Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkiye’nin Biyolojik Çeşitliliği Azalıyor!..  (Okunma Sayısı 1791 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« : 28 Mayıs 2008, 08:53:52 »


Türk karasuları ve sulak alanlarındaki irili ufaklı adalar da birçok kuşa ve hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle adalarda göç döneminde bazı kuş türlerine dinlenme ve barınma olanağı doğmaktadır.
Türkiye, “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi Eylem Planı” geliştirme ve sözleşmenin koşullarını yerine getirme yükümlülüğü altına girmiştir.
Türkiye’de çok sayıda evcil hayvan ırkının yok oluyor. Bu oran yüzde 25’i bulmaktadır.

Ekolojik tarımda, kimyasal sentetik bitki koruma ilaçları ve azot gübresi ile diğer kolay çözünen mineral gübreler kullanılmamaktadır. Sağlıklı besin maddesi ve evcil hayvan üretimi ekolojik tarımla mümkün. Bu nedenle ekolojik tarım, bir bakıma biyolojik çeşitliliğin korunmasına da olanak verdiği için, Türkiye’de de yaygınlaştırılmalı ve desteklenmelidir.

İnsanoğlu, yerkürede görüldüğü iki milyon yıldan bu yana az ya da çok çevresini sürekli olarak kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmektedir. Bu tahribatın hissedilir boyutlarda olması ise bundan yüz bin yıl önce Afrika’da başlamış daha sonra Asya ve Avrupa’ya oradan önce Amerika daha sonra da Avustralya’da devam etmiş ve günümüzdeki boyutlara ulaşmıştır. Avustralya’nın intakt; yani insan eli değmemiş biyotoplarında bile, özellikle iri memelilerin soyu tüketilmiştir. Günümüzdeki kayıplar ise bugüne kadar yol açılanların çok üstünde olup, en acımasız bir şekilde de hala sürdürülmektedir. Bu güne kadar yaşamını sürdüren canlı türleri, doğal ritimlerini zamanın koşullarına uydurmayı başarmıştır. Nesli tükenip yok olan türlerin ise böyle bir mekanizma geliştiremedikleri görülmektedir. Bu bağlamda, IUCN’nin 2006 yılı soyu tükenme tehdidi altındaki türlere özgü kırmızı listelerine bakılırsa, 11 binden daha fazla canlı türü evrimin geri dönülmez dehlizlerine doğru yol almaya başladığı -bunlardan yedi bini bitki türüdür- ve özellikle tropik yağmur ormanlarının tahribatına bağlı olarak, çok kısa zaman sonra ortadan kalkacağı; son 500 yüz yılda ise 816 canlı türü soyunun, evrimin geri dönülmeyen dehlizlerinde kaybolup gittiği belirlenmiştir.

Tür bazındaki bu yok edişe dur demek için, dünyadaki ilgili kuruluşların aldığı önlemler yetersiz kalmaktadır. Özellikle Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) bu konuda çalışmalar yürütmektedir. Yetersiz olan bu çalışmalar, dünyayı yöneten lobilerin işine gelmemektedir. Yine de UNEP’in bir yan organizasyonu olan Dünya Koruma İzleme Merkezi’ne (WCMC) göre, 2004 yılı itibariyle dünyada korunan alan büyüklüğü 18,8 milyon km²’ye ulaşmıştır. Bu alan dünya karasal yüzölçümünün yüzde 12,7’sine denk düşmektedir. Deniz koruma alanlarının miktarı ise, okyanusların ancak yüzde 1’i kadardır. Genelde bu alanların büyük kısmı buzul bölgeleri, çöller ve dağlık alanlar olup ulaşılamayan ekosistemlerdir. Bunların dışında kalan korunan alanlar ise gerekli koruma stratejilerinin bazı ülkeler dışında, tam olarak uygulanamadığı bölgelerdedir.

İnsanın neden olduğu tür kayıpları, doğal yoldan yok olanların bin/10 bin mislinden daha büyüktür. Özellikle Endonezya, Hindistan, Brezilya ve Çin, en fazla memeli ve kuş türünün tehdit altında olduğu ülkelerdir. Güney ve Orta Amerika, Orta ve Batı Afrika ile Güney Doğu Asya’da bitki dünyası çok hızlı bir şekilde yok olmaktadır. Yaşama alanları içerisinde de en fazla tahribata ve tehdide maruz bölgeler ise tür zenginliği açısından en yüksek potansiyele sahip olan yağmur ormanları, resif ve atöllerdir. Oysa, soyu tükenen/tüketilen canlı türlerinin hayatta kalma başarıları, yüksek çoğalma enerjisine sahip olanlarla, güçlü ve doğayı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme davranışı baskın olan, insan gibi türlerin insafına bırakılmamalıdır. Çünkü her canlı türünün yer kürede belli bir işlevi ve yaşama hakkı vardır. Bu işlevin sürdürülebilirliğinin sağlanması ise yine buna yol açan insanoğluna düşmüştür. Bu durum sosyo-biyolojik bir paradoks olmakla birlikte, biyolojik çeşitliliğin korunmasının öncül bir koşuludur aynı zamanda. Bunun sağlanması için 1992’de Rio’da, 2002 yılında da Johannesburg’da Çevre Doruğu yapılmıştır. Diğer birçok ülke gibi, Türkiye de bu dorukların ana konularından birisi olan “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesini” imzalayarak, alınan kararlara devlet bazında resmen taraf olmuştur. Bu bağlamda biyolojik çeşitlilikle ilgili konuların yaygınlaştırılması ve korunup kollanmasını güvence altına almıştır. Buna bağlı olarak Türkiye, bir “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi Eylem Planı” geliştirme ve sözleşmenin koşullarını yerine getirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu planda ulusal biyolojik çeşitlilik stratejisinin uygulanması, izlenip güncelleştirmesi ve küresel platformlarda Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin korunup sürdürülebilir olması, güvence altına alınmıştır. Bu protokole destek amaçlı olarak Cartegana Biyogüvenirlik (Biosafety) Protokolü’nü de 24 Ekim 2003’te imzalayan 103 ülkeden birisi durumuna gelmiş ve biyolojik çeşitlilik konusunda her türlü güvenlik önlemi alacağını da taahhüt etmiştir.

Biyolojik Çeşitlilik ve Türkiye’deki Durum

Biyolojik çeşitlilik ve mevcut doğal kaynaklar, sonraki kuşakların ve şu andaki toplum katmanlarının kullanımına sunulurken, herhangi bir zarara uğramaması gereken önemli yaşamsal varlıklardır. Bu öğelerin yaşamlarının koruma/kullanma bağlamında garanti altına alındığı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nde üç temel hedef gözetilir. Bunlar;
• Biyolojik çeşitliliğin korunması
• Biyolojik kaynakların sürdürülebilirliğinin sağlanması ve
• Genetik kaynakların küresel ölçüde kullanımının bilinçli, adil ve eşit olarak yapılmasıdır.

Türkiye, bir yandan Avrupa ve Avrasya, diğer yandan Kafkas, İran ve Arabistan kökenli canlı elemanlarına sahip, önemli biyolojik potansiyeli ile dikkat çeker. Bu elemanlar bir yandan Karadeniz, Akdeniz ve Ege Denizi kuşağındaki alçak ve dağ orman ekosistemlerine (Akdeniz kuşağındaki selvi, sedir ormanları ve Karadeniz kuşağındaki bakir karışık ormanlar ile soyu tükenme tehdidi altındaki birçok su kuşuna, örneğin tepeli pelikan, üreme alanları Manyas, Gediz ve Büyük Menderes deltası; flamingo, üreme alanları Sultansazlığı, Seyfe Gölü, Tuz Gölü ve dikkuyruk ördek kışlağı, Burdur Gölü) yaşama olanağı sunan sulak alanlara, diğer yandan İç ve Doğu Anadolu’nun step karakterli otlak ekosistemlerine sahiptir. Tüm bu nedenlerden ötürü, Türkiye kıtasal karakterli ekosistem bütünlüğü içinde, biyolojik çeşitlilik ve kaynak açısından, Palearktiğin en önemli doğal kaynak rezerv bölgesi durumundadır. Yerkürede, tropik bölgeler dışında, bu denli zengin biyotop çeşitliliğine sahip ülke sayısı azdır. Tüm bu çeşitli karasal ekosistemleri yanında sucul alanları açısından da zengindir. Bu biyoekolojik ayrıcalık ve çeşitlilik, barındırdığı canlı türlerine de yansımıştır. Özellikle tohumlu bitki türlerindeki endemizm, kıta Avrupası ile yarış edecek durumdadır. Burada geniş Anadolu steplerindeki biyolojik potansiyel önem kazanmaktadır. Türkiye’nin değişik biyotopları bünyesinde barındırması, hem florasının hem de faunasının çeşitlenmesini sağlamıştır. Avrupa Kıtası'ndaki bitki türlerinin yüzde 75’i Türkiye’de bulunur. On binin üzerindeki tohumlu bitki türü varlığının yaklaşık 1/3’ü endemiktir. Hayvan varlığı açısından da kıtasal karakterlidir. Omurgalı hayvanların tür bazında tespiti yapılmış ve adlandırmaları kısmen tamamlanmış olmasına karşın, tür sayısının 70-80 bin olabileceği varsayılan omurgasızlarla ilgili yoğun çalışmaların yapılmasına gereksinim vardır. En son değerlendirmelere göre, yurdumuzda 502 kuş türü saptanmıştır. Bunların da 67’si en fazla iki kez gözlemlendiği için, rastlantısal türler olarak değerlendirilebilir. Bu türler çıkarıldığında Türkiye’de sıkça gözlemlenen kuş türü sayısı 435 olarak çıkmaktadır.

Kayıtlı

gunban
VIP Üye
******

Performans: 1535
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2505


Güzel günler göreceğiz; güneşli günler, .....


« Yanıtla #1 : 28 Mayıs 2008, 14:07:35 »

Herhalde bu gidişle mevcut sayılar düşecektir.
Kayıtlı


Dört nala gelip uzak Asya\'dan
Akdeniz\'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim........
adanas
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 28 Mayıs 2008, 17:28:43 »

Dünya bir sona doğru gidiyor ve hepimiz seyrediyoruz bu sonu..

Çevremizdeki su kaynaklarının kuruduğunu, barajların akarsuların akışını olumsuz etkilediğini, dere ve göl yataklarının kurudğunu, canlı türlerinin birer birer yok olduğunu maalesef üzülerek seyrediyoruz..

En acı olanda bizden sonraki kuşaklara yaşanamaz bir dünya bırakıyoruz ve bunun için yarışıyoruz..!
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic