Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mimari doğayla barışınca-Söyleşi!  (Okunma Sayısı 2042 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Köksal AYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« : 14 Temmuz 2008, 05:46:14 »


Yerleşmeler gelişirken doğaya zarar vermeden nasıl uygulamalar yapılmalı, nelere dikkat edilmeli...
Doğayla barışık yerleşim alanları artık kaçınılmaz hale geldi...
29. MART. 2008 CUMARTESİ
HAFTA SONU EKİ  10. Sayfasında yayınlanan
Prof. Dr. SEMİH ERYILDIZ ile SİNEM DÖNMEZ’in YAPTIĞI SÖYLEŞİ;

“Mimari doğayla barışınca”

Sizin komutunuzla ışıkların yanıp söndüğü, perdelerin açılıp kapandığı, elektriklerin hiç kesilmediği, güneşle ısındığınız bir yaşam alanı düşünün.              Tüm bunlar sadece konfor için değil, dünyaya daha fazla zarar vermemek adına yapılacak. Küresel ısınma kavramının popüler hale gelmesiyle birlikte su, elektrik, fosil yakıtlar gibi tüketimi dünyayı tehdit eden kaynakları kullanma konusundaki hassasiyet arttı. Dolayısıyla sürdürülebilirlik kavramı da hemen her sektörde karşımıza çıkmaya başladı. Bugün küresel ısınmaya “dur” demek için dünyanın 24 ülkesi yerel saatleriyle 20.00’de bir saat süreyle ışıklarını kapatacak.                    Earth Hour (Dünya Saati) adındaki topluluğun başlattığı eylem, geçen yıl 20 ülkede uygulandı.

Bu yılki eyleme, ABD’nin Şikago, San Francisco ve Phoenix, Tayland’ın Bangkok, Kanada, Ottawa, Vancouver, Toronto ve Montreal, İrlanda’nın Dublin, Avustralya’nın Sidney, Perth, Melbourne, Canberra, Brisbane ve Adelaide, Danimarka nın Kopenhag, Aarhus, Aalborg ve Odense, Filipinler’in Manila, Fiji’nin Suva, Yeni Zelanda’nın Christchurch ve İsrail’in Tel Aviv kentleri                      de katılacak.

Geçen yıl Dünya Çevre Kalkınma Programı‘nın yayınladığı rapora göre, hükümet düzenlemeleri, enerji kaynakları kullanımı ve insan davranışı, inşaat sektöründe yapılacak yeniliklerle, dünyanın enerji tüketimi yüzde 30-40 oranında azaltılabilir.
Bu nedenle küresel ısınmanın önemli boyutlarından birini mimari oluşturuyor. Evlerde ısınma, aydınlatma, havalandırma gibi ihtiyaçlar elektrik, fosil yakıt gibi kaynaklar aracılığıyla giderildiğinden bu kaynakların tüketiminin kısılması doğal olarak dünyanın kaynaklarının yok olmasını da etkileyecek.

Biz de sürdürülebilirlik kavramının mimariyle ilişkisini, yapılabilecekleri ve Türkiye’nin konuya yaklaşımını Lefke Avrupa Üniversitesi öğretim üyesi             Prof. Dr. Semih Eryıldız ‘la konuştuk.

Mimaride sürdürülebilirlik, çevreden yararlanırken kalıcı bozulmalara neden olmayan, çevreyi geliştiren bir yaşam, yerleşme ve kentleşme için planlama, tasarım ve uygulama esasına dayanıyor. Türkiye’de çok az da olsa örnekler tasarlanıyor. Üniversiteler aracılığıyla uygulama da yapılmış durumda. Eryıldız, Türkiye’de kooperatifleri, yerel yöneticileri, çok zor da olsa devlet veya üniversite yöneticileri ile bazı özel girişimcileri ikna edebildikleri ölçüde örneklerin inşasını sağladıklarını belirtirken “Mesleğimizin en zor işi olan bu ikna sürecine harcanan enerjinin yarısını daha çok örnek inşa etmek için harcayabilsek, bazı dış ülkeleri yakalamamız mümkün olabilir” diyor.
EKOLOJİK ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ

Türkiye’de ekolojik mimariye verilebilecek ilk örneklerden biri İstanbul Etiler’de bulunan Kanyon alışveriş merkezi. Yapı malzemesinin doğal taşlar olduğu Kanyon’un mimari tasarımında, doğal ışık ve kent manzarası en üst düzeyde iç mekâna taşınırken güney cephelere de koruyucu olarak güneş kırıcı elemanlar yerleştirilmiş. Ayrıca Ümraniye’de bulunan Meydan Alışveriş Merkezi de gün ışığından maksimum ölçüde faydalanılan yeni nesil bir alışveriş merkezi olarak dikkati çekiyor. Meydan’da kalorifer kazanı yok ve jeotermal enerji ile kurulmuş.

Eryıldız, ayrıca ODTÜ ve Lefke Avrupa Üniversitesi’nin yürüttüğü projelerden de sözetti.
•   Diyarbakır Güneş Evi Eğitim ve Uygulama Merkezi,
•   Fethiye’de yer alan Durudeniz Yer Altı Evleri,
•   Bodrum İkizada Turkcell Baz İstasyonu,
•   Hasandede’de Saman Balyası Eğitim Merkezi,
•   Ege,
•   Çukurova,
•   Gazi Üniversiteleri’nin yürüttüğü güneş evi projeleri gibi deney projeler de var.

Eko evler, insanın evdeki ihtiyaçlarının doğal kaynaklardan sağlandığı, atıkların değerlendirildiği, karbon salınımının en az derecede olduğu yani dünyaya zarar vermeyen evlere deniyor. Bir ev düşünün. Doğalgaz derdiniz yok çünkü güneş enerjisiyle ısınıyorsunuz. Küçük çocukların hep hayal ettiği gibi ellerinizi çırpınca ışıklar sönüyor. Elektrik kesildi gibi bir derdiniz yok çünkü elektriğiniz rüzgâr türbinlerinden elde ediliyor ve güneş panelleri sayesinde siz kullanırken depolanıyor.

Binanın ısı yalıtımı sistemleriyle de enerjiden tasarruf ediliyor. Banyolardaki armatürler sensörlü, rezervuarlar kademeli, sulama ve rezervuarlarda kullanılan su, arıtılmış yağmur ya da deniz suyu. Bunlar hayâl değil. Hele Türkiye gibi bir ülkede yaşarken rüzgârın ve güneşin bu kadar verimli kullanılabileceği yerde hâlâ mimarlık sektörünün nasıl geleneksel sistem ve malzemeleri tercih ettiğini anlamak çok güç.  Tam da küresel ısınma bilinci kafalara yerleşmişken. Son dönemde akıllı ev diye duyduğumuz evler de aslen ekoevlerin otomasyonla desteklenmişi. Eko binalardaki ısıtma, soğutma, havalandırma, aydınlatma, sulama işlemlerinin otomasyona bağlanmış şekilde inşa edilenlerine akıllı bina deniyor.

Akıllı bir binadan beklenen en önemli özelliklerden biri, enerjiyi verimli kullanması.
Kendi enerjisini kendi üreten, atıkları dönüştüren sistemlere sahip, sensörlü ve gerektiği kadar su harcayan su tesisatlarına sahip olmaları. Ne yazık ki sadece içinde oturanların konfor ve güvenliği için akıllı konutlar sloganlarıyla lanse edilseler de aslında akıllı bina olması için sürdürülebilirlik esaslarına uygun olması gerekiyor.
Yani aslında bir evden başlayarak bir siteye; oradan da sonradan inşa edilecek ekokentlere dönüşebilecek sistemlerin yapılması mümkün. Bu kentleri inşa ederken altyapıları da öyle yapılıyor ki, atık yönetimi de uygulanabiliyor. Atık yönetimi, atıklarımızın en kıymetli kaynaklarımız olmasını ve üretimde; doğadaki her varlığın kullanım sonrası aslına en kısa yoldan döndürülmesi üzerine kurulu bir sistem. Aslında mimaride son yüzyılda ortaya çıkan bu akımın bir yandan ne kadar primitif olduğu da insanı düşündürüyor. Yine de insan, dünyayı kirlettiği teknolojiyi de kullanarak yeniden doğayla barışacak gibi görünüyor.

BİLİNMEDİĞİ İÇİN KORKULUYOR

Dünyayı, çevreyi ve ülkesini seven, ilgili ve bilgili bir avuç mimarın bu konuda çalıştığının altını çizen Eryıldız, haketmedikleri yollardan ticari başarı ve şöhret yakalamış olan profesyoneller ve yöneticilerin bilmedikleri bu çalışmalardan korktuğunu söylüyor. İstanbul ve Diyarbakır Büyükşehir ve Kayapınar gibi az sayıdaki belediyelerin bazı birimlerinde gördükleri duyarlılık haricinde genel olarak bakıldığında ‘bilinmeyen sayılan’ ekolojik tasarım ve planlama uygulamalarının ‘iktidar ve çıkar erklerine zarar verme olasılığı” paranoyasının pek çok yöneticiyi korkuttuğunu da eklerken..

“Şu anda, sürdürülebilirlik, ülkemizde, inşa edilen binalarda hemen hemen hiçbir biçimde dikkate alınmıyor. Çünkü sürdürülebilirlik uygulaması yoğun dikkat, bilgi, ilgi, gayret, zaman ve özveri ister. Türkiye’de salt kurallara ve kamuoyu istemlerine uygun görünme amacıyla veya ilgi çekme beklentisiyle yapılabilirliklere ve cici broşürlere eklenen, cafcaflı ve boş sözler dışında, kesinlikle dikkate alınmıyor” diyor.

Los Angeles, Melbourne, Londra, Tokyo ve Şangay ve daha pek çok kentte şu an yapılan eko-kent projeleri yapılıyor. Bu kentlerde ulaşım bisikletle, yaya ya da raylı sistemlerle sağlanıyor. Yeniden dönüşüm sistemleri de kentin alt yapısına döşeniyor. Böylece atıklardan da yararlanma imkânı sağlanıyor.
Güneşten korunmak için gölgelikler, kullanılan su için tuzlu su arıtma tesisleri de cabası. En bilinen örneği olan geçen aylarda Abu Dabi’de inşası başlayan Masdar City (Kaynak Kent) BBC’de yayınlanan habere göre, 2016 yılında tamamlanacak. WWF tarafından desteklenen projede, Masdar kentinde, enerjiden tasarruf etmek için geleneksel körfez mimarisi kullanılacak ve bölgedeki sıcak havayı yumuşatmak için rüzgâr kuleleri kullanılacak.

Su ise, güneş enerjisiyle çalışan arıtma tesislerinde, tuzlu suyun arıtılmasıyla elde edilecek. Güneş enerjisi dışında kullanılacak diğer enerji kaynaklarının da tümüyle yenilenebilir kaynaklar olacağı belirtiliyor.Yurtdışında neredeyse yarım yüzyıl önce başlayan bu uygulamanın örneklerini vermeye başladığını belirten Eryıldız, İskandinavya’nın tamamında, Avrupa, ABD ve Çin’in belli bazı bölge ve alanlarında ekolojik mimarlık kurallarına uymayan hiçbir yapının yapılamayacağı günlerin yakın olduğunun altını çiziyor.

Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
bilgin_mutlu84
VIP Üye
******

Performans: 443
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 738

İnegöl Özel Altın Nesil Koleji


« Yanıtla #1 : 14 Temmuz 2008, 09:12:19 »

hocam aslında bu konuyla ilgili örnekleriyle birlikte yazılacak pek çok şey bulunmakta...ancak sadece şunu söyleyebilirim ki türkiye'nin özellikle büyük şehirlerini yerleşim düzeni ve planı açısından kurtarma şansının olmadığını düşünüyorum...olursa da var olan her yerin yıkılması gerekir...
Kayıtlı

Emeğe Saygı
Köksal AYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« Yanıtla #2 : 14 Temmuz 2008, 10:35:37 »

Arkadaşlar kusura bakmayın söyleşiyi göndermemişim.
Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic