|
|
 |
« Yanıtla #13 : 03 Mart 2008, 20:29:48 » |
|
arklar ben biraz buldum ama bunlar bana az dönem ödevi için sizinlede paylasıorum
5. Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri
5.1. Nüfusumuzun Yapısı
Bir ülkenin nüfusundaki kadın-erkek sayısı ve yaş dilimlerine göre nüfus miktar ve
oranları analiz edilmesi gereken ve sosyo-ekonomik özelliklere sahip değişkenlerdir.
5.1.1. Cinsiyet Yapısı
Bilindiği gibi dünya üzerindeki bütün toplumlarda doğumda erkek çocuk sayısı kız
çocuğu sayısından fazladır ve 100 kız doğumuna karşılık 102-109 erkek çocuk doğmaktadır.
Yani erkek çocuk doğumu kabaca %5 fazladır. Bunun bilimsel açıklaması
henüz kesinleşmiş değildir. Buna karşılık her yaş grubunda erkeklerde ölüm oranları
daha fazla olduğundan doğumdaki bu erkek fazlalığı yaşlar ilerledikçe azalmakta,
20-39 yaşlar arasında dengelenmekte ve daha ileriki yaşlarda ise kadınların
çoğunluğu artmaktadır.
Ülkemizde 1940 yılına kadar kadın nüfusun erkek nüfusa oranla fazla olduğu görülmektedir.
Nitekim 1927'de 100 kadına 92.6 erkek düşerken, denge 1940'da kurulmuş
ve bu değer 99.7'ye kadar yükselmiştir. Bundan sonraki sayım yıllarında 100
kadına düşen erkek sayısı giderek kadınlar aleyhine değişmiştir.
Tablo 6.8: Türkiye'de Yıllara Göre Genel Cinsiyet Oranları
Erkek nüfus Kadın nüfus 100 kadına düşen erkek
Yıllar oranı (%) oranı (%) sayısı (Genel Cinsiyet Oranı)
1927 48.1 51.9 92.6
1940 49.9 50.1 99.7
1950 50.5 49.5 101.9
1960 51.0 49.0 104.2
1970 50.6 49.4 102.3
1980 50.7 49.3 102.8
1990 50.7 49.3 102.8
70 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Bir ülkenin nüfusunun cins bileşimi demografik nedenlerden çok toplumsal bazı
olaylarla ilgilidir. Bunlardan en önemlisi savaşlar ve göçlerdir. Gerçekten tarihin en
eski dönemlerinden beri savaşlara istisnalar dışında hep erkek nüfus katılır ve yine
bu nüfus kütlesi yitirilir. Örneğin; bugün Almanya, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerin
nüfuslarında çok belirgin bir erkek nüfusu azlığı vardır. Türkiye'de ise 1940'lara
kadar önce kadın nüfus fazla olduğu halde, daha sonraki yıllarda erkek nüfus
toplam kadın nüfusumuza üstünlük sağlamıştır. Şüphesiz bu durumun ortaya çıkmasında
I. Dünya savaşında ve Milli Mücadele yıllarında kaybettiğimiz erkek nüfus
miktarının fazlalığı en önemli etkendir.
Nüfusumuzun cinsiyet yapısında ortaya çıkan bu genel tablo ancak global bilgi vermekte
ve diğer ülkelerle karşılaştırmak bakımından faydalı olmaktadır. Oysa konu,
bölgeler, iller ve hatta köyler bakımından incelendiğinde genel nüfus planlamalarına
ışık tutabilecek anlam taşır. Nitekim göç veren illerimizin hemen hemen yarısında
kadın nüfus oranı yüksektir. Geri kalan yarısında ise Genel Cinsiyet Oranı 100'ün
üzerinde olmasına rağmen çoğunun önemli miktarda asker nüfusunu barındırmasını
dikkat çekicidir. Göç alan illerin tümünde istisnasız erkek nüfus miktarı daha
fazladır. Hatta Tekirdağ ve Bilecik gibi hem göç alan, hem de sınırları içinde büyük
askeri birliklerin bulunduğu illerde cinsiyet oranı daha da artmaktadır (Tekirdağ
115.0, Bilecik 107.6). Genel Cinsiyet oranının en düşük olduğu illerimiz ise 100 kadına
düşen 90.6 erkek ile Sinop ve 91.7 erkek ile Gümüşhane'dir. Diğer taraftan yine ülke
içi göç ile ilgili olarak kırsal alanlarda kadın, şehirsel yerleşmelerde ise erkek nüfusunun
fazla olduğu görülmektedir.
5.1.2. Yaş Yapısı
Özellikle sosyo-ekonomik amaçlı planlamalarda, nüfus miktarı kadar önem taşıyan
bir başka kriter de ülkenin "Nüfus Yaş Yapısı"dır. Bu terim bir nüfus kitlesinin belirlenmiş
yaş gruplarına göre bileşim durumunu tanımlar. Nüfusun yaş gruplarına
bölünüp analiz edilmesi başta çalışabilir ve çalışmayan nüfusun ortaya çıkartılmasında
son derece önemlidir.
Birleşmiş Milletler ölçütlerine göre 0-14 yaş arasındakiler çocuk, 15-64 gruplarındakiler
yetişkin veya çalışabilir nüfus ya da faal nüfus, 65 yaş ve üzeri ise yaşlı nüfus
olarak sınıflandırılır. Ülkemizde de başta Devlet Planlama Teşkilatı ve Devlet İstatistik
Enstitüsü olmak üzere işgücü değerlendirmelerine yönelik çalışmalarda bu sınıflandırma
kullanılmaktadır. Yine sıkça kullandığımız bir başka sınıflandırma ise
yaş grupları 0-4, 5-9, 10-14, 15-19, .....80-94, 85+ şeklinde olup daha dar aralıklıdır.
Her iki gruplandırma da en iyi şekilde "yaş piramidi" aracılığı ile gösterilir.
T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U 71
G.C.O.
(Genel Cinsiyet Oranı) = Pm (erkek nüfus)
Pf (kadın nüfus)
x 100
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
1950 yılına ait yaş piramidi
Yukarıdaki yaş piramitlerini incelediğimizde üstteki 1950 yılına ait piramitte çocuk
yaşındaki nüfusun fazla, dolayısıyla doğum oranının yüksek olduğu görülmektedir.
Alttaki 1990 piramidine göre ise 0-4 yaş grubunun azaldığı ve buna bağlı olarak
nüfus artış hızımızın da azalma eğilimine girdiği görülmektedir. Bir ülke nüfusunun
yaş gruplarına göre dağılımı bize aynı zamanda o ülkenin gelişmişlik düzeyi
hakkında da bilgi verir. Gelişmiş ülkelerde nüfusun %30'dan azını çocuklar, %15 kadarını
da yaşlılar oluşturur. Az gelişmiş ülkelerde çocukların payı %40-55 arasında
değişirken yaşlı nüfusun payı %4-8 arasındadır. Bu ölçüt esas alındığında Türkiye
az gelişmiş ülkelerle gelişmiş ülkeler arasında ve gelişmekte olan ülkeler sınıfındadır.
72 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
Şekil 6.1: Türkiye Nüfusunun 1950 ve 1990 Yıllarına Göre Yaş Piramitleri
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
5.1.3. Yaş Bağımlılık Oranı
Toplumdaki üretim faaliyetlerine katılmadıkları varsayılan 0-14 yaş grubu ile 65 ve
daha yukarı yaşlardaki nüfusa "Bağımlı Nüfus" adı verilir ve bir nüfus kitlesinde bağımlılık
oranı şöyle hesaplanır:
Yaş bağımlılık oranı, aktif nüfus olan 15-64 yaş grubundaki her 100 kişinin teorik
olarak bakmak zorunda olduğu çocuk ve yaşlı nüfusu belirtmesi bakımından anlamlıdır.
Türkiye'de bu oran 1990 verilerine göre 64, 68'dir ve 1970'den itibaren düşme
eğilimindedir. Kuşkusuz bu trend olumludur. Çünkü bir ülkede bağımlılık oranının
yüksek olması kalkınmanın gerçekleşmesine olumsuz etki eder. Nitekim gelişmiş
ülkelerin bağımlılık oranlarına baktığımızda kabaca %50'lerde olduğunu görürüz.
Oysa bu oran komşularımızdan Suriye'de %100'e yakın, Irak ve İran'da ise
%80 civarındadır.
5.1.4. Medyan Yaş
Ülkelerin nüfusunun genç mi yoksa yaşlı mı olduğu veya yaşlanma sürecinde mi olduğu
sorularına cevap verebilmek için ise o ülkenin tüm nüfusunu kapsayacak şekildebir
ortalama yaş hesabına başvurulur ki, buna "Medyan Yaş" diyoruz. Medyan
yaş, bir ülkenin bütün fertleri, yaşlarına göre, yani yeni doğan çocuktan en yaşlı ihtiyara
göre sıralandıkları takdirde tam ortaya isabet eden kişinin yaşıdır. Bu nedenle
toplam nüfusun yarısı medyan yaşın altında diğer yarısı ise üstünde bulunur. Şüphesiz
medyan yaş düştükçe nüfusun gençleştiği yükseldikçe yaşlandığı anlaşılır.
Ayrıca gelişmiş ülkelerde medyan yaş yüksek, az gelişmiş ülkelerde düşüktür. Örneğin
gelişmiş Batı avrupa ülkelerinde medyan yaş 30'un üstünde, az gelişmiş ülkelerde
20'nin altındadır. Türkiye'de ise 1990 yılına ait medyan yaş değeri 22.21'dir.
Ayrıca 1970 yılından bu yana sürekli bir artış içerisindedir (1970 yılında 18.95 idi).
5.1.5. Eğitim Durumu
Bir ülkeyi diğer ülkelerle karşılaştırırken ekonomik göstergelerin yanında sosyal
göstergeler de kullanılmaktadır. Eğitim sektörü, sosyal göstergeler içinde, ekonominin
ihtiyaç duyduğu kaliteli nüfusu yetiştiren temel kaynaktır. Nitekim Japonya
ve İsrail örneğinde olduğu gibi eğitim düzeyi yüksek, kaliteli bir nüfus, en olumsuz
şartlarda bile kalkınmayı gerçekleştirebilmektedir. Türkiye de eğitim konusunda
gerçekten önemli hamleler yapmış bir ülkedir. Ancak varılan nokta, olması gerekenden
geridir. Nitekim 1927 yılında 6 yaş ve üstü nüfus dikkate alındığında genel
nüfusumuzun sadece %10.6 'sı okur yazarken, 1990'da 80.46'ya çıkmıştır. Ancak
okuryazar olmayan nüfusun %71 'i maalesef kadın nüfustur. Ayrıca Türkiye'de
T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U 73
Yaş Bağımlılık Oranı = (0-14 yaş) + 65 yaş ve üstü
15-64 yaş
x 100
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
1990 yılında okuma-yazma bilenlerin %77.1 'inin herhangi bir okuldan mezun olmayanlar
ile ilkokul mezunu olanlardan meydana gelmesi üzücüdür. Okur-yazar
olan nüfus içinde orta ve dengi okullardan mezun olanların oranı %9.4, lise ve dengi
okul mezunlarının oranı %9.6, yüksekokul ve fakülte mezunu olanların oranı ise sadece
3.9'dur.
5.1.6. Doğum ve Ölümler
Nüfus kitlelerinin başlıca değişkenlerinden biri de doğumlar ve ölümlerdir. Ülke
nüfusunda 15-49 yaşları arasındaki 1000 kadın başına düşen yıllık doğum sayısına
"genel doğum oranı" denir. Buna karşılık, herhangi bir yaş dilimi olmaksızın 1000
nüfus başına düşen yıllık ölüm sayısına "genel ölüm oranı" denmektedir.
Ülke nüfusunda doğum ve ölüm oranları arasındaki fark o ülkenin doğal nüfus artış
hızını verir ve göçlerden arındırılmış bulunduğundan daha anlamlıdır. Türkiye'de
gerek doğum ve gerekse ölüm oranları 1950'li yıllardan itibaren giderek düşmektedir.
Nitekim 1950-55 yılları arasını kapsayan beş yıllık dönem için doğum oranı %46,
ölüm oranı ise %25 iken, 1985-90 devresinde bu değerler doğum oranında %28'e,
ölüm oranında %6'ya kadar düşmüştür. Ölüm oranlarının düşmesi sosyal ve ekonomik
yaşantıdaki iyileşmelerin açık bir göstergesidir. Doğum oranlarının düşüşü ise
daha ziyade sanayileşme ve şehirleşme olguları ile ilgilidir. Çünkü sanayileşme ve
şehirleşme (bir anlamda gelişme) sürecindeki ülkelerde ailelerin yapmayı düşündüğü
ve ihtiyaç duyduğu çocuk sayısı yıldan yıla azalmaktadır. Zaten gelişmekte
olan ülkelerde sosyo-ekonomik kalkınma ile ters orantılı olarak doğal nüfus artış hızının,
başka kelimelerle doğum ile ölüm oranları arasındaki farkın düşmesi adeta
demografik bir kural gibidir. Bu nedenle Türkiye nüfus artış hızının yüksek olması
sebebiyle paniğe kapılmak bizce yersizdir. Çünkü bugünün gelişmiş toplumları da
aynı süreci geçmişte yaşamışlar ve günümüzde artık nüfus artış hızını yükseltici politikalar
üretmeye başlamışlardır.
5.1.7. Aile Nüfus Sayısı Büyüklüğü
Aile büyüklüğümüz bakımından çeşitli araştırmalarda 5 sayısı esas alınmaktadır.
Ancak bu rakam ülke geneli için bir fikir vermekle birlikte, ilden ile, kırdan-şehire
çok büyük farklılıklar arzeder. Gerçekten Doğanay'ın 1980'li yılların başında Erzurum
il merkezi içinde yaptığı bir araştırmada bu değerin 7,3 dolayında olduğu belirlenmişti.
Hatta gecekondu semtlerinde 9-17 kişiye ulaşan geniş aile yapılarına sıkça
74 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U
Genel
Doğum
Oranı
= Yıllık doğum toplamı
15-49 yaş arası kadın
nüfus (yıl ortası)
x 1000
Genel
Ölüm
Oranı
= Yıllık ölümler toplamı
Toplam nüfus
(yıl ortası)
x 1000
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
rastlanmıştı. Tahmin edilebileceği gibi bu değerler gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında
oldukça yüksektir.
1990 nüfus sayımı verilerine bakılırsa, Türkiye'de aile sayısının 11.2 milyona yaklaştığı
anlaşılmaktadır. Bunların kabaca %66'sı 1-5 kişilik, %28'i 6-10 kişilik, %6'sı ise 10
ve daha fazla nüfusu barındıran ailelerdir.
Ülkemizde aile nüfus sayısının yüksek olmasında ekonomik nedenlerin yanında
geleneklerimiz de rol oynar. Özellikle kırsal kesimde evlenen oğullar babanın yönetim
ve denetiminde kalmaya devam etmekte onunla aynı evde yaşamakta, böylece
"birleşik aile" yapısı halen önemini korumaktadır
|