Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: batılı imajlarla başa çıkmak...  (Okunma Sayısı 1672 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bülent AVCIOĞLU
Genel Moderator
******

Performans: 1057
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 952



« : 01 Ocak 2007, 20:15:57 »


BATILI İMAJLARLA BAŞA ÇIKMAK


Çoğu zaman batının ifade hürriyetinden yana olduğu söylenir. Eğer bu hususta samimi olsalardı, batı kültüründe dünyadaki mevcut birçok farklı kültüre ait farklı imajları görmemiz gerekmeyecek miydi? Tıpkı hakikatın değişik, zengin renkleri gibi binlerce muhtelif imajın yaygın olması lâzım değil miydi? Fakat maalesef bu imajları göremiyoruz. Gördüğümüz birşey varsa, o da, tek bir dünya görüşü, tek bir hayat tarzıdır. Teorik olarak herkes, istediği her türlü imajı oluşturup neşretmede hürdür, ama pratikte o hâkim dünya görüşüyle bağdaşmayan imajlar çok fazla teşhir imkânı bulamazlar, bu yüzden de tesirli olamazlar. Eğer bir ülkedeki bütün anayollara sahipseniz, talî yolları kapatmanıza gerek kalmaz, zira bilirsiniz ki, trafiğin çoğu sizin yollarınızdan akar. Aslında bu talî yollara izin vermekle muhtemel feveranların da önüne geçersiniz, çünkü böylelikle insanlar istedikleri gibi hareket edebildikleri, kendileri için bir yön çizebildikleri zannına kapılırlar. Aynı şekilde bütün bir medya sürekli olarak belirli bir imaj veya fikri işliyorsa, muhalif bir imaj veya fikri ifade etmek isteyenler için açılan ufak tefek menfezlerin sayısı önemli değildir. Bu farklı imaj, çoğu zaman baskın imaj içinde boğulan insanlardan önemli bir bölümünün görüşlerini değiştirecek kadar yayın hayatında kalamaz. Hem kaç insanın bir radyo veya TV istasyonu kurmaya gücü yeter ki? Hattâ böyle bir şeye muktedir olsalar bile, bakış açıları hâkim kültüre zıt olduğu müddetçe nasıl yayın izni alabilirler ki?
Batı dünyası ve özellikle ABD tarafından muazzam miktarlarda medya ürünü imal edilmesinin sebebi, insanların zevk ve tercihlerini dünya çapında kontrol altına almaktır. İnsanların hareketlerini kontrol etmek için onları zincirlemenize gerek yoktur, daha tesirli bir yol (bilhassa büyük rakamlar mevzû bahis olduğu zaman) onların hareket edebilecekleri bütün sahayı kontrol altına almaktır. Denetim, muhtemel faaliyet alanlarını ve görüş ufuklarını ele geçirerek uygulanır. Bu tür bir kontrol, çok sinsi ve tehlikelidir. Fertler her an her istediklerini düşünebildiklerini, söyleyebildiklerini, yapabildiklerini zannederler. Fakat bunlar toplandığında görülür ki, mevcut kitlenin çoğunluğunun algıları, zevkleri, tercihleri ve faaliyetleri şaşırtıcı derecede birbirine benzer. İşte bu yüzden "Üçüncü Dünya" denilen ülkelerde kıt kanaat geçinen insanlar, maişetlerinden kısıp bir şişe Coca Cola aldığı zaman veya blujin giydiklerinde bu dünyanın güzelliklerinden bir pay da biz aldık diye düşünmeye başlarlar. Dünyadaki kültürel çeşitlilik sistemli bir şekilde kısırlaştırılmaktadır. Öte yandan, bu alternatifler artık neşredilmediği için insanlar kültürel açıdan öksüz duruma düşmekte, geçmişle olan bağları kopmakta ve milletlerarası pazardan tecrit edilmiş, tek başına kalmış tüketiciler olmaktansa, rastgeldikleri herhangi bir kimliğe sıkı sıkı sarılmaya çalışmaktadırlar.
İmajların sadece bir imaj olduğunu, kimsenin onların gerçek olduğuna inanmadığını söyleyebilirsiniz veya insanların gördükleri reklamların gerçek olmadığını düşündüklerini öne sürebilirsiniz. Fakat hakikat hiç de öyle değildir. Gariptir ki, bu gerçeğe rağmen imajlar ve reklamlar güçlerinden hiçbir şey kaybetmezler. Herbir kültürde, insanlığın en büyük muallimleri, imajlarla dolu hayal gücünü kullanarak ders verirler, yani şiirleri, temsilî hikayeleri, benzetmeleri ve tarihî tabloları kullanırlar. Çünkü bu edebî türlerde, sadece akla uygunluk veya sözlerin mantıkî gücü değil, bir dilin bütün marifetleri kullanılabilir. Fedakârlığı tasvir eden güzel bir hikâye, fedakârlığın nasıl bir fazilet olduğunu açıklayan, birçok delillerle desteklenmiş, en felsefî metinlerden daha tesirli, daha çok ikna edicidir. İmajların tesiri gözardı edilemez. Bir tehlike varsa o da onların gücünü küçümsemektir.
İmajlar Niçin Bu Şekilde Kullanılmaktadır?
Batı, diğer kültürleri sömürüp ezerek büyümeye çalışmaktadır. Bunun sebepleri oldukça eskilere uzanmaktadır. İslâm medeniyetine zıt olarak batı medeniyeti hiçbir zaman hazmedici olmamış, yani diğer milletlerin ve kültürlerin faziletlerini öğrenmeye çalışmamıştır.
Batının yayılmacılık politikası her zaman şu görüşe bina edilmiştir: Ne hikmetse, başkalarına sunulabilecek ne kadar güzel şey varsa batı bunlara sahiptir ve bunları kabul etmek de diğer bütün insanların alın yazısıdır (!) İşte bu yüzden, bugüne kadar, en bencil ve zorba politikalar bile diğergâmlık havasında takdim edilmiştir. Batı hâlâ Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yardım gönderdiğini iddia etmektedir. Aslında bu bölgelerdeki servetler, en son Somali'de olduğu gibi batıdaki refahı temin etmek için sürekli emilmektedir. Para ve mal olarak bir servet akışı varsa, o da batıdan buralara değil, buralardan batıya doğrudur. Geçmişte, Avrupalılar yeni yerler ele geçirdiklerinde, buralarda yaşayan insanlara hürriyet konusunda gerekli ilk dersi verdiklerini düşündüler. Avrupalıların bu hususlarda kendi kendilerini aldatmaları o kadar kemikleşmiştir ki, asırlar geçmesine rağmen, hâlâ bu tür kuruntular taşımaya devam etmektedirler. Peki bu vehimler nereden kaynaklanmaktadır?
Bu tutumun iki ana kökü, tartışılmaz Hristiyan akideleriyle Yunan ve Roma'ya ait hukukî uygulamalardı. Hristiyanlar, Yahudiler'den ilham alarak kendilerinin "seçilmiş" bir millet olduğuna inandılar. Ayrıca Hristiyan olmayan insanların asla faziletli olamayacakları inancını taşıdılar. Akla ve vicdana zıt bu anlayışı yumuşatmak için sonunda 'limbo' kelimesini buldular. Limbo, cennetle cehennem arasında, Hristiyan olmayıp da faziletli olan insanların (Sokrat ve Eflatun gibi) gidebilecekleri bir yerdi. Sadece kendilerinin "kurtulmuş" olduklarına inandıkları için politik gücü elde eder etmez kendilerince"kafir" ve "mürted" olarak gördükleri Müslümanları ezme, hatta yeryüzünden silme konusunda kendilerinin haklı olduğunu düşündüler. Şu anda batıda, 'dinî' duygular taşıyor gibi gözüken bütün hükümetlerin estirdikleri terör havasının sebebi, asırlardır ruhlarına işleyen bu sakat düşüncedir. Dindar ve güçlü olmakla birlikte hoşgörülü olmayı bir türlü becerememektedirler.
Laikliğin 'medenî' bir idare şekli olduğu kabul edildikten sonra seçkin ve 'kurtulmuş' olma fikri 'millet' fikrine dönüştü. Bu görüş Protestanlar için daha geçerliydi. Zira Katoliklerin aksine Protestanlar, Roma'daki Papa'ya bağlılığı olmayan, millî ve müstakil kiliselere sahiptiler. 'Millet', vatandaşlar veya tebadan oluşuyordu, bunlar da eski Yunanlılar ve Romalılar'da olduğu gibi, 'şahıs' olmanın getirdiği bütün hukukî imkânlardan yararlanıyordu. Milletin bir ferdi olmayanlar ise, bu statülerden mahrumdular. Yunan olmayanları adlandırmak için kullanılan 'barbar', Yunanca bir terimdi ve bu terim ırk ayrımcılığından ziyade kültürel ayrımcılığı yansıtıyordu. Barbar kelimesi ve 'dinsiz', 'vahşi', 'ilkel' gibi versiyonları, Avrupalı devletlerin ele geçirdiği bütün ülkelerdeki insanlar için, hiç ayrım gözetmeden kullanıldı. Avrupalılar, hakimiyetleri altına aldıkları insanlar için hiçbir imtiyaz ve haysiyet tanımadılar, zira onların toprak ve kaynaklarının denetimlerinin sadece kendilerine ait olduğuna inanıyorlardı. Eğer Avrupalılar bu 'barbarlar'ın yeteri kadar medenileştiğine' karar verirlerse, (teoride) bu insanlara Avrupalılarınkine benzer bazı statüler verilebilirdi. Bu tür statülerin nasıl gönülsüzce bağışlandığı ise bilinen bir gerçektir.
Son zamanlarda resmî tutumlarda (ve anayasalarda) bir değişikliğin olduğu doğrudur. Batılı ülkelerde yaşayan bütün insanların aynı statüye sahip oldukları farzedilir. Ancak hukukî anayasalarla, batılı insanların büyük bir çoğunluğunun zihnî ve hissî anayasaları birbirine pek paralel değildir. Popüler kültür, hâlâ kültürel ve ırkî üstünlük hislerini yansıtmaktadır, yani batılı olmak güzel bir şeydir, batılı olmamak ise, en azından bir talihsizliktir(!).
Batı dünyasının kimliği 'kurtulmuş'- 'kurtulmamış', 'biz'-'onlar' ayrımına ihtiyaç duyar; hep nefret edip korkacağı bir 'yabancı'ya gerek vardır. Komünizmin 'belalı imparatorluğu' artık çökmüş, batının hayal dünyasında 'onlar' bundan böyle Müslümanlardır.
İmaj neşretmenin çok yavaş gelişen, hassas bir faaliyet olduğu unutulmamalıdır. İmajların tesiri, ferdî ve hususî değil, umumidir. Ön plândan, yani gözönünde olup biten hadiselerden ziyade arka plânda, yani şuuraltında faaliyet gösterirler. Küçük değil, büyük ve geniş bir dalga şeklinde yayılırlar. İmajların yayılması, düşmana bir taş fırlatmak gibi ani ve geçici değildir, yerçekimi gibi global ve görülmeyen bir faaliyet şeklindedir.
Neler Yapılabilir?
Olumsuz imajların gücüne ve yaygınlığına rağmen, hep hak ve hakikattan yana olmaya, insanî faziletleri temsil etmeye ve İslâm medeniyetinin evrenselliğini göstermeye çalışılmalıdır. Müslümanlar, hâkim oldukları her yerde 'yerli' halkın hayat standardını arttırmış, kültürünü zenginleştirmişlerdir. İdare ettikleri halkla öylesine kaynaşmışlardır ki kısa bir süre içinde farklı farklı kültürlere sahip insanların sağlam bir içtimaî yapı teşkil ettikleri görülmüştür. Doğu ve Batı bugüne kadar ancak İslâm'ın sancağı altında tek medeniyet olarak birleşebilmiştir.
Yanlış imajlara karşı doğrularıyla cevap verilmelidir. Meselâ, Kristof Kolomb'la ilgili çevrilen yeni bir film, İspanya'daki 'etnik temizlik' görüntüleriyle, buradaki İslâm medeniyetinin izlerinin tahrip edilmesiyle başlamaktadır. Bu hususları öne sürerek yakınmak, yeterli olmayacaktır. Kolomb'un bilinmeyen bir dünyaya değil, Müslümanlar'ın keşfettiği bir dünyaya doğru yola çıktığına dikkat çekilmelidir. Kolomb, kendisinden yaklaşık 6 asır önce Güney Amerika'ya giden Mali'li siyahî Müslümanların rotasını takip etmiştir. Bu Müslüman denizciler keşfettikleri yerlerin haritalarını çizmiş, yerli halkla evlenmiş ve daha sonra Mississippi içlerine uzanarak oradaki Iroquo halkıyla kaynaşmıştır.
Bütün bunlar hakkında güvenilir belgeler ve arkeolojik deliller mevcuttur (buna bir 'Yeni Dünya' haritası da dahildir) ve bu deliller, yetmiş yıldır, batılı bilim adamları tarafından araştırılarak tespit edilmiştir. Fakat bu delillere rağmen sinema imajlarında bir değişiklik yoktur: Siyahî yerliler hâlâ tembel vahşiler, Avrupalılar da beyaz adamın cesaret ve merakıyla yola çıkan şevk dolu kâşifler şeklinde gösterilmeye çalışılmaktadır. Batılılar tarihî vakaları tashih edebilirler, fakat bahsettiğimiz sebepler yüzünden, belgelerle desteklenen delillere rağmen hâlâ hikâye anlatmakla meşguldürler. Gerçekleri araştırıp bulmak ve bu gerçekleri, yanlış imajları düzeltecek şekilde takdim etmek Müslümanlara düşmektedir.
Not: Norman, Dr. F., "Resisting Western Images', The Fountain, Oct-Dec. , 1994, Cilt 1, No. 8, ss. 34-36'dan tercüme edilmiştir.
Kayıtlı

Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak
Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor bak.
salp
VIP Üye
******

Performans: 815
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1554

süleyman çelebi anadolu lisesi


« Yanıtla #1 : 01 Ocak 2007, 22:15:27 »

eline sağlık
Kayıtlı
cumhurabay
cumhurabay
VIP Üye
******

Performans: 225
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1043


yaşadığımız her şeyde izi olan bilimciyiz.


Site
« Yanıtla #2 : 02 Ocak 2007, 07:43:13 »

teşekkürler
Kayıtlı

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic