani birde söküp aldığın ZEUGMANIN bakışı var ki anlatamam. İşte böyle oynadığım bu yazı-tura oyunundan sonra bir uzun hava tutturarak Fırat’ta kayboluyorum…
          Bir Sonbahar sabahı düşüyoruz yollara önümüzde Mezopotamya. Edebiyat öğretmenimiz Haydar Bey, öğrencilerimiz ve kaptanımız Cuma beyle Kelaynak kuşlarının ev sahibi Birecik'e, Endemik bir tür olan Siyah gül şehri Halfeti'ye ve Merzimen ile Fırat’ın göğe yükselttiği kayaların üzerine kurulmuş gizemli ve görkemli duran Rumkale’ye doğru yol alacağız.
          İlk durağımız, Birecik de Birecik Kalesinin gölgesinde yamaç kaynağı olan çeşmeden sularımızı içerek sabahın serinliğinde Fırat’ın kıyısında o görkemli akışına kapılıyoruz. Sonrasında özgürce suda taş sektirmeye çalışmalar, martıları izlemeler, fotoğraflar derken yavaş yavaş Fırat’ın sessiz akışını izliyoruz. Sabah erken olduğundan Kelaynak kuşları ziyareti sonraya bırakıyoruz. Ama şu bilgileri de vermek gerekiyor. Sonbaharda Nil vadisi, Kızıldeniz sahillerine uçan göçmen kuşlar olmalarına rağmen sayıları azalınca koruma altına alınmışlar. Kelaynakların neden Birecik'i kendilerine mekân seçtiğine gelince, burada bulanan kaylardaki kalsit maddesinin üreme güçlerini artırdığını öğreniyoruz. 5 yaşlarında ergenliğe ulaşan Kelaynaklar 20/25 yıl gibi uzun bir süre yaşıyorlar. Sonrasın da pusulamızı Halfeti'ye doğrultuyoruz. Yolculuğumuz gençlerin türküleriyle oynamalarıyla ara sıra da coğrafya sorularıyla devam ediyor.

          Öncelikle Yeni Halfeti’yi görüyoruz burada az da olsa insanların yüzlerinde hüzünleri görüyoruz çünkü isteseler de istemeseler de birçoğu evini bahçesini tarlasını daha da önemlisi geçmiş yaşadıklarını beklide ben buyum dediği anları suyun altında bırakıp bu alana göçmek zorunda kalmışlardı… Yurdum insanı elindekini kaybedince değerini daha da çok anlıyordu.
Bu hüzünlü mahallelerden usulca işte o köyleri tarihi yok eden hepsini yüreğine alan ve kocaman bir göl olan suyu görmeye başlamıştık. Fırat eski zamanda yapmış olduğu kanyonu şimdi doldurmuştu tabiî ki yok ederken de gerçekten kendine yeni bir manzara oluşturmuştu ki bu manzarada çok ender olan mükemmel bir manzaraydı. Mola vererek izlemeye koyulduk. Halfeti'nin taş evleri Fırat'a yaklaşmış. Taş evlerin bahçelerinde önünde arkasında başkaldıran nar, incir ağaçları asmalar ve buldukları boş alanda açan çiçekler görkemli taş dokuya daha bir güzellik katıyor. Sular içinde kalan Caminin duruşu daha da bir güzellik katıyordu. Bu manzarayla karşılaşan öğrencilerimin çok şaşırmışlardı bu şaşkınlığa Cuma beyin sözleri noktayı koymuştu. İşte gençler Saklı Cennet burası olsa gerek…

           Bu güzelliğin içine doğru inmeye başladığımızda heyecan da artıyordu çünkü o manzaranın gerçeklerine dokunup fotoğraflarını çekebilecek ve öğrencilerim hep anlattığım bu yerleri görebileceklerdi. Artık şunu da demeyeceklerdi,”öğretmenim turistler binlerce kilometrelerden gelip görüyorlar biz yanı başımızda gidemiyoruz”.İşte mutluluğun fotoğrafından bir karede bu öğrencilerimin bu anı olabilir diye düşünüyorum.
          Suyun kıyısında dinlenerek güzellikler içerisinde güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra teknemize binerek bu güzelliği sudan izleyerek kendimizi suyun maviliğine kaptırarak Fırat’ın soğuk sularında Rum kaleye doğru yol almaya başladık. Öğrencilerimin büyük çoğunlu tekneye ilk kez biniyordu bu gözlerindeki heyecandan az da olsa korkudan belli oluyordu. Bu da farklı bir güzellikti…
   Bir zamanlar çocukların gülüp oynadığı, insanların gezip tozduğu bağların bahçelerin ve geçmiş yaşantıların üzerinde yüzüyoruz. Bir hüzün kaplıyor yüreğimizi. İşte Fırat’ın hüzünlü yanını yaşıyorduk.

          Sarp kayalıkların eşlik etiği tekne yolculuğumuz Rum kalenin görünmesiyle daha da bir güzel ve heyecanlı olmaya başlamıştı. Teknemiz bizi Rumkale’ye  MÖ. 840 yılında Hitit döneminde yapıldığı tahmin edilen yere doğru sürüklüyordu. Kale önemli bir noktaya ,Fırat'la, Merzimen ırmağının kesişme noktasına yapılmış. Bir yarım ada gibi. Karaya bağlanan bölümündeki kayalar kesilerek dev bir hendek oluşturmuş. Kale mimarisinde neresi doğal kaya nereye insan eli değmiş ayırmak zor.

          Rumkale özelikle Hıristiyanlar tarafından önemseniyor. Hz İsa'nın havarilerinden Yuhanna'nın İncilleri burada yazdığı daha sonra Beyrut'a kaçırıldığı söyleniyor. Kalede Aziz Nerses kilisesi, mescit, Kale içi pazarlar ve çok sayıda tarihi kalıntının olduğu görülüyor.
Her yerde olduğu gibi burada bir efsane çıkıyor karşımıza. Aziz Nerses'in kalede yaşayan çok yakışıklı bir oğlu varmış. Kalenin su ihtiyacını karşılamak için kalenin altında bulunan kuyuya her gün iner, suyun aksinde kendini seyredermiş. Bir gün iki gün derken, suya yansıyan güzelliğine âşık olmuş. Etrafındaki hiçbir güzele meyil etmemiş. Azizi Nerses oğlunun aklını yitirdiğini düşünerek onu Rumkale yakınlarında bulunan Krala kızı / Henisli Mağarasına kapatmış. Bu efsaneden yola çıkarak insanın kendisini beğenmesine psikolojide Narsızım isminin verildiği rivayet edilmektedir.

         İşte bu görkemle bahsettiğimiz anları, yerleri gezmeye ve her adımda bir şeyler keşfetmeye başlamıştık. Birçoğumuz o kuyuya inip suya bakmıştık ve o anı yaşamıştık her nedense. Yavaş yavaş tarihe yolculuğumuz Merzimen ile Fırat’ın buluştuğu anı görebileceğimiz zirveye tırmanıyorduk ve zirveye vardığımızda işte dünyadaki en güzel manzaralardan bir tane daha diye haykırmamak elde değildi. Bu alandaki küçük molamızda fotoğraf makinemin deklanşörüne asıldım ama her nedense bu gün hava da bozuk çalıyordu güneş bir çıkıyor bir yok oluyordu acaba Fırat’ın asiliği havaya mı yansıyordu. Yinede her an bir şeyler keşfetmek amacıyla deklanşörüme basmaya devam ettim. Sonbaharın gel-git iklimi burada kendi yüzünü gösteriyordu. Sonrasında Aziz Nerses kilisesini de gezerek diğer girişe doğru tarihe yolculuğumuzu sürdürdük bu alanlarda gördüklerimiz bizleri az da olsa üzdü çünkü tarihimizin duvarlarına yazılar yazılmış kazılmış kırılmış, içlerinde hayvanlar barındırılmış kısaca hiç değer verilmemiş anlar yüreğimizi burkan anlardı. Hüznün yoldaşlığında kıyıya inerek tekneyle karşıya geçtik ve orda teknemizi değiştirerek Savaşan Köyüne doğru yol aldık. Burası Birecik Barajı yapılıncaya kadar güzel taş evleri olan normal bir köymüş.Fakat Baraj yapılıp da baraj gölü dolunca yolu ve köyün bir kısmı suların altında kaldığı için terkedilmiş. Benim buraya gelişim çoktur ve her geldiğim de gördüğüm bir yazı beni hüzünlendiriyor. Bu yazı bir evin duvarında “DÜNYANIN SONU YOK!” Yazısı düşünsenize şimdi köyünde yaşam yok…

Yarısına kadar suyun içine gömülmüş olan cami minaresini, suya batmış evleri evler arasında gezen kedileri, inciri, narı asmalarıyla meşhur olan bu köyü öğrencilerimle gezerek tekrar teknemizle bu köye el sallayarak suyun altındaki caminin minaresi eşliğinde oradan ayrıldık.   

     
           Güneşinde sarı sarı parlattığı Rumkalenin o gizemli duruşunu son bir kez daha görerek ve içimizde ki buruk ama güzel anlarla Halfeti’ye doğru Fırat’ın sularıyla akmaya başladık bazen coşkuyla bazen hüzünle bazen efkârla… Bir hüzün damlası düştü Rumkale'nin surlarına, aynı zamanda bizlerin yüreğine ama her nedense açmaya başladı. Kıyıya ulaştığımızda usulca Halfeti’nin taş sokaklarında gezmeye başladık ve merek ettiğimiz siyah gülü sorduk oradakilere şimdi olmaz dediler baharda gelmemiz gerekiyormuş. Evlerin taş duvarlarımdan sarkan güllerin renklerine diyecek yok. Ama bir gül var ki o sadece Halfeti'ye has bir gül yani coğrafik olarak endemik bir tür, Halfeti'de güllerin efendisi "Siyah Gül". Siyah Gül sadece burada siyah açıyor. Başka bir memlekete gittiğinde siyah açma özelliğini kaybediyor. Bu yüzden siyah gül görmek için Halfeti'ye gelmeye değer diye düşünerek geleceğimiz zamanı iyice öğrenip not ediyoruz.
           
            Yüreğimizde cennette saklı bir kent Halfeti, tarihin ayakta kalmaya direndiği bir düş kalesi Rumkale, sular içerisindeki minaresi ve duvarında “DÜNYANIN SONU YOK” yazısı olan Savaşan Köyü, gözümüzün önünde Zeugma’nın bakışı, bir de hayallerimizde siyah güller kaldı…
    Ama Fırat'ın bazenler de yaşam kaynağı olduğunu bazenler de hüzün olduğunu öğrendik…
       
Yazı: İbrahim ŞİMŞEK (21-EKİM–07)
Coğrafya Öğretmeni
Nizip Cumhuriyet Lisesi


Kayıtlı

***Rivayet odur ki,
     Şahrud vardığı denizlerde hala
     Seyduna türküleriyle uyanmakta,
     Seyduna, Şahrud’un gözlerinden kalan
     Masalla yaşlanmakta.***seydune02***
adanas
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 30 Kasım 2007, 18:32:15 »

Hocam benim ilk görev yerim Birecik.. Çok hoş anılarla ayrıldım hatta ayrılırken ağladım. Mükemmel bir yer ama biraz bakımsız bir ilçeydi. Belediye çalışmalarında coğrafi izler yer almıyordu doğallıktan uzak ve beton yığını halinde bir kent..
Kayıtlı
sabahgüneşi
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 30 Kasım 2007, 18:35:39 »

ögretmenim;
yazınızın içtenligi fotograflarınızın görselligi güzelligi ordaki yasayan eserleri yansıtması müthiş,bir an icin kendimi orda hissettim ve sanki ordaki gezide sizinle beraberdim!!!paylasımlarınızın devamı ile
tesekkürler...
Kayıtlı
Yeliz Kamiş
Uzman Üye
*****

Performans: 160
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 389



« Yanıtla #3 : 30 Kasım 2007, 18:39:52 »

gerçekten etkileyici bir anlatım...çok güzel fotoğraflar...ve müthiş bi tarihi doku...
teşekkür ederiz...
Kayıtlı

güzel günler göreceğiz çocuklar...güneşli günler...motorları maviliklere süreceğiz...
ekvator
Uzman Üye
*****

Performans: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 240


« Yanıtla #4 : 30 Kasım 2007, 18:41:45 »

güzel ve faydalı bir gezi olmuş.
Kayıtlı
İBRAHİM ŞİMŞEK
VIP Üye
******

Performans: 100
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 602


***her an keşfetmek için bak***


« Yanıtla #5 : 02 Aralık 2007, 18:06:43 »

teşekürler arkadaşlar şimdide fotoğrafları müzikli klip hazırlamaya çalışıyom hazırlayabilirsem göndereceğim...
****her an keşfetmek için denklanşöre basalım*****
Kayıtlı

***Rivayet odur ki,
     Şahrud vardığı denizlerde hala
     Seyduna türküleriyle uyanmakta,
     Seyduna, Şahrud’un gözlerinden kalan
     Masalla yaşlanmakta.***seydune02***
yabancim
VIP Üye
******

Performans: 84
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 661


« Yanıtla #6 : 02 Aralık 2007, 20:10:18 »

Hocam elinize sağlık. Mükemmel bir gezi yapmışsınız. Öğrencilerinize coğrafya yı gezerek anlatıyorsunuz. Ne mutlu öğrencilerinize.
Kayıtlı
gunban
VIP Üye
******

Performans: 1535
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2505


Güzel günler göreceğiz; güneşli günler, .....


« Yanıtla #7 : 02 Aralık 2007, 20:15:57 »

Öğretmenim; paylaşım için teşekkürler.İşte Cöğrafya öğretmenlerinin farkı.Hem edebiyat, hem tarih, hem biyoloji hem matematik......gibi alanların hepsini oldukça iyi kullanan bir başka zümre var mı?
Kayıtlı


Dört nala gelip uzak Asya\'dan
Akdeniz\'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim........
hoşkin
Deneyimli Üye
****

Performans: 93
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 181


« Yanıtla #8 : 02 Aralık 2007, 20:25:52 »

ah memleket ah......
resimlerdede olsa bir anlığına memelekete gitmek güzeldi hocam.paylaştığınız için teşekkürler.
Kayıtlı

o emekler hiç mi REİS?
adam olmak suçmu REİS?
bilmesinler ALLAH bilir.
buda geçer bude geçer hey koca REİS!
İBRAHİM ŞİMŞEK
VIP Üye
******

Performans: 100
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 602


***her an keşfetmek için bak***


« Yanıtla #9 : 03 Aralık 2007, 22:44:27 »

yukarıdaki fotoğraflar görünmüyor yönetimdeki arkadaşlara duyurulur...
ne yapmam lazım.
***her an keşfetmek için bak***

Kayıtlı

***Rivayet odur ki,
     Şahrud vardığı denizlerde hala
     Seyduna türküleriyle uyanmakta,
     Seyduna, Şahrud’un gözlerinden kalan
     Masalla yaşlanmakta.***seydune02***
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic