Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İstanbul boğazının altında nehir  (Okunma Sayısı 4647 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« : 02 Ağustos 2010, 10:26:36 »


Yanlış hatırlamıyorsam UYKUSUZ adlı mizah dergisinde bir "haber analiz" köşesi var. Bir haber alınıyor ve oradaki cümleler inceleniyor. Verilen haberin aslında içinin ne kadar boş olduğunu anlıyorsunuz bu sayede.

Aşağıdaki haber de bana biraz öyle geldi.

1-Nehrin dünyadakilerin tersi YÖNÜNDE AKMASI. DÜNYADAKİ NEHİRLER HANGİ YÖNDE AKIYOR?

2-Boğazın 35 metre derinliği.Bildiğiniz gibi İstanbul Boğazının derinliği (ana kanal derinşiği) 30 ile 110-120 m ler arsında değişmektedir. 35 m derinlik biraz ortalama mı yoksa?

3-Bilimadamlarına göre, taşıdığı su itibariyle dünyanın en büyük altıncı nehri olması. Ne kadar su taşıyor???

4-İngiliz Leeds Üniversitesi'nin çok basit bir google taratması sonucu ortaya çıkan araştıma alanları: (bu arada Dan Parsons gerçekten akarsularla ilgili bir araştırmacı bilim insanı)
-İnsanların koyun sürüsünden farkı yok
-Öpücükteki bilimsel sır
-1 bardak suyla 5 kilo çamaşır!
-Bu gıdalar cana ömür katıyor
-Buz adama akraba bulamadılar!

Bu üniversitenin verdiği fahri doktorayı, polemik olmaması için yazmıyorum..


benim haberde gördüğüm noktalar bunlar.. sizlerin yorumları nasıl olur acaba??


İstanbul boğazının altında nehir
   
Nehir, Akdeniz'den Boğaz yoluyla Karadeniz'in derinliklerine akıyor.

Karadeniz'in altında bulunan dünyanın tek aktif sualtı nehri, dünyadakilerin tersi yönünde akıyor. İstanbul Boğazı'nın altından Karadeniz'e akan ve yer yer 800 metre genişliğe ulaşan nehrin üzerinde şelaleler bile var. Bu şimdiye kadar bulunan tek aktif su altı nehri.

800 METRE GENİŞLİĞİNDE
Ntvmsnbc'nin haberine göre; Denizin 35 metre derinliğindeki sualtı nehrinde sular hızla ve yüryüzündeki benzerlerinde olduğu gibi akıyor. Bilimadamlarına göre, taşıdığı su itibariyle dünaynın en büyük altıncı nehri bulundu.

Yer yer 800 metre genişliğe ulaşan ve deniz yatağı boyunca akan nehrin üzerinde kanallar ve şelaleler bile var. Nehir, çok yüksek oranda tuzlu su ve tortu taşıyor.

İngiliz Leeds Üniversitesi uzmanları, ilk kez robot bir denizaltı aracı kullanarak deniz yataklarında bulunan kanallar üzerinde çalıştılar.

Karadeniz'in dibindeki derin kanallar boyunca akan ve suyu oldukça tuzlu olan bu nehir, aynı yeryüzündeki gibi taşkın ovaları yaratıyor.

Leeds Üniversitesi'nden Dr. Dan Parsons, Sunday Telegraph'a şu açıklamayı yaptı:

TERS YÖNDE AKIYOR
"Nehirdeki su etraftaki deniz suyundan daha yoğun, çünkü daha yüksek tuzluluk oranına sahip. Çok fazla çökelti taşıyor.

Nehir, denizin derinliklerindeki düzlükleri aynı yeryüzündeki nehirler gibi katediyor. Derin düzlüklere deniz dünyasının çölleri diyebiliriz. Kanallar, bu çöllerin ihtiyaç duyduğu besin ve diğer bileşenleri taşıyor. Nehir dünyadakilerin tersi yönde akıyor."

Bu keşif, bilimadamlarının derin denizlerde nasıl bir yaşam olduğunu ve karaya yakın, besin açısından zengin sulardan uzaktaki derin okyanuslarda yaşamın nasıl yönetildiğini anlamasını kolaylaştıracak.
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
nirengi
Sürekli Üye
***

Performans: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 116


Maltepe Anadolu İmam Hatip Lisesi


« Yanıtla #1 : 02 Ağustos 2010, 13:09:27 »

boğazda, altta ters akıntı var diye biliriz. acaba bunu mu kastetmekteler?
Kayıtlı

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
tarumoloji
Uzman Üye
*****

Performans: 22
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 302



« Yanıtla #2 : 02 Ağustos 2010, 15:04:45 »

boğazda, altta ters akıntı var diye biliriz. acaba bunu mu kastetmekteler?

Aynen hocam olayın özü budur.
Kayıtlı

Bilim kurgu, varoluşsal bir benzetmedir. İnsan hakkında hikayelerin düzenlenmesine izin verir. Isaac Asimov' un söylediği gibi, her bir bilim kurgu hikayesi şimdiye kadar önemsiz görünmüş olabilir, at gözlüğü takmış eleştirmenlere ve bugünün filozoflarına,fakat bilim kurgunun esası, özü kurtuluşumuzda hayati önem taşır, eğer bir gün kurtulacaksak.
(SG-1)
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #3 : 03 Ağustos 2010, 15:08:38 »

NACİ GÖRÜR Hocanın açıklaması:

18. yüzyıldan beri biliniyor’
Prof. Dr. Naci Görür (İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi): Boğaz’ın kendisi orjinal olarak daha Marmara ile veya Akdeniz ile Karadeniz’in ilişkisi olmadan yani bundan en az 12 bin sene önce bir akarsu yatağıydı. Son buzul dönemi sona erince 12 bin seneden günümüze kadar dünya deniz seviyesi yükseldiğinden Akdeniz’in suları Karadeniz’e ulaştı. Bunu izleyen dönemde de Boğaz’da iki yönlü bir akıntı sistemi gelişti. Bunlardan daha tuzlu, dolayısıyla yoğunluğu daha fazla olan Akdeniz suları dipten Karadeniz’e doğru daha az tuzlu ve hafif olan Karadeniz suları ise üstten Marmara’ya doğru akmaya başladı. Bugün de bu akıntı sistemi mevcut. Bu akıntı sisteminin yani dip ve yüzey akıntılarının böyle olduğu 18. yüzyıldan beri biliniyor. İngiliz araştırmacıların söylediği ve ölçtükleri, inceledikleri dip akıntının hızı, Akdeniz suyunun Karadeniz’e doğru ne kadar geldiğini ve bunu da bir bakıma akarsuya benzeterek söylemiş olmalarıdır. Yoksa hiçbir bilim adamı veya bu konuya vakıf hiçkimsenin, bugünkü Boğaz’ı bir nehir olarak yorumlaması mümkün değildir. İki denizel ortamı birbirine birleştiren su yoluna boğaz adı verilir. Böyle bir su yoluna da kimse nehir demez. Nehirler karada doğan ve denize ulaşan veya ulaşamayan aksulara verilen isimdir. Sözü edilen şey bugün akan boğazın dip akıntısıdır, bunu akarsuyla karıştırmak mümkün değildir.
Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
azraasmin
Deneyimli Üye
****

Performans: 43
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 197


« Yanıtla #4 : 03 Ağustos 2010, 17:44:47 »

İstanbul Boğazının Fiziksel özellikler....
İstanbul boğazı, oluşumu açısından jeolojik bir fay çöküntüsüdür. Fay öküntüsü ile oluşan vadinin, zamanımızdan yaklaşık 8.000 yıl önce deniz sularında meydana gelen yükselme ile birlikte su ile dolarak, Karadeniz ve Marmara denizlerini birleştirdiği tahmin edilmektedir. Boğaz'ın kuzeyden güneye doğru derinliğinin giderek azalması, vaktiyle güney girişinde ki yüksekliğin Marmara sularına karşı bir engel teşkil ettiği, ancak deniz sularının yükselmesi sonucu, bu engelin aşıldığı tezini güçlendirir. Marmara denizi ve çanakkale Boğazı'da jeolojik fay çöküntüsü sonucu oluşmuşlardır.

İstanbul Boğazı'nın uzunluğu 18 deniz mili, yani yaklaşık 33 kilometre kadardır. İstanbul Boğazı'nın genişliği ise değişiklik arz etmektedir. Söz konusu genişlik, Boğaz'ın en dar yeri olan Aşiyan-Kandilli arasında 700 metre, en geniş yeri olan Büyükdere- Beykoz arasında ise 3.500 metre civarındadır. Derinliğe gelince; Boğaz'ın ortalama derinliği 60 metredir. En derin yer ise, 110 metre ile Kandilli önleridir. İstanbul Boğazı'nın derinliği, güneyden kuzeye doğru gidildikçe artmaktadır. Boğaz kıyıları deniz dibinden itibaren bir duvarı andırırcasına yükselirler. Bu nedenle derinlik, sahile doğru azalmasına rağmen, çoğu yerde, tam kıyıda bile, 10 metrenin üzerinde derinlik vardır. Bu nedenle gemiler, bir arıza durumunda yönlerini kaybettiklerinde yani rotalarını koruyamadıklarında, karaya oturmadan evlerin içlerine kadar girebilmektedirler.

Yukarıdaki satırlarda Boğaz'ın darlığından bahsettik. Büyük tonajlı gemilerin seyri için zorluk oluşturan bir diğer faktörde, Boğaz'da ki akıntılardır.İstanbul Boğazı'nda iki ana akıntı vardır.
Birincisi yüzey akıntısıdır.
İkincisi ise, yüzeyden 15 metre kadar aşağıda başlayan ve derinliğin izin verdiği ölçüde 45 metre derinliğe kadar etkili olabilen Dip akıntısıdır.
Yüzey akıntısı genelde Karadeniz'den Marmara'ya doğru akarken, dip akıntısı bunun tam tersine marmara'dan Karadeniz'e doğru akmaktadır.

Boğaz'da yüzey akıntısından bahsederken, şu soru akla gelebilir: hemen hemen sürekli denebilecek bir şekilde adeta bir nehir gibi Kuzeyden güneye akan yani Karadeniz'den Marmara'ya akan bu akıntının nedeni nedir? Bu soruya cevap ararken, Boğaz'ın kendisini vazgeçilmez yapan konumunu bir kez daha hatırlamak gerekecektir. İstanbul Boğazı sadece gemi trafiğinin değil, Karadeniz'in üç büyük nehirle beslenen sularının da tek çıkış kapısıdır. Karadeniz'e dökülen bu üç büyük nehir, Tuna nehri, Dinyeper nehri ve Don nehridir. Bu üç nehir, Karadeniz'i devamlı olarak tatlı su ile beslemektedir. O kadar ki: eğer istanbul Boğazı'nda akıntı ve yüzey buharlaşması olmasa idi, akan bu nehirler nedeniyle Karadeniz yılda 30 santimetre kadar yükselecekti. Yine de Karadeniz, Su seviyesi olarak Marmara denizinden 40 santimetre daha yüksektir. İşte Karadeniz'den Marmara'ya doğru olan yüzey akıntısının ana sebebi de bu yükseklik farkıdır. Daha yüksek seviyede olan karadeniz'in suları, daha aşağı seviyede olan Marmara denizine doğru akmaktadır. Buna, boşalma akıntısı da denilmektedir. Bu akıntı Boğaz'ın orta yerlerinde daha kuvvetlidir. Özellikle Kandilli noktasından güneye doğru gidildikçe artar. Kuzeyden güneye doğru akan bu yüzey akıntısının hızı, Karadeniz'in sularını Boğaz ağzına doğru dolduran kuzey rüzgarlarının etkili olduğu dönemlerde en yüksek düzeye ulaşır. Boğaz suları bu dönemlerde adeta bir nehir gibi akar. Hız, saatde 7 knots'a kadar çıkar.[ denizde hız ölçüsü birimi olarak kullanılan knots terimi, saatte mil olarak hızı ifade eder. 1 knots, saatte 1 deniz mili hızı ifade eder. Böylece 1 knots, yaklaşık olarak 1.85 kilometre/ saate denk gelir.] Boğazda ki akıntı hızını kilometre/saat cinsinden ifade edersek, Boğaz'ın suları, akıntının yüksek olduğu zamanlarda, yaklaşık 13 kilometre/saat hızla, kuzeyden güneye doğru akmaktadır. Normal zamanlarda ise bu akıntı 3-4 knots civarında olmaktadır.
    




Öte yandan Karadeniz'in tuzluluk oranı, sürekli tatlı su ile beslenmesi ve tuzlu suyunda kısmen yüzey akınrısı ile taşınması nedeniyle düşüktür. Marmara denizi Karadeniz'den yaklaşık iki kat daha tuzludur. Bu aynı zamanda, Karadeniz sularının özgül ağırlığının, Marmara sularından daha az olduğu anlamına gelmektedir. İki denizin suları arasında ki tuzluluk oranından doğan bu tuzluluk farkı, az önce bahsettiğimiz 15 metre derinlikten itibaren başlayan dip akıntısının da nedenidir.
Ne var ki, iki deniz arasında ki tuzluluk farkından oluşan bu dip akıntısının ne hızı, ne de debisi, yüzey akıntısı kadar büyük değildir. Yüzey akıntısı ile güneye taşınan suyun miktarı, dip akıntısı ile kuzeye taşınan suyun akıntısından yaklaşık 2.5 kat daha fazladır. Rakam vermek gerekirse, yüzey akıntısı ile Marmara'ya taşınan suyun aşağı yukarı yılda 300 kilometreküp olduğu, buna karşılık dip akıntısı ile Karadeniz'e taşınan suyun yaklaşık yılda 125 kilometreküp olduğu tahmin edilmektedir. Hız bakımından da incelersek, dip akıntısı ancak, 1-2 knots hıza kadar çıkabilmektedir.
Şu ana kadar bahsedilen, Boğaz'a hakin olan akıntı rejimi idi. Peki bu akıntı rejimi, hiç değişmez mi? Tabi ki değişir. Aslında hakim akıntı rejimi, tam olarak olmasada, hakim rüzgar rejimi ile büyük paralellik gösterir. Öyle ki; kuzey rüzgarları, Boğaz'da hakim olan rüzgarlardır ve bu rüzgarlar şiddetlendikçe akıntı da kuvvetli bir durumda olmaktadır. Öte yandan, nadiren olsa da, güney rüzgarları ve lodos zaman zaman etkili olur ve hepimiz biliriz ki: İstanbul'da şehir hattı gemilerinin bile seferlerinin iptal edilmesine neden olacak kadar kuvvetli lodos rüzgarları eser. Bu rüzgarlar, Marmara'nın sularını kuzeye doğru yığar ve su seviyesini İstanbul boğazının güney girişinde yarım metre kadar yükseltebilirler. Bu durumda Boğaz'ın akıntı rejimi de değişir ve güneyde orkoz adı verilen ters akıntı oluşur. Bu akıntının da zaman zaman, kuzey akıntısı hızına ulaştığı görülmektedir. Yani 6-7 knots hıza kadar orkoz akıntısı çıkabilmektedir. Güneyden kuzeye doğru olan bu akıntı[kuzey akıntısı), Kuzeyden güneye doğru olan akıntıdan(güney akıntısı) daha tehlikeli olmaktadır. Örneğin: 1999 yılı şubat ayında, 100 bin ton ham petrol yüklü Spetses adlı dev tanker, Karadeniz'den Marmara yönüne doğru geçerken, 90 derecelik bir dönüş yapması gereken Yeniköy noktasında bu dönüşü şiddetli lodos nedeniyle yapamamış, dönemeyince de karşı sahile doğru sürüklenmiş ve Çubuklu önlerinde zorlukla durabilmiştir. Çubuklu'da ki akaryakıt depolarının hemen önünde meydana gelen bu olayda, çok büyük bir kazanın da eşiğinden dönülmüştür.
Bu arada bir not olarak belirtmekte fayda var: Akıntılar gittikleri yöne doğru, rüzgarlar ise geldikleri yöne doğru isimlendirilirler. Yani kuzey rüzgarı demek kuzeyden güneye esen rüzgar demektir. kuzey akıntısı ise, güneyden kuzeye akan akıntı demektir.
İstanbul Boğazında'ki yüzey ve dip akıntılarından bahsettik. Burada akla şu soru gelmektedir: bu yüzey ve dip akıntıları hep kendi bölgelerinde akıp giderler, birbirlerinden hiç etkilenmezler mi? tabi ki etkilenirler ve bu etkilenme sonucu yer yer girdaplar ve çalkantılar meydana getirirler. Girdap ve çalkantıların bir nedeni de, koyların içine girerek hızla ters yöne doğru ilerleyen akıntıların, dönüp ana akıntı ile karşılaşmalarıdır.
Rüzgarlar, yılın bazı günlerinde İstanbul Boğazı'nda etkili olurlar. Meteorolojik verilere göre İstanbul Boğaz'ında fırtınalı gün sayısı ortalama olarak 25 dir. En fırtınalı ay ise Aralık ayıdır. Ocak ve şubat ayları da fırtınalı aylardandır.
İstanbul Boğazı'nda gemi seyirini zorlaştıran doğa olaylarından biri de sis tir. 1994 yılında uygulanmaya başlanan ve 1998 yılında değişikliğe uğrayan(revize edilen) Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü uyarınca, Boğaz'da görüş uzaklığı bir mil'in altına düştüğünde, tek yönlü trafiğe izin verilmekte, yarımmil'in altına düştüğünde ise, trafik her iki yönde karşılıklı olarak iptal edilmektedir. Bunun nedeni; dar ve kıvrımlı bir su yolu olan İstanbul Boğazı'nda, futbol otoritelerinin moda deyimiyle, çıplak gözle görme koşulları olmadan, sırf elektronik verilerle yani sadece radar görüşü ile gemilerin seyir yapamıyacağı, gerçeğidir. İstanbul Boğazı'nda sisli gün sayısı ortalama yılda 15 gündür. Sisli günlerin en yoğun olduğu ay ise, ortalama 2.6 gün ile Nisan ayıdır. Bunu 2.5 gün ortalaması ile Mart ayı takip eder. İstanbul Boğazı'nda sis genelde kış ve ilkbahar aylarında gerçekleşir.
İstanbul Boğazı'nda yer yer 80 dereceye varan keskin dönüşler bulunmaktadır. 80 derecelik dönüşlerden en önemlisi Yeniköy burnudur. Güney-kuzey ekseni olarak, kuzeye yaklaşık 22 derecelik bir açı yapan İstanbul Boğazı,nda 80 derecelik Yeniköy dönüşünden başka 11 adet daha dönüş bulunmaktadır. Bunların içersinde en dar olanı Kandilli önlerinde ki dönüş olup, akıntının yüksek olduğu günlerde, kuzeye doğru seyir eden gemiler için korkulu bir rüyadır.

http://www.gaxxi.com/dipdalga
Kayıtlı
albedo
Genel Moderator
******

Performans: 1558
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1793


Kemal Akalın


« Yanıtla #5 : 04 Ağustos 2010, 06:16:50 »

AA
Güncelleme: 16:02 TSİ 03 Ağustos. 2010 Salı
Çevre ve Orman Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, bugün bazı basın yayın organlarında ''İstanbul Boğazı'nda bir nehir aktığı'' ve ''bunun ilk kez yabancılar tarafından tespit edildiği'' haberlerinin yer aldığı belirtildi.

Boğazdaki dip akıntının 1800'li yıllardan beri bilinen bir konu olduğu vurgulanan açıklamada, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürü olduğu dönemde, 1999 yılında ''İstanbul Su Temini, Kanalizasyon ve Drenaj, Atıksu Arıtma ve Uzaklaştırma Master Planı''nın yayımlandığı hatırlatıldı.

Bu master planıyla İstanbul'un içme suyu ve kanalizasyon meselesinin 2040 yılına kadar planlandığı ifade edilen açıklamada, planda İstanbul Boğazı'nda yapılan çalışmaların da yer aldığı bildirildi.

Kayıtlı

Tekirdağ KNG MTAL Coğrafya Öğretmeni                             Lodos, herşeyi titretiyor...
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic