Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uzun Mehmet Kömür İçin Öldürüldü-Türkiye'de Taşkömürünün Hikayesi  (Okunma Sayısı 2545 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
gunban
VIP Üye
******

Performans: 1535
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2505


Güzel günler göreceğiz; güneşli günler, .....


« : 02 Mart 2008, 17:08:52 »


İlginç bir yazı. Yorumsuz olarak paylaşmak istedim. Buyrun!


                                        Uzun Mehmet Kömür İçin öldürüldü! 
  Buharlı gemilerin vazgeçilmez yakıtı kömür bir dönem en değerli maden niteliğindeydi. Uzun Mehmet, ithal edilen kömürü Ereğli'de buldu ama işletme imtiyazını almak isteyenlerin hırsına kurban gitti...

  Bir haftadır ortalık MTA'da yolsuzluk, el altından satılan maden haritalarına ilişkin dedikodular, bürokratların kendi yakınları adına kurdukları şirketlere aktardıkları maden işletme imtiyazlarına dair iddialarla çalkalanıyor. Önemli holdiglerin vs. de adı açılan soruşturmalarla anılıyor...
  Maden konusu önemli elbette. İnsanoğlunun ateşi keşfi, uygarlaşma sürecine girişinden itibaren her dönemde enerji ve enerjinin kaynağı cevher kıymet kazandı. Odundan kömüre geçiş yeni değil ama kömürü vazgeçilmez kılan onun sanayide kullanılmaya başlanması. Buhar gücü dediğimiz şeyin gerisinde kömür var. Buharın güç olarak ortaya çıkmasıyla deniş ulaşımında kullanılmasının arasında fazla zaman yok. Rüzgâra tabi yelkenin ve insan gücüne bağlı küreğin yerini almakta gecikmedi kömür/buhar ikilisi.
  Osmanlı Devleti için de vazgeçilmez oldu buharlı gemiler ve kömür. Seyahat için değil elbette, donanma için. Ancak kömür üretimi yapılmayan geniş Osmanlı coğrafyasında çokça tüketilen bu madde ithalatla sağlanıyor, hazine para yetiştirmekte zorlanıyordu. Bu nedenle bahriyede askerlik yapan gençlere terhislerinde bir parça taşkömürü verilmesi ve memleketlerine döndüklerinde yaşadıkları yerde bu maddeden buldukları takdirde haber vermeleri isteniyordu.
  Şiir, Behçet Kemal Çağlar'ındır: Yurtta kömür diye şevkin yanıyor/ En büyük kuyuya adın konuyor/ Mehmedim, Mehmedim Uzun Mehmedim!
  Türkiye'nin kömür yatağı olan Zonguldak'ta her sene kasım aynın başında anılan Uzun Mehmet'in donanmada askerlik yaptığını, terhisinde eline bir parça taşkömürü verilip gönderilen askerlerden biri olduğunu anladınız herhalde.
  Uzun Mehmet II Mahmud'un saltanat yıllarında Zonguldak Ereğlisi'nin Kestaneci Köyü'nde yaşamış bir genç. Madencilikle falan da ilgisi yok haliyle. Terhisinde tarlada çalışmaya başladığında sabanına takılan siyah taşlı bulduğunda aklına hemen onu komutanının mendile sarıp verdiği kömürle karşılaştırmak geldi mi bilinmez. Ama karşılaştırdığında iki taşın biribirine çok benzediğini, üstelik aynı taştan bölgede çokça bulunduğunu görünce heyecanlandığına şüphe yok. Köseağzı denilen mevkide değirmen çevresinin bu taşla dolu olduğunu gördüğünde 'İşte bu o!..' demiş olması pekâlâ mümkün. Heyecanının bir sebebi herkesten istenen şeyi bulan kişi olmaktı herhalde ama diğer bir sebebi de kömür parçaları dağıtılırken komutanlarının 'Bulan padişah tarafından ödüllendirilecek' sözü olmalı. Kuşkusuz bütün askerler gibi o da 'İnşallah' diyerek kuşağına yerleştirmişti taşı.
Uzun Mehmet'i büsbütün saf Anadolu çocuğu diye görmek doğru değil. Uyanıklığı şuradan belli ki bulduğu taşın sadece rengine bakıp 'İkisi aynı' demekle yetinmedi. Evine taşıdı, yaktı ve bulduğunun kömür olduğundan emin olduktan sonra harekete geçti.

50 altın ödül ve cinayet
Uzun Mehmet'in 1829 senesi Kasım ayının başlarında bulduğu kömür damarından örnekleri bir küfeye doldurup İstanbul'un yolunu tuttuğunu biliyoruz. Kimine göre yürüyerek geldi İstanbul'a denir, kimine göre Ereğli'den bir kum teknesine binerek.
  Uzun Mehmet'in başkente ulaştığında derhal tersaneye gidip eski komutanını aradığı 'Beybaba işte istediğin taşlar' diyerek küfeyi onun önüne indirdiğini düşünmek mümkün. Komutanın da örneklere bakıp kanaat getirdikten sonra onu yanına alıp Bahriye Nezareti'ne götürdüğünü de. Uzatmayalım, bakılıp incelenip bulunan taşın kömür olduğu anlaşıldıktan sonra Uzun Mehmet padişahın vaat ettiği doğrultuda ödüllendirildi. 50 altın... Önemsiz bir meblağ değildi bu elbette ama madenin işletme imtiyazının binlerce altın edeceği düşünüldüğünde sembolik bir paraydı verilen.
  Uzun Mehmet saraydan gelen emirle örnekleri aldığı yeri göstermek için Bahriye Nezareti görevlileriyle birlikte dönecekti memleketine. Madenden anlayan kişilerden heyet hazırlamaya, kömürün nasıl yeraltından çıkarıtılıp taşınacağını planlayacak uzmanları yanlarına katmaya hazırlanıyordu nezaret.
Heyet hazırlık yaparken Leblebici Han'a yerleştirilmişti donanmanın kahramanı. Ve onun kömürü bulup İstanbul'a götürdüğünü duyunca bu keşfe karşılık ödül almak yerine işletme imtiyazını koparmanın daha akıllıca olacağını düşünen Ereğli çevresinin mültezimi Hacı İsmail Ağa'nın adamlarıyla birlikte peşine düştüğünden hebersizdi elbette. İsmail Ağa'nın İstanbul'a vardıklarında Uzun Mehmet'in izini hasıl buldukları bilinmiyor. Bilinen onu Leblebici Han'daki odasından kahve içme bahanesiyle çıkartıp kehvesine kattıkları zehirle öldürdükleri.

ALINTI
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=249045&tarih=02/03/2008

Kayıtlı


Dört nala gelip uzak Asya\'dan
Akdeniz\'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim........
anafartalar
VIP Üye
******

Performans: 339
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3895

Anafartalar Lisesi Coğrafya Öğretmeni Denizli


« Yanıtla #1 : 02 Mart 2008, 18:00:12 »

Hocam çok ilginç bizans entrikaları hep süregelmiş.
Kayıtlı

İnsanlar son ağaç kesilene, son balık tutulana son çiçek koparılana kadar paranın yenmeyeceğini öğrenemeyecektir.
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic