Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Lütfen Yardım Edermisiniz?  (Okunma Sayısı 2983 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
enis35
Yeni Üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2


« : 11 Mart 2007, 19:21:29 »


ARKADAŞLAR TÜRKİYE DE YERLEŞME KONUSUNDA Bİ BİLGİNİZ VARSA YAZIN
Kayıtlı
DoguateS
Doğu ATEŞ
VIP Üye
******

Performans: 1781
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1125



Site
« Yanıtla #1 : 11 Mart 2007, 19:29:21 »

Hocam forumda büyük harf kullanılması arzulanmadığı için konu başlığınız değiştirilmiştir.
Hoşçakalın....
Kayıtlı

2222
Uzman Üye
*****

Performans: 91
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 220



« Yanıtla #2 : 11 Mart 2007, 20:49:47 »

. Türkiye'de Yerleşmenin Tarihçesi
Ülkemizin üzerinde bulunduğu topraklar, yeryüzünde yerleşmelerin ilk kuruldu-
ğu sahalar arasında yer almaktadır. Bu nedenle Anadolu topraklarıçeşitli kültür ve
medeniyetlerin kurulup gelişmesine beşiklik etmiş ve topraklarımızda birçok bey-
lik, devlet ve krallıklar kurulmuştur.
Türkiye üzerinde yapılan paleoarkeolojik araştırmalar, ülkemiz topraklarında yer-
leşmenin günümüzde en az 10-12 bin yıl öncesine dayandığını ortaya çıkarmıştır.
Kuşkusuz o döneme ait yerleşmeler, insanların üzerinde değişiklik yapmadan ev
olarak kullandıkları doğal barınaklar yani mağaralardan meydana geliyordu. Bir
tahmine göre yurdumuzda küçüklü-büyüklü 40.000 kadar mağara bulunmaktadır.
Bunların bir kısmının prehistorik devrelerde insanların kullanımına sahne oldukla-
rınıbiliyoruz. Nitekim yerli ve yabancıbilimadamlarıtarafından 600 kadar mağara-
da kazı ve gözlem yapılmış ve tarih öncesi dönemlerde de Anadolu'da, o zamana
göre ciddi sayıda insanın yaşamış olduğu ortaya koyulmuştur.
Paleolilik döneme ait ilk mağara yerleşmeleri daha ziyade Göller yöresinde yoğun-
laşmıştır. Antalya körfezinin batıve kuzeybatısında yer alan Karain, Beldibi, Belba-
şı, Çarkini ve Öküzini mağaraları örnek olarak verilebilir. Anadolu'daki ilk yerleş-
melerin Göller yöresinde toplanmasında, Torosların karstik yapısından dolayı bol
mağaraya sahip olması ve o dönemde bulunan yoğun ormanların avcılık için ideal
ortamıoluşturmasıönemli rol oynamıştır. Ayrıca Antakya çevresinde (Samandağ),
Adıyaman'da (Mağaracık, Palanlı), Şanlıurfa dolaylarında ve Samsun yakınında
(Tekeköy) da Neolitik öncesi yerleşmelere rastlanmaktadır.
T Ü R K İ Y E ' D E Y E R L E Ş M E
87
________________________________________
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Neolitik çağda ise yerleşmeler Anadolu üzerinde daha yaygın bir hal almıştır. Neo-
litik'de paleolitiğin mağara yaşamı ve avcılık-toplayıcılık ekonomisi yerini yerleşik
düzene ve tarla kültürleri ile hayvancılığa bırakmıştır. Anadolu'daki kapalı havza-
larda bulunan göller, bu dönemde sıcaklığın artmasına bağlıolarak yavaşyavaşsa-
ha kaybetmişler ve çevrelerinde tarıma uygun genişalanlar ortaya çıkmıştır. Böyle-
ce topraklarımızda köy tipli ilk yerleşmeler tesis edilmeye başlamıştır (10.000-7.000
yıl önce).
Bunlar çoğunlukla yeni yerleşme düzeni ve yaşantısınıyansıtan höyük yerleşmele-
ridir ve bir kısmı "hüyük" adıyla günümüzde dahi varlığını sürdürmektedir. Ger-
çekten bugün sadece Konya ilinde adı Hüyük olan bir bucak ve isminde hüyük ge-
çen 10'dan fazla köy vardır (Yalıhüyük, Akhüyük, Üçhüyükler gibi). Bu döneme ait
yerleşmelerin en önemlileri arasında Çatalhöyük (Çumra civarı), Hacılar (Burdur),
Alişar (Yozgat), Tilkitepe (Van), Dündartepe (Samsun), Can Hasan (Konya), Yu-
muktepe (Mersin) ve Fikirtepe (İstanbul) sayılabilir.
Anadolu'da tesis edilen ilk köy tipli yerleşmelerde meskenlerin kerpiçten yapılmış
olmasıinsanların Türkiye coğrafi koşullarınıiyi tanıdıklarınıgösterir. Ancak evleri-
nin birbirine bağlı denecek kadar sıkışık olması, dışarıdan gelebilecek tehlikelerin
mevcut olduğunu açıklar. Paleolitik gibi neolitik yerleşmeleri de yine Toros kütlesi
üzerinde yaygındır. Bu durum, Anadolu'daki mağara insanlarının tekamül ederek,
bu dönemde konutlarını yaptıklarını ispatlar. Ayrıca Türkiye'de neolitikte ufak öl-
çüde de olsa dokumacılık, madencilik ticaretin de temelleri atılmıştır. Kalkolitik
Çağ'da (M.Ö. 4750-4000) da yerleşmelerde bazıilerlemeler kaydedilmiştir. Her şey-
den önce yerleşmeleri meydana getiren meskenlerde nispeten bir gevşeme gerçek-
leşmiştir. Meskenler yine yan yana olmasına rağmen, eve girmek için artık bir avlu
tesis edilir olmuştur. Anadolu'nun coğrafi koşulları gereği yapı malzemesi olarak
kerpiç yine önemini korumuştur. Ayrıca yerleşme birimlerinin sayısıda çok artmış-
tır. Dolayısıyla tarım için, verimli sahaların ele geçirilmesinden kaynaklanan grup-
lar arası saha mücadelesi başlamıştır. Öte yandan kurak geçen yıllarda aç kalan
grupların, varlıklı köylere saldırması sonucu "yağmacılık" olgusu öğrenilmiştir!.
M.Ö. 4000-3000 yıllarınıiçine alan Geç Kalkolitik çağın ise en karakteristik yanıyer-
leşmelerin ülke düzeyi üzerinde yayılmaya başlaması olmuştur. Aynı zamanda
yerleşme birimlerinin kapladıkları saha büyümüş, nüfusları artmıştır.
M.Ö. 3000-2000 yıllarıarasında (Eski Tunç Çağı) yerleşmeler artık Anadolu'nun bü-
tününe yayılmıştır. Diğer bir ilginç yön, bakır ve kalayın karışımından tunç eşyala-
rın yapılabilir olmasıdır. Ancak, o dönemde Türkiye topraklarındaki kalay cevheri
bilinmemekteydi ve kalay daha güneydeki sahalardan (Mısır) getiriliyordu. Böyle-
ce en azından kalay teminine dayanan büyük ölçekli ticaret başlamıştır. Yerleşmele-
rin fonksiyonel yapılarında da gelişme görülmüş ve evlerin içinde tahıl deposu ile
mutfak bölümleri ortaya çıkmıştır. Meskenin inşasında kullanılan malzeme ise yine
neolitikten beri kullanılan kerpiçtir. Eski Tunç Çağı'nın bir diğer önemli özelliği,
yerleşmeri yönetecek idareci sınıfın ortaya çıkması ve bu nedenle idarecilerin otur-
duğu ve çevre köyleri yöneten yerleşme biriminin köyden farklı bir özellik kazana-
rak ilk kentleri oluşturmasıdır. Böylece Anadolu'nun coğrafi ortam içinde ilk kez,
T Ü R K İ Y E ' D E Y E R L E Ş M E
88
Höyük: Savaş, deprem gi-
bi faktörler nedeni ile yı-
kılmış, bırakılmış, zaman-
la üstü örtülerek tepe biçi-
mine girmiş eski yerleşme
yeri. Bazen birkaç kez tek-
rar yerleşime sahne olabi-
len höyükler, çoğunlukla
tarıma uygun ovalarda, su
kaynakları civarında ku-
rulmuşlardır.
________________________________________
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
"kırsal" ve "kentsel" olmak üzere farklı fonksiyonlara sahip yerleşme birimleri orta-
ya çıkmıştır. Kentlerin hemen hepsi surlarla çevrilerek hariçten gelecek tehlikelere
karşı korunmuşlardır.
Yine bu dönem içinde Anadolu'da ilk devleti kuran toplum olan Hititlerde yerleş-
miştir (M.Ö. 3500-1295). Orta Asya'dan gelerek Bozok yaylasına, başka kelimelerle
Çorum-Yozgat il topraklarına yerleşen Hititler, "kent devletleri" biçiminde örgüt-
lenmişti. Nitekim Hititler döneminiden günümüze ulaşan ve o zamanın kentleri di-
yebileceğimiz pek çok ören yeri mevcuttur. Bunlar arasında en önemlileri Hattuşaş
(Çorum il merkezi güneybatısında), Boğazkale (Çorum'un Alaca ilçe merkezi güne-
yinde), Alacahöyük (Alaca güneyinde) ve Kültepe (Kayseri il merkezi kuzeydoğu-
sunda) gibi yerleşmelerdir. Ancak her ne kadar Hititler kent yerleşmeleri şeklinde
organize olmuşlarsa da bu kentleri destekleyip, büyüten ve fonksiyonlara sahip ol-
masını sağlayan yine Anadolu topraklarıdır. Gerçekten denilebilir ki, Hititler Ana-
dolu'nun coğrafi potansiyelini en iyi kullanan ve araziden faydalanma metodlarını
ortaya koyan bir toplumdur. Hititlerin tarımıçok geliştirdikleri ve hatta ürün fazla-
sını komşu devletlere sattıkları bilinir. Ancak Hititler üst üste gelen kuraklık ve kıt-
lıktan geniş ölçüde sarsılmıştır. Hatta devletin yıkılmasında politik faktörler kadar
kuraklığın de etkisi olduğu sanılmaktadır.
Anadolu'nun merkezi kısmında Hititler yer alırken, Doğu Anadolu'da (Van Gölü
çevresinde) ise Urartular bulunuyordu. Urartular, o döneme göre son derece geliş-
mişsulu tarım metodlarıuygulamışlardır. Örneğin; Van şehrinde bugün dahi kulla-
nılabilen sulama sistemini Urartular kurmuştur. Urartu devletine ait tarihi belgeler,
Hitit belgelerinin aksine kır yerleşmelerinden hiç bahsetmezler. Buna karşılık dai-
ma kentlerin varlığından söz edilir. Kentlerin çoğu kale içinde inşa edilmiştir. Bun-
da, güneyden sık sık gelen Asur istilalarından korunma amacı önemli rol oynamış-
tır. Bilindiği gibi Asur ordularıDoğu Anadolu'ya olan her seferinde hem Urartu me-
deniyetine zarar vermiş, hem de genişve sık meşe ormanlarınıyok etmiştir. Nitekim
Asur kralının diktiği kitabe üzerinde yer alan "güzel fidanlıkları dağıttım, üzüm
bağlarını tahrip eyledim, sazlık kadar sık ormanları kestirdim" ibaresi bu durumu
açıkça ortaya koymaktadır.
Ancak Urartularda kent yapımı bütün bu yakma ve yıkmalara karşın hiç kesilme-
den devam etmiştir. Nitekim bu dönemde temeli atılıp, günümüze kadar varlığını
sürdüren şehirler arasında Van, Malatya, Kayseri, Erzurum ve Gaziantep sayılabi-
lir. Yıkılan şehirlerin yerine yenileri yapılmasına rağmen, kesilip yakılan ormanlar,
maalesef bir daha eski durumunu kazanamamıştır.
M.Ö. 1300 yıllarında Batı Anadolu'da yerleşen Frigyalılar ve İyonlar Ege, Marmara
ve Karadeniz kıyılarında hakim fonksiyonu tarımdan ziyade ticaret olan şehirler
kurmuşlardır. Millet ve Efes bunlara örnek olarak verilebilir. Küçük Menderes del-
tasında yeralan Efes ve Büyük Menderes deltasında kurulmuşolan Millet birer Eski-
çağ iskelesi olup, kara ve denizin temas noktasında bulunmalarından dolayı önem
kazanmışlardı. Oysa bu yerleşmeler sözü edilen akarsuların taşıdıklarıalüvyonlar-
T Ü R K İ Y E ' D E Y E R L E Ş M E
89
Ören yeri: Maddi kültür
belgeleri bulunan harabe
durumundaki yerleşme
yeri (maddi kültür belgesi
olarak yol, köprü, hamam
gibi kalıntılar, aletler, ma-
deni paralar gibi arkelojik
eserler ve seyahatname,
kitabe gibi yazılı kaynak-
lar kastedilmektedir).
________________________________________
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
la kıyıyı doldurması ile bugün kıyıdan bir hayli içerdedirler (Efes 1,5 km. Milet 9.6
km. içeride).
Ayrıca, Eskiçağda Efes'ten başlayıp, Sard (Salihli yakınında), Gordion (Polatlıyakı-
nında) ve Ankıra (Ankara) üzerinden Perslerin başkenti olan Persepolis'e ulaşan ve
uzunluğu 3500 km. 'yi bulan ünlü "kral yolu"nun yakın çevresinde bulunan pek çok
yerleşme birimi de, bu yolda sürdürülen ticari faaliyetler nedeniyle dikkat çekici ge-
lişme göstermişlerdir.
Ortaçağın (M.S. 476-1453) oldukça uzun bir döneminde ise Anadolu topraklarında
Bizans egemenliği bulunuyordu. Afrika, Asya ve Avrupa arasındaki deniz ve kara
ticareti yollarının Anadolu üzerinde düğümlenmesinden Bizans İmparatorluğu da
genişölçüde yararlanmıştır. Bu nedenle Bizans döneminde Anadolu ticaret şehirle-
ri gelişmelerini sürdürmüşlerdir. Fakat şehirlerin çoğunda ana ekonomik faaliyet,
Hititler zamanında olduğu gibi tahıl üretimine dayanıyordu. Bu dönemde sanayi
faaliyetleri açısından en büyük değişiklik ipekböceği üretilmesi ve ipekli kumaşdo-
kumacılığının yeni bir iş kolu haline gelmesidir. Ortaçağda Anadolu topraklarında
yerleşme coğrafyasıbakımından kuşkusuz en büyük değişim Türk nüfusunun yer-
leşimine açılmasıdır. Gerçekten 1071 Malazgirt Savaşı zaten zayıflamış olan Bi-
zans'ın Anadolu topraklarındaki hakimiyetini tamamen ortadan kaldırmış ve Ma-
lazgirt savaşından sonra Anadolu'ya yoğun bir Türk göçü başlamıştır. Zaten 11-16
yy'lar arasındaki yüzyıllar "Anadolu'nun Türkleşmesi Devri" olarak da anılır.
Aslında Asya'dan ilk gelen Türk gruplar çoğunlukla hayvancılık ile uğraşan konar-
göçer gruplardı. Bu nedenle ilk devrelerde Anadolu topraklarında "geçici yerleşme-
lerin" önem kazandığısöylenebilir. Ancak kısa zaman içinde Hıristiyan köyleri ara-
sındaki geniş araziler Türk köyleri ile yerleşime açılmış ve göçebe karakterli Türk-
men oymaklarıyerleşik yaşama geçişte ciddi bir başarıgöstermiştir. Hemen belirte-
lim ki, Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi sırasında eski yerliler yani Hıristiyan kır
nüfusu yerlerinden edilmemiştir.
1071'de çeşitli Türk boylarının birleşmesinden meydana gelen Selçuklu Devleti 237
yıl Anadolu'nun önemli bir kısmına hükmetmiştir. Selçuklu Türkiye'sinde yeni ve
büyük şehirlerin temelleri atılmamış olmasına rağmen Bizans'ın son dönemlerinde
oldukça sönükleşen kentler ve kasabalar yeniden canlanarak dinamizm kazanmış-
lardır. Nüfusları artan bu kentlerin hemen hepsinde kendisine has bir ev ve atölye
sanayine dayalıuğraşıdüzenleri kurulmuştur. Türkiye şehirlerinde ilk defa cami ve
medreselerin yapılması ile ülke dinsel açıdan yeni bir kimlik kazanmıştır.
Selçuklu kentleri ticari bakımdan son derece gelişmişlerdi. Dokumacılık ilk planda
yer alıyordu. İpek üretimi oldukça ileri düzeye ulaşmıştı. Gelişmiş hayvancılık faa-
liyetlerine bağlıolarak dericilik de hemen her kentte mevcuttu. Özellikle Sivas kenti
Selçuklularda ticari bakımdan en büyük gelişmeyi gösteren merkez olmuştur. Nite-
kim bu dönemde İran, Irak, Suriye, Mısır, Cenova ve Venedikli tüccarların Sivas'a
yerleşip ticaretle uğraştıkları bilinir.
Selçuklular döneminde de kır yerleşmelerindeki ekonomik faaliyetlerin temelini
T Ü R K İ Y E ' D E Y E R L E Ş M E
90
________________________________________
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
yine tarla kültürleri ile hayvancılık oluşturur. Ancak başta Konya Ovasıolmak üze-
re birçok yörede bentler, kanallar yapılarak sulu tarıma büyük bir önem verilmiştir.
Devrin diğer bir özelliği de Anadolu'yu bir baştan bir başa kat eden ulaşım ağının
kurulmasıve bu yollar üzerinde hanlar, kervansaraylar inşa edilmesidir. Yerleşme-
lerin ticari fonksiyonlarının gelişmesinin bir nedeni de söz konusu yol ağının kurul-
muş olmasıdır.
Selçuklu devleti 1308 yılında doğudan gelen Moğol ordularına yenik düşerek öm-
rünü tamamlamışve 14 yy.'da Türkiye üzerinde Germiyan, Karaman, Saruhan, Ay-
dın, Menteşe, Karasi, Çandar, Hamit, Ramazanoğulları gibi yerel devletler ortaya
çıkmıştır. Bunlardan birisi de Selçuklu ile Bizans arasındaki tampon bölgede (Sö-
ğüt-Bilecik yöreleri) yeşeren Osman Oğulları devletidir. (1299).
Osmanlıların yerleşme coğrafyası bakımından Türkiye topraklarında yaptıkları
belki de en önemli reform, nüfusun yerleşik düzene geçirilmesi çalışmalarıdır. Nite-
kim Osmanlılar döneminde ele geçirilen topraklar has, zeamet ve timar şeklinde
(dirlik sistemi) savaşta yararlılık gösteren kimselere verilmiştir. Ancak has, tımar ve
zeamet sahipleri toprağın sahipleri değildir. Sadece geçici tapuları ile toprağı elle-
rinde tutabilirler. Toprağıişlemekten vazgeçen köylü tapuyu sipahi veya bey'e iade
etmek zorundadır. Ancak, has, timar ve zeamet sahipleri 16.yy.'dan itibaren işlettik-
leri topraklara sahip çıkmaya başlamışlardır. Bu durum Anadolu kır yaşamıüzerin-
de olumsuz etkileri de beraberinde getirmiştir. Böylece toprak ağası haline gelenle-
rin köylü üzerindeki baskısıile, kırlarda bir boşalma, aksine kent ve kasabalarda bir
nüfus yığılması meydana gelmiştir. Hatta pek çok eski köy boşalmıştır. Buna karşı-
lık yollardan nisbeten uzak, eğimli arazilerde üç beş hanelik küçük yerleşme birim-
leri oluşmuştur. Öte yandan bu güvensizlik ortamıberaberinde iç isyanlarıda getir-
miş (özellikle Celali isyanları) ve Anadolu'nun yüzlerce yıllık kır yerleşme düzeni
altüst olmuştur.
16.yy.'da başlayan bu kargaşa ortamı, Osmanlıların daha önce güvenlik amacıyla sı-
nır bölgelerine yerleştirdikleri konar-göçer aşiret ve obalara istekleri halinde toprak
verilmesi ve hatta bazı vergilerden muaf tutulmaları ile nisbeten düzene sokulabil-
miştir. Ayrıca 18 ve 19.yy.'da azami boyutlara ulaşan Kafkasya, Kırım ve Balkanlar-
dan gelen göçmenler de devlete ait boştopraklara yerleştirilmiş, böylece yeni köyler
ortaya çıkarak toprakların yeniden tarıma açılması sağlanmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde şehir yerleşmeleri ve şehirsel yaşam tarzında
da önemli gelişmeler gözlenmiştir. Temeleri Selçuklular döneminde atılan hemen
her kentde imar faaliyetleri sürmüş, yol, köprü, cami gibi yapılar şehirlere kazandı-
rılmıştır. Başka kelimelerle başta İstanbul, Edirne, Bursa, Manisa ve Amasya olmak
üzere çok sayıda şehrimiz bayındırlaştırılmıştır.
T Ü R K İ Y E ' D E Y E R L E Ş M E
91
Selçuklu Devletinin yıkılı-
şında Moğol akınlarının
önemi inkar edilmemekle
birlikte, özellikle 1250-1350
yılları arasındaki yüzyılda
Anadolu'nun kurak bir ik-
lim periyodunda bulunma-
sı (1277 ve 1299 yılları aşırı
kurak geçmiştir) ve buna
bağlı olarak ülkenin hemen
tüm verimli arazilerinde
görülen çekirge sürülerinin
yaptığı tahribat göz ardı
edilemez.
Osmanlılarda ele geçirilen
topraklar üçe ayrılıyordu.
Yıllık geliri 100.000 akçe-
den fazla olan parçalara
"has", 20.000-100.000 akçe
arasındakiler "zeamet" ve
20.000 akçeden az olanla-
ra ise "timar" adı verilmiş-
tir.
________________________________________
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Özetle, Osmanlı devrinde nisbeten huzurlu ve gelişmiş bir kent olgusu mevcut ol-
masına rağmen kırsal yaşam ve kır yerleşmeleri önemli çalkantılara sahne olmuş,
kuraklık, isyanlar, Ermeni olayları gibi birçok etken nedeniyle ülke kırları huzura
kavuşamamıştır. Bu nedenle Kurtuluş Savaşı'nın ardından kurulan yeni Türkiye
Cumhuriyeti'nin ilk ele aldığıreformlardan birisi de 18 Mart 1924 tarihinde çıkarttı-
ğı "Köy Kanunu"dur. Böylece devlet ilk kez bu yasa ile köyleri tanımış ve onların
özel mülkiyetini onaylamıştır. Ardından 24 Nisan 1924 tarihli Anayasaya göre ülke-
miz yönetimine yeni bir düzenleme getirilmiştir. Bu düzenlemeye göre Türkiye; il
(vilayet), ilçe (kaza), bucak (nahiye) ve köy yönetim birimlerine ayrılmıştır. Bu idari
yapılanmaya "Türkiye'nin mülki idare bölümleri" denir. Türkiye'nin yönetim bi-
rimlerinin sayısında Cumhuriyet'in ilk yıllarından günümüze kadar sürekli değiş-
meler olmuştur. Örneğin 1924 Anayasası'na göre ülkemizde 72 adet il merkezi oluş-
turulmuştur. Daha sonraki düzenlemelerle Beyazıt ve Ardahan illeri Kars'a, Siverek
Şanlıurfa'ya, Elazığ Maden Elazığ'a, Genç Bingöl'e, Şebinkarahisar Giresun'a, Ko-
zan ve Osmaniye (Cebelibereket) Adana'ya, Silifke İçel'e, Aksaray Konya'ya, Geli-
bolu Çanakkale'ye ve Çatalca ili ise İstanbul'a bağlanmıştır. Buna karşılık Hatay, Sa-
karya, Nevşehir, Ağrı, Adıyaman, Uşak, Kırşehir ve Niğde vilayetleri oluşturul-
muştur. Böylece 1989 yılına kadar uzun bir süre il merkezi sayımız 67'de dondurul-
muştur. Ancak 1989-1998 yılları arasında sırasıyla Aksaray, Bayburt, Karaman, Kı-
rıkkale, Batman, Şırnak, Bartın, Ardahan, Iğdır, Yalova, Karabük ve Kilis il merkezi
durumuna getirilerek, Ağustos 1998 tarihi itibariyle Türkiye il merkezi sayısı 81
adet olmuştur. Ancak bu kadar çok il merkezinin biraz da politik tercihlerle oluştu-
rulduğu ve gelecekte bu sayının artacağı söylenebilir.
İlçe merkezi sayımız ise 1993 yılıitibariyle 836'dır. Bu sayı1927 nüfus sayımında 328
idi. Yine 1993 yılı değerlerine göre Türkiye'de 688 adet Bucak merkezi ve 35.544 de
köy mevcuttur.
Öte yandan ülkemizde bu idari sistem dışında kalan mezra, kom, yayla, bağevi gibi
bir takım köyden küçük yerleşmeler, bir başka ifadeyle köy-altıyerleşmeleri de var-
dır ki, bunların sayısıtahminen 50.000'den fazladır. Köy-altıyerleşme birimleri için-
de sayı itibariyle yaylalar (yaklaşık 26.000) ve komlar (yaklaşık 9800 adet) başta ge-
lir.
Kayıtlı

Emre
http://www.postimage.org/image.php?v=aV44IYXS][img]http://www.postimage.org/aV44IYXS.jpg
engins
VIP Üye
******

Performans: 115
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 953


« Yanıtla #3 : 11 Mart 2007, 20:59:05 »

Belki bu da işine yarar.
Türkiyede yerleşme şekilleri
TÜRKİYE’DE YERLEŞME ŞEKİLLERİ Türkiye’de yerleşmeler iki ana grup altında toplanmaktadır: Kır yerleşmeleri ve şehir yerleşmeleri. 1. Kır yerleşmeleri Kır yerleşmeleri; tarım ve hayvancılık işlevlerinin birlikte yapıldığı ya da birinin diğerine göre ön plana çıktığı yerleşmelerdir. Bu yerleşmelerde genel olarak nüfus azdır ve çoğu kez birkaç yüz kişi ile birkaç bin kişi bulunmaktadır. Kır yerleşmelerinde nüfusun az olması, bu alanlardaki kaynakların ancak belli sayıda insanı beslemesinden ileri gelmektedir. Başka bir anlatımla kırsal alanlar, belli sayıda nüfusu besleme potansiyeline sahiptir. Nüfus arttığında ise kır yerleşmelerinden şehirlere doğru göç başlamaktadır. Kır yerleşmelerinin özelliklerini doğal çevre ile insanların kültürel ve ekonomik yapısı belirlemektedir. Örneğin; hayvancılığın etkin olduğu engebeli ve kurak bölgelerde geçici kır yerleşmelerine rastlanılır. Çünkü, insanlar hayvanlarını otlatmak için sürekli dolaşmak zorundadır. Buna karşılık tarımın egemen olduğu bölgelerde devamlı ve toplu yerleşmeler kendini göstermektedir. Ülkemizdeki kırsal alanlarda devamlı ve geçici olmak üzere iki farklı kır yerleşme şekli mevcuttur. Devamlı iskan edilen kır yerleşmeleri, köy ve mahallelerden oluşur. Çoğunlukla yaz mevsiminde yerleşilen geçici yerleşme tipleri; mezraa, kom, oba, yaylak olarak adlandırılır. Kışın yerleşilen geçici yerleşmelere de kışlak denir. a. Köy altı yerleşmeleri Köy altı iskan şekli, bir köyü oluşturamayacak kadar küçük olan bir yerleşme birimidir. Bunlar, bir veya birkaç evin bir araya gelmesinden oluşur. Köy altı yerleşmelerinde tek ev ve eklentisini oluşturan iskan çekirdeği şöyle meydana gelmiştir: 1. Baba ocağından ayrılan yeni bir ailenin iskanı, 2. Aileler arasında toprak bölüşümü nedeniyle meydana gelen ayrılmalar, 3. Nüfusun artması ile bir veya birkaç ailenin başka bir alana yerleşmesi, 4. Bahçe tarımına bağlı olarak evlerin bahçe içerisine veya kenarına yapılması, 5. Devlete ait topraklarda, özellikle orman alanlarında arazi kazanmak amacıyla yerleşmelerin kurulmasıdır. Birkaç ev ve eklentisi şeklinde olan iskan grupları ise göçebe veya gurbetçi bir ailenin toprağa yerleşmesi, tek ev ve eklentilerinin yanına yeni evlerin inşa edilmesi sonucu meydana gelmektedir. Mahalle: Köy altı iskan şekli ile köy arasında bir yerleşmedir. Bu yerleşme birimi, çoğu kez küçük iskan gruplarından oluşur. Mahalleler, hem akrabaların bir araya toplanmasından hem de sosyal ve ekonomik dayanışma içinde bulunan ailelerin birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu yerleşim birimi, kurulduğu yere ve hane sayısına göre çok değişik özellik gösterir. Şöyle ki, bazı mahalleler, bir yamacın eteğinde veya bir akarsu vadisi boyunca yer alır. Bazı mahalleler de birkaç meskenden oluşan küçük gruplar şeklindedir. Diğer köy altı yerleşmeleri Köy altı yerleşmeleri, kuruldukları yere ve halkın geçim özelliğine göre sınıflandırılır. Bunlar; çiftlik, kom, mezraa, divan, oba, canik, yayla, ağıl,dam ve bağ evidir. Bu tipteki köy altı iskan şekillerinin çoğu, aynı zamanda geçici iskan birimlerini de oluşturur. Bu gruptaki belli başlı yerleşme şekilleri ve özellikleri şöyledir: Çiftlik: Hayvan beslenen ve tarım yapılan geniş bir alan içindeki yerleşim birimidir. Bunlar, çoğunlukla Akdeniz ve İç Anadolu bölgeleri ile Trakya ve Batı Anadolu’da bulunur. Yayla: Yazın hayvan otlatılan alanlarda kurulan geçici yerleşme birimidir. Ülkemizde çok farklı yayla yerleşmeleri görülür. Doğu Anadolu’da 2500 m’den yüksek alanlarda taştan yapılmış yayla meskenler hakimdir. Toros ve Kuzey Anadolu dağlarındaki yaylalar, ormanlık alanlarda ve ormanın üst sınırındaki otlaklarda yer alır. İç Anadolu’da doğal bozkırların üst kesimindeki alanlarda da yaylalara geçilir. Yaylacılık etkinlikleri, köyün dışındaki yüksek alanlarda hayvan otlatmak amacıyla gelişmiştir. İlkbahar sonundan itibaren hayvan oylatmak için yüksek alanlara çıkan aileler, hem hayvanlarını otlatırlar hem de hayvansal ürünleri değerlendirirler. Bazen de yayalanın uygun alanlarında sebze (patates, fasulye) yetiştirilir. Bu aileler, yaz sonu ve sonbahar başlarından itibaren hayvanlarıyla köylerine dönerler. Yaylacılık etkinliklerinin yapıldığı Toroslarda, yazın Yörüklerin kaldığı çok sayıda geçici yerleşmeler kurulmuştur. Son yıllarda, Toros dağlarında yayla yerleşmelerine ayrı bir önem verilmiştir.
     
Kayıtlı

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.
enis35
Yeni Üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #4 : 12 Mart 2007, 15:19:40 »

çok sağolun teşekkürler yardımınızdan dolayı
Kayıtlı
aamanyaqq
Yeni Üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6


« Yanıtla #5 : 14 Mart 2007, 15:53:27 »

KARADENİZDE 200 METRENİN ALTINDAKİ DERİNLİKLERDE  BULUNAN KÜKÜRTLÜ HİDROJEN GAZININ  KAYNAĞI NEDİR? :-
Kayıtlı
DeDe
Ahmet Aydoğmuş
Genel Moderator
*****

Performans: 1411
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1505


« Yanıtla #6 : 14 Mart 2007, 16:49:11 »

--------------------------------------------------------------------------------
  Karadeniz, önceleri tatlı su gölüydü. 4.Jeolojik Zamanda boğazların oluşmasıyla Akdenizin tuzlu suları Karadenize ulaştı.Tatlı su canlılarının ölümüne neden oldu.Canlıların çürümesiyle hidrojen sülfür oluştu şeklinde bir açıklama var.
Kayıtlı

Emekli Coğrafya Öğretmeni Batıkent / ANKARA
engins
VIP Üye
******

Performans: 115
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 953


« Yanıtla #7 : 14 Mart 2007, 17:20:27 »

Ben de öyle biliyorum.farklı bilgisi olan varsa paylaşsın
Kayıtlı

Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa orada güneş batıyor demektir.
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic