Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Anadolu yerleşme tarihinde ÇAYÖNÜ VE ÇNEMİ  (Okunma Sayısı 2970 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
salp
VIP Üye
******

Performans: 815
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1554

süleyman çelebi anadolu lisesi


« : 05 Nisan 2007, 18:44:25 »


Çayönü… Dünyanın en eski endüstriyel yerleşim bölgesi…
Çayönü… Modern dokuma ile yapılmış en eski kumaşın bulunduğu yer…
Çayönü… İlk kez maden kullanımına geçilen tarihi bir evreyi yansıtan yer…
Çayönü… Mimarlık tarihi ve mimarinin başlangıcı açısından oldukça önemli bir mekân…
Çayönü… Neolitik Çağdan Demir Çağına kadar kesintisiz iskânın görüldüğü bir kazı yeri…

Çayönü… Gerek mimarisi gerekse değişik nitelikteki zengin buluntuları ile bütün kültür basamaklarının izlenebildiği ve Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem içinde ilişki kurmuş olduğu, etkilediği ve etkilendiği bölgeleri en iyi yansıtan yerleşme olması açısından "anahtar yerleşme" olarak adlandırılan bir mekân…
 
  Ergani ilçesinin 7 km. güneybatısında… Tahmin edileceği üzere oraya düzenlenen gezi seferleri elbetteki yok. Yani oraya ulaşabilmek için Ergani'ye gidip 7 km. yürümek gerekiyor. Size "Çayönü" diye tarif edilen yere ulaştığınızda, karşınızda neresinin Çayönü olduğuna dair hiçbir işaret yoktur. Tevekkül edip "belki bulurum" diye önünüze çıkan çay boyunca ilerlediğinizde dikenli tellerle çevrili bir toprak alan bulursunuz. Dikenli teller doğru istikamette olduğunuza dair bir düşünce sizde oluşturur. Tellere paralel ilerlemeye devam edersiniz. 10 m. kadar ilerledikten sonra küçük bir tabelanın uzaktan göründüğünü fark eder ve tabelada "Çayönü" diye bir yazının olabileceğini tahmin edersiniz. Fakat yanılıyorsunuzdur. Etrafta dikenli teller arasında kalan alanın Çayönü olduğuna dair hiçbir tabela/işaret ya da herhangi bir bilgi yoktur. Karşınızdaki tabelada ise "taş ve toprak götürmek yasaktır" yazısı bulunmaktadır. Bunu okuyunca orasının Çayönü olduğundan artık emin olursunuz. İçinizi büyük bir heyecan kaplar. Atalarınızın, tarihin akışını değiştirdikleri, büyük devrimler gerçekleştirdikleri ve insanlık tarihinin yazıldığı çok önemli bir mekândasınız. Büyük bir coşkuyla etrafı gezmeye başlarsınız. O çok değerli kalıntıları görmek, incelemek ve onlara dokunmak istersiniz. Az ilerlediğinizde yan yana ve üst üste konularak oda şeklinde geometrik şekillerin oluşturulduğunu görürsünüz. Birkaç tane de diki-li taş vardır. Biran içiniz burkulur. "O kadar görmek istediğim ve heyecanla aradığım Çayönü bu mu? Bu taşlar ne anlam ifade ediyor? Taşlardan oluşturulan geometrik şekiller ne? Peki, şu dikili taşlar neyi temsil ediyor….?" diye kafanızda yığınla soru birikir. Bir arkeolog olmadığınızdan bunların cevabını çözmeniz mümkün değildir. Etrafınızda size bu paha biçilmez kalıntıları tanıtacak hiçbir şey yoktur.   . Fakat en azından merakınızı giderecek küçük bir yazı veyahut tabela görmek istiyorsunuz.. Tabi aradığınızı bulamıyorsunuz. İçinizden "Burası da mı? Burası da mı bu kadar sahipsiz ve ilgisiz? Ülkemde, dünyada eşi-benzeri bulunmayan hangi paha biçilmez tarihi eseri gezdimse bu halde gördüm. Bari insanlık tarihi açısından bu kadar büyük bir öneme sahip olan bu yer, bu halde olmasaydı…" diyorsunuz. Yüreğiniz paramparça olup kan ağlamaya başlıyor. Atalarınızın bir zamanlar büyük uygarlıkların temellerini attıkları, eşsiz devrimleri gerçekleştirdikleri bu kutsal mekânda şimdiki halinizi, sahipsizliğinizi ve sizin üzerinizde uygulanan tüm oyunları düşünüp "nerdeeen nereyeee…" diyorsunuz. Bu yoğun düşünceler ve yürek acısıyla ayrılıyorsunuz bu eşsiz mekândan…
Çayın karşı tarafında bulunan köye doğru ilerliyorsunuz  Köy halkından, bu bölgenin yüzyıllardır "HİLAR" olarak adlandırıldığını fakat sonraları köyün isminin değiştirilerek "Sesverenpınar" yapıldığını, Roma döneminden kalma ünlü Hilar Mağaralarının ise az ilerde olduğunu öğreniyorsunuz.
Köylüler Çayönü'nü görmek için geldiğinizi öğrenince şaşırı-yorlar. Anlattıklarına göre arada sırada gelen bir kaç yabancı turi-stin dışında şimdiye kadar hiç kimse özel olarak çay önünü gezmeye gelmemiş. Tarihe olan bu ilginizi görünce hararetli bir şekilde, size "Hilar Mağaralarından, kırkmerdivenden, kral kızından, büyük toplantı salonundan, bu toplantı salonunun sütunlarından ve bu koca sütunların ev yapmak için nasıl çalındığından, Çayönü'nde bazı köylülerin çıkarttıkları bir takım antik aletlerden, yıllar önce burada bazı yabancıların kazı çalışmaları yaptıklarından fakat on yıldan fazla bir zamandır hiçbir kazı çalışmasının olmadığından…vs. bahsetmeye başlıyorlar.
Aslında Çayönü'ne ilişkin ilk kazı çalışmaları 1964 yılında İstanbul ve Chicago üniversiteleri tarafından başlatılmıştır. Yapılan çalışmaların sonunda, dünyanın bilinen en iyi korunmuş ve en eski yerleşim yerlerinden biri ortaya çıkarılmıştır.
Günümüzden 9500 yıl önce yani MÖ. 7500 yıllarında kurulduğu, aralıksız olarak MÖ. 5000 yılına kadar yerleşim gördüğü daha sonra da aralıklarla iskân edilmiş olduğu tespit edilmiştir. Dünyaya ise R55-1 kod numarası ile tanıtılmıştır.
Yerleşme, bilim dünyasındaki ününü ise "Esas Çayönü Evresi" olarak bilinen MÖ. 7500-6500 yılları arasındaki bin yıllık döneme ait olan kalıntı ve buluntuları ile sağlamıştır. Bu dönem uygarlık tarihinin en önemli araştırmalarından birini, belki de en önemlisini yansıtmaktadır.
Höyüğün 4.654 metrekaresi kazılmıştır. Uzun süren kazı çalışmaları sonucunda 60 yapı katı bulunmuştur.
Mimari ağırlıklı bulgulara göre yerleşme yerinin ilk iskân edilişinden başlayarak şu şekilde bir tabakalanma tablosu ortaya çıkarılmıştır:
Evre I:
1. Çayönü Esas evresi/Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ, Yuvarlak planlı çukur yapılar evresi
2. Izgara planlı yapılar evresi
3. Kanallı yapılar evresi
4. Taş döşemeli yapılar evresi
5. Hücre planlı yapılar evresi
6. Geçiş evresi
7.Geniş odalı yapılar evresi
Evre II:
1. Çanak Çömlekli Neolitik Kalkolitik Çağ
2. İlk Tunç Çağı I
Evre III:
1. İlk Tunç Çağı II-III
2. MÖ 2. bin Demir Çağı
3. Ortaçağ
Kazı başkanlığı, uzun yıllar Robert J. Braidwood ve Halet Çambel tarafından yürütülmüş, 1986 dan itibaren bu görevi M. Özdoğan üstlenmiştir. 1992 yılına kadar aralıklı da olsa kazı çalışmaları sürdürülmüş fakat bu tarihten sonra terör bahane edilerek kazılar tamamen durdurulmuştur.
Diyarbakır İl Kültür Müdürü Tevfik Arıtürk ise farklı düşünüyor. Ona göre Çayönü'nde yeni çalışmalara ihtiyaç yok.
Arıtürk gerekçesini de şöyle aktarıyor: "Şu an bir çalışmamız yok. En son 1994 yılında kazı çalışması yapılmıştı. Geçen yıl da sit alanı ilan edilen alanın çevresi tel örgülerle çevrildi. Şimdiye kadar elde edilen eserler müzede sergileniyor. Bize göre bundan sonra yeni çalışmalara pek ihtiyaç yok. Farklı bir sonuç elde edileceğini düşünmüyorum. Bu yüzden bir planımız yok."
Oysaki "Neolitik Çağ" olarak adlandırılan ve günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin atıldığı Çayönü Evresi, bir "devrim" olarak adlandırılmaktadır. Bu kadar önemli bir yapı için yapılan birkaç kazı nasıl yeterli olabilir?
Bu çağda yaşayan atalarımız, bazı bitkileri tarıma alarak ve birçok hayvanı evcilleştirerek, tarım ve hayvancılık ile uğraşmıştır. Üretimle birlikte gelen yerleşik yaşam, köylerin ve giderek de kentlerin kurulmasına vesile olmuştur. Arkeologlar tarafından, ilk kez bu çağda ortaya çıkan, besinlerin depolandığı/taşındığı/pişirildiği çanak-çömlek yapımı kıstas alınarak Çanak Çömleksiz ve Çanak Çömlekli diye iki alt döneme ayrılan Neolitik Çağ,  ,  bilinen 257 yerleşme ile temsil edilmektedir. Bu yerleşmeler arasında yer alan Çayönü, Cafer Höyük, Nevala Çori, Çatal Höyük, Ganj Dara ve Samsat gibi yerleşmeler, gerek buluntuları gerek mimari kalıntıları gerekse o dönem insanının sanatsal, dinsel ve kültürel gelişimi açısından bu çağın en ilginç yerleşmelerinden bazılarıdır.
 Bu dönemde
yukarı mezopotamya oldukça uygun şartlara sahip olması ve bitki-hayvan türlerinin doğal yaşama alanı olması nedeniyle Neolitik Çağ'ın ilk kez burada  başladığı düşünülmekte ve bu düşünce de arkeolojik verilerle desteklenmektedir.
İnsan topluluklarının üretime geçmesi bir dizi gelişmeyi ve ilerlemeyi de beraberinde getirmiştir. Bu ilerlemeden dolayı nüfusta ve üretimde yaşanan olağanüstü patlama, çok daha fazla teknolojinin keşfedilip yaratılmasına yol açmıştır.  ı; madencilik, şehirleşme, yazı ve kayıt tutma alanlarında buluşlar yaparak ya da bu buluşlara büyük katkıda bulunarak  teknolojik ilerleyişine devam etmiştir.
Çayönü'ndeki topluluk, dünyanın madenci-liğe başvurduğu kanıtlanmış olan iki topluluğundan biridir. Burada keşfedilen bakır aletler M.Ö. 5. binyılın birinci yarısına tarihlenmektedir. Bakırdan ve kalaydan yapılan bir alaşım olan bronz, bakırdan daha katı ve daha kullanışlıdır. Daha düşük bir ısıda eridiğinden işlenmesi daha kolaydır. Çayönü'nde bronz aletler M.Ö. 4. binyılda ortaya çıkmıştır; Avrupa'da çıkmalarından tamı tamına 2000 yıl önce…
Gerekli maden cevherlerinin yakınlarda oluşu, madencilik alanındaki ilerlemeyi kolaylaştırmıştır.
Çayönü yerleşikleri, çevrelerindeki bakır yataklarında bulunan nabit bakırı (doğal bakır) döverek şekillendirmişler, delici, boncuk, levha gibi nesneler üretmişlerdir. Bakırı taş gibi kullanmanın ötesinde bir beceriye sahip oldukları, önce bakırı ısıtıp sonra şekillendirmelerinden anlaşılmaktadır. Maden üretiminde ilk basamağı atan Çayönü halkı, bakırın farklı özelliklere sahip olduğunu fark etmişlerdir.
Tüm bunlar, Çayönü'nün dünyanın yaşayan en eski endüstriyel yerleşim bölgesi olduğunun kanıtıdır.
Çayönü'nde pişirilen çanak çömlek, ilk kez M.Ö. 8. binyılda ortaya çıkmaktadır. Neolitik Dönemde araçlar normalde taştan veya ahşaptan yapılırken dayanıklı ve çok yönlü çanak çömlekçi-liğin geliştirilmesi, ev yaşamında bir devrim yaratmış ve bu teknoloji diğer toplumlar tarafından da ısrarla aranmaya başlanmıştır. Söz konusu teknoloji büyük bir hızla komşu bölgelere yayılmış ve M.Ö. 7000'e gelindiğinde, bin yıldan az bir zaman dilimi içerisinde Ortadoğu'nun her tarafında yaygınlaşmıştır.
Bununla beraber dünyada düzenli "modern" dokuma ile yapılmış 9000 yıllık en eski kumaş, yine Çayönü bölgesinde bulunmuştur. Bu kumaş örneği dünyadaki en eski örnek olup, bulunuşu 1992'de birçok dünya gazetesinde manşet haber olmuştur.
Aynı zamanda Çayönü, Neolitik Çağ yerleşmeleri arasında en fazla sayıda insan iskeletinin bulunduğu yerdir. 605 adet iskelet bulunmuştur. Çayönü insanları, Neolitik Çağ yaşamının zorluğu, beslenme yetersizliği gibi nedenlerle pek çok hastalıkla boğuşmak zorunda kalmışlardır. Kulak ve kemik iltihapları, eklem bozuklukları, diş çürükleri en çok görülen rahatsızlıklardır. Ayrıca olasılıkla avlanma sırasında veya kaza ile oluştuğu tahmin edilen baş, kol ve bacaklarda kırık ve yaralanma izleri avlanmanın hiç de kolay olmadığını göstermektedir. İlginç olaylardan biri, bazı kırıkların bilinçli bir sarma sonucunda iyileştirilmiş olmasıdır. Ayrıca gömülerden birinin kafatasında beyin ameliyatına ait izler saptanmıştır. Bu bulgular Çayönü halkının tıp alanında ne kadar da ileri bir seviyeye ulaştığının bir kanıtı olarak kabul edilebilir.
Çayönü insanlarının ölü gömme adetlerine bakıldığında, Çayönü'nün alt tabakasından üst tabakalarına kadar tekdüze bir gömmenin olmadığı, evreler içinde farklılaşmaların bulunduğu saptanmıştır.
Geniş Odalı Yapılar Evresi'nde ve Çanak Çömlekli Neolitik Çağ tabakalarında yerleşme içi gömüte rastlanmamış olması toplumda bir mezarlık kavramının oluştuğunu, ölülerin yerleşme dışındaki uygun bir alana gömüldüklerinin belirtisidir.
Ayrıca yapının çaya bakan taş duvarı tamamen tahrip olmuştur. Bu mekânın ortasında karşılıklı konmuş 2 adet dikili taş bulunmaktadır. Üçüncü bir dikili taş ise yapının kuzeydoğu köşesine, doğu duvarına paralel olarak dikilmiştir. Aynı şekilde kuzeydoğu köşesinde yarım ay biçimli kutsal bir ocak yer alır. Biraz ilerisinde ise üzerinde insan yüzü kabartması bulunan sığ bir teneke bulunmaktadır. Bunlar, bu yapının tapınak olarak kullanıldığını göstermektedir.
Çayönü halkına ilişkin diğer bir özellik ise, süslenmeye oldukça düşkün olmuş olmalarıdır. Köyün ilk sakinleri, hemen yakınlarındaki tatlı su kaynaklarından topladıkları salyangoz kabuklarından, hayvanların ön kesici dişlerinden ve çevreden topladıkları yumuşakçalardan halka ve damla şeklinde biçimlendirdikleri boncukları takmışlar. Zamanla taşlara çeşitli geometrik şekiller vermişler. Çevredeki taşların çeşitliliği ve renkliliği boncuklara da yansımış.
Süsleme noktasında oldukça ilginç gelen bir nokta ise bugün hâlâ  güneydoğuda  yaygın olan "hızma"nın Çayönü halkı arasında da kullanımının oldukça yaygın olmuş olmasıdır. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hala bazı özellikler yitirilmiş değil.   
 son olarak buğdayın ilk ekildiği ve köpeğin aslında ilk evcilleştirildiği yer çayönü   ALINTI
   
 
Kayıtlı
anafartalar
VIP Üye
******

Performans: 339
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3895

Anafartalar Lisesi Coğrafya Öğretmeni Denizli


« Yanıtla #1 : 05 Nisan 2007, 19:12:10 »

Paylaşım için teşekkürler
Kayıtlı

İnsanlar son ağaç kesilene, son balık tutulana son çiçek koparılana kadar paranın yenmeyeceğini öğrenemeyecektir.
haliç
VIP Üye
******

Performans: 65
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 769


« Yanıtla #2 : 05 Nisan 2007, 19:45:39 »

Teşekkürler
Kayıtlı
Cahit ERAYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2063
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4836


Cahit Eraydın coğ.öğrt.


« Yanıtla #3 : 05 Nisan 2007, 19:51:23 »

Teşekkürler...
Kayıtlı



Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak; eğer uğrunda ölen varsa vatandır
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic