Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dünyanın Sessiz Felaketi: Çölleşme  (Okunma Sayısı 1912 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*****

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« : 11 Kasım 2008, 07:49:23 »


Dünyada 250 milyon insan çölleşmenin olumsuz sonuçlarından doğrudan etkilenirken, 1 milyardan fazla insan ise çölleşme riski bulunan topraklarda yaşamını sürdürüyor.

Çölleşme, dünyada 110 ülkeyi etkiliyor. Bu ülkeler arasında 18 gelişmiş ülke de bulunuyor. Çölleşme; erozyon, aşırı otlatma, iklim değişikliği, ormanların tahribi, toprağın aşırı kullanımı ve yanlış sulama yöntemleri kullanılması nedeniyle ortaya çıkıyor.

“Kurak, yarı kurak ve az yağışlı alanlarda iklim değişimleri, insan aktivitelerinin de dahil olduğu çeşitli etmenlerin sonucunda oluşan arazi bozulum süreci” olarak tanımlanan çölleşme, kıtlık, yoksulluk, sağlıksız beslenme, sel, taşkın felaketleri, göçler, toprak anlaşmazlıkları ile savaşlara bile neden olabiliyor.

Dünyada her yıl, toprağın üst tabakasının 24 milyar tonu, başta erozyon olmak üzere çeşitli sebeplerle kaybedilirken, 6 milyar hektar alan çölleşiyor. Bu süreç dünyaya, 42 milyar dolardan fazla mali yük getiriyor. Çölleşme, dünyada 110 ülkeyi etkiliyor, bunlar arasında 18 gelişmiş ülke de bulunuyor.

Türkiye'deki Durum
Doğal çöl şartlarının mevcut olmadığı Türkiye’de, belirli bölgelerdeki düşük yağış oranları, tarım alanlarındaki çoraklaşma, verimliliğin azalması, ormanlar, meralardaki tür çeşitliliğinin ve doğal yapının bozulması, yanlış arazi kullanımı uygulamalarından kaynaklanan betonlaşma, toprak kirliliği ile ülke topraklarının yüzde 86’lara varan kısımlarında erozyon, toprak kaybının yaşanması “çölleşme riski göstergeleri” olarak kabul ediliyor.

Çölleşme ile mücadele için arazi sınıflandırılması, sürdürülebilir arazi yönetimi, erozyon kontrolü, çölleşme hakkında bilinçlenme, halkın katılımcılığı, ormanların korunması gibi çalışmalar yapılması gerekiyor.

Çölleşmenin, insanların neden olduğu bir afet olduğunu vurgulayan yetkililer, Türkiye’nin, ağaçlandırma ve erozyon kontrolü faaliyetlerinde dünyada ilk 10 ülke arasında yer aldığına dikkati çektiler.

Kaynak: NTVMSNBC


Çölleşme Ekosistemi Tehdit Ediyor!

Yediğimiz gıdaların yüzde 78’ini doğrudan sağlayan toprağın erozyona uğraması, tuzlanması ve bunların sonucunda verimliliğini yitirmesi daha da ötesinde çölleşmesi, gıda güvenliğimizi tehlikeye attığını, sinsice tehdit ettiğini, kuraklığın çölleşmeyi başlattığını ve daha da kötüleşmesine neden olduğunu vurgulayan araştırmalar, yanlış tarım uygulamalarının da toprağı tükettiğini yine yanlış sulamanın tarım yapılan araziyi tuzlulaştırdığını ve her yıl 500 bin hektarı çölleştirmekte olduğunu, bu miktarın her yıl sulamaya açılan alana eşit olduğunu da göstermektedir.

Çölleşme, Somali ve benzeri ülkelerde siyasi istikrarsızlık, iç savaş, dengesizlik, açlık ve toplumun parçalanmasına, felaketlere , insanlık dramlarının yaşanmasının başta gelen nedenlerinden de birisidir. Aynı zamanda, küresel ısınma ve biyolojik çeşitliliğin kaybolması gibi çevre koruma ve sürdürülebilirlik sorunlarını da ağırlaştırdığı gerçeği de başka bir nedendir. Yakın bir zamandan beri başta sivil toplum örgütlerinin, bilim çevrelerinin ve dünya kamuoyunun duyarlı, ısrarlı çabaları, çevreci örgütlerin eylemleri ve aktiviteleri Birleşmiş Milletleri harekete geçirme noktasında etkili olmuştur.

1992 Dünya Zirvesi’nde dünya liderleri tarafından kabul edilen, anlaşma metninde de yer alan çölleşme tanımlaması “iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dahil olmak üzere muhtelif faktörlerin etkisi altında kurak, yarı kurak ve az yağış alan bölgelerdeki toprağın doğal özelliklerini yitirmesi veya kısaca toprağın aşınması, erozyona uğraması” şeklindedir. Hava, toprak, su ve bitki örtüsü, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bir zincirin halkalarıdır. Halkalardan birinin kopması veya zayıflaması diğerini de olumsuz yönde etkiler. Bu sebeple bütün tabi kaynakların sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde korunması ve kullanılması hayatiyet taşımaktadır. Yoksulluk, göç, işsizlik, gıda kıtlığı ve güvenlik sıkıntıları gibi olumsuzluklara yol açan çölleşme ortak sorundur, tabi afettir, belirsizliktir. Dolayısı ile bütün insanlığın ortak tedbir alması kaçınılmazdır. Bu nedenlerle, çölleşmeye çözüm aramak için, özellikle de Türkiye topraklarının yüzde 60 ‘nın erozyon ve çölleşme tehdidi altında bulunduğu göz önüne alındığında, 4 Kasım’da başlayan ve 14 Kasım’a dek sürecek olan Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi 7. Gözden Geçirme ve Bilim Teknoloji Komiteleri’nin (UNCCD) toplantıları , sözleşmeye taraf 193 ülkenin temsilcilerinin katıldığı toplantının ana konusu küresel ısınmanın etkilerini en aza indirgeyecek çözümlerin belirlenmesi, toplantıyı Türkiye açısından da çok önemli bir konuma getirmektedir. UNCCD idari sekreteri Luc Gnacadja, dünyanın büyük bir tehdit altında bulunduğunu ve çevresel olarak önemli değişimler yaşandığını , çevrenin tahrip olması sonucunda biyoçeşitliliğin azaldığını , insan ve canlı yaşamının tehdit edildiğini belirten Gnacadja 150 yıl içinde Dünya’nın bir karbon medeniyeti haline dönüşeceğini, çölleşmenin akut bir tehdit olduğu bu nedenle daha acil çözümler alınması gerektiğini belirtti. Çölleşme ile küresel olarak mücadele edebilmek için geçen yıl Madrid’de 10 yıllık stratejiler belirlendi. İstanbul toplantıları Madrid’de alınan kararların denenmesi açısından önem taşıyor dedi. Çölleşmenin dünya genelinde 4 milyar hektardan fazla olduğu 110 ülke ve 1 milyardan fazla nüfusu tehdit ettiği Dünya ekonomisine yılık maliyetinin 42 milyar dolar olduğu, farkında olmadığımız doğal afetlerden birisi. Canlı yaşamı tehdit eden çölleşme küresel bir ortaklıkla azaltılabilir, önlenebilir, bozulmuş olanları yeniden kazanabilir, yeniden dengeye kavuşturabiliriz. Özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasının yarı nemli ya da kurak-kurak iklim rejimi içerisinde yer aldığını da düşünürsek ülke topraklarımızın yüzde 86’sının erozyon tehdidi altında olması da çölleşmeyle karşı karşıya olduğunu da aklımızdan çıkarmamız gerekmektedir. İklimsel verilere göre ülkemizde Iğdır ve Konya ovaları ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi kuraklık ve çölleşmeye en hassas bölgelerimizdir. Çöl ve cennet arasındaki hassas, ince çizginin kıldan ince kılıçtan keskin olduğunu ve çölleşmenin ekosistemi nasıl tehdit ettiğini görmenin en kolay yollarından biri Konya ovasındaki Karapınar ilçesinin güneybatısında yer alan TEMA vakfının çölleşme ile mücadele alanına gitmek yetecektir. Karapınar’daki çölleşme özverili çalışmalarla durdurulmuş olmasaydı belki de Ankara’ya kadar genişleyip bütün Anadolu’yu çölleşmeye maruz bırakacaktı. Bu örneğe rağmen, erozyon ve diğer nedenlere bağlı çölleşme Türkiye’yi ve dünyayı tehdit etmeye devam etmektedir, tedbiri elden bırakmamak gerekmektedir.

Kaynak: Cumhuriyet
Kayıtlı

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic