Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Atatürk'ün Tabutunun Açıldığı Gün  (Okunma Sayısı 2714 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
sonsuzluk.sehri
Yeni Üye
*

Performans: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3


« : 04 Aralık 2007, 16:42:56 »


ATATÜRK’ÜN TABUTUNUN AÇILDIĞI GÜN

8 Kasım 1953 Pazar Gecesi saat 23.00’da Profesör Doktor Kamile Şevki Mutlu’nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı’ydı.. Patalogdu. Arayan ise Ankara Valisi Kemal Aygün’dü. Aygün, “Hocam” dedi, “10 Kasım günü Ata’mızın naaşını Anıtkabir’e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica ediyoruz.” Prof. Mutlu önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu. Hastalığını gerekçe göstererek bu görevi başka bir meslektaşının yapmasını rica etti. Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: “Ben sizi sarar sarmalar götürütüm, bu tarihi bir görev” dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı Etnoğrafya Müzesine gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı. Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdulhalik Renda da… Mutlu, görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.

Gerçekten tarihi bir tanıklıktı bu…
Ata’nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu.. Bir hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk başında nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu “Başlayın” talimatını verdi.

Bunun üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku çıkmadı. Sanduka talaş doluydu. Sanduka’nın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Bu talaş naşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında, ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu, cesedi muhafaza için kullanılan solüsyondan bir numuneydi.

Üzerinde terkibi yazılıydı. Ata’nın naşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi bir muşambayla kaplanmıştı. Sargıları açmaya başladılar. Herkes nefesini tutmuştu. Çünkü “ Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu patlatmış, nöbetçi er kokudan bayılmış.” diye bir söylenti geziniyordu.

Ve 15 yıl sonra ilk kez Ata’nın yüzünü göreceklerdi. Kefenin sargıları aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu orada bulunanların yardımıyla katafalka çıktı ve Atatürk’ün yüzüne baktı. Ata’nın derisi kahverengi bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menders sapsarı olmuştu. gördüğü tabloyu şöyle anlatacaktı: “Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaşmıştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz kapağının üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyuyor gibiydi.” Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar. En başta Başbakan Adnan  Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı, ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı.
O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu’dan aktaralım: “Menderes çok heyecanlandı. Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk’ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdulhalik Renda kalmıştı. O da Ata’yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi.



Salondaki herkes Atatürk’ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata’nın başı pamuklarla örtüldü ve tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata’nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı.

Bu sırada bir komiser, orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen’in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kağıdı gösterdi ve şöyle dedi: “Bu kağıdı, Atatürk’ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi. Kefenin içine Atatürk’ün göğsü üstüne konmasını istiyor.” Doçent Özen, kağıda şöyle bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı. “Böyle bir kağıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar darılır.” dedi. Komiser kağıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı.

Bütün işler bittikten sonra salonda bulunanlar naşın iki yanına geçip hep bir ağızdan besmele çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15 yıl yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı.

Ve 10 Kasım sabahı Ata’nın naşı 15 yıl önce O’nu Dolmabahçe’den Ankara’ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir’e taşındı.

Ata’nın 15 yıl Etnoğrafya Müzesi’nde bekletilen naşı 12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 Asteğmen’in çektiği bir top arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir’e taşınmıştı.

Ata’yı görenlerin aktardıkları özetle şöyleydi:
 Oldukça sararmış bir çehre… Yüzünde bir iki günlük sakal… Fevkalade iyi fark edilen kaşlar… Hafif aralık gözleri…
Söylenenlere göre yüzü bir ölü yüzüne değil, Dolmabahçe’de yatağında uyuduğu haldeki yüzüne benziyordu…

Nefeslerin tutulduğu an…
Tarih: 10 Kasım 1953. Mermer lahit sökülmüş, betonlar kırılmış, tabutu kaldıracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanına yerleştirilmişti.  Tabutun etrafında Ata’nın kız kardeşi Makbule Atadan, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin üst düzeyi…
Dinler Anıtkabir yolunda… Türkiye’nin bütün dini cemaatlerinin temsilciler cenaze arabasını takip ediyorlar… Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanın Diyanet İşleri Başkanı kortejle yürüyor.

Mermer lahit sökülüyor. Sonra betonlar kırılıyor ve tabutu kaldıracak olan makaralar lahit salonun tavanına terleştiriliyor.

SON SAYGI DURUŞU…
Kayıtlı
gunban
VIP Üye
******

Performans: 1535
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2505


Güzel günler göreceğiz; güneşli günler, .....


« Yanıtla #1 : 04 Aralık 2007, 17:18:38 »

İlginç bir bilgi. ilk defa duydum.Paylaşım için teşekkürler.
Kayıtlı


Dört nala gelip uzak Asya\'dan
Akdeniz\'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim........
tegagaic
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 05 Aralık 2007, 07:19:29 »

Paylaşım için çok teşekkürler.Okurken tüylerim diken diken oldu.Saol genç arkadaşım.
Kayıtlı
geomaster
Uzman Üye
*****

Performans: 69
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 416



Site
« Yanıtla #3 : 05 Aralık 2007, 09:06:03 »

Bunun hem belgeseli hem slaytı var arkadaşlar hiç duymadınız mı? Belgeseli tam izlemedim ama slaytı bulunca atarım.
Kayıtlı

Fahrettin ASPİRİN
sabahgüneşi
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 05 Aralık 2007, 09:24:38 »

http://www.cografya.biz/forum/index.php?topic=5032.msg45399#msg45399
tesekkürler
bu konuda bu topikte var konu acmadan önce arama yapmamız gerekli! Sad
Kayıtlı
sarsugh
Yeni üye
*

Performans: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 39


« Yanıtla #5 : 05 Aralık 2007, 09:31:49 »

paylaşım için teşekkürler
Kayıtlı
sonsuzluk.sehri
Yeni Üye
*

Performans: 2
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3


« Yanıtla #6 : 07 Aralık 2007, 16:57:11 »

 Yorumlarınız için teşekkür ederim... "sabahgüneşi" konu açarken daha dikkatli olacağım uyarınız için teşekkür ederim...
Kayıtlı
uğur01
Uzman Üye
*****

Performans: 168
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 400


« Yanıtla #7 : 05 Mart 2008, 20:38:10 »

bu çok ilginç ve etkileyici bir bilgi bu bilgi için teşekkürler atamın yüzünü bir kez yakından görmek için nelerimi vermezdim sen rahat uyu atam
Kayıtlı

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?
                      M.K.ATATÜRK
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic