Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATATURK'UN tabutunun acildigi an (9 Kasim 1953)  (Okunma Sayısı 3290 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
nikomedia
Yeni üye
*

Performans: 5
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 14



« : 13 Ocak 2007, 13:45:11 »


ATATURK'UN tabutunun acildigi an (9 Kasim 1953)

Kefen siyrildi ve...

Ozel solusyonla islatilmis pamuk kitlesi kaldirilinca
Ata'nin yuzu ortaya cikti. Derisi kahverengi bir hal almis, ama hatlari bozulmamisti.Sanki uyuyordu...

8 Kasim 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile Sevki
Mutlu'nun ev telefonu caldi. Prof. Mutlu, Ankara Tip Fakultesi Histoloji ve Embriyoloji Kursusu Baskani'ydi.Patalogdu. Arayan ise Ankara Valisi Kemal Aygun'du...
Aygun, "Hocam" dedi, "10 Kasim gunu Atamizin naasini
Anitkabir'e tasiyacagiz. Bunun icin bir komite kurduk. Naasi
geleneklere uygun olarak topraga defnedecegiz. Ancak bozulmadan korundugunu belgelemek icin muayene etmenizi rica ediyoruz.
"Prof. Mutlu once reddetti. Mutlu, o sirada 40 derece atesle yatiyordu. Hastaligini gerekce gostererek bu gorevi bir baska meslektasinin yapmasini rica etti.Ancak Vali Aygun israrciydi: "Ben sizi sarar sarmalar gotururum, bu tarihi bir gorev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasim sabahi Etnografya Muzesi'ne gitti. Basbakan Adnan Menderes oradaydi. Meclis Baskani Refik Koraltan ve eski baskan Abdulhalik Renda da...Mutlu, gorevden affini istemekle ne buyuk hata ettigini o zaman anladi.
Gercekten tarihi bir taniklikti bu... Ata'nin gul agacindan tabutu, 4 Kasim gunu, gecici kabrinden cikarilip muzenin holundeki mermer katafalka konulmustu. Bir hafta boyunca sirayla ogrenciler, subaylar ve generaller katafalk basinda nobet tutmustu. Nihayet
tabutun acilma gunu gelip de komite uyeleri tamam olunca, Prof.Dr. Kamile Mutlu "Baslayin" talimatini verdi.
Bunun uzerine tabutun vidalari sokuldu. Tahta tabutun icinde
madeni bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmis olma ihtimali dusunulerek once bir burgu ile delik acildi. Gaz ya da koku
cikmadi.Sanduka talas doluydu. Sandukanin ici, muhafaza solusyonu ile islatilmis tahta talasi doluydu. Bu talas, naasin ayak yonune dogru toplandi. Talasin arasinda,agzi kapali ve ici sivi dolu bir sise bulundu. Bu,cesedi muhafaza icin kullanilan
solusyondan bir numuneydi. Uzerinde terkibi yaziliydi.Ata'nin
naasi beyaz kefene sarilmis, sonra kahverengi bir musambayla
kaplanmisti.Sargilariacmaya basladilar. Herkes nefesini
tutmustu.
Cunku, "Naas curuyup bozulmus, cikan gazlar tabutu patlatmis,nobetci er, kokudan bayilmis" diye bir suru soylenti geziniyordu. Ve 15 yil sonra ilk kez Ata'nin yuzunu goreceklerdi. Kefenin sargilari aralaninca Prof. Kamile Sevki Mutlu, orada bulunanlarin yardimiyla katafalka cikti ve Ataturk'un yuzune bakti. Ata'nin derisi kahverengi bir hal almis, ama yuz hatlari bozulmamisti. Menderes sapsari olmustu Prof. Mutlu, gordugu tabloyu daha sonra soyle anlatacakti:"Yuzunu orten islak pamuk kitlesi kaldirilinca Ata'nin heykel gibi duran yuzu ile
karsilastim. Uzun sari saclarindan ince bir tutam, sol goz
kapaginin uzerine dusmustu. Ataturk, Dolmabahce Sarayi'ndaki yataginda uyuyor gibiydi." Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite uyelerini tabutun basina cagirdi. Onlar da tek tek tabutun icine baktilar.En basta Basbakan Adnan Menderes vardi. Koyu renk takim elbisesi icindeki Menderes de yanindakilerin yardimiyla katafalka cikti,urkek bir sekilde asagi, tabuta dogru bakti. O an ne oldugunu Prof. Kamile Mutlu'dan aktaralim: "Menderes
cok heyecanlandi.Rengi sapsari oldu. Bir de baktim ki, muzenin
kapisina dogru gidiyor. Ataturk'un yuzune bakmadi.
Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadi. En sona Abdulhalik Renda kalmisti. O da Ata'yla karsi karsiya gelir gelmez tabutun yanina yigiliverdi. Salondaki herkes Ataturk'u tek tek gordukten sonra naas, tekrar solusyonla islatildi. Ata'nin basi pamuklarla ortuldu ve vucudu beyaz kefenle sarildi. Bu sirada bir komiser,orada gorevli adli tip docenti Dr.Cahit Ozen'in yanina yaklasip avucunda tasidigi bir kâgidi gosterdi ve soyle dedi:"Bu kâgidi,Ataturk'un hemsiresi Makbule Hanim gonderdi.Kefenin icine Ataturk'un gogsu ustune konmasini istiyor."Doc. Ozen,
kâgida bir goz atti. Eski Turkce bir seyler yaziliydi. "Boyle bir kâgidi Ataturk kabul etmez. Bize kizar, darilir" dedi.Komiser
kâgidi katlayip cebine koydu ve uzaklasti. Butun islemler
bittikten sonra salonda bulunanlar naasin iki yanindan gecip hep bir agizdan besmele cektiler ve cesedi yeni tabuta yerlestirdiler. Bu tabut da 15 yil icinde yattigi buyuk gul agaci tabutun icine konuldu. Uzeri bayrakla ortuldukten sonra kapagi kapatildi.
Ve 10 Kasim sabahi, Ata'nin naasi 15 yil once onu
Dolmabahce'den Ankara'ya tasiyan top arabasina yerlestirilip son
duragi olacak Anitkabir'e tasindi. Artik ebediyen orada
kalacakti...
Ataturk'un tabutu, Menderes'in huzurunda acilmisti Ata'nin 15
yil Etnografya Muzesi'nde bekletilen naasi,12 askerin
omuzlari uzerinde oradan alinmis ve 136 astegmenin cektigi
bir top arabasi ve matem marsi esliginde Anitkabir'e tasinmisti. Radyodan naklen yayimlanan o gorkemli toren, en az 15 yil onceki kadar huzunludur.Ancak o torenden hemen once yasananlar, tarihcilerin pek ilgisini cekmemistir.
Bilindigi gibi, Anitkabir yapilana dek, Ataturk'un naasinin korunabilmesi icin "tahnit" denilen bir islem yapilmisti. Gulhane Patolojik Anatomi profesoru Dr. Lutfi Aksu tarafindan
gerceklestirilen bu islem sirasinda naasa, siringayla ozel
bir formul enjekte edilmis ve uzerine formullerin yapistirildigi iki
kucuk ilac sisesi,Ata'nin koltuk altlarina yerlestirilmisti. Bu islem sayesinde Ata'nin naasi da, diyelim bugun Lenin'in mozolesinde oldugu gibi oldugu gunku haliyle korunabilirdi. Ancak Islam dini, olunun defnini sart kostugundan,gecici tahnitin bozulmasi sartti. Nakilden once, bu islem icin bir komite kuruldu. O komite,torenden bir gun once, Basbakan Adnan Menderes'in huzurunda
Ataturk'un tabutunun acilmasini kararlastirdi.Tabut
acilinca tahnit bozulacak ve ceset curumeye baslayacakti.Bir baska deyisle Ataturk'un (mumyalanmis gibi) korunmus naasini son gorenler, o torene katilanlar olacakti. Ataturk'le ilgili belgesel calismalari sirasinda o torene katilanlarin bir kismiyla konusmustuk. Bu yazida yer alan bilgilerin bir kismi o tanikliklara, onemli bir bolumu ise degerli Ataturk arastirmacisi Prof. Dr. Utkan Kocaturk'un, Prof Dr. Kamile Sevki Mutlu ile yaptigi sohbetten aktardiklarina dayaniyor. Ata'nin yarim asir onceki son yolculugu, sanirim bu ayrintilarla daha da ilginc bir boyut kazaniyor.



Ataturk'u son gorenler anlatiyor:
'Yuzunde iki gunluk sakal vardi' Osman Ersoy ve Halide Intepe, 10 Kasim 1953'te Etnografya Muzesi'nde asistan olarak calisiyorlardi. O yuzden 50 yil onceki o toreni ve tabutun icindeki
Ataturk'u son kez gorme firsati buldular.
Izlenimlerini soyle anlattilar:


OSMAN ERSOY: "Sagliginda gormemistim Ataturk'u...
Korkunc heyecanliydim. Biz calisanlar, asistanlar, memurlar sira ile katafalka ciktik. Oldukca sararmis ve kuculmus bir cehre... 1 - 2 gunluk sakali vardi. Kaslari fevkalade iyi sekilde fark ediliyordu."
' Gozleri aralikti'



HALIDE INTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktim.Basi
yana dogru egikti. Yuzu hic bozulmamisti. Azicik sakallari
cikmisti.Hani insan hasret giderek olurse, gozleri aralik kalirmis ya, oyle aralikti gozleri... Ama bir olu yuzu yoktu. Uyuyor gibiydi." *




*Nefeslerin tutuldugu an...
Tarih: 10 Kasim 1953. Mermer lahit sokulmus, betonlar
kirilmis, tabutu kaldiracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanina yerlestirilmisti. Cumhurbaskani Celal Bayar, Meclis Baskani Refik Koraltan, Basbakan Adnan Menderes ve devletin en ust duzeyi, tabutun cevresindeler...



Kiz kardesinin gozyaslari Ataturk'un kizkardesi Makbule Atadan, basini tabuta dayiyor ve dakikalarca oyle kaliyordu. Belki cok uzaklarda, Selanik'te kalan gunleri yad ediyor; belki de agabeyinin ruhuna dualar gonderiyordu.

Tabut ortaya cikiyor Lahtin uzeri tamamen acilmis, Ataturk'un cenazesini 15 yildan beri muhafaza eden kursun tabut ortaya cikmisti

Dinler, Anitkabir yolunda...
Turkiye'deki butun dini cemaatlerin temsilcileri cenaze
arabasini takip ediyorlar. Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanin Diyanet Isleri Baskani kortejle yuruyor.


Ataturk'un tabutu birazdan salona cikartilmis olacak.
Cumhurbaskani Celal Bayar, Meclis Baskani Refik Koraltan,
Basbakan Adnan Menderes ve devletin en ust duzeyi tabutun cevresindeler...


Tabut salonun zeminine yerlestiriliyor.
Adnan Menderes birazdan 'Hanimefendi, buyurunuz' diyecek ve
Ataturk'un kizkardesi Makbule Atadan'i tabutun yanina goturecek...

Mermer lahid sokuluyor. Sonra betonlar kiriliyor ve tabutu kaldiracak olan makaralar lahit salonunun tavanina yerlestiriliyor


Makbule Hanım hickiriklar icinde takip ediyor.
Etnografya Muzesi'nden Anitkabir'e dogru yol alan korteji, Makbule Hanım
hickiriklar icinde takip ediyor.


Son saygi durusu
Universite gencligi, Ataturk'un Etnografya Muzesi'nde son
saygi durusunu yapiyor.*
Kayıtlı

ülkene küfür eden grubu dinleme dinlettirme ...

www.anti-soad.org
Yesevi
VIP Üye
******

Performans: 32
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 591


Eski kullanıcı adı "melihakar"


« Yanıtla #1 : 13 Ocak 2007, 18:07:11 »

Hocam bilmediğimiz konulardı...teşekkürler.Bende daha önce okuduğum, formaldehitle nasıl tahnit(mumyalama) yapıldığı konusunda ilginç bir yazı okumuştum.O yazıyı  buraya bulup kopyaladım.Buyrun(Gerçi pek iç açıcı bir konu değil ama)
 

BİR CESET NE KADAR YAŞAR( Aksiyon dergisinden Tûba Kabacaoğlu - Sayı: 624 - 20.11.2006 )

Devlet Mezarlığına defnedilen Ecevit’in nasıl korunacağı ise merak konusu. Bir cesedin nasıl korunduğunu ve modern mumyalama tekniğini araştırdık…
   

14 Kasım 2006 tarihinde NTV’de Can Dündar’ın hazırlayıp sunduğu ‘Neden’ programının konuğu eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’ti. “Bir arazi satın alacağız, onun sevdiği bir yer olsun istiyoruz. Gölbaşı’nda bir yer satın alıp oraya koyacağız.” cümleleriyle Bülent Ecevit’in Devlet Mezarlığı’na gömülme fikrinin kendisine ait olmadığına ve acil çözüm gerektiği için oraya gömüldüğüne dikkat çekti Rahşan Hanım. Aslında onun bu konuda hazırlıklı olduğunun en önemli kanıtı, cenazeden bir gün önce GATA’daki uzmanlara, “Bülent’i bir süre daha korumak mümkün mü?” diye sormasıydı. Tüm bu gelişmelerden sonra aklımıza takılan birkaç soru var: “Bülent Ecevit bir hafta nasıl muhafaza edildi? Tahnitleme yapıldı mı? Bir ceset uzun süre nasıl korunur? Kimler cesetlerin korunmasıyla ilgilenir?

Mısır’da tanrı olduklarını iddia eden kişilerin iç organları çıkarılır, çeşitli ilaç, misk ve amberlerle temizlenen vücutları sımsıkı muşambalara sarılırdı. Buna tahnitleme bir diğer adıyla da mumyalama denirdi. Bizde de Anadolu Selçukluların itibaren bu yöntemin kullanıldığı söylense de nasıl yapıldığına dair güvenilir bir kaynak yok. Yalnız, Osmanlılar Dönemi’nde savaşta ölen sultanların tahnit edilerek İstanbul’a nakledildiği biliniyor. Mesela, 1566’da Zigetvar Seferi’nde ölen Kanuni Sultan Süleyman, tahnit edilip İstanbul’a getirilen sultanlar arasında. Tahnitleme yöntemi ilk olarak 1861-1865 yılları arasında Thomas Helmos, August Renouard ve Joseph Henry Clarke tarafından bulunuyor. Amerika’daki iç savaşta ölenler ise araştırmacıların kobayları oluyor. Sonra bu üç arkadaş tüm dünyayı gezerek tahnitleme yöntemini anlatıyor, bunu yapabilecek kişileri yetiştiriyor.

TAHNİTLEME NASIL YAPILIYOR?

Günümüze gelecek olursak… Bugün tahnitleme işlemi eskisi gibi iç organlar çıkarılarak yapılmıyor, aksine bedene dokunulmuyor ve ceset formaldehit (formalin) adı verilen madde sayesinde 40-50 yıl muhafaza ediliyor. Suda kolayca eriyebilen, renksiz, kötü kokulu, yanıcı bir madde olan formaldehit, metil alkolün oksijenle reaksiyonundan oluşuyor. Formaldehit; otopsi salonlarında, patoloji laboratuarlarında ve tedavi amaçlı tüketilmesinin yanı sıra; tekstil, kimya, boya, kâğıt ve kozmetik endüstrilerinde de kullanılıyor. 50 kiloluk bidonlarda satılıyor. Türkiye’de üretimi yapılmıyor. Maddeyi Dodge Company, Champion Company gibi büyük kimyasal fabrikalar üretiyor. İçinde yüzde 56 etomol, yüzde 15 metenol ve yüzde 29 formaldehit bulunuyor.

Formalin kullanılarak yapılan tahnitleme süreci uzun olmakla birlikte şöyle: İlk önce vücut mikrop öldürücü kimyasallar ve sabunla yıkanıyor. Köprücük kemiğinin alt kısmına 15 cm uzunluğunda bir kesik atılıyor ve şah damarın bir kısmıyla vücudun herhangi bir yerinden başka bir toplardamar çıkarılıyor. 5-6 litre suya karıştırılmış formaldehit sıvısı basınçla pompalanarak yavaş yavaş vücuda veriliyor. Diğer ucu açık damardan da basınçla itilen kan boşaltılıyor. Sıvının bir kısmı kafaya bir kısmı da göğse gidiyor. Ağız, burun gibi vücuttaki doğal deliklerden köpük gelene kadar sıvı pompalanıyor. Bu işlem yaklaşık yarım saat sürüyor. Tüm kılcal damarları takip eden formalin, hücrelerin içindeki protein duvarlarını bozulmayacak hale getirip sertleştiriyor. Böylece mikropların üremesi ve enzimlerin hücre duvarlarını yıkması engelleniyor. Yapılan bu işleme ‘tesbit’ deniyor. Sonra damarların ucu tekrar bağlanıyor, doğal delikler de ketenle kapatılıyor, 15 cm’lik kesikler dikiliyor. Eğer vücudun karın ve bacak kısımlarına yeterince sıvı ulaşmadıysa kasık bölgesinin sağ veya solundan tekrar kesik atılıyor, formalin takviyesi yapılıyor. Eğer karında bir şişme varsa; iğneyle karna birkaç delik açılıyor ve içerdeki gaz boşaltılıyor. İşlem tamamlandıktan sonra ceset 2 gün daha bekletiliyor. Formalin tüm bedene yayıldıysa; uzunluğu 2 metre, derinliği ise 3 metre, içinde formalin ve su karışımı olan ‘formalin havuzlarına’ atılıyor.

Günümüzde ceset muhafazasıyla anatomistler ve adlî tıpçılar ilgileniyor. Adlî tıpçılar için cesedin kısa süreli korunması önemliyken anatomistler 40-50 yıldan bahsediyor. Cesetlerin tahnitlenmesi başlı başına önemli. Çünkü beden muhafazasının ötesinde de amaçları var. On dokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı’ndan Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Şahin, tahnitlemenin başlıca amaçlarını şöyle anlatıyor: “Cesedin bozulmasını durduruyor, ceset ve ortamın temizliği sağlanıyor, mikrop üremesinin önüne geçiliyor.” Nitekim, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Nevzat Alkan da Marmara Depremi’nden sonra Adli Tıp Uzmanları Derneği’nin gezici ekipler yolladığını, göçük altında kalan cesetlere tahnitleme yapıldığını böylece çürüme ve mikrop yayılmasının önüne geçildiğini anlatıyor.

KADAVRA OLACAK CESETLER ARANIYOR

İslam dininde, gelenek ve göreneklerimizde vefat eden kişilerin en kısa zamanda defnedilmesi var. Fakat tahnitleme işleminin yapıldığı vücutlar yıllarca canlılığını koruyor, tıp fakültelerinde anatomi derslerinde kullanılıyor. Adına da ‘kadavra’ deniyor. Vefat eden birinin 10-15 gün sahibi çıkmazsa çürümemesi için formalinleniyor. Fakat mevta, kanunlara göre herhangi bir yakınının çıkma ihtimaline karşı 6 ay bekletiliyor. Eğitim hastaneleri başhekimliklere başvurup kadavra istediğinde bulunduğunda da gerekli prosedürler yerine getirilerek ‘sahipsizler’ yollanıyor. Eğitim hastaneleri de aldığı cesetleri yine bir yakınının çıkma ihtimali üzerine 2 ay daha bekletip üzerinde herhangi bir çalışma yaptırmıyor.

Türkiye’de vefat eden kimsesizlerin sayısı hayli fazla olsa da birçoğu kadavra olarak kullanılamıyor. Çünkü belediyeler kimsesizlerin defin masraflarını karşılayarak toprağa vermeyi tercih ediyor. Ancak eğitim hastaneleri istekte bulunur ve başhekimlik onay verirse defin işlemleri iptal ediliyor. Örneğin Türkiye’de sahipsiz cesetlerin toplandığı, On Dokuz Mayıs Üniversitesine bağlı ‘Ceset Muhafaza İstasyonu’ var. Burada çevre illerden getirilen kimsesizler tahnitlendikten sonra bekletiliyor, sonra da taleplere göre eğitim araştırma hastanelerine gönderiliyor. Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Şahin üniversite hastanelerinin kadavra konusunda çok sıkıntı çektiğine ve kadavra üzerindeki eğitimin tıp fakültesi öğrencileri için çok önemli olduğuna değiniyor. Fakat, Ceset Muhafaza İstasyonu’na bile yılda birkaç cesedin ancak gelebildiğini söylüyor. Dünyada ve Türkiye’de sağlık sektöründeki tüm gelişme ve uygulamalar dudak uçuklatacak cinsten. Peki, günümüz teknolojisinin tespit işlemine katkısı ne? Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Lokman Öztürk, formalinle yapılan tahnitlemenin dünyada uygulanan en ucuz metot olduğunu, son 50 yıldır yaygın olarak kullanıldığını, maliyetin düşük olması sebebiyle de farklı uygulama biçimlerinin araştırılmadığını anlatıyor. Prof. Dr. Öztürk son 50 yılı şöyle değerlendiriyor: “50 yıl önce teknoloji bu kadar ilerlememişti. Anatomici hocalar yeri 3 metre derinliğinde kazdırmış, beton döktürmüş ve su yalıtımını da yaptırarak ilk formalin havuzlarını oluşturmuş. Şu an üniversitemizde 2 havuz kullanıyor, her biri ortalama 30 ceset alıyor. Şimdi yerden yüksekte, paslanmaz çelikten üretilmiş havuzlar var. Cesetler raflarla birbirinden ayrılıyor. Her rafın başında kadavranın özellikleri, isimleri yazıyor. Vinçli sistemle istediğimiz kadavrayı kolaylıkla çıkarıp alabiliyoruz. Havuzdaki karışım için de 3 birim suya 1 birim formalin konuluyor.” Günümüz teknolojisi ise en çok kısa süreli muhafazalarda ön plana çıkıyor. Ceset dolaplarında cenazeler 1 aya kadar saklanabiliyor. Fakat hiçbir elektrik kesintisinin olmaması şart. Mesela uzmanlara göre, Bülent Ecevit de bir hafta süreyle modern ceset dolaplarında bekletilmiş. Çünkü bu dolaplar eksi 10 dereceye kadar soğutuyor. Dolayısıyla mikroplar da bu ortamda çoğalma imkânı bulamıyor. Hazır söz kısa süreli muhafazalardan açılmışken, karayollarıyla sevk edilen cenazelerin hangi aşamalardan geçtiğini Adli Tıpçı Doç. Dr. Nevzat Alkan şöyle anlatıyor: “Adli tıpçılar için kısa süreli muhafaza önemlidir. Bizim cesetle işimiz rapor hazırlayana kadardır. Bir ilden bir ile uçakla gönderirken eksi 96 derecedeki kuru buz yöntemi kullanılabilir. Kuru buz cesedi yüzde 95 oranında korur. Eğer 3-4 gün karayolculuğu yapılacaksa ceset ve çevredekilerin sağlığı için formaldehit karından şırınga edilir, böylece vücuda mikrop yayılması engellenir. Çünkü bağırsaklar mikrobun en çok olduğu yerdir.”

Tespit işlemi ülkemizde çoğunlukla kadavralar için yapılıyor. Fakat dünyanın birçok ülkesinde bunun tam tersi bir durum söz konusu. Mesela, Fransa’dan defnedilecek cenazelerin; Japonya, Libya, Pakistan, Meksika, İsrail, Irak, Almanya, İngiltere gibi yaklaşık 40 ülkeye götürülebilmesi için formaldehit uygulamasının yapılmış olması şart.

Son yıllarda İngiltere ve ABD’de tahnite rağbet artıyor. Özellikle ABD’de ortaya çıkan cenaze işleri şirketleri, ölünün gömülmeden önce ziyaret edilebilmesi için özel tahnit yöntemleri uyguluyor. Hatta formalinlenmiş örnek cesetleri de müşteri adaylarına sergiliyor. 1998 yılında ABD’nin Florida Eyaleti’ne adli tıp alanında eğitime giden Doç. Dr. Nevzat Alkan, Katoliklerin cenazelerini 5-6 gün teşhir ettiklerini belirterek çok kez şahit olduğu modern tahnitlemeyi anlatıyor: “Vücut özel kimyasallarla yıkanarak mikroplardan arındırılıyor. Köprücük kemiğinin alt kısmından kesik atılıyor, ana atardamarlardan biri çıkarılıyor. Oradan 4-6 litre arasında formaldehit sıvısı veriliyor. Bedenin herhangi bir yerinden çıkarılan ikinci bir toplardamardan da vücuttaki kan çıkarılıyor, damarlara formalin sıvısı yerleşiyor. Böylece ölünün büzüşüp esmerleşmesi önleniyor. Aynı işlem göbeğin sol tarafına da yapılıyor ve bu kez de karındaki su, gaz çıkarılıyor. Öldükten sonra morlaşan el, yüz gibi açıkta kalan yerlere de özel sıvılar enjekte ediliyor ki ten kırmızı ve canlı olsun. Cenazenin tırnak, saç bakımı dahi yapılıyor ve en güzel kıyafeti giydiriliyor. Hatta daha güzel görünsün diye makyaj yapılanlar da var. Ancak tüm bu işlemler devamlı koruma sağlamıyor. Nitekim Lenin’in özenle tahnit edilmiş ölüsü, muntazam aralıklarla yine tahnite tâbi tutuluyor.”

Oysa İslâm dini açısından tahnitin hiçbir değeri ve önemi yok. Çünkü Allah cesedin tahnitini ve yakılmasını yasakladığı gibi, ölümün ardından gömme işleminin de geciktirilmemesini istiyor. Çünkü İslâm’a göre insan topraktan yaratılmıştır, öldükten sonra toprağa gömülecek, toprakla bütünleşecek ve yine toprak olacaktır.

‘PLASTİNATİON’ MUMYALAR

Tahnitleme ile mumyalama çoğu zaman birlikte kullanılsa da günümüz imkânlarıyla yapılan tesbit işlemi uzmanlara göre mumyalama değil. Fakat modern dünyanın teknolojik nimetlerinden faydalanılarak ‘modern mumyalar’ da yapılmıyor değil. Yeni dünyanın mumyalama tekniği plastination’ı 1970’lerin başında Alman Prof. Dr. Von Hagens bulmuş. On Dokuz Mayıs Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Şahin de plastinations teknolojisine ilgi duyan ve Avustralya’da Prof. Dr. Von Hagens ile tanışanlardan biri. Alman profesöre plastination tekniğini kullanarak çalışmalar yapmak istediğini söyleyen Bünyamin Hoca, Prof. Dr. Hagens’in eğitim karşılığında para istemesi sebebiyle vazgeçmiş.

“Türkiye’de bu konuyla yakından ilgilenen doktorlar var ama seri üretim yok. Alman profesör plastinations ürün ve malzemelerinin satıldığı bir şirket kurmuş. Oradan ürün ve eğitim almak gerekir.” diyen Bünyamin Şahin modern mumyalamanın aşamalarını aktarıyor: “Vücut dokularının bozulmaması için önce tesbit yapılıyor. Vücut aseton içine konuyor ve böylece su ve yağdan arındırılıyor. Çünkü asetonla vücuttaki su zamanla yer değiştiriyor. ‘Zorlanmış emdirme’ işlemiyle; negatif basınç altında asetonla polimer yer değiştiriyor. Böylece hücrelerarası sıvının yerini plastik kaplıyor. ‘Sertleştirme’de de ışık, gaz ve ısıtma işlemine tabi tutulan sıvı plastik, katı plastik haline dönüşüyor, kıvam da isteğe göre ayarlanabiliyor.”
Kayıtlı

Tarihi yağmaladı üç-beş düzine talihsiz...
Değerler alt-üst oldu, mukaddesat sahipsiz!...
didanlı
Uzman Üye
*****

Performans: 161
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 384


« Yanıtla #2 : 14 Ocak 2007, 10:00:53 »

paylaşımlarınız için teşekkürler
Kayıtlı

mevzu-u bahis vatan ise geris teferruattır
Zeki GÜRBÜZ
Genel Moderator
******

Performans: 1698
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3882


Çine Anadolu Öğretmen Lisesi


« Yanıtla #3 : 14 Ocak 2007, 10:09:54 »

biraz içimiz burkularak okuduk ama paylaşım için teşekkürler
Kayıtlı



    
       
        YURDUM
Ağladığım senin içindir
Güldüğüm senin için
Öpüp başıma koyduğum
Ekmek gibisin...
Benan
Uzman Üye
*****

Performans: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 466


« Yanıtla #4 : 14 Ocak 2007, 13:09:07 »

Gönderdiğiniz bilgiler için teşekkürler.
Kayıtlı

Çıkarıp Başımı Yeryüzünden Yıldızlara Yürüdüm Bugün. Güneş, Ay, Yıldızlardan Oluşan Bir İnsan Gördüm Bugün.
gungorzer
Üye
**

Performans: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 96


« Yanıtla #5 : 14 Ocak 2007, 13:42:05 »

Arkadaşım resimleriyle mail göndermişti. Bakmaya yürek ister! Teşekkürler...
Kayıtlı
salp
VIP Üye
******

Performans: 815
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1554

süleyman çelebi anadolu lisesi


« Yanıtla #6 : 14 Ocak 2007, 15:46:57 »

her nefis ölümü tadacaktır.insan ölümsüzlük için boşuna uğraşmasın.....
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic