Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İL BİRİNCİSİ MAKALE : Bir Mustafa Kemal Olabilmek  (Okunma Sayısı 1236 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
yerköy
Ziyaretçi
« : 22 Kasım 2006, 05:51:34 »


              Millet fakr u zaruret içinde çırpınmakta, bir dirhem toprağa bin askerle sarılmaktadır. Burası; Çanakkale’dir, bir umudun doğduğu, bir ırkın yükseldiği ve dünya tarihinin battığı yerdir. Ne azimdir bu, şaşmamak elde mi? Dünyayı karşınıza alıp ‘‘süngü tak’’emriyle harbe kalkmak, öleceğini bile bile imanını siper edinmek .İşte, burası Çanakkale’dir, bin hayalin söndüğü, bir umudun doğduğu yerdir.                               

             Ulu Önder, savaşı görmüştü, yaşamıştı ve kararını vermişti; bu millet, bu azim, bu iman  neler hak ediyordu da nelere muhtaç ölüyordu  kara toprağın bağrında.Daha nice savaşlar geçirmişti; ama hiçbiri Çanakkale gibi olmamıştı. Peki sonucu ne? İşte savaş bitmişti ve savaş her şeyi yanında götürmüştü. Her tarafı yanmış, yıkılmış, insan yaşamına dair hiçbir kalıntının kalmadığı bu yer neresiydi? Evet, savaş bitmişti! Adı ‘‘kurtuluş savaşı!’’ olan, o her şeyi silip süpüren savaş bitmişti; ama ya şimdi, şimdi ne olacaktı?... Bu hasta adamın kalıntıları ne iş görecekti...       
            Bir isim dolaşıyordu kulaktan kulağa. Adı aslında şimdi hiç yabancı olmasa da o zamanlar kısık sesi Anadolu’nun her yerine yetişmiyordu. Bir adam geliyordu her şeyi düzeltecek. Bir hayaldi belki; ama ya olursa hasretine sığınan bu insanlar, onun arkasına sığınabileceklerini düşündüler. Dünya ise hayretle izliyordu kim bu adam: Bir asker mi, yoksa devlet adamı mı, stratejiler belirleyen kurnaz bir komutan mı, yoksa kara tahta önündeki bir öğretmen mi?... Bu ne sürat diyordu dünya. Ülkesinin yıkılmış bir imparatorluktan doğduğunu bilmeseler, kendi devrimlerine ortak sanırlardı. Oysa , ‘‘hasta adam’’ denilen  imparatorluğun  harabeleri  üzerine on yılda sağlam temelli bir Türk Cumhuriyeti dikmişti. Bu ne bir kişinin ismiyle anılacaktı, ne de bir kimsenin malı olacaktı; başlı başına Türklere ait bir cumhuriyetti. Egemenlik milletindi; ama ya savaşın götürdükleri:  öğretmen yok,  işçi yok, mühendis yok, mimar yok, doktor yok,  tüccar yok,  ekmek yok ,su yok, baraj yok, sermaye yok, bilgili eleman yok… Kalkınmanın imkanı mı var?  Fakat Atatürk bu yükün altından da nasıl kalkacağını bilmişti.  Eğitim, bu insanların hak ettiği ve onları dünyayla birleştirecek bir dille yapılmalıydı ve yapıldı. Çevresindekiler bunun okulla yapılmasını söyleseler de O: ‘‘Devrim ya aniden yapılır ya da hiç yapılamaz.’’ dedi ve savaş alanında düşmanı mavi gözleriyle boğan komutan, gözlerini merhamet ve şefkatle milletine çevirmiş ve kara tahtanın başına geçmişti. Artık O bir öğretmendir ve eğitimi bir devletin liderinin dahi bozamayacağını söylerdi. Onun öğretmenliği aslında millete yöneliktir. Yıllarca milletini ecnebi boyunduruğundan  kurtarmak için verdiği emekler yetmemiş bir de bu sorumluluğun altına girmek istemiştir.  Ve millet Ona yakışan ismi vermiştir: O başöğretmendir; çünkü gençliğe verdiği emaneti ancak bu şekilde korunabilir kılınacaktır… O başöğretmendi,  kara tahta başına geçmiş çağını dünya çağına ayarlayan o harfleri yazmaya koyulmuştur. Atatürk bunların ötesinde geçlerin bu ülkeyi kurtaracağını, milleti medeniyetler üstüne çıkaracağını görmüş, cumhuriyeti onlara armağan ve emanet etmişti. Onun hayali aslında bu gün bizim çok uzağımızda değil; aksine yakalayabileceğimiz kadar yakınımızda, belki de avucumuzun içinde; ama biz kendimizi hep küçük görüyor ve gösteriyoruz.

              Atatürk diyor ki: ‘‘Bir Türk dünyaya bedeldir.’’ ve yine Atatürk bizim muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızda akan asil kanda mevcut olduğuna işret ediyor.
 
               Atatürk’ü anlatmak mı bana kalırsa mümkün değil. Çünkü bu gün hayatımız etrafımızdaki bilim ve teknoloji, hürriyetimiz gençliğimizdir. O bizim içimizde bir amaç, amacımız ne mi? Bir Mustafa Kemal olabilmek…
               
                Ey Türk Gençliği! Bu ülke daha nice Atatürk’lere ve Atatürk’ü ruhunda yaşatacak öğretmenlere gebedir. Ruhun şad olsun Büyük Öğretmen… 
                        
Hasan Selçuk TANDOĞAN
YOZGAT ATATÜRK LİSESİ  10TM - C                     


ÇOK ÖNEMLİ NOT: BU YAZI 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ NEDENİYLE  İL GENELİNDE DÜZENLENEN MAKALE YARIŞMASINDA İL BİRİNCİSİ OLMUŞTUR ÖĞRENCİMİ KUTLUYOR VE BAŞARILARININ ARTARAK DEVAMINI DİLİYORUM

 MENDERES KILIÇARSLAN - YOZGAT
Kayıtlı
serefakar
Uzman Üye
*****

Performans: 15
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 280



« Yanıtla #1 : 22 Kasım 2006, 09:00:19 »

hocam çok harika bir yazı. aslında önemli günlerde okutulabilecek nitelikte ve kalitede bir yazı. bunu yazan eğer öğrencinizse onun gözlerinden öpüyorum. hem duygusu, hem şuru hemde ifade ediş biçimi çok olgun.  bu yazıyı kendi kulübümün panosuna asacağım. ayrıca bunu bzimle paylaştığınız içim teşekkürler.
Kayıtlı

YOLCUYUZ ŞU CİHANDA SILA BABIMIZ MAKBER
SONSUZA GİDEN YOLDA BIKMADAN BİZİ BEKLER..

Fatih Anadolu Lisesi/Afyonkarahisar
Şeref AKAR
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #2 : 22 Kasım 2006, 13:52:35 »

Evet çok güzel bir yazı. Öğrencimizin ellerine sağlık.
Kayıtlı

yerköy
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 22 Kasım 2006, 15:21:41 »

 TEBRİKLER HASAN SELÇUK
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic