Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Güneş, Kum ve Bir Nükleer Reaktör  (Okunma Sayısı 2045 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*****

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« : 10 Kasım 2008, 09:32:34 »


Tükiye’de ilk kez 1960'lı yıllarda yapımı gündeme gelen nükleer santraller konusunda, ilk ciddi adım geçtiğimiz ay Mersin Akkuyu Nükleer Santrali için gerçekleştirilen ihale ile atılmış oldu, Enerji Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Sinop’ta kurulması planlanan bir diğer nükleer santralin ihalesi için ise hazırlıklar devam ediyor. Her ne kadar tek bir firmanın katılım göstermesi nedeniyle ihalenin iptal edilebileceği söylentileri yayılmış olsa da, önümüzdeki yıllarda Türkiye’de de nükleer santral inşaatları başlayacakmış gibi gözüküyor.

Nükleer santrallerin dolambaçlı politik çizgisinden biraz dışarı çıktığımızda bugün özellikle İngiltere’de mimarlık camiasını meşgul eden başka bir konu gündeme taşınıyor: Nükleer santrallerin tasarlanmasında mimarların rolü olmalı mı?



Sizewell A Nükleer Santrali
Kaynak: Wikipedia


The Guardian’dan Steve Rose konuyla ilgili olarak kaleme aldığı “Güneş, Kum ve Bir Nükleer Reaktör” başlıklı makalesinde konuyu farklı yönleri ile değerlendiriyor. “Küresel ısınma, azalan petrol ve gaz rezervleri, ağırdan alınan enerji politikaları sayesinde nükleer günler tekrar hayatımıza girdi” diyen Rose, 1995 yılında açılan İngiltere’nin en yeni ve iyi görünümlü nükleer santrali Sizewell B için “Kırmızı trabzanları ve parlak beyaz kubbesiyle dalgalı elektrik mavisi yapı, bir nükleer santralin olabileceği kadar çekici. St. Paul kadar olmasa da yeni bir Ikea ya da modern bir cami olduğunu yanılgısına düşebilirsiniz –eğer büyük uyarı işaretleri, toprak drenajları, tel örgüleri, CCTV kameraları ve düzenli güvenlik ekipleri olmasaydı” yorumunu yapıyor. Sizewell B’nin hemen yanında çok daha çirkin, 1960’lardan kalma sıkıcı, lekeli bir endüstriyel enkaz, Sizewell A bulunuyor. Diğer tarafındaki tellerle çevrili boş alanda ise muhtemelen ilerde Sizewell C yer alacak.

Eylül 2008’de, İngiltere’de sekiz nükleer enerji santralini işleten British Enerji Grubu'nun 12,5 milyar Sterlin’e, Fransa’daki 58 nükleer santralı işleten ve dünyanın önde gelen nükleer santral işleticisi konumundaki EDF Group’a satıldığını hatılatan Rose’a göre, EDF hükümet onayıyla en az 4 tane daha nükleer santral kuracak.



Sizewell B Nükleer Santrali
Kaynak: Wikipedia


Nükleer santrallerin tarihine baktığımızda ise ilk ticari nükleer santralin 1950’li yıllarda işletilmeye başlandığını görüyoruz. Bugün 30 ülkede, 435 ticari nükleer güç reaktörü aktif olarak enerji üretiyor ve nükleer santraller tarafından üretilen enerji dünyadaki toplam enerji üretiminin %16’sını oluşturuyor. 56 ülke ise, toplam 284 araştırma reaktörü ve ilave 220 reaktör gücüyle gemileri ve denizaltılarını işletiyor. Bugünkü mevcut kapasitenin %6’sına denk gelen 30 güç reaktörünün inşası da devam ediyor, ayrıca ilave 70’in üzerinde nükleer santral kurulması da uzun vadeli planlar arasında.


Nükleer Santraller
Kaynak: International Nuclear Safety Center



Nükleer enerji konusunda politik çizginin net bir şekilde çizilmiş olmasına rağmen, nükleer santrallerin tasarımı hakkında hala bir takım soru işaretleri bulunduğuna değinen Rose, yalnızca bir güvenlik önlemi olarak değil, aynı zamanda modern tasarımlı soğutmada suya gereksinimleri olduğu için nükleer santrallerin uzak kıyı bölgelerinde kurulmaları gerektiğini belirtiyor: “İngiltere’deki çoğu nükleer santral doğal rezervlerin veya ulusal parkların yanında, onları bulmak isteyeceğiniz son yerde bulunuyor”

Günümüz mimarlarının konuyla ilgili ikileme düştüğünü de ifade eden Rose, “Bu yapıların daha hoş görünmesinde mimarlar rol oynamalı mı, yoksa etik olarak bunun bir parçası olmayı kabul etmemeli mi?” sorusunu yöneltiyor ve bu tip binaların portfolyolarda düşük enerji kullanımlı yeşil bir okul gibi hoş gözüken türden projeler olmadığına dikkat çekiyor. Üstelik nükleer santrallerin çirkin olması gerektiğini çünkü hoş gözükmelerinin, nükleer santrallerin yapılmasıyla ilgili sözlü bir onay ifade ettiğini düşünen taraflar da var. Rose, “Eğer çevremizde nükleer santraller olmak zorundaysa, neden onların daha makul -politik açıdan olmasalar bile- bir estetiğe sahip olmasını denemeyelim?” diyor.


Olkiluoto Nükleer Santrali
Kaynak: Wikipedia


EDF, aralarında Norman Foster ve Richard Rogers’ın da bulunduğu bazı İngiliz mimarlara gelecekte yapılacak santrallerin tasarımında rol almaları için teklif götürdü, hem Foster, hem de Rogers bu teklifi reddetmiş olmalarına rağmen Rose’un yaptığı görüşmeler bu konu hakkında gönüllü pek çok adayın olduğunu gösteriyor.

Rose’un yazısına göre; “Nükleer tesisler, her şeyin sonunda temelde inşaat mühendislerinin alanına giriyor. Yalnızca dünyadaki az sayıdaki şirket bu tesisleri nasıl inşa edeceği bilgisine sahip. Sizewell B gibi basınçlı su reaktörleri (PWR), önceki tasarımlara göre teorik olarak daha az risk taşıyor. Sellafield, Çernobil ve Sizewell A gibi ilk reaktörler için grafit, likit sodyum veya karbondioksit gibi riskli malzemeler gerekliydi. PWR’ler ise nükleer reaktörü yönetmek, ısı geçişini sağlamak ve sistemi soğuk tutmak için yalnızca suyu kullanıyor. Ayrıca, daha gelişmiş güvenlik sistemlerine sahip ve reaktör çekirdeğinin çevresinde kale gibi beton tabakalar bulunuyor”.

EDF halen Avrupa Basınçlı Reaktörü (EPR) adıyla bilinen, son PWR tasarımının ilk örneğini, Finlandiya, Olkiluoto’da inşa ediyor. Başlangıçta 2009 yılında elektrik üretmeye başlaması öngörülen santralde, inşaat zorlukları nedeniyle bu tarih 2011 yılına ötelendi. Bazı raporlara göre, maliyet beklenenin %50 oranda üstüne çıkacak. Normandiya, Flamanville’de 2006 yılında halkın protetostoları arasında başlayan bir başka EPR inşaatı ise ertelendi.

“EDF için yapıların görünüşü ne kadar önemli?” sorusunu şirket sözcüsüne yönelten Rose; “Önemsediğimiz ilk şey teknik kriteler, çünkü güvenlik her zaman EDF’nin ilk önceliği oldu. Estetik kriter de projenin başında hesaba katılıyor. Çevre üzerindeki etkisi hakkında tasarımcılar ve mimarlarla birlikte çalışıyoruz“ yanıtı aldı.

Doğu Londra’daki olimpiyat alanı için iki konvansiyonel güç istasyonunun tasarımını sürdüren İngiliz mimarlık firması John McAslan and Partners mimarı Kevin Lloyd’a göre, nükleer senaryolarda uygulanan benzer prensiplere ilaveten “Mühendislik sürecinin nasıl işlediğini anlayabiliyor, nasıl etkileyeceğinizi de biliyor olmanız lazım”.



Tate Modern
Kaynak: Wikipedia


Lloyd, “Bu binalara getirmek zorunda olduğumuz başka şeyler de var… Ölçekleri ve heykelsi nitelikleriyle dışında kazandırılabilecek nitelikler ve nasıl çevrenin bir parçası haline gelebileceğine dair. Tüm bunların mimarlar için heyecan verici olduğunu düşünüyorum” diyor.

EDF’nin İngiltere’deki nükleer planlarıyla ilgili olarak ismi anılan bir diğer mimar Will Alsop ise, “Birinin yapabileceğinden daha fazlası var. Ben daha güzel olmaları gerektiğini düşünüyorum. Wotruba isimli bir sanatçının Viyana kıyısında devasa brüt beton bir kilisesi var ve bence çok daha güzel. Neden bunun gibi bir şey yapılamadığını anlamıyorum” yanıtını veriyor.

Rose, elektrik santrallerinin, mimarı düşüncede kayda değer bulunmasının çok eski olmadığını, yalnızca bugün Tate Modern’e ev sahipliği yapan Battersea ve Bankside’a bile bakmanın yeterli olduğunu söylüyor: ”Giles Gilbert Scott’ın 1930’larda gerçekleştirdiği tasarım, endüstriyel tesisleri, kilise veya belediye binası gibi sivil asaletle aynı seviyeye yükseltti ve Londra’ya en sevilen iki simgesini kazandırdı. Bu gelenek erken nükleer döneminde Galler’deki Trawsfynydd’i tasarlamak için görevlendirilen Coventry Kathedrali’nin mimarı Basil Spence ile devam etti. Aynı Scott gibi Spence de içindeki işleyen müthiş teknolojiyi yansıtmak için küstah anıtsallığın rotasını benimsedi. Spence’in Snowdonia’nın ortasındaki 20 katlı tek parça anıtı, çevresindekilerden belirgin şekilde ortaya çıktı. 1959 yılında Trawsfynydd’in inşası başladığında, bu yaklaşım tamamen uygundu: sembolik olarak, nükleer güç İngiltere’nin hala en ‘Büyük’ olduğunu gösteren birkaç şeyden bir tanesiydi. Bu zafer takıntısı 1957 Windscale Yangını sonucunda baş gösteren nükleere karşı çevre ve barış hareketleriyle kan kaybetti. Bu değişimi görmek için 1970’li ve 1980’li yıllarda inşa edilen Hartlepool veya Dungeness gibi endüstriyel görünümlü nükleer çirkinlikleri incelemek yeterli. Her yerinde görülebilecek bu çirkin binalarla döşenen İngiltere’de, British Enerji 1990’lı yıllarda Sizewell B ile ortaya yenilenmiş bir görüntü çıkardı”.


Trawsfynydd Nükleer Santrali
Kaynak: European Tribune



Rose’un yorumuna göre “Gelecek nesil nükleer mimarları, yeni estetik noktalara ulaşsa ve hepimiz için güvenli, ucuz güç sağlasa dahi, bu hikayenin sonu olacağı anlamına gelmiyor. Onlar verimli ömürlerinin sonuna geldiğinde, çevrede nükleer santraller dolanıp duracak”. Basil Spence 1960’lı yıllarda geleceği önceden görmüştü, Trawsfynydd tasarımındaki temel sorularından biri şuydu: “Güzel bir kalıntı olabilecek mi?”

1991 yılında Trawsfynydd’in faaliyetine son verildiğinde, endüstri ne yapabileceklerine dair tekliflere açıktı. 1990’larda BBC, mimarların ve tasarımcıların davet edildiği bir televizyon programı düzenledi. Film stüdyosuna dönüştürmek veya moloz yığıntısının altına gömmek gelen öneriler arasındaydı. Mühendislik firması Arup tarafından tasarımlar hazırlandı, ancak plan aktarılan kaynaklar damla damla akarken 2018’den önce bitecekmiş gibi görünmüyor. İç reaktör 2088 yılına kadar söküm için hazır olamayacak. Bu da binanın o zamana kadar hiçbir pratik amaca hizmet etmeyerek olduğu yerde kalacağını gösteriyor.

“Nükleerin Teşvikine Katkısı Olan Herhangi Bir Mimar, Bir Daha Asla Rahat Uyku Uyuyamaz”
Rose çeşitli mimarlara yönelttiği “Bir nükleer santral tasarlar mısınız?” sorusuna şu yanıtları aldı:

“Hayır”
Andrew Morris, Üst Düzey Yönetici, Rogers Stirk Harbour & Partners
Bize göre, bu çok zor bir konu. Enerji üretimi için alternatif metotların geliştirilmesi gerektiğine büyük bir inancımız var, ayrıca verilen senaryo içinde nükleer enerjiye olan ihtiyacı ve arzuyu kabul ediyoruz. Bu konuda teklif aldık ama reddettik. Yine teklif edilse aynı şeyi yapardık diye düşünüyorum, kalbimizde yeri olduğuna inanmıyorum.

“Hayır”
Lord Foster, Foster and Partners
1999 yılında EDF’nin Bordeaux’taki ilk yeşil merkez ofisini inşa ettik ve bizden nükleer santral de tasarlamamızı istediler. Çeşitli sebeplerden ötürü teklifi geri çevirdik, işverenimizle aramızdaki görüşme tabii ki gizli.

“Evet”
Amanda Levete, Yönetici, Future Systems
Mimarların, nükleer santrallerin tasarımına büyük katkıları olabilir. Alaycı bir üslup, bunu yeniden piyasaya sürülmüş bir uygulama olarak adlandırabilir. Peki aslında ne olduğunu biliyor musunuz? Hoşlansanız da hoşlanmasanız da, markalaşma bir ihtiyaç ve görsel kültürümüzün anlamlı bir parçası haline geldi. Neden nükleer santraller, iyimserlik ve insan zaafıyla iletişim kuran, şimdiki ve gelecek zamanın kayda değer bir güzellik ya da güç nesnesi olmasın? Ben bunun için hazırım.

“Evet”
Will Alsop
Kesinlikle. İkinci kez düşünmem bile. Benim prensiplerime zıt değil. Çevresel ve ahlaki açıdan değerlendirdiğimde, işin içinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. 1950'lı ve 1960’lı yıllarda İngiltere nükleer santral konusunda dünyada lider konumundaydı ve yıkıma izin verdik, şimdi Fransa işin başına geçmek zorunda. Tabiri caizse ne yazık ki oyunun zirvesinde kalamadık.

“Hayır”
Bill Dunster, ZEDfactory
Hiçbir zaman nükleer santralleri desteklemedik ve tasarlamadık. Nükleere yatırım, yenilenebilir enerji kaynakları için önceden ayrılmış stokları fiilen boşaltıyor. Radyoaktif atığın yanlış kullanımını durdurmak için arttırılan güvenlik yatırımları, nüfus merkezlerinden uzağa bırakılan atık ürünlerin ısısı ve nükleer canlanma günümüzün kazanılmış haklar ve büyük mühendislik konsorsiyumlarıyla desteklenen en büyük oyunu haline geldi.

Bu teknolojiyi destekleyen ve karanlık güçlerle Faust vari bir sözleşme imzalayan hiçbir mimar bir daha asla rahat bir uyku uyuyamaz. Eğer istikrarlı bir finansal sistem kuramazsak, nükleerden miras kalan zehirli toprak altı suyu, denizler ve tarımdan bin yılımızı korumak için milyarlar harcayabilmek için şansımız olacak mı?

“Evet”
Chris Wilkinson, Yönetici, Wilkinson Eyre
Nükleer santralleri tasarlamak konusunda hevesliyim. Kısa zamanda, elde edebileceğimiz en temiz enerji kaynağını sağlıyorlar. İdeal dünyada, yeterli jeotermal, rüzgar ve güneş enerjisini elde edebilirdik. Gerçekte ise bu şimdiki zamanda mümkün değil.

“Evet”
Kevin Lloyd, John McAslan & Partners
Katılmakla ilgili biz de kendi aramızda tartışıyoruz. Bence yapabilirdik. Hükümetin gündeminde olan bir şey ve yeni santraller gerekiyor. Bunu yapmak konusunda kaçınılmaz bir durum söz konusu ise, yüksek nitelikli mimarinin etkileyici bir parçası olarak elimizden gelenin en iyisini yapmak konusunda sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: The Guardian, World Nuclear Association, Wikipedia, Referans

Kayıtlı

Köksal AYDIN
Moderator
*****

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« Yanıtla #1 : 10 Kasım 2008, 13:38:11 »

Valla bu tartışmalar sürer gider.Aynı enerji yatırımları konusundaki "yerimizde sayışımız " gibi.
Hocam bilgilendirme için teşekkürler...
Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic