Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bazı Jeolojik Bilgiler  (Okunma Sayısı 2342 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ugur19
Site Yöneticisi
*******

Performans: 991
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3596


« : 21 Nisan 2009, 20:58:38 »


1. Birkaç on bin yıllık bir dönem boyunca, bir magmatik sokulum 200 metre kalınlığındaki bir örtü
tabakasını 600°C kadar ısıtabilir.

2. Plütonik kayaçların çevre kayaçlarla temasta olması durumunda, ısı aktarımı ve hidrotermal çözeltiler,
beril, bor mineralleri, pirit, apatit, grafit, asbest ve talk minerallerine ait kontak metasomatik veya skarn
yataklarını oluştururlar.
3. Plaser yataklarında; elmas, monazit, sillimanit, dişten, andaluzit, granat ve korund gibi minerallere ait
son derece büyük zenginleşmeler meydana gelir.

4. Diyajenez, gevşek sedimanların sert bir kaya oluşturmak üzere sıkışıp-pekişmesi şeklinde ifade
edilebilir ve sedimantasyon ile metamorfızma arasındaki bütün süreçleri kapsar.
5. Denizaltı bozunması veya halmiroliz, sedimanların denizsuyu ile glokonit, fıllipsit ve kil mineralleri
oluşturmak üzere reaksiyona girmesidir.

6. Deniz suyu hacimsel olarak buharlaşma nedeniyle %50'nin altına düştüğünde, denizsuyu çözeltisinden
itibaren jips çökelimi gerçekleşmektedir.
7. Dedolomitleşme (kalsitleşme), dolomitin kalsit tarafından metasomatik olarak ornatılması veya
MgCO3'ın dolomitten seçimli olarak uzaklaşmasıdır.

8. Deprem dalgaları yüzey ve cisim dalgaları olmak üzere iki ye ayrılır.
9. P dalgaları en hızlı yayılan bu yüzden deprem kayıt aletlerinde (sismograf) en önce görülen dalgalardır.
10. Yağmur, özel şekilde yapılmış ve bugün standart hale getirilmiş aletlerle ölçülür. Bunlara "Yağmur
Ölçen" (Raingage, Pluviometer, Pluviograph) adı verilir. Yağmur ölçerler, ölçme açısından ağırlık ve
yükseklik ölçen, kaydetme açısından her yağıştan sonra deposunda toplanan su miktarını kaydeden ve
yağış süresince devamlı kayıt yapan olarak sınıflandırılır.
11. Rayleigh dalgaları yüzey dalgaları olup,S ve P dalgalarına göre daha yavaş fakat genlikleri daha
büyüktür.

12. Love dalgaları yüzey dalgalarıdır. Bu dalgalar raylegh dalgalarına göre daha hızlıdır.
13. Fanerazoyik devir, yeryüzü yaşamının son 545 milyon yıllık dilimini içine alır. Fanerazoyikte yaşam
önce suda çeşitlenip yaygınlaşmış, daha sonra karaya çıkıp kıtalara yayılmıştır.

14. Fosfat kayaları, çoğunlukla glokonit ve koprolitler ile birlikte, Kambriyen, Permiyen, Geç Jura, Erken
Kretase ve Tersiyer dönemlerinde olduğu gibi geniş transgresyon dönemleri esnasında denizlerde
oluşurlar.
15. Bor madenleri yeryüzünde mineral tuzları şeklinde bulunmaktadır. Bor madenleri içindeki B2O3
oranına göre değerlendirilir. Dünyadaki bor madeni rezervlerinin % 66'sı Türkiye'dedir. Dünyada işetilen
toplam 488 milyon tonluk rezervin 320 milyon tonu Türkiye'dedir.

16. Levha tektoniği açısından, volkanların çoğunluğu levhaların birbirinden uzaklaştığı yerkabuğunun
tansiyon bölgelerinde ve levhaların birbiri altına daldığı kompesyon zonlarında sıralanmışlardır.
17. Tarihsel zamanlardan beri yeryüzünde faaliyet halinde bulunan volkanların sayısı yaklaşık olarak 500
kadardır.

18. Dünya toplam işletilebilir altın rezervi 49 bin tondur ve dünya altın üretimi, son 25 yılda yaklaşık
olarak ikiye katlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, bilinen altın cevherleri işletmeye alınırken, yeni altın
yataklarının bulunması için tüm dünyada yoğun bir arama ve yatırım dönemi başlamıştır. Dünya altın
üretiminin %53'ü dört sanayileşmiş ülke tarafından yapılmaktadır. Bu dört ülke ABD-Kanada-G.Afrika
Cum.-Avustralyadır.
19. Dünyanın en kurak kıtası olan Avustralya'nın en önemli su kaynağı Murray-Darling Nehri yükselen tuz
seviyesinin tehdidi altında.

20. Tsunami kelimesinin kökeni Japonca'dır. Bu dev okyanus dalgaları ilk defa Japon balıkçılar tarafından
"tsunami" olarak isimlendirilmiştir. Etimolojik olarak incelendiğinde "tsu" liman, "nami" dalga anlamlarına
gelmektedir. Bu tür dalgalar rüzgar dalgalarından farklıdır. Deprem, toprak kayması, meteor düşmesi,
volkanik patlamalar gibi nedenlerle oluşan uzun periyotlu deniz dalgalarıdır.
21. Baraj mühendisliği, uygarlığın bir parçası olarak 5000 yıldan beri insanlığın hizmetindedir. Çin'de
Hindistan'da ve Mısır'da eski uygarlıklardan kalma birçok baraj kalıntısına rastlamak mümkündür.
Türkiye'de Romalılar zamanından kalma iki adet baraj kalıntısı vardır. Bunlardan birincisi, Ankara'nın 190
km kuzeyindeki Örükkaya'daki barajı olup yüksekliği 16 m, uzunluğu 40 m dir. Diğeri ise İstanbul'un 210
km güneyinde Çavdarhisar'da Kocasu üzerinde 7 m yüksekliğinde ve 80 m uzunluğundaki barajdır. Her
iki baraj da iki taş duvarla kaplanmış toprak çekirdekten oluşmaktadır.

22. Ülkemizde lületasi, yüzyillardan beri bilinen ve geleneksel ihraç ürünlerimizden olan bir mineral
olmasina karsilik, sedimanter olusumlu, tabakali tip sepiyolit yataklarina yönelik arastirmalar son yillarda
baslatilmis ve kullanim alanlarinin tespitine yönelik teknolojik çalismalar yürütülmüstür. Atapulgit ise,
ülkemizde halen üretimi olmayan, ancak jeolojik olarak çesitli yörelerde bulunmasi muhtemel bir kil
mineralidir.
23. Levha hareketleri, kıtaların ve okyanusların yerlerini ve biçimlerini değiştirir. Kıtasal levhalar
birbirlerine yakınlaştıklarında, mantonun içine dalmak yerine, birbirleriyle çarpışırlar. Bu basınçla oluşan
kırılmalar ve yığılmalarla da sıradağlar oluşur.

24. Magmatik kayalar, yüksek sıcaklığa sahip, basınç altında çözelti halinde bulunan çeşitli
silikatlar,oksitler, sülfürler ve uçuculardan oluşmuş magma adı verilen doğal eriyiklerin soğuyarak
katılaşması yoluyla meydana gelir. Magma yerkabuğu içinde farklı derinliklerde yerleşir.
25. Başkalaşım kayaçları veya metamorfitler olarak da adlandırılan ve yerkabuğunun yaklaşık % 27'sini
oluşturan metamorfîk kayaçlar, önceden mevcut kayaçlann, sıcaklık, basınç ve kimyasal olayların etkisi
altında metamorfizmaya (başkalaşma olayı) uğraması sonucu meydana gelirler ve metamorfizma
derecesi ile oluştukları kayacın kimyasal bileşimine göre çeşitli tip ve özellikte bulunurlar.

26. Alüminyum, doğada bileşik halde (oksit halinde ) bulunur ve yerkabuğunun yaklaşık %8’ini oluşturur.
Alüminyum üretiminin en önemli hammaddesi olan Boksit minerali %30-60 alüminyum oksit içerir.
Dünyada boksit rezervlerinin en fazla olduğu ülkeler Avustralya, Jamaika, Gine ve Brezilya olarak
sıralanabilir.
27. Türkiye’nin tatlı su potansiyelinin yaklaşık %10’luk bölümünü yeraltı suları oluşturur. Yeraltı suları
aynı zamanda sulakalanları besleyen önemli kaynakların başında gelmektedir. Pek çok işlevi olmasıyla
birlikte, özellikle denizin etkisini azaltarak kıyıdaki ve lagünlerdeki tuzlanmayı önler. Kıyılardaki aşırı
yeraltı suyu çekimi bu işlevi sona erdirir ve tuzlanma başlar.

28. Yeraltı suyu kirlenmesinin en büyük sebebi, evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan alıcı ortamlara
verilmesidir. Katı, sıvı ve gaz atıklar alıcı ortama verildikten sonra; iklim durumuna, toprağın yapısına,
yeryüzü şekline, atığın cinsine ve zamana bağlı olarak yeraltı sularına karışır.
29. Madenlerimizin gerekli jeoloji ve madencilik yöntemleriyle sistemli olarak araştırılması ve işletilmesi
amacıyla 22 Haziran 1935 tarihinde 2804 sayılı yasayla Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü kurulmuştur.

30. Depremler levhaların birbirlerini dokunduğu sınırda oluşan deformasyon ve kırıklarla ilişkili
olduğundan deprem odakları levha sınırlarını belirler. Şekilde görülen deprem odaklarının belirgin sınırlar
boyunca oluşturduğu diziler 'Deprem Kuşakları' olarak adlandırılır. Ülkemizin üzerinde bulundugu deprem
kuşağına 'Alp-Himalaya deprem kuşağı' denir.
31. Jeoloji, yerküreyi oluşturan maddeleri ve jeolojik süreçleri inceler. Jeoloji Mühendisliği, jeolojik
problemlerin araştırılmasını; maden, petrol ve yeraltı su kaynaklarının bulunmasını ve geliştirilmesini;
mühendislik yapılarının yer seçimini ve doğal afetlerin tanımlanmasını ve bunlara ilişkin uygulamaları
içerir.

32. Lületaşının, beyaz, sarımtrak, gri ya da kırmızımsı ve mat renklileri vardır. Sertlik derecesi 2 - 2.5
olup, hafif yapışkan ve gözeneklidir. Toprağın 20- 60-130 metre derinliklerinde, irili ufaklı yumrular
halinde bulunur. Küçük yumrular, derinlere açılan kuyular ve kuyulara bağlı tüneller kazılarak toplanır.
33. Minerallerin aşınmaya ve çizilmeye karşı gösterdikleri direnç sertlik olarak bilinir. Minerallerin sertliği
Avusturyalı mineralog Friedrich Mohs tarafından 1822 de ortaya konulan ve Mohs sertlik dizisi adı verilen
bir ölçek yardımıyla nisbi olarak ölçülür.

34. Dipten yerkabuğunun içine çok büyük kütleler, yığınlar halinde sokulmuş, fakat yeryüzeyine
ulaşamadan derinlerde katılaşmış mağmatik derinlik kayaçlarına batolit denmektedir. Batolitlerinkökleri
dipsiz derinliklerdedir.Uludağ bir batolittir.Anglo-Saxon ülkelerinde "stock" batolit yerine kullanılır.
35. Metalik madenler genellikle kristalin derinlik kayaları ile metamorfik serilerin egemen olduğu
bölgelerde , kömürler karasal tortulların yaygın olduğu yörelerde petrol ise özel nitelikte denizel tortuların
birikmiş olduğu sahalarda oluşup geliştirler.

36. Türkiye’nin en eski fosilleri erken Paleozoik zamanda Kambriyen dönemde (544-505 milyon yıl önce)
yaşamış TRILOBİTLER’dir.
37. Türkiye jeoloji haritasına bakıldığında yurdumuzun hemen her tarafında çeşitli büyüklükte Paleozoyik
hatta Alt Paleozoyikden Tersiyer başlarına kadar olan dönem içerisinde çeşitli derecede metamorfizmaya
uğramış masifler görülmektedir. Bir bakıma ülkemizin temel taşlarını oluşturan bu masifler üç gurup
altında incelenebilirler:
1. Tamamen yüzeyde görülen Batı Anadolu Masifleri
2. Neojen örtüleri altından adacıklar şeklinde yüzeye çıkan İç Anadolu Masifleri
3. Büyük ölçüde volkanik örtü altında kalmış olan Doğu Anadolu Masifleri

38. Kaldera, Portekizcede ve İspanyolcada kazan anlamına gelmektedir. Kraterin büyük boyutlusudur. Bir
volkanın doruk kesiminin bir patlama ile parçalanarak dağılması, ya da bacayı dolduran magmanın
yerkabuğu içinde geri çekilmesi ve kraterin çökmesiyle oluşur. Van gölü batısındaki Nemrut Dağı üzerinde
bir kaldera vardır. Bu çanağın içinde birkaç göl, küçük volkan konisi, genç lav yığınları, ılık su ve gaz
kaynakları vardır.
39. Türkiye'nin en eski fosilleri erken Paleozoik zamanda Kambriyen dönemde (544-505 milyon yıl önce)
yaşamış TRILOBİTLER’dir.

40. MTA Genel Müdürlüğü, Tabiat Tarihi Müzesi'nin yanı sıra, Türkiye'nin ilk Jeoloji Parkı'nı da
oluşturmuştur. Genel Müdürlük kampusu içinde, yaklaşık 10.000 m2lik bir alanda bir Türkiye haritası
yapılmıştır. Bu harita üzerinde büyük fay hatları, belli başlı volkanlar gibi ülkemizin önemli jeolojik
yapıları ile birlikte, önemli yeraltı kaynakları ve jeolojik süreçlerle oluşmuş doğal anıtları
sergilenmektedir. Ziyaretçiler, Türkiye'nin jeolojik yapısını çeşitli özellikleri ile tanırlarken, ülke
ekonomisine katkıda bulunan yeraltı kaynaklarının nerelerde bulunduğunu, fiziksel özelliklerini doğrudan
görerek, dokunarak ve açıklayıcı bilgilerden yaralanarak öğrenmiş olacaklardır.
41. 60 milyon yıl önce, üçüncü jeolojik devirde Toroslar yükseldi, kuzeydeki Anadolu platosunun
sıkışmasıyla yanardağlar faaliyete geçti. Erciyes ve Hasandağı ile ikisinin arasında kalan daha küçük
Göllüdağ lavlar püskürttüler. Platoda biriken küller yumuşak bir tüf tabakası oluşturdu. Tüf tabakasının
üzeri yer yer sert bazalttan oluşan ince bir lav tabakası ile örtüldü. Bazalt çatlayıp, parçalara ayrıldı.
Yağmurlar çatlaklardan sızıp yumuşak tüfü aşındırmaya başladı. Isınan ve soğuyan hava ile rüzgarlar da
oluşuma katıldı. Böylece sert bazalt kayasından şapkaları bulunan koniler oluştu. Bu değişik ve ilginç
biçimli kayalara halk bir ad yakıştırdı. "Peribacası" dedi. Bazalt örtüsü olmayan tüf tabakaları ise
erozyonla vadilere dönüştü, ilginç şekilli kanyonlar oluştu.

42. Yerkabuğundaki bir çok faktör yaşamımızı etkilemektedir. Günümüzde milyonlarca insan radon,
toryum, uranyum, arsenik, civa, kurşun, kalay, kobalt, nikel, molibden, silisyum, bakır, kadmiyum,
kükürt, magnezyum, talyum, flor, iyot, vb. elementlerin azlığından veya çokluğundan dolayı sağlık
sorunları yaşamıştır ve yaşamaktadır. Bununla birlikte insanlar binlerce yıl boyunca veba, çiçek, humma
gibi hastalıkların tedavisinde bazı kayaçlar ve minerallerden yararlanmışlardır. Yeni gelişen ve giderek
önem kazanan bu gibi konular Tıbbi Jeolojinin ilgi alanına girmektedir. Jeoloji Mühendislerini, Tabipleri,
Epidemiologları, Diş Hekimlerini, Patologları, Veteriner hekimlerini, Ziraatçıları, Biyologları,
Hidrojeologları, Mineralogları ilgilendiren Tıbbi Jeoloji; insan, hayvan ve bitki sağlığı üzerine ortam
jeolojisinin etkilerini inceleyen bir bilim dalıdır.
43. ilk defa 1669 yılında, Steno adında Danimarkalı bir doğa bilimci, karasal alanlarda denizel tortullar ve
bu denizel tortullar içindede, oluştukları zamanı simgeleyen deniz canlıları kalıntılarını fark eder ve
dünyamızı oluşturan kayaçlanın bir anda değil de, zaman içinde denizlerde üst üste yığışarak oluşmuş
olmaları gerekliliğine işaret eder. Tabakaların üst üst bulunuşlarından hareketlede, altta bulunan
tabakanın daha yaşlı, onun üzerindede bulunanın, daha genç olması gerekliliği ilkesini (superposition)
ortaya atarak, yeryuvarı tabakalarının göreli, olarak yaşlandırılabilmesi prensibinin temelini atar.

44. Aletle depremlerin ölçülmesine yönelik ilk aygıt; M.S. 132 yılında Çinli filozof Chang Heng tarafından
icat edilmiştir. Bu aygıt ayaklı bir vazo üzerine eşit aralıklarla yerleştirilmiş 8 tane ejderha başı ile
vazonun ayağı üzerine yerleştirilmiş 8 tane kurbağadan oluşur . Kurbağların açık olan ağızları
ejderhalara doğru dönüktür. Deprem sırasında ejderlerden bazıları ağızlarındaki bilyeyi kurbagaların
ağzına düşürür. Hangi ejderin bilyesi düşmüşse sarsıntının doğrultusu o yödedir. Aletin kendi bulunduğu
yerde hissedilemeyen yaklaşık 750 km uzaklıklardaki depremleri algılayabildiği söylenmektedir.
45. Dünya'nın sonu konusunda çeşitli modeller geliştiren Amerikan Ulusal Uzay ve Havacılık Dairesi
(NASA) araştırmacılarına göre, 250 milyon yıl kadar önce tek bir süper kıta olan Dünya, 250 milyon yıl
sonra yine tek bir kıta haline gelecek.

46. Minerallerin çizilmeye karşı gösterdikleri direnç sertlik olarak bilinmektedir. Minerallerin sertliği
doğrudan kristal yapıları ve atomlar arasındaki bağ kuvvetleri ile ilintilidir. Bağ kuvvetleri arttıkça
minerallerin sertliği de artmaktadır. Sertlik bağıl bir kavram olup, sertlik derecesinin saptanması sertliği
bilinen bir mineral veya çakı, iğne vb malzemelerle deneme yoluyla yapılır. Bunun için en yaygın olarak
kullanılan skala (çizelge) Mohs'un geliştirdiği çizelgedir. Mohs sertlik dizisinde 10 mineralin sertliği en
yumuşak olandan en sert olana doğru sıralanmıştır. Bu çizelgeye göre en yumuşak olandan sert olana
doğru yapılan sıralama şöyledir; 1. Talk, Grafit, Kaolin (Mg3 (Si4O10) (OH)2) tırnakla çizilebilir 2. Jips,
Antrasit, Kayatuzu (Ca SO4 2H2O) 3. Kalsit, Dolomit (Ca CO3) çakı veya iğne ile çizilebilir 4. Flüorit (Ca
F2) 5. Apatit (Ca5 F (PO4)3 6. Feldispat (Ortoklaz) (K Al Si3O8) 7. Kuvars, Agat (SiO2) 8. Topaz (Al2
(SiO4) (OH F)2 camı çizebilenler 9. Korindon (Al2 O3) 10. Elmas (C)
Kayıtlı

BİLİMLERİN KRALİÇESİ COĞRAFYA...
Pinus
VIP Üye
******

Performans: 169
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 797



« Yanıtla #1 : 21 Nisan 2009, 21:44:47 »

süper süper süper bir paylaşım... okudum. çok keyif aldım ve faydalandım. çok çok teşekkürler...
Kayıtlı
deadman
Yeni üye
*

Performans: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 32


BURAKK


« Yanıtla #2 : 29 Nisan 2009, 16:36:23 »

çok çok süper ödevimi ilgilendirdiği için çok işime yaradıı
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic