Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Altın Madenciliği ve Kazdağları  (Okunma Sayısı 4500 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*****

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« : 21 Ağustos 2008, 08:58:56 »


Bu yazıda, yer sorunu nedeniyle konunun bir bütün olarak ele alınıp enikonu incelenmesi mümkün olamayacaktır. Bu yüzden kendine özgü koşulları ve güncelliğinden dolayı sadece Kazdağları örneğine, orada da öneminden dolayı kısaca atık sorununa değinilecektir.


Altın madenciliğinin görünmeyen ve nedense hiç gündeme getirilmeyen yüzünde işin ekonomik boyutu, yani çıkarılan altının ne kadarının ülkeye kalacağı hususu vardır. Bu üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Çünkü, madenler bir defa vardır. Bu yadsınamaz gerçeğin doğal bir sonucu olarak da, madenlerin tüm gelirinin ülkede kalması büyük önem taşımaktadır. Madencilikte akılların sonradan başa gelmesi bir işe yaramaz. Burada yapılacak hatanın telafisi yoktur. Ne yazık ki halkımız, bu konuda henüz yeteri kadar bilinçlenmemiştir. O şimdilik siyanür’ü ve ağaç kesilmesi’ni handikap olarak görmekte ve onunla meşgul olmaktadır. Kendisi için altından bile daha kıymetli olup yaşamsal bir önem taşıyan su problemini gündemine bile alamamıştır. Kaldı ki, bir bakıma siyanürden bile daha önemli olabilen bir de atık problemi vardır ki henüz onun boyutunu da kavramış değildir.

Atık daha büyük sorun
Altın madenciliğinde ortaya çıkan atıkların zehirli (yani siyanürlü) olup olmaması veya zamanla siyanürün uçarak etkisiz hale geleceği iddiası, onların çok ciddi bir problem teşkil ettiği gerçeğini değiştirmez.

Sorunun büyüklüğü şuradan ileri gelmektedir: Tonda 5 gr. altın olan bir arazide, bu 5 gr. altın alındıktan sonra, geriye 999 kilo 995 gr. kazılmış ve siyanürlenmiş toprak kalmaktadır. Bu bir işe yaramayan atık, bir yerlere yığılmak, depolanmak zorundadır. Bu gerçek, çevre açısından düşünüldüğünde siyanürden bile daha büyük bir sorun teşkil eder.

Kazdağları’nda da durum aynıdır. Şimdiki safhada herkes, madencilik faaliyetinin başlama anındaki ağaç kesimlerini gündeme getirmekte, faaliyet bittikten sonraki durumu hayal bile edememektedir. İşin en üzüntü veren tarafı da, halkın yanında yer alması gereken devlet yetkililerinin, böyle davranmak yerine, tam tersi bir tutumla, altın madencilerine (yabancı şirketlere) destek çıkmaları, hatta onları, kendilerinden bile daha şiddetle savunmalarıdır. Tipik bir örnek vermek gerekirse, Kazdağları olayı ilk gündeme geldiğinde yöreye gelen bir yetkili: “Bu bir arama faaliyeti, işletme değil ki” diye, olayı küçültmeye çalışmıştı. Halbuki her arama faaliyetini, maden varlığı tespit edildiğinde, bir işletme talebi takip eder. Böyle bir talep karşısında, arama iznini vermiş olan yetkililer acaba hangi gerekçe ile işletme iznini vermemezlik edebileceklerdir ki?..

Halkın göremediği gerçek
Gene aynı yetkilinin, halkın tepkisini azaltmaya yönelik bir beyanı daha olmuştu. Arama sondajlarını kastederek: “Bunlar bardak çapında delikler. Hepsini toplasan 1 m2 bile etmez” diye, birbirinden yüzlerce metre uzaklıkta yapılan sondajları, sanki hepsi de 1 m2 lik küçük bir alan içinde yapılıyormuş gibi bir intiba vererek küçültmek istemiş, en azından bu işin bilenlerini de “safın safı insanlar” yerine koymuştu.

Ben de şimdi sayın yetkilinin bu düşünce sistemini ödünç alarak, onunkine benzer bir yorumu atıklar için yapmak istiyorum: “Varsayalım ki aramalar sonucu Kazdağları’nda 40 ton altın varlığı tespit edilmiş olsun. Bu altını çıkarmak için kazılması gereken toprak en azından, 8 milyon tondur (yaklaşık 5 milyon m3). Aynen, birbirinden çok uzak sondajların 1 m2’lik küçük bir alan içinde yapılıyormuş gibi farzedilmesine benzer olarak, ben de şimdi, bu 8 milyon atık toprağını, mesela kalınlığı 5 cm. olacak şekilde bir yere yaymak istesem, acaba ne kadarlık bir alanı kaplar dersiniz? Söyleyeyim: Banliyöleri ile birlikte İstanbul’un bütün meskûn bölgelerini silme örter de artar bile... Haydi hayali bırakıp daha gerçekçi olalım: Altın madencisi bu atığı ne yapacaktır? Onu ormanda bir yere yığmaktan başka bir seçeneği var mıdır? Böyle bir depolama ise, 25 m. yükseklikte ve 25 m. eninde, 8 km. uzunluğunda bir yığın demektir. Halkın, henüz yaşamadığı için, şu anda göremediği gerçek budur.

Ne hazin ve şayan-ı dikkat bir durumdur ki, halk ne zaman tepki gösterse, karşılarında, bu işin asıl kaymağını yiyecek olan altın madencilerini (yabancı şirketleri) değil de, nedense, bazı kuruluşlar ile onların yöneticilerini bulmaktadır. Bunlar, söz konusu faaliyetlerini “ülke madenciliğini geliştirmek ve önünü açmak” iddiası ile sürdürmektedirler. Kulağa hoş gelen, bir de güzel slogan bulmuşlardır: “Zengin madenlerin fakir bekçileri olmayalım.” Ama “bu zengin (!?) madenlerin gelirinin aslan payı kime gidiyormuş, bu faaliyet karşılığında nasıl bir doğa tahribatı oluyormuş”, gibi hususlar, gene nedense hiç gündeme getirilmemektedir. Bu sloganı o kadar ustalıklı kullanmışlardır ki, bakanlara, başbakanlara, hatta cumhurbaşkanlarına bile söyletmeyi ve benimsetmeyi başarmışlardır.. Bu “insanın içini gıcıklayan” güzel sözün karşısında ne Bergama durabilmiştir, ne Kışladağ ve ne de şimdi Kazdağları!..

Getirisi ülkede kalmalı
Bilinmesinde yarar olduğuna inandığım son bir husus daha var: Bu satırların yazarı bir maden mühendisi olup, ülkenin yeraltı servetlerinin en ekonomik şekilde ve hiç ziyan edilmeden çıkarılması ve halkın istifadesine sunulmasından yanadır. Bunu öğütleyip öğreterek yetiştirdiği öğrenci sayısı binlerle ifade edilebilir. Dolayısıyla madenciliğe karşı olması diye bir husus söz konusu bile olamaz. Ancak bu konuda iki kıstası vardır:

1- Bir madeni çıkarmakla elde edilecek fayda, uzun vadede, bu faaliyet dolayısıyla hasıl olacak çeşitli zararların toplamından daha fazla olmalıdır.

2- Asla ikinci bir şansın olmadığı, dolayısıyla kendilerinden ancak bir defa yararlanılabilen madenlerimizin işletilmesi, tüm getirisi ülkede kalacak ve halkın refahı için kullanılacak bir zihniyetle ele alınıp gerçekleştirilmelidir.

Kaynak: Cumhuriyet Yazan: Şinasi Eskikaya

Kayıtlı

kt
VIP Üye
******

Performans: 649
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3775



« Yanıtla #1 : 21 Ağustos 2008, 10:43:17 »

Ne hazin ve şayan-ı dikkat bir durumdur ki, halk ne zaman tepki gösterse, karşılarında, bu işin asıl kaymağını yiyecek olan altın madencilerini (yabancı şirketleri) değil de, nedense, bazı kuruluşlar ile onların yöneticilerini bulmaktadır. Bunlar, söz konusu faaliyetlerini “ülke madenciliğini geliştirmek ve önünü açmak” iddiası ile sürdürmektedirler. Kulağa hoş gelen, bir de güzel slogan bulmuşlardır: “Zengin madenlerin fakir bekçileri olmayalım.” Ama “bu zengin (!?) madenlerin gelirinin aslan payı kime gidiyormuş, bu faaliyet karşılığında nasıl bir doğa tahribatı oluyormuş”, gibi hususlar, gene nedense hiç gündeme getirilmemektedir. Bu sloganı o kadar ustalıklı kullanmışlardır ki, bakanlara, başbakanlara, hatta cumhurbaşkanlarına bile söyletmeyi ve benimsetmeyi başarmışlardır.. Bu “insanın içini gıcıklayan” güzel sözün karşısında ne Bergama durabilmiştir, ne Kışladağ ve ne de şimdi Kazdağları!..

   Paylaşım ve duyarlılığınız için teşekkürler...
Kayıtlı

Dünyayı güzellik kurtaracak...
kt
VIP Üye
******

Performans: 649
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3775



« Yanıtla #2 : 21 Ağustos 2008, 11:08:17 »

    "Sivil toplum örgütleri, Kaz Dağları ve Madra Dağı’nda yaşanan çevre felaketini önlemek için topladıkları yaklaşık 100 bin imzayı TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu ve TBMM İdare Amiri Ahmet Küçük’e verdiler. CHP’li Mumcu, altın arama amacıyla Kazdağları ve Madra Dağı’nda yaşanan çevre sorunlarına dikkat çekerek “Buralarda altın aranıyor ama insanın altın olduğunu unutmamak gerekir. Kazdağları Ege’nin oksijen deposudur. Bu dilekçeleri Meclis Başkanlığı’na ileteceğim” diye konuştu."
     Taraf - Istanbul - 26.03.2008

Kayıtlı

Dünyayı güzellik kurtaracak...
nazmi21
VIP Üye
******

Performans: 67
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 853



Site
« Yanıtla #3 : 02 Eylül 2011, 19:57:42 »

Altını yerine koyarsınız, ya toprak ve suyu? - Nihal Kemaloğlu (Akşam)

Yer altında 6 bin 500 ton rezerv, yastık altında 5 bin 500 ton altını olan Türkiye'de sanki altın kıtlığı varmış gibi Kaz Dağları altın madenciliğine açıldı.

Kaz Dağları'nda altın arama ve işletme için 16 firmaya ruhsat verildi, 36 noktada yarım milyar tona yakın siyanür kullanılacak.

'Yükte hafif, pahada ağır' teknolojik üretim yapamayan Türkiye, yerkürenin oluşumu kadar eski altın ve gümüş rezervlerini sanki yaşamsal meta gibi yataklarından sökme derdinde.

Yer üstü rantına dahil edilecek kıymetli cevherler için kimyasal madencilik sektörümüz, küresel altın/gümüş şirketleriyle el ele vermiş durumda.

Ve genellikle su havzaları, milli parklar, zeytinlik alanlarda gerçekleştirecekleri bu büyük hamlenin ülke ekonomisine sunacağı katkının propagandasını yapıyorlar.

2 milyon kişinin temiz su kaynağı Kaz Dağları'nın derinliklerine sızacak siyanürsevici madencilik, neredeyse siyanürün doğa dostu olduğunu iddia ediyor.

Oysa Avrupa Parlamentosu Mayıs 2010'dan beri 'madencilik faaliyetlerinde siyanürün yasaklanması' gerektiği kararının bütün dünyada uygulanmasını tavsiye ediyor.

Ama uyanık Avrupalı maden şirketleri yerli ortaklarıyla Türkiye'nin dağlarını ve ovalarını ilkel sömürgeci tarihten geri kalmayan yöntemlerle delik deşik edip zehirliyorlar.

Kaz Dağları, İzmir'in içme suyu alanı Efem Çukuru ve Gediz Ovası sıraya çoktan sokulmuş.

Hele Kaz Dağları Alpler'den sonra en fazla oksijen üreterek yayıldığı 258 bin hektarlık alanda barındırdığı bitki ve hayvan çeşitliliğiyle uluslararası 'doğal yaşam alanıdır'.

Yani bu dağlara yarım milyar ton siyanür bocalamanın ve ortamda açığa çıkacak arsenik ve ağır metallerin kirliliği Türkiye'nin yer altı yer üstü altın birikimini koysanız karşılayamazsınız.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Kenan Kaynaş'ın hazırladığı raporda Kaz Dağları'nda yapılan tarımsal üretim ve hayvancılıktan 7.5 milyar dolar değer elde edildiği ve 10 yıl içinde 75 milyar dolara ulaşılacağını belirtiyor.

Altın işletmeleri faaliyete geçince bölgede 2.5 milyar ton kayaç ve toprağın siyanürle işleneceğini, 10 milyonu zeytin ağacı olmak üzere tüm tarımsal üretiminin etkileneceğini, suların kirleneceğini ekliyor.
Ve durumun bölgede tarımla uğraşan 750 bin kişinin yaşam ve üretim alanı olduğunu önemle işaret ediyor.

Ama bu yıl iftiharla 25 ton altın çıkaracağını beyan eden maden sektörümüze Kaz Dağları'na doğru 'Altına hücum' startı verilmiş bulunuyor.

Hatta altın fiyatları tırmandığı için 1 ton kayadan 1 gram altın çıkaran işletme maliyeti şimdi 1 ton kayadan 0.4 gram altın elde etmeyi bile karlı buluyor.

Ayrıca altın mücevherat işleme sektörümüzün talebi öyle Homeros'un İda Dağı, milli park ya da endemik çeşitlilik falan dinlemiyor.

1 gram altın çıkarmak için 1 ton toprak ve yarım ton suyu siyanürlemek nasıl doğa düşmanı ekonomik bir hesaptır.

Bilim adamları, temiz su ve toprağın gezegende 'altından' daha kıymetli olduğunu söylerken binlerce yılda oluşan organik kaynaklarımızı 1 gram altına mı bedelliyoruz?

Yeni iktisat şöyle demiyor mu oysa; 'kısıtlı, tükenen doğal kaynaklarınızı sermayeye açarsanız her yerinden altın fışkıran aç, susuz ve bedenlerinde ağır metal rezervi olan bir toplum olursunuz!' Gelişmiş ülkeler dünyanın temiz su ve topraklarını 'özelleştirirken' biz 'ama altın ithal ediyoruz' diye verimli topraklarımızı zehirliyoruz.

Toprak ithal edemeyeceğimiz kurak ve çorak zamanların hızla yaklaştığını akıl bile etmeden.

Doğa bedava kaynak değil, biten ve yerine koyamayacağınız yegane şeydir ama altınlarınızı yerine koyarsınız.
Kayıtlı

Ataol Behramoğlu'nun Dediği gibi,Zulmün Önünde dimdik tut onurunu
Emeğin önünde eğil kızım,
Bende sizin emeğinizin önünde eğiliyorum dostum saygılar...
----------------------------
Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur da,
Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?
Acı niye herkesin acısı değildir?
Şeyh Bedreddîn/“Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidi
bedriakdogan
VIP Üye
******

Performans: 65
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 794


« Yanıtla #4 : 02 Eylül 2011, 20:16:04 »

Değerli öğretmen arkadaşlarım yine aynı bölgeye yakın bir kesimde Balıkesir'in Balya ilçesinde bulunan eski bir altın madenine üniversite yıllarında bir arazi çalışması gerçekleştirmiştik. Ortaya çıkan çevre kirliliği bir felaketti ve hala daha etkileri çevrede açıkça görülmekteydi. Oradaki durumu görmezden gelip kaz Dağları gibi önemli bir ekosistemde tekrar aynı felakete göz yummak gerçekten akıl karı değil. Doğal dengeyi bozacak bu tür aktivitelerin insanlara uzun vadede büyük zarar vereceğini düşünememek. Coğrafya'nın önemini bilmemek heralde böyle birşey olmalı.
Kayıtlı
madi06
Uzman Üye
*****

Performans: 62
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 455



« Yanıtla #5 : 02 Eylül 2011, 21:10:31 »

Bu bilgilendirici yazılarınız için çok teşekkür ederiz arkadaşlar...
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic