Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Rüzgâr Kimden Yana Esiyor?  (Okunma Sayısı 1889 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
alikaratas
VIP Üye
******

Performans: 42
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 820



« : 18 Ekim 2010, 09:03:56 »


Aşağıdaki yazıya katılıyor musunuz?

Türkiye yenilenebilir enerji potansiyelini 2023 yılına kadar kullanmak istiyor. Bunun için yatırımlar hızlandı ve tabi tepkiler de… Nehir tipi hidroelektrik santrallerine karşı Türkiye’de büyük örgütlenmeler ve etkili mücadeleler sürüyor. Hidroelektrik santrallere karşı alternatifler sunuluyor. Doğaya daha duyarlı ve gerçek temiz enerji sayılan rüzgâr ve güneş enerjilerine yönelinmesi konusunda sesler çoğalıyor.

Türkiye’de en büyük rüzgâr yatırımları Ege bölgesinde yoğunlaşıyor. Amanos dağları da rüzgâr potansiyeli açısından yatırımların odak noktası. Projeler birer birer hayata geçirilmeye çalışılıyor. Amanos dağlarındaki Samandağ’da kurulması planlanan 875 rüzgâr türbinine karşı çıkan yaklaşık bin 500 kişi Haziran ayında sert bir şekilde tepkilerini ortaya koymuştu. İzmir, Karaburun’da planlanan rüzgâr türbinlerinin inşası Genelkurmay’ın radar sistemlerine olası etkilerinin araştırılmasına bağlı olarak durdurulmuştu.

Bakanlarımız ve şirketler, rüzgâr enerjisinin yeşil bir enerji olduğunu ve karbon salınımı olmadığı için iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir yeri olduğunu söyleyerek bu yatırımlara da dikkat edilmesi gerektiğini söyleyenleri aptallıkla suçlamıştı. Ancak enerji ve yatırım odaklı bir bakış açısına sahip olan Bakan ve şirketlerin gözden kaçırdıkları – yahut kaçırmak istedikleri – birkaç husus var. Ve tabii “çevrecilerin” de…

Öncelikle, rüzgâr türbinlerinin üretimi ve çiftliklerin inşası sırasında kullanılan ham madde ve türbinlerin inşasındaki süreçlerde atmosfere salınan karbon hesap edilmemekte. Öyle ki rüzgâr türbinlerinin kurulması sırasında salınan karbon ile türbinlerin ömürleri boyunca tasarruf ettikleri karbon miktarlarının karşılaştırıldığı bir çalışma yok. Böyle bir çalışma için çiftliğin yeri ve ne şekilde kurulduğu önem arz etmekte.

Rüzgâr potansiyeline göre planlanan türbinlerin kıyı ve karadaki canlı yaşamına olan etkileri göz ardı edilmektedir. Rüzgâr türbinleri her zaman uçan canlılar – kuşlar, yarasalar, vb. – için büyük tehdit oluşturmaktadır. Kuşlar özellikle göç rotalarında bulunan rüzgâr türbinlerinin bıçaklarında parçalanarak ölme tehlikesiyle karşı karşıya. Bunu yakın zamanda en iyi Amanos dağlarında göreceğiz ne yazık ki. Anadolu’nun en önemli üç göç rotasından biri olan Amanos dağlarında inşa edilen ve edilecek olan rüzgâr türbinleri dünyada sayıları zaten azalmakta olan göçmen kuşlar açısından çok büyük bir tehdit.

Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporlarında bu etkilerin dikkate alındığını düşünebilirsiniz. Ancak ne yazık ki durum tıpkı HES’lerde olduğu gibi. ÇED raporları birbirlerinin kopyası ve baştan savma yazılıyor. Örneğin Samandağ RES projesinin ÇED raporunda bölgede kuş göç yolu olmadığı söyleniyor. Ama durum hiç de böyle değil. Amanos dağları, Türkiye’deki en önemli üç göç yolundan biri. Samandağ RES projesi kapsamında türbinler tam olarak bu göç yolu içerisinde yer alır.

Rüzgâr türbinlerinin çıkardıkları sesler itibariyle de ortaya çıkan etkiler ne yazık ki hesaba katılmamakta. Rüzgâr türbinleri çıkardıkları ses ve titreşimler itibariyle Rüzgâr Türbini Sendromu olarak anılan bir dizi rahatsızlığa neden olmaktadır. Dr. Nina Pierpont, “Wind Turbine Syndrome: A Report on the Natural Experiment” adlı çalışmasında rüzgâr türbinleri nedeniyle ortaya çıkan sağlık sorunlarını ele almış ve bu rahatsızlıkların yalnızca insanların bölgeyi terk etmeleriyle ortadan kalktığını ortaya koyuyor. Rüzgâr Türbini Sendromu, rüzgâr türbinlerinden kaynaklanan düşük frekanslı ses ve titreşimlerin iç kulağa – hareket ve denge algı merkezine – olan etkisinden kaynaklanıyor.

Türbinlerden kaynaklanan ses ve titreşimin insan dışındaki canlılar üzerindeki etkisi de detaylı araştırılmış değil. Ses ve titreşim, hakeza yapıların kendisi, civarda yaşayan canlıları rahatsız ederek doğal yaşam alanlarından kovuyor. Bu ise beraberinde farklı türleri de etkileyeceğinden bölgedeki ekosistem üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracak. Özellikle çiftliklerin bulunduğu bölgelerde yuvalayan ve üreyen canlılar için ortada önemli bir tehdit var. İzmir, Karaburun’da yapımı planlanan rüzgâr türbinleri, bu bölgedeki mağaralarda üreyen Akdeniz foku için bir tehdit sayılabilir. Halihazırda Ege kıyılarındaki Akdeniz foklarının rahatsız edilmeleri nedeniyle artık Ege denizindeki adalara geçmeye başladıkları biliniyor.

Türkiye’de ne yazık ki RES yatırımları da diğer yatırımlar gibi alelacele ve hiçbir çalışma olmadan yapılıyor. Şirketler, yeşil enerjiye yaptıkları yatırımları ve doğaya yaptıkları katkıları ballandıra ballandıra anlatıyor. Ama arka planda işler hiç de öyle masum yürümüyor. Acaba yeşil ve çevreci şirketler bunlara kulak asacaklar mı? Yoksa rüzgâr türbinlerinin karbon pazarındaki değerlerine mi önem verecekler? Cevabı belli bir soru. Ama yine de sormak lazım.

İçe ya da dışa fark etmez; asıl mesele enerji bağımlılığıdır. Medeniyet, günümüz yansıması olarak tekno-endüstriyel sistem, bağımlılıklar yaratarak daha fazla kontrol ve hakimiyet arayışında. Doğaya karşı olan samimi kaygılarımızı yönlendirebilecek ve sömürebilecek yalancılığa sahip. Bizler ise dürüst olmak zorundayız. İnsan, rüzgârın da efendisi değil, hiç kimsenin efendisi değil.

Serhat Elfun Demirkol

Birgün gazetesinin 22.09.2010 tarihli sayısında yayınlanmıştır.
Kayıtlı

\\"Rabbim Allah\\'tır de, sonra doğru ol!\\"
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic