Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Diyarbakır surları 2  (Okunma Sayısı 2561 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
nokta
Üye
**

Performans: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 103


vazgeçilmez olan işaret


« : 28 Mayıs 2007, 08:54:57 »


ViRANTEPE VE ARTUKLU SARAYI

İçkale'nin kuzey- batısında yer alan ve bir (yığma tepe) höyük olan Virantepe, Diyarbakır'ın aynı zamanda çekirdek kuruluş noktası olup höyükte yapılacak arkeolojik kazı ve araştırmalar kent tarihi hakkında birçok belge ve bilgiye ulaşmamızı sağlayacaktır. Virantepe'de 1961 -1962 yıllarında yapılan kazılar sonucunda, etrafı sur1arla çevrili, Artuklu Hükümdarı Melik Salih Nasıreddin Mahmud (1200-1222) dönemine ait bir sarayın temelleri açığa çıkarılmıştır. Zengin renkli taş mozaik ve çini süslemelerle oldukça gösterişli selsebil ve haçvari eyvanlarla çevrili fıskiyeli bir havuza sahip olan sarayın, renkli taş ve cam küplerden oluşan mozaik süslemeleri, Türk mimarisinde ilk kez burada görülmektedir. Doğu bölümünde saraya çıkışı sağlayan merdivenler açığa çıkarılmış ve saray girişinin, alttaki kemerin yanında olduğu belirlenmiştir.

ARTUKLU KEMERi

Artuklu döneminde içkale'ye girişi sağlamaktadır. 10 m. Genişliğinde, sivri kemerli bu girişin üze- rindeki büyük boyutlu nesir yazılı kitabede h. 603 (1206-1207) tarihi görülmektedir ki bu da sarayla aynı döneme ait olduğunu göstermektedir. Kemerin iki yanındaki kireç taşına işlenmiş aslan-boğa mücadelesini işleyen kabartma ile kemerin, Ulucami'nin doğu girişinin bir tekrarı olduğu görülmektedir.

ASLANLI ÇEŞME

İçkale'de kesnerli girişin hemen karşısında yer alır. 19. Yy sonlarına tarihlenmektedir. Üçgen alın- Iıklı çeşmede, dilimli kemere sahip niş içerisine yerleştirilmiş aslan heykelinin ağzından suyun akışı sağlanmıştır. Orjinalde iki aslanın bulunduğu çeşmede aslanlardan biri bugün yerinde bulunmamaktadır.

ATATÜRK MÜZE ve KÜTÜPHANESI

19. Yy sonlarına tarihlenmektedir. Mustafa Kemal Paşa'nın 1917 yılında 11.Ordu Komutanı iken karargah olarak kullandığı bina, 1973 yılında 7. Kolordu Komutanlığınca düzenlenip Komutan Atatürk Müze ve Kütüphanesi olarak hizmete açılmıştır.

Diyarbakır surları; volkanik Karacadağ'dan çıkan bazalt taşlar ile yapıldığı için hala önemli derecede bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş, taşlar üzerindeki işlemelerde önemli bir bozulma görülmemiştir.

Diyarbakır surları 20. yy.a kadar mimari bütünlüğünü ve fonksiyonunu korumuştur. Cumhuriyet döneminde ise şehrin içinin artan nüfusu ve kent çevresinde düzensiz yapılanma surları önemli ölçüde tahrip etmiş, yer yer yıkılmalar ve burçlarda tahribatlar olmuştur. Son yıllarda ise surların onarım ve restorasyonu için ciddi çalışmalar başlamıştır.

KİTABELER MÜZESİ Mehmet MERCAN

Ne zaman inşa edildiği bilinmeyen, ancak, Milattan çok önceki yıllarda temelinin atıldığı, Romalılar kente hakim olduklarında İmparator II.Constantıus zamanında (345 yılında) tamamlandığı belirtilen Diyarbakır surlarının her bölümünde, her burcunda kentte egemen olmuş medeniyetlerin izleri, kitabeleri, motifleri ve armaları vardır. Akrep kabartmasından, bir zamanlar Nazi Almanyasının sembolü olmuş Gamalı Haç'a, aslan, kaplan, boğa, geyik, motiflerinden Selçukluların ve Artukluların sembolü çift başlı kartala, çıplak kadın figürlerinden, insan başlı hayvanlara. Latince'den çiçekli Kufi yazıtlara. Kur'an-i Kerim'den alınmış sürelerden padişah fermanlarına kadar yüzlerce, hatta binlerce kitabe, yüzlerce sembol ve kabartmalarla dolu Diyarbakır surları, ünlü Fransız Arkeologu, tarihçi Albert Gabriel'in de belirttiği gibi; Dünyanın en büyük Kitabeler Müzesidir gerçekten.

1930'lu yıllarda birkaç kez Diyarbakır'a ve bölgeye gelerek arkeolojik incelemeler yapan Albert Gabriel, kenti bir kalkan balığı gibi kuşatan surlara özel ilgi göstermiş, fotoğraflarını çekmiş, çizimlerini yapmış, burçların krokilerini çizmiş, kitabeleri ve sembolleri tek tek inceleyerek bunları belgelendirmiş, araştırmaları çok sayıda dile çevrilmiş değerli bir bilim adamı. Yayımladığı kitaplar ve çizimler günümüzde de tarihçiler ve araştırmacılar için büyük kaynak oluyor.

Gabriel, aynı zamanda Diyarbakır surlarının kurtarıcısı sayılır. 1930'larda bunaltcı sıcaklardan surları sorumlu tutan yöneticilerin, kentin hava almasını sağlamak üzere surların çeşitli yerlerini dinamitleme girişimlerine o sıralarda kentte olan Albert Gabriel büyük tepki göstermiş, bu konuda Hükümete sunduğu raporlarla bu yıkımı önlemeyi başarmıştı. Ünlü tarihçi, Milli Eğitim Bakanlığı'na yaptığı başvuruda surları şöyle anlatıyor

"Diyarbekir'in müstahkem suru tarih ve arkeologya noktasından olağanüstü bir öneme haizdir. Sadece inşaatındaki teknik ve teşkilatının tesbitinde gösterilmiş ustalık değil, fakat kitabelerinin olağanüstü zenginliği itibariyle de Türkiye tarihinin canlı bir sahifesi gibidir. Halbuki herkesçe bilindiği üzere, yerel makamlar bunun dinamitle yıkılmasına karar vermiş ve bu kararın uygulamasına başlamışlardır..."

DİYARBAKIR DÖRT KAPI Mehmet MERCAN

Dünyanın en büyük kalesidir Diyarbakır Surları.

Kale olarak birinci. Uzunluk olarak da Çin seddinden sonra Dünyada ikinci.

Bazı yerlerdeki ara kapıları saymazsak, dört ana kapısı var surların; Dağkapı, Urfakapı, Marinkapı ve Dicle Kapısı (Yenikapı).

Eski çağlarda bu kapılara değişik adlar da verilmiş. Dağkapı'ya Harput Kapısı, Urfakapı'ya Rum kapısı, Mardinkapı'ya Bab-El Tel (Tepe Kapısı), Yenikapı'ya da Bab-El Ma (Irmak kapısı) gibi. Tabii bunlar içinde en ilginci Roma ve Bizans döneminde Yenikapı'ya Kaplan Kapısı, Dağkapı'ya da Ermeni Kapısı denmesi...

Yüz yıl öncesine kadar, kapılar güneşin doğuşu ile açılır, güneşin batışı ile de kapanırmış. Kapılar kapanınca ne kimse içeri girebiliyor, ne de dışarı çıkabiliryormuş.

Türk Tarih Kurumu yayınları arasında 1995 yılında çıkan "XIX. Yüzyılın İlk yarısında Diyarbakır" adlı araştırmasında Yrd.Doç Dr. İbrahim Yılmazçelik, diğer konular yanında kapılar hakkında da geniş ve ayrıntılı bilgi verdikten başka, 1853 yılında Diyarbakır'ı ziyaret eden gezgin H.Petermann'ın güneş battıktan sonra Diyarbakır'a ulaştığında kapıların kapalı olduğunu bu nedenle sabahı beklemek zorunda kaldığını yazdığını anlatır...

Kimsenin elini kolunu sallaya sallaya kente girmesine izin verilmezmiş eskiden. Temizliğe çok dikkat edermiş kent yöneticileri. Çünkü, Diyarbakır birkaç kez büyük salgın hastalıklar geçirmiş bir kent. Orta Doğu'nun büyük ticaret merkezlerinden biri olduğu, özellikle de ipekçilik burada çok geliştiği için geleni gideni çok olurmuş. Bu yüzden her zaman salgın hastalık tehlikesi varmış. Bu nedenle tüm yabancılar kente girmeden önce kapıların hemen bitişiğinde yer alan hamamlara sokulur, burada yıkanmaları sağlandıktan sonra içeri girmelerine izin verilirmiş.

Kentin her dört kapısının içinde, girişlerde bir hamam, bir han ve bir caminin var olmasının nedeni budur işte...

Bu hanların ve hamamların çoğu şimdi yok. Ya bakımsızlıktan yıkıldı. Ya da sahipleri tarafından yıktırılıp pasajlara dönüştürüldü. Mardinkapı'da Deliller Hanı Turistik otel oldu. Urfakapı'da Melek Ahmet Camii bitişiğindeki Küçük Hamam, Dağkapı'daki Suakar Hamamı yıktırıldı. Diclekapı (Yenikapı)'nın girişinde Gavur Meydanı'ndaki hamam, Yahudiler Mahallesi'ndeki han bakımsızlıktan yıkıldı. Arsalarını gecekonducular işgal etti.

Dört yöne açılan her dört kapıdan başka surların çeşitli bölümlerinde kullanılan, yine belirli zamanlarda açılıp kapanan ara kapılar da vardı. Ne var ki bu kapılar da çoğu bakımsızlıktan ve ilgisizlikten harab olmuş durumdalar.

.....................

Geçen yıllar içinde, bakımsızlıktan ve gecekondulaşmanın yoğunlaşması sonucu taşlarının sökülerek çalınması yüzünden surlarda yer yer çökmeler oldu. Büyük gedikler açıldı. Kent yöneticileri trafiği rahatlatmak adı altında bu gedikleri genişleterek kapılara dönüştürdüler. Açılan yeni kapılar ve gedikler yüzünden bazı tarihi bölümler, üzerlerindeki kitabelerle birlikte tahrip oldu. Bölgenin turizme kapalı tutulması yüzünden diğer tarihi anıtlar gibi surlar, özellikle de burçlar ve kapılar da uzun yıllar kaderine terk edildi. Bazıları ahır, bazıları depo yapıldı...

Yakın yıllara kadar kireç deposu olarak kullanılan Mardinkapı, Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı'nın girişimleri sayesinde kurtarılarak onarımı sağlandı ve yeniden trafiğe açıldı. Dağkapı da yakın tarihe kadar kent belediyesinin işgalinde itfaiye olarak kullanılıyordu. Yapılan kazılar sonrasında Dağkapı'nın ve burçların tabanına ulaşıldı. Kazılarda Dağkapı'nın tabanının yoldan 2 metre kadar daha derinde olduğu görüldü. Yapılan onarımla da kapı ve eklentileri SANAT GALERİSİ olarak kullanıma açıldı. İyi de oldu... Ne var ki, aynı duyarlılık diğer kapılar için gösterilmedi.

15-20 yıl öncesine kadar surların yıkılan önemli bölümlerinin onarımı yapılıyorken, son yıllarda yine ilgisizliğe terk edildi. Artan göçlerle sur dipleri, tarihi burçların içi ve çevresi, hatta bazı bölümlerle surların üstü yeniden işgal edilmeye başlandı. Özellikle Urfakapı ile Mardinkapı arasındaki bölümde, Ben-ü Sen'de, Hevsel-Esfel bahçelerinde, Fiskayası çevresinde, Yenikapı ve Çift Havuzlar'daki bahçeler yok edildi ve yerlerine büyük gecekondu mahalleleri oluştu. Bu mahallelerdeki yapıların büyük bölümü maalesef yine surlardan sökülen taşlarla inşa edildi.

GİZEMLİ İŞARETLER Mehmet MERCAN

Artuklu döneminin tüm belirgin motifleriyle süslü Evli Beden ve Yedi Kardeş burçlarının üzeri de ilginç olduğu kadar, gizemli işaretlerle doludur.

Her iki burcun çeşitli yerlerinde, Selçuklu ve Artukluların sembolu çift başlı kartal, insan başlı arslan ve kaplan figürleri, geyik, yaralı boğa, çeşitli yapraklı dallar, süslü nesih ve küfi yazıtlar, çeşitli kemirgen hayvanlar büyük bir ustalıkla taşlara oyulmuş.

İki burcu da en ince ayrıntılarına kadar inceleyip çizimlerini yapan Albert Gabriel, bu burçlar üzerindeki işaretlerin basit dekoratif elemanlar olarak görülmemesi gerektiğinin üstünü çizer. Gabriel'e göre, bu motiflerin her birinin özel bir anlamı vardır.

Prof. Dr. Kaya Özsezgin'in Türkçeleştirdiği "Diyarbakır Surları" kitabında Albert Gabriel şöyle der; "Bu gizemli figürler hakkında bize açık bilgi verecek hiçbir kaynak yok elimizde maalesef."

Evli Beden'le Yedi Kardeş burçlarındaki figürlerle ilgili halk arasında çeşitli söylentiler var. Bunlardan en ünlüsü "Yedikardeş Burcu ortasındaki yazıtın iki yanında yer alan iki arslanın bakışlarının kesiştiği noktada çok büyük bir defenin gizli olduğu" dur.

Nitekim yıllar önce, iki arslanın gözlerinin kesiştiği noktanın Gazi Köşkü'nün sırtlarında olduğuna inanan bazı defineciler bu sırtlarda kazmadık yer bırakmadılar. Bu araştırmalar sırasında, Pamuk Köşkü yakınında üzerine Latince yazılar olan bir kilise temel taşının bulunması definecileri hayli umutlandırdı ise de yapılan kazıların hiç birinden bir sonuç alınamadı... Son olarak 1965'de Pamuk Köşkü'nün üstündeki kayalıkta resmi izinle yapılan bir kazı sonrasında 10 metre kadar derinlikte bir kuyu bulunmuş olmasına karşın bir şey elde edilemedi.

Albert Gabriel'in de itiraf ettiği gibi, Evli Beden ve Yedi Kardeş burçları üzerindeki işaretler 800 yıldır gizemlerini koruyor...

Bu gizemli işaretlerden surlardaki hemen tüm burçlarda ve kapılarda da var. Bunlar içinde en ilginci kuşkusuz Yedi Kardeş Burcu'nun doğusundaki, halk arasında Nur Burcu olarak da bilinen Melikşah Burcu'ndaki işaretlerdir.

Selçuklu Sultanı Melikşah adına 1089 yılında yaptırılan bu burcun üzerinde de çok değişik ve anlamlı motifler, yazıtlar vardır.

Günümüzde bile resim ve heykeli GÜNAH sayan bağnaz dincilere 800 yıl öncesinden verilmiş bir cevap olduğuna inandığımız bu burcun üzerinde "Kelime-i Tevhid" ile birlikte, sert bazalt taşlara ustaca işlenmiş kabartma Kufi yazıtlar, koşan atlar, arslanlar, geyikler, çift başlı kartallar, yırtıcı kuşlar, insanlar ve üstelik çıplak kadın figürleri yer alır...

Bu denli birbiriyle çelişen figürlerin de elbette bir anlamı olsa gerek.

GAMALI HAÇ Mehmet MERCAN


Herkes Gamalı Haç'ı yalnızca Nazilerin sembolü sanır. Oysa değil.

Gamalı Haç 6 bin yıl önce de vardı.

Bir adı da Sanskritçe "Mutlu Hayat" anlamına gelen SVASTİKA olan Gamalı Haç Diyarbakır surlarının çeşitli bölümlerinde yer alır. Özellikle; Dağkapı burçlarında kara bazalt taşlara kabartma olarak oyulmuş Gamalı Haç'ın kimlere, hangi devirlere ait olduğu ise bilinmiyor.

Tarihçiler, Gamalı Haç'ın ASYA kökenli bir güneş ve ışık sembolü olduğunu öne sürerler. Bu sembolü Milattan 4000 yıl önce Çin, Tibet, Hint ve İran'da ateşe ve güneşe tapan kavimler kullanmış. Eski çağlarda Diyarbakır'da da güneşe tapan Şemsilerin, aya ve yıldızlara tapan Sabiilerin, Ateşgedelerin varlığı dikkate alınırsa, bu sembolün bu topluluklar tarafından burçlara ve surların çeşitli yerlerine kazılmış olduğu düşünülebilir. Bu arada, Diyarbakır'ın Antik Hindistan'ın en büyük Işık ve Güneş Tanrısı AMİDA'nın adını taşıdığını da unutmamalıyız.

Ünlü tarihçilerden İbrahim Hakkı Konyalı, yıllar önce, 26 Ağustos 1984 tarihli Tercüman Gazetesi'nin Pazar ekinde yayımlanan bir açıklamasında GAMALI HAÇ'ın Oğuz Han'ın Avşar koluna ait bir damga olduğunu öne sürer. Bu bilgiyi Topkapı Sarayı'ndaki Türkçe SELÇUKNAME'den aldığını belirten Konyalı Hoca, bu durumu zamanında Nazi Lideri Hitler'e bildirdiğini, Selçukname'den alınmış bir Gamalı Haç fotoğrafı gönderdiği Hitler'in kendisine teşekkür ettiğini anlatır. Konyalı Hoca bu sembolü Selçukluların Anadolu'ya getirdiğini de vurgular.

Kuşkusuz bu bilgi de, Gamalı Haç'ın ASYA'lı olduğunu doğrular. Ancak, Diyarbakır Surları'nın, özellikle Dağkapı bölümünün Selçuklu'dan çok önce var olduğunu da unutmamak gerek.

Gamalı haçın çeşitli şekillerinin yeraldığı Dağkapı'daki batı burcunun ana yola bakan bölümünde, yerden itibaren 6'ncı sırada bir adı da "Mühr-ü Süleyman" olan, İsrail Bayrağı'ndaki Yahudilerin kutsal sembolü ALTI KÖŞELİ YILDIZ kabartmaları da var. Efsaneye göre; Hazret-i Süleyman, parmağında köşelerinde Musa, Harun, Yakub, Davud, İshak ve İbrahim peygamberlerin isimlerinin yazılı olduğu altı köşeli yıldızlı kutsal bir yüzük vardır ve bu yüzük sayesinde bütün hayvanlara hükmetmekte, onlarla yine bu yüzük sayesinde konuşabilmektedir... İşte bu yüzükteki 6 köşeli yıldız asırlardanberi Yahudilerin kutsal sembolüdür. Ve asırlardanberi Gamalı Haç'ın yanında Diyarbakır surlarındadır.

Evet, her iki sembol de Dağ Kapı'nın batı burcunda asırlardır yan yana durur.

İşte size tarihçilerin araştırması gereken önemli ve de gizemli iki konu daha...


KAYNAK: http://www.dicle.net/surlar.html
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic