Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Prof. Dr. Sedat AVCI'dan yılmaz özdile cevap  (Okunma Sayısı 6641 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
adniral
Üye
**

Performans: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 92


« : 06 Aralık 2012, 18:59:23 »


Türk Coğrafya Kongresi neden toplandı?
Kongrenin toplanma amacı;
a-müfredat programları,
b-coğrafya terimleri ve coğrafî isimlerin yazılması,
c-coğrafya ders kitapları
d-Türkiye coğrafyasının ana hatları ve yerlerin adlandırılmasıdır.
Coğrafi Bölge ayırımını yabancılar mı yaptı?
Komisyonlar coğrafya akademisyeleri ile öğretmenler dışında farklı bakanlık ve kuruluşların
temsilcilerinden oluşmuştur. Bunların bir listesi (TCK, ty: 256-257) ve komisyonlarda görev
alanlar (TCK, ty: 9-11) kongre tutanaklarında yer almaktadır. Komisyonlarda yer alan iki
yabancıdan biri İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Alexander Rüstow (mazereti
nedeniyle katılmamıştır), diğeri ise Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü kurucularından Prof.
Dr. Herbert Louisdir. Yazıda belirtilen Almanya, Fransa, İngiltere ve ABDden biz bu işleri iyi
biliriz, tecrübeliyiz, yardımcı olalım teklifi geldi ... E iyi niyetle yardımcı olmaya gayret eden bu
ülkelere hayır denmedi tabii, buyurun yardımcı olun dendi ifadesinin nereden kaynaklandığı
bilinmemektedir. Buna karşılık Herbert Louisnin Türkiyenin coğrafî bölgelerinin belirlenmesine
yönelik bir öneride bulunduğu, ancak bilimsel nedenlerle bunun kabul edilmediği, komisyonun
farklı bir çalışma ile sonuç raporu hazırladığı bilinmektedir. Louis, daha sonra yayınlanan bir
kitabında (LOUIS, 1985) bu önerisini yenilemiştir. Buna göre Louis, orografik özellikleri göz
önünde bulundurarak 10 coğrafi bölge ayırmaktadır. Bu bölgelerin oluşturulmasında orografik
özelliklerin dışında diğer fizikî coğrafya özellikleri ile beşerî ve iktisadî coğrafya özelliklerine yer
verilmemiştir. (SÖZER, 1993: 7). Louisnin hazırladığı harita Sözer, 1993ün ekinde yer
almaktadır.
Neden coğrafî bölgeleri ayrımına gerek duyulmuştur?
Bir bütünün kolaylıkla anlaşılması için bütünü oluşturulan parçaların detaylı olarak incelenmesi,
öğretilmesi ve anlaşılması temel eğitim yöntemlerinden biridir. Türkiye, bulunduğu konuma bağlı
olarak fizikî, sosyal ve ekonomik koşullar nedeniyle farklı özellikler gösterir. Bir bütün olarak ele
alındığında farklılıkların nedenlerinin anlaşılması mümkün değildir. Bunun yerine farklılıkların
daha az olduğu küçük ünitelerin incelenmesi, buradan bütüne ulaşılması (=tümevarım) pedagojik
açıdan uygun bir yöntem kabul edilmektedir. Bu yöntem ile biz aynı zamanda Dünyayı da ele
alıyor, öğrencilere anlatıyoruz. Avrupa kıtası, Afrika kıtası, vb olarak yapılan bir ayırım ile
dünyayı da bölmüş oluyor muyuz? Yine aynı şekilde bir Avrupa ülkesini anlatırken de bu yöntemi
kullanıyoruz. O zaman bunları da sorgulamak gerekmez mi?
Bölgelerin sınırlarının belirlenmesinde hangi kriterler söz konusudur?
Bir bölge, benzer özellik gösteren yerleri tanımlar, sınırları ise farklılıklara bağlı olarak belirlenir.
Coğrafî bölgeler, idari veya siyasi sınırlar olmadığı gibi, bir akarsu veya bir jeolojik havza da
değildir. Bir bölgenin oluşumunda sadece jeolojik, klimatolojik, hidrografik özellikleri değil,
2
yerleşme şeklinde, yapı biçimine, hakim ekonomik faaliyetlerden yaşam şekillerine kadar değişen
tüm coğrafî elemanlar göz önünde bulundurulur. Bu nedenle zaman için özellikle beşerî ve
ekonomik koşullarda ortaya çıkan değişimler coğrafî sınırların değiştirilmesi için haklı ve geçerli
nedenlerin ortaya çıkmasına yol açabilir. Ancak bunun kabul edilebilmesi ortak bir kanının
oluşmasını gerektirir. Böyle bir değişikliğin getireceği yarar ile yapılmamasının neden olacağı
eksiklik karşılaştırıldığında genel olarak büyük bir farkın olmayacağı görüşü coğrafyacılarda
hakimdir. Bu açıdan ele alındığında yazınızdaki Aynılıklar değil, ayrılıklar benimsetildi
ifadenize katılmak mümkün değildir.
1941 yılında ilk başta bugün bölge olarak tanımladığımız birim mıntaka, bölüm olarak
tanımladığımız birim bölge, yöre olarak tanımladığımız yerler ise tali bölge olarak ifade
edilmiştir. Bir bütünün parçaları olduğunu göz önüne alırsak sadece 7 bölgeden değil, bunların
detaylandırıldığı 21 bölümden söz etmek daha doğrudur. Bu yazının farklı yerlerinde de
belirtildiği gibi bu ünitelerin ayırımında coğrafi kriterler esastır.
Bir bölge ile diğer bölge arasında kesin bir sınırdan, bir çizgiden söz etmek mümkün değildir. Bu
sınır genişliği değişen bir geçiş alanı ile belirlenmiştir. Bu geçiş alanında bir bölgenin tanıtıcı
özellikleri silikleşirken diğer bölgenin özellikleri daha belirgin hale gelir. Bu nedenle coğrafî
bölgelerin sınırları bugün dahi kesin sınır olarak kabul edilmez. Zaman zaman bu konuda
coğrafyacılar tarafından çeşitli düzeltme önerileri getirilmiş olsa da (bu öneriler oldukça haklı ve
geçerli nedenlere dayanabilmektedir), genel kabul görmediği için 1941deki sınırlar uygulanmaya
devam etmektedir.
Her kurum veya kuruluş kendi amacına uygun olarak hizmet bölgeleri oluşturabilmektedir (DSİ,
Karayollar vb kuruluşların kendi hizmet bölgeleri bu kapsamdadır). Coğrafyanın hayatın içinde
yer alması ve uygulanabilir bir bilim olması nedeniyle bilimsel olarak yapılan bu bölümleme
günlük hayata girmiş (meteoroloji haberlerinde olduğu gibi) ve kullanılır olmuştur.
Türkiyenin coğrafî bölgelerinin sınırları nasıl belirlenmiştir? Nasıl isimlendirilmiştir?
Coğrafî bölgeler açısından ele aldığımızda iki büyük bölge ayırt edilebilir: Kıyı bölgeleri, iç
bölgeler (Bazı üniversitelerde Türkiye Coğrafî Bölgeleri dersleri bu iki başlık altında ele
alınmaktadır). Kıyı bölgeleri içinde Karadeniz Bölgesi, Kıyı Dağları adını verdiğimiz, birinci dağ
sırası ile sınırlandırılabilir. Bu dağ sırasının güneyinde paralel olarak uzanan vadilerin özellikleri,
dağların kuzey yamaçlarına hiç benzemez. Keza Karadeniz Bölgesi olarak tanımladığımız bölgenin
doğusu (Doğu Karadeniz Bölümü) ile batısı (Batı Karadeniz Bölümü) da birbirinden farklıdır.
Arasında da bir geçiş özelliği taşıyan farklı bir alan bulunmaktadır (Orta Karadeniz Bölümü).
Benzer şekilde Ege Bölgesinin kıyı kesimin coğrafî özellikleri ile Kütahya, Uşak, Afyon, Denizli
illerinin yer aldığı nispeten yüksek kesim (İçbatı Anadolu Bölümü) özellikleri açısından birbirine
benzemez. İç Batı Anadolu Bölümü, daha doğusunda yer alan İç Anadolu ile bazı benzerlikler
gösterirse de İç Anadolu Bölgesinin genel özelliklerini yansıtmaz. Son olarak İç Anadolu
Bölgesinden Doğu Anadolu Bölgesine Tahtalı dağları, Binboğa dağları, Uzun Yayla yöresi gibi
nispeten yüksek bir eşik ile geçilir. Güneydoğu Toroslar ortalama yükseltisi 2000 metreyi aşan
Doğu Anadoluyu, güneyindeki ova ve plato dizilerinden ayırır. Buradaki coğrafî özellikler (fiziki,
3
beşeri ve ekonomik), Doğu Anadolunun özellikleri ile benzerlik taşımaz. Bölge sınırlarının
belirlenmesi, kongreye katılan coğrafyacıların yıllardır arazide yaptıkları gözlemleri paylaşmaları
ve müzakere etmeleri ile oluşmuştur.
Kenar bölgeler iç bölgelere nazaran çok dar şeritler halinde uzandığı için, geçiş alanları kıyı
bölgelerine dahil edilmiş, coğrafî bölge sınırları buna göre belirlenmiştir. İsimlendirme kıyı
bölgelerinde komşusu olduğu denize göre yapılmış, iç bölgeler ise bulunduğu konuma göre
tanımlama yapılmıştır (İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu). İsimlendirmede
tarihsel veya etnik özellikler kullanılmamış, coğrafî isimlendirme esas alınmıştır.
Bölge sınırlarının belirlenmesi ve isimlendirilmesine ilişkin genel kabul, eğitimde de bir birliğin
oluşmasını sağlamıştır. Aynı zamanda bu, hedeflerden birisini de oluşturmaktadır (TCK, ty: 76-
77).
Akdeniz diye ayrı bir bölgemiz var ama, Akdeniz Valisi yok ...
Kongre bir coğrafya kongresidir. Yapılan çalışmalar sonucunda coğrafî bölgeler belirlenmiştir.
Bölge sınırları idari sınırlar ile uyuşmaz. Osmanlı döneminden beri idari sınırların belirlenmesinde
hidrografi havzaları esas alan akar bakara göre sınırın çizilmesi ilkesi genel olarak uygulanmıştır.
Ancak bazı idari sınırların belirlenmesinde siyasi nedenlerle bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bu
açıdan ele alındığında idari birimlerin (il, ilçe vb) sınırları ile belirlenen coğrafî sınırların birbiri
ile uyumsuz olduğu bilinmektedir. Coğrafî bölgeler bilimsel amaçlı bir ayırım olması nedeniyle
idari bir birimi ifade etmez. Dolayısıyla da valisi veya başka bir yöneticisi olamaz.
Coğrafî sınırlar ile idari sınırların uyumsuz olması, istatistikî verilerin coğrafî çalışmalarda
kullanılmasında sorunlara yol açmaktadır. Bu sorunlar daha küçük yönetim birimlerinin
verilerinin kullanılması veya anket, gözlem veya mülakat teknikleri ile bilgi toplanılarak
giderilmeye çalışılmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu, Avrupa Birliğinin Bölgesel İstatistik
Sisteminene uyarak Türkiyeyi 12 Bölge ve 26 altbölgeye ayırmış, ayırımda idari sınırları kriter
olarak almıştır. Bu ayırım da coğrafî değil, istatistikî verilerin toplanması, değerlendirilmesi için
oluşturulmuş bölgeleri ifade etmektedir.
Birinci Coğrafya Kongresinde başka hangi kararlar alındı?
Toplantıda alınan kararlardan biri de yerlerin adlandırılmasıdır. Dağ, ova, yayla, akarsu vb
yerlerin isimlerinin farklı kaynaklarda değişik şekilde kullanılması, hatta farklı yazılışlar ile
gösterilmesinin bir kargaşa yarattığının görülmesi üzerine bir ortak isimlendirmeyi sağlayacak
çalışma gerçekleştirilmiştir. Yapılan isimlendirmede antik döneme ait ifadelere veya etnik
farklılıkları tanımlayan kelimelere yer verilmemiştir. Bu kongrenin bilimsel yönüne işaret
etmektedir.
4
KAYNAKLAR:
LOUIS, H. (1985). Landeskunde der Turkei: Vornehmlich aufgrund eigener Reisen. Stuttgart:
Steiner Franz Verlag.
SÖZER, A.N. (1993). Herbert Louisnin Landeskunde Der Turkei adlı yapıtı üzerine bazı
düşünce ve notlar. Ege Coğrafya Dergisi 7: 1-12.
TCK, ty. Birinci Coğrafya Kongresi (6-21 Haziran 1941) Raporlar, Müzakereler, Kararlar. T.C.
Maarif Vekilliği.
TUNCEL, M. (1991). Ord. Prof. Dr. Besim Darkot: Hayatı ve Türkiye Coğrafyasına Katkıları.
Coğrafya Araştırmaları 3: 1-13.
TUNCEL, M. (1992). Coğrafya Dolu Bir Hayat: Ord. Prof. Dr. Besim Darkot. Türk Coğrafya
Dergisi 27: 1-14.
Kayıtlı
alfred
Uzman Üye
*****

Performans: 26
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 275


Herkes için coğrafya


« Yanıtla #1 : 06 Aralık 2012, 19:26:08 »

Umarım Özdil, Metin Tuncel ve Sedat Avcı'nın cevap yazılarını okuyarak tek bir yerden okuduğu veya duyduğu şeyleri sorgulamayı ve başkalarına da danışarak yazmayı öğrenir. Sözün özü şüpheci olmalı.
Kayıtlı
hasanoğlan
VIP Üye
******

Performans: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1450


« Yanıtla #2 : 08 Aralık 2012, 00:20:40 »

     Bu konuyu açan kişinin uygun bulduğu başlık şu:

     Prof. Dr. Sedat AVCI'dan yılmaz özdile cevap

     Sedat Avcı'nın ünvanı, adı ve soyadı özenle yazılmış.Kısaltmalarda noktayı koymayı unutmamış.Soyadını da büyük harflerle yazmış.Belli ki yeterli bir dilbilgisine sahip.Ama nedense iş Yılmaz Özdil'in adını yazmaya gelince bütün dilbilgisi kültürünü unutuvermiş.
     1 cümlelik yazı insanın kaç saniyesini alır?
     Cümleye başlarken dilbilgisi kültürünü uygulayan bir kişi, cümleyi bitirirken bu kültürü unutacak kadar balık hafızalı olabilir mi?
     Veya böyle dolambaçlı yollardan Yılmaz Özdil'i itibarsızlaştırmaya çalışmak yerine açık açık duygularını ifade etmesi daha sağlıklı bir tepki olmaz mıydı?
     
Kayıtlı

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir orman gibi kardeşçesine
emre007
Yeni üye
*

Performans: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 36


« Yanıtla #3 : 08 Aralık 2012, 13:29:14 »

     Bu konuyu açan kişinin uygun bulduğu başlık şu:

     Prof. Dr. Sedat AVCI'dan yılmaz özdile cevap

     Sedat Avcı'nın ünvanı, adı ve soyadı özenle yazılmış.Kısaltmalarda noktayı koymayı unutmamış.Soyadını da büyük harflerle yazmış.Belli ki yeterli bir dilbilgisine sahip.Ama nedense iş Yılmaz Özdil'in adını yazmaya gelince bütün dilbilgisi kültürünü unutuvermiş.
     1 cümlelik yazı insanın kaç saniyesini alır?
     Cümleye başlarken dilbilgisi kültürünü uygulayan bir kişi, cümleyi bitirirken bu kültürü unutacak kadar balık hafızalı olabilir mi?
     Veya böyle dolambaçlı yollardan Yılmaz Özdil'i itibarsızlaştırmaya çalışmak yerine açık açık duygularını ifade etmesi daha sağlıklı bir tepki olmaz mıydı?
     
Çok farklı ve doğru bir yaklaşım göstermişsiniz başlıktan yola çıkarak. Teşekkürler.
Kayıtlı
kt
VIP Üye
******

Performans: 649
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3775



« Yanıtla #4 : 08 Aralık 2012, 18:10:46 »

     Bu konuyu açan kişinin uygun bulduğu başlık şu:

     Prof. Dr. Sedat AVCI'dan yılmaz özdile cevap

     Sedat Avcı'nın ünvanı, adı ve soyadı özenle yazılmış.Kısaltmalarda noktayı koymayı unutmamış.Soyadını da büyük harflerle yazmış.Belli ki yeterli bir dilbilgisine sahip.Ama nedense iş Yılmaz Özdil'in adını yazmaya gelince bütün dilbilgisi kültürünü unutuvermiş.
     1 cümlelik yazı insanın kaç saniyesini alır?
     Cümleye başlarken dilbilgisi kültürünü uygulayan bir kişi, cümleyi bitirirken bu kültürü unutacak kadar balık hafızalı olabilir mi?
     Veya böyle dolambaçlı yollardan Yılmaz Özdil'i itibarsızlaştırmaya çalışmak yerine açık açık duygularını ifade etmesi daha sağlıklı bir tepki olmaz mıydı?
     

Büyüklerimizden öğreniyoruz; yılların Esad'ı bir çırpıda Esed olmadı mı ?  Smiley
Kayıtlı

Dünyayı güzellik kurtaracak...
cografius
Yeni üye
*

Performans: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 32


dünyalar bizimdir...


« Yanıtla #5 : 08 Aralık 2012, 19:12:38 »

Sedat Hoca'mız bilimsel bir yaklaşımla Özdil'in hatalarını ve hezeyanlarını ortaya çıkarmıştır.Teşekkür ederiz.
Kayıtlı
başar
Üye
**

Performans: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 61


« Yanıtla #6 : 08 Aralık 2012, 23:01:13 »

Yılmaz ÖZDİL' in ne yazdığını da koysanız iyi olacakmış.
Kayıtlı
Meteorr
Deneyimli Üye
****

Performans: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 167


« Yanıtla #7 : 10 Aralık 2012, 10:04:02 »

    
Prof. Dr. Sedat AVCI Hocama cevap için teşekkürler. Mahalle arası coğrafya bilgisi yada kahvehane sohbetlerinden öğrenilen coğrafya bilgisi ile gazeteye yazı yazılmayacağını öğrenmiştir Özdil... Tekrardan teşekkürler hocam.....
Kayıtlı
musebay
Uzman Üye
*****

Performans: 10
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 427



« Yanıtla #8 : 10 Aralık 2012, 17:38:06 »

Yılmaz Özdil'e kapak olsun. Bir dahaki sefere sırf yazmış olmak için değil de bilerek, bilgilendirerek yazar.
Kayıtlı
sis_5154725
Sürekli Üye
***

Performans: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 110


« Yanıtla #9 : 12 Aralık 2012, 08:41:05 »

   Balıkesir Ünv. Fen-Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü mezunuyum. Coğrafya bölümünden mezun olanlar devletin çok sınırlı kurumunda ve sayıda istihdam edilmektedir. Özel sektörde ise sadece dershanelerde iş bulabilmekteyiz. Şimdi ise Başbakanımızın açıklamasına göre dershanelerin önemi azalacak, çoğunluğu kapatılacak ve özel okula dönüştürülecekmiş. Buda binlerce coğrafya mezununun işsiz kalacağı evine, eşine ve çocuğuna ekmek götürememesi anlamına gelmektedir. Elimizdeki iş imkânları da birer birer gitmektedir.  Bundan da ziyade coğrafya bölümü mezunlarının nerde nasıl istihdam edilebileceği belli bile değil. Mevcut istihdam alanlarına ise çok az sayıda coğrafyacı alınmaktadır. Bizler üniversitelerde belediyecilik üzerine birçok ders aldık. Benim transkiribimdeki belediyecilikle ilgili almış olduğum dersler şunlar: Beşeri Coğrafya, Klimatoloji, Bölgesel Coğrafya, Kültürel Coğrafya, Jeomorfoloji, Nüfus Coğrafyası, Kırsal Yerleşmeler Coğrafyası, Doğal Kaynaklar ve Korunması, Hidrografya, Şehir Coğrafyası, Avrupa Coğrafyası, Ekonomik Coğrafya, Afetler Coğrafyası ve Yönetimi, Coğrafi İstatistik, Coğrafi Bilgi Bilimi, Turizm Coğrafyası, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS), Avrupa Birliği ve Havza yönetimidir. Almış olduğumuz bu kadar dersin içeriklerini incelerseniz coğrafyacının belediyecilik için ne kadar önemli olduğunu anlarsınız. Belediyelerde bu kadar eğitimli personellerin olmadığını biliyorum. Çünkü belediye kanununun personel istihdamında yer almıyoruz. Almış olduğumuz derslerden biride yukarda belirttiğim Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) dersi ve belediye kanununun 14. maddesinde: Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla; coğrafî ve kent bilgi sistemlerihizmetlerini yapar veya yaptırır. Coğrafi istatistikleri bir coğrafyacıdan daha iyi kim toplar ve kim analiz edebilir? Belediye kanunun da açıkça yazıyor ve maalesef belediyeler bunun ne demek olduğunu bilmediğinden ve personel istihdamındaki maddede coğrafyacı olmadığından tabir yerinde ise ağzımızla kuşta tutsak kapılar yüzümüze kapatılıyor. Benim sizlerden ricam coğrafyacıların ders içeriklerini araştırın belediyecilikte ne kadar gereklidir bunu araştırır iseniz belediye kanununun personel istihdamı maddesine biz coğrafyacıları da koydurmak için sesimizi gerekli yerlere duyuralım. Kentsel dönüşüm için, planlı şehirler için, belediyeciliğin her alanı için biz coğrafyacıların çok şey yapacağına inanıyorum. Beldiye kanunun personel istihdamı bölümünde Coğrafyacı yazar ise biz coğrafyacılar için belediyeler çok büyük bir istihdam alanını oluşturur. Tabi bizim kadar Coğrafya Bölümlerindeki akademisyenlerimizde uğraşırsa bu kanunda bizimde hakkettiğimiz yeri alacağımıza inanıyorum. Bu zamana kadar yeterince uğraşmayan akademisyenlerimize sesleniyorum bizler nerelerde istihdam edileceğiz, elimizdeki yerlerde bir bir gidiyor. Belediye bizim için çok büyük istihdam alanı bari bu hakkı kazanmaya çalışın. Bizlere sahip çıkın, sesiz çığlığımızı duyun...
Kayıtlı
iskender
Deneyimli Üye
****

Performans: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 152



« Yanıtla #10 : 12 Aralık 2012, 11:53:24 »

amaç muhalefet etmekse söz konusu yazar bunu hakkıyla yapıyor zaten. başbakanın hezeyanlarına anlam vermek mümkün değil. ama muhalefet edeceksek bizde aynı hezeyana kapıldığımızda söz konusu yazar gibi rezil oluruz vesselam. 1941 yılındaki kongreyi bile Atatürk düşmanlığı ile izah etmek gibi. belediye başkanı valisi ve emniyet müdürü yok diye neden akdeniz bölgesi var demek gibi. herhalde sayın hocamın yazısından sonra neden yedi bölge olduğunu anlamıştır da biraz olsun utanmıştır. 8 bölge de olsa söz konusu yazar bunu yazacaktı 6 bölge de olsa. çünkü maksat başbakanı yermek bunun için herkesi Atatürk ve vatan düşmanı ilan etmek mübah. söz konusu yazarın yazısı tamamen komedi unsuru. maksadından ulaşmış bir yazı maalesef. başbakanı eleştirelim ama bunu başbakan gibi cahilce yaparsak rezil oluruz. konu bizi ilgilendiriyor ve bizden biri ki pekçok harika öğrenciyi yetiştirmiş olan sayın hocam Prof. Dr. Sedat AVCI gereken cevabı çok güzel vermiştir. zaten kıyaslanmaz ama bu yazı bu forumda gereksiz yere tartışma konusu olan iki kişi arasında ki farkı da fazlasıyla ortaya koymuş oldu. Prof. Dr. Sedat AVCI hocam bizlerin yani coğrafyacıların onurunu korumak için yazıyı kaleme almıştır yoksa dikkate alınıp cevap verilecek de bir yazı değildir. hocamızın cevabı anlayana kapak da olur. saygılarımla. hatam olduysa affola.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22007892.asp
Kayıtlı
başar
Üye
**

Performans: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 61


« Yanıtla #11 : 12 Aralık 2012, 17:30:37 »

söz konusu (yazar değil)yedi bölge.yani yazarın düşüncesi.adamın rezil olduğunu nereden çıkardınız.baştan hezeyana kapılmışsınız zaten.
Kayıtlı
iskender
Deneyimli Üye
****

Performans: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 152



« Yanıtla #12 : 12 Aralık 2012, 20:03:46 »

sizin meslektaşlarınızı Ulu Önder'in arkasından iş çevirmekle suçlasınlar, sizin hocalarınızı ülkeyi parçalamak için yedi bölgeye ayırmakla suçlasınlar ve siz hezeyana kapılmayın. kaç defa demişler adama cahilliğinden utan diye ama rezil olmaya devam ediyor. söz konusu adamı savunmak yerine coğrafyayı ve coğrafyacıları savunmak lazım. bugün olsa 1941'deki kongreyi yapacak olanlar bizler gibi coğrafyacıların olacağı kesin olduğu kadar onları acımasızca eleştirenlerin de böyle cahiller olacağı kesin maalesef. saygılarımla. hatam olduysa affola.
Kayıtlı
pardus
Sürekli Üye
***

Performans: 40
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 153


« Yanıtla #13 : 12 Aralık 2012, 22:49:53 »

Sayın Sedat Hocam; şahsınızı tanımıyorum ama ne kadar erdemli bir insan olduğunuz yılmaz özdil gibi bir kişinin seviyesine inmeyi bile göze alarak bu açıklamayı yazmış olmanızdan belli bu gibi aydın geçinen sözde yazarlar kendine yakın partilerin iktidar olduklarında kaybolurlar ama kendi menfaatlerine dokunan bir iktidar olduğunda vay anam vay muhalefet olsun diye yapamayacakları yoktur kalemlerinden hayır yerine şer damlar hep kendi basit ve seküler dünyalarından veya kendilerince yüksek olan seviyelerinden aşağıdaki halka! hep kibirle bakarlar, beğenmedikleri partilere oy verenlere bidon kafalı derler ama asıl en aşağıdaki çamurun  ve pisliğin içinde dünyevi arzularına yenik düşmüş bir şekilde yatan onlardır

inşallah gün gelir bu tip insanların!! değersizliği herkes tarafından anlaşılır
Kayıtlı

ZİNDAN İKİ HECE MEHMED'İM LAFTA
BABA KATİLİ İLE BABAN BİR SAFTA
BİR DE GERİ ADAM BOYNUNDA YAFTA
HALİMİ DÜŞÜNÜP YANMA MEHMED'İM
KAVUŞMAK MI.. BELKİ...DAHA ÖLMEDİM
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic