Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: 10 Kasım  (Okunma Sayısı 8955 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
baksu
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2641
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4317



« : 09 Kasım 2008, 21:11:46 »


Büyük önder Atatürk’ün aramızından "madden" ayrılışının 70. yıldönümü.

Cumhuriyetimiz ilelebet yaşayacakdır. Ne mutlu Türküm diyene!



Kayıtlı


Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bi cevabım var.
Lakin bi lafa bakarım, laf mı diye...
Bi de söyleyene bakarım, adam mı diye...

                                        
Köksal AYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2935
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5093



« Yanıtla #1 : 10 Kasım 2008, 04:32:44 »

Atamızı ölümünün 70. yılı dönümünde şükran ve minnetle anıyoruz...
Kayıtlı

1996'da, şampiyonluk kaçtığında
Bu kadar yaklaşmışken "olamaz" dedi,
Ve kendini incir ağacına astı...
Daha 12 yaşındaydı Mehmet DALMAN!
Şimdi 24 oldun Mehmedim
Ve biz yine yaklaştık...

Çocuklarımızın ayaklarına batan dikenler, ya ektiklerimizdir ya da sökmediklerimiz...


TRAP ZONE
M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #2 : 10 Kasım 2008, 05:40:22 »

SAYGIYLA VE ÖZLEMLE ANIYORUZ 10 KASIM



İnsanların fıtratında mıdır bilinmez varken değerini bilmediğimizi kaybedince, gidince anlıyor ve arıyoruz. Ulaşamamanın ve bir daha geri gelmeyeceği gerçeğinin verdiği gerçekle daha da bir özlüyoruz. Nice kahramanlar, nice komutanlar, nice devlet adamları, nice liderler çıkartmış Türk Milleti tarihinde bu kadar iz bırakan ve arkasından hala konuşulan ifade edilirken acaba hangi özelliği ile vurgu yapayım diyeceği bir komutan, bir lider, bir devlet adamı, bir öğretmen, bir devrimci, bir siyaset adamı, bir sanatçı belki de en güzeli BİR DEHAYI asla unutmayacaktır. Şimdi daha da iyi anladığımızı düşündüğümüz TÜRK’ÜN ATASI YÜCE TÜRK’Ü yaşadığımız her gün arıyoruz. Yakmış olduğu sonsuza kadar TÜRK’ÜN var olma mücadele ateşini söndürmemek için bizler onun izini takip ediyoruz.

Sevgili ATAMIZI BİR GÜN değil HERGÜN Rahmetle ve minnetle anıyoruz, mekânı cennet, ruhu şaad olsun.


ÖZLEMLE ANIYORUZ

 Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 60. yıldönümünde bütün yurtta, KKTC'de ve Türkiye'nin dış temsilciliklerinde törenlerle anılıyor.
Atatürk'ü Anma Haftası çerçevesinde dün başlayan etkinlikler, bugün, Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumduğu saat olan 09.05'te
 
ATAMIZIN ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ SENIN BIRAKTIGIN CUMHURIYETI SONUNA KADAR YASATACAGIZ SENIN CIZDIGIN YOLDA YÜRÜTECEGIZ SANA DIL UZATAN YOBAZLARA INAT HAINLERE INAT SEREFSIZLERE INAT NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE
 
ATATÜRK'E GÖRE ATATÜRK


   İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!




   Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.




   Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.



   Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.




   Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.



   Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.



   Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî hayatımın ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.



   Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm gaye, hiçbir vakit kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır.




   Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz. Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz.



(Çevresindekilere söylediği bir söz) :
   Beni övme sözlerini bırakınız; gelecek için neler yapacağız, onları söyleyin!



   Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım.



   Allah bilir, hayatımda bugüne kadar orduya faydalı bir üye olabilmekten başka vicdanî bir emel edinmedim. Çünkü vatanın korunması, milletin mutluluğu için her şeyden evvel ordumuzun, eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir daha ispat lüzumuna çoktan inanmış idim. Bu inanca ait emellerimin şiddeti, ihtimal beni pek ziyade aşırı davranışlı göstermişti. Fakat zaman, saf ve temiz dimağlardan doğan fikrî gerçekleri -kabulünden çekinilse dahi- uygulattırır.



   Bütün vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı; o da, herkesin sudan bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur!



   Ben vazifemin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğun da yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu vazife bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir! Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal vazifeye vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mesut olacağım. Vazifeme başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir.



   Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdan ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz.



   Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak içîn ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek, her kendini bilen vatandaşın vazifesidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa umumî şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o umumî şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni olabilecek şahsî rütbeleri, mevkileri de umumî şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğruna feda ettik.



   Ben, gerektiği zaman, en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.



(Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir) :
   Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu milletime geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî şahsiyetinde olmalıdır!



   Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, mutlaka o milletin hürriyet ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben şahsen, bu
saydığım özelliklere çok ehemmiyet veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evlâdı
kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri gerektirdiği takdirde insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereğinden olan dostluk ve siyaset münasebetlerini, büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım!



(Savarona yatında kabul ettiği Romanya Kralı Karol 'un, görüşme sırasında Almanya ile Çekoslovakya arasındaki Südet meselesine temas etmesi ve Atatürk'ten Çekoslovakya Cumhurbaşkanı Beneş 'e bazı telkinlerde bulunmasını rica etmesi üzerine, görüşmeyi dinlemekte olan zamanın Dışişleri Bakam Tevfık Rüştü Aras 'a söyledikleri):
   Majeste Kral'm söylediklerini dikkatle dinledim. Benden, bir devlet reisine kendi ülkesinden bir parçayı Almanlar'a terk etmesini tavsiye etmekliğimi mi istiyorlar? Benim gibi, bütün ömrü boyunca yurdunun bağımsızlığı ve bîr karış toprağım başkasına vermemek için savaşan bir adam, inançlarına aykırı bir şeye nasıl aracı olur? Görüyorum ki Majeste Kral, beni ve karakterimi iyi tanımıyorlar.



   Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok muharebelere iştirak ettim. Hattâ ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat, mermi parçasının şiddetini kırdı.



   Her zaman tekrar mecburiyetinde kalıyor ve tekrarı da faydalı görüyorum ki, eğer ben milletime herhangi bir hizmette bulunmuşsam, eğer ben herhangi bir teşebbüste ön ayak olmuşsam, bu hizmet ve teşebbüsün temel kaynağı, saygılar ve sevgilerle bağlı olduğum, bundan sonra da saygı ve sevgiyle mutluluk ve refahına varlığımı, hayatımı vereceğim aziz milletime, sizlere dayanmaktadır. Bir millette güzel şeyler düşünen insanlar, fevkalâde işler yapmaya kabiliyetli kahramanlar bulunabilir. Ama öyle kimseler yalnız başına hiçbir şey olamazlar; meğer ki bir umumî hissin ifadesi, temsilcisi olsunlar! Ben milletimin düşünce ve duygularını yakından tanımaktan, aziz milletimde gördüğüm kabiliyet ve ihtiyacı belirtmekten başka bir şey yapmadım. Onun bu kabiliyet ve duygularını sezip tanımakla övünüyorum. Milletimdeki, bugünkü zaferleri doğurabilecek özelliği görmüş olmak... Bütün bahtiyarlığım işte bundan ibarettir.



   Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî şahsiyetine atfediniz. Ben, milletin bu yüksek, manevî şahsiyeti içinde bir naçiz fert olmakla bahtiyarım. Efendiler, millet bütünüyle manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı.



   Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, bahtiyarlığını anlatamam. Her ne vakit milletimin karşısında kendimi görsem, her ne vakit milletimin fertlerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh
ve vicdanıma gelen ışık, benim için en kıymetli bir ilham ve verim alevi oluyor!



   30 Ağustos'ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti'nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? Bunu tarif müşküldür.



   Hayatımda en büyük dayanak ve kuvvetim, vatandaşlarımdan gördüğüm itimat ve destekdir. Bütün vazifelerimde manevî, vicdanî olan en büyük endişem, emanetinizin hürmet ve kutsallığına devamlı olarak dikkat etmektir.



   Samimî olarak bu memleketin, bu milletin menfaatine yapılacak bir iş olsun, ben onu göz önüne almayayım; bu, mümkün değildir. Yalnız, işin gerçekten millete menfaati olmalı ve teklifin samimî olarak yapıldığına ben inanmalıyım.



   Benim için dünyada en büyük mevki ve mükâfat, milletin bir ferdi olarak yaşamaktır. Eğer Cenab-ı Hak beni bunda muvaffak etmiş ise, şükrederim. Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin hizmetinde olmakla iftihar edeceğim.



   Şimdiye kadar millete yapamayacağım bir şeyi vaat etmedim. Ben yapacağım dediğim zaman, buna inanmayanlar vardı. Buna rağmen hareket ettim. Görüyorsunuz ki başardık. Benim ve benimle çalışanların güveni vardır ki, yeni hedeflerimize de başarıyla varacağız. Şimdiye kadar söylediklerimin gerçekleşmiş olması, bütün tasavvurlarımın beni yalanlamaması, milletin ciddî ve samimî olarak bana yardımcı ve destek olmasıyla mümkün olmuştur. Onun için yeni gayelere erişmek için de bu yardım ve desteğe ihtiyacım vardır; onu benden esirgemeyiniz!



   Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur! Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim.



   Ben zannediyorum ki, millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız şahıslara bırakan anlayış, eski idarelerin sistem ve usul meselesinden doğuyordu. Vaktiyle mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir şahsın menfaatlerini ve arzularını tatmine yönelmiş idi. Şahısların bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi. Bugün bu hâl mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü idarenin niteliğindedir. Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz.



   Sizden olan bir şahsa, sizden fazla ehemmiyet vermek, her şeyi milletin bir ferdinin şahsiyetinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun meselelerinin aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir şahsiyetinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki lâzım değildir.



   Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını görmedim.



   Ben, ancak daha iyisini yapabildiğim şeyi tahrip edebilirim; yapamayacağım şeyi de tahrip edemem.



   Ben o adamım ki ordunun memleketi, milleti muhakkak bir neticeye götürebileceği noktalarda emir veririm. Fakat ilim ve bilhassa sosyal ilim sahasına dahil işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki bana bilginler doğru yolu göstersinler. Onun için, siz kendi ilminize, kültürünüze güveniyorsanız, bana söyleyiniz. Sosyal ilmin güzel yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.



   Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı?



   Hayat kısadır. Bunu kutlama ve taçlandırma için, insanların genellikle makul gördükleri vasıta evliliktir. Bu umumî kurala uymayanlar, pek sınırlı ve müstesnadırlar. Bu istisnaları oluşturanlar da, esas kuralın fenalığından değil ve fakat tersine bu güzel kurala inanmadan kendilerini meneden sebeplerin mahkûmu olduklarından, belki evlenmiş olmaktan korktuklarından fazla bedbaht olanlardır, inkâr edilmez bir gerçektir ki insanlar, hayat, kadınsız olamaz. Evli olanlar, hayatın vazgeçilmezini temin etmiş ve bütün düşünce ve isteklerini bir maksat, bir meslek, bir amaca yöneltmiş olur. Ancak talih, eşlerin ruh ve kalplerini iyi geçindirsin!



   Eşini mesut edebilecek herkes evlenmelidir, çoluk-çocuk sahibi olmalıdır. Bana bakmayınız; bu meselede örnek İsmet Paşa'dır. Benim hayatım başka türlü düzenlenmiştir. Buna rağmen tecrübesini yaptım. Sonradan anladım ki bu iş benim başarabileceğim iş değilmiş...



(Bursa'da kendisini karşılayan çocuklara söylemiştir):
   Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız! Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!



(Bir alay karargâhının temel atma töreni esnasında bir koyunun temel için açılan çukura doğru, yere yatırılıp boğazından kesilmek üzere olduğunu gördüğü zaman, İran Şahı Rıza Pehlevi ile aralarında geçen konuşma):
   Atatürk -Ben kana bakamam! Bir tavuğun dahi boğazlandığını görmeye tahammülüm yoktur.
Şahinşah -Ya bu kadar çok bulunduğunuz büyük ve kanlı muharebe meydanları?...
Atatürk -Ha, o başka meseledir; öyle yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak yürürüm. O bambaşka bir iştir.



   Birçok zaferler kazandım. Fakat, bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek içimde derin bir keder duyuyorum.



   Ben, muharebelerde dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının tatbikini düşünürüm.



   Ben başkalarının yaptığı ilkelere değil, ancak kendi ilkelerime uyarım.



   Benim gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat âşığıyım.



   Hiçbir zaman şahsî gücenikliklerimi, birtakım olumsuz girişimlerle tatmine kalkmak adîliğine tenezzül etmem



   Benim müstesna olduğuma dair bir kanım yoktur.



   Ben ölürsem soylu milletimizin beraber yürüdüğümüz yoldan asla ayrılmayacağına eminim; bununla gönlüm rahat!    
 

Kayıtlı

M.Sami KÖROĞLU
Admin
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2999
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5010


Adıyaman


Site
« Yanıtla #3 : 10 Kasım 2008, 05:40:39 »

Atatürk - 10 Kasım


10 Kasım 1938. Yüzyılların ötesinden gelen bir çığlığın, kendisini bin yıllar sonrasına taşıyacak o devasa koridora açıldığı o gün. Düşüncenin kanat takıp uçtuğu, engin bir sevda düşüyle gökyüzünün çalkalandığı o gün. O bitimsiz mavi anlatı.

Ve o 10 Kasım’ın 70 yıl sonraya yansıyan mavi ışıldayışlı gözlerindeki gerçe.

Zaman zaman dindiğim fırtınalarda, kimi gün söküldüğüm aydınlıkta, bazen de ısındığım kavgamda mavi bir ayrıntı adı yankılandıysa eğer, eğer sonsuzluğa kanat çırpan o martıya gebeyse zaman ve dudaklarda bayraklaşan O’nun adıysa eğer, demek ki her 10 Kasım’a umudu yayan her bir tören, her bir insan, her birinde taptaze bir bahar sabahı esintisince yepyeni başlangıçlar yaymış halkın dingin düşlerine ve o umut açmış düşlerin gerçeğe döndüğü anların kapısını.

Bugün 70 yıl sonra Ata’yı anarken bizce önemli olan Zübeyde Hanım’ın oğlu, vaktiyle 70/75 kilo ağırlığında ve 1.65 kadar boyunda olan ve 10 Kasım 1938’de aramızdan ayrılan bu ölümlü insanı hatırlamaktan çok O’nu göremeyen kuşakların, yüz milyonlarca Türk’ün daha yıllar boyu bağlılık duyacakları, ulusça daha yıllarca bir ışık kaynağı olarak kendisine başvurulacak olan varlık, “Ölümsüz Devlet Adamı Atatürk” ya da “Düşünceler, ilkeler, amaçlar ve inançlar için kavgalardan kurulu manevi varlık olan Atatürk” olmalıdır.

İşte bizi devlet adamı Atatürk’ün karşısına götüren gerçek budur…

Yani Atatürk Safiye Hanım’ın değil de Hamiyet Hanım’ın sesini daha çok beğenseydi, çocukluğunda karga kovalamamış, parlarda oynamış olsaydı yahut fasulye ve pilavı değil de pırasa ve baklavayı daha çok sevseydi, kısacası etten ve kemikten kurulu, çoktan ölmüş Mustafa Kemal’in tercihleri şöyle değil de böyle olsaydı, biz Atatürk’ü yine aynı ölçüde sevecektik.

Biz fizik Mustafa Kemal’in bu tercihlerini öğrenerek Atatürk’e biraz daha yaklaşmadık ve O’nu daha yakından tanımış olmadık.

Ya ne oldu?

Uzun süren bir savaştan yaralı, yorgun ve fakir çıkmış bir milleti aydınlık yola yöneltmiş olan, yaptığı devrimler ve attığı adımlarla gelecekteki ilerleme ve gelişmenin temellerini atan ve şartlarını hazırlayan Atatürk’ü tanıdık.

10 Kasım’da hepimize düşen görev geriye dönüp bir bakmak ve dürüst ve samimi olarak nerede bulunduğumuzu görebilmektir.

70 yıldır her 10 Kasım’da söylenegelen her şeyi bir buket yapıp bizden öncekilere sunalım. Sonra bir bakalım. O buketin bıraktığı boşluğa biz neler koyabileceğiz. Bakalım o boşluğun hakkını verebilecek miyiz?

Ebediyete akıp giden 70. yıldönümleri beklemeksizin, her yıl bir buket yapmalı arda kalanlardan ve daha büyük bir buket için kolları sıvamalıyız.

“Bugün O’nun için ne yaptım? ” sorusunu kendimize sormalı, dün, yarın ve tüm günlere yaymalıyız bu bitmez senfoninin berrak ezgisini…

O halde haydi bizi ülkemin aydınlık geleceğine götürecek yola hep birlikte çıkalım ve haydi karanlığın tabutuna bir omuz da biz verelim. Ki gün ışısın dalga dalga ki sonsuzluk aksın ılık ılık, ki koşalım haydi 10 Kasım trenine yetişelim. Acıların, yıkıntıların üzüntüsünü karanlığı garda bırakıp temiz bir geleceğe yollanalım hep birlikte.

Bir kez daha yaşayalım o ince ayırdı;

“Ne mutlu Türk olana.” değil, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene! ” diyelim ve öylece haykıralım karanlığın üstüne…







Ayaklarımın altında buzlu bir toprak
İki adım ötesi cehennem kayaları
Ölsem
Ne beni toprak kabul eder
Ne de kan kokan gökyüzü
Şehitlerin desteği ile ayaktayım
Hep aklımda
Yitip giden her bir vatan öksüzü
Umursamam
Attığım her adımda devrilen
On, yüz, bin arsız yüzsüzü
Bir ayağım Çanakkale, Samsun
Bir ayağım Ankara, Sivas, Urfa
Bir elim İzmir, Kıbrıs, Aydın
Bir elim İstanbul, Bursa
Yüzüm, bedenim, gözlerim
Bu vatana şehit olabilmek için atar
Durmaksızın yüreğim

On, yüz, bin arsız yüzsüzün
Yapamadığı olur 10 Kasım’larda
Beni hatırladığınız
Her 10 Kasım öldürür beni
Beni hatırlamanız için gereken
Her 10 Kasım..



Kayıtlı

a.yilmaz61
Yeni üye
*

Performans: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #4 : 10 Kasım 2008, 07:37:23 »

Büyük Önder Atatürk'ü sadece 10 Kasımlarda değil her zaman anmamız ve yüreklerimizde hissetmemiz gerekir. O'nun İlke ve Devrimleri sonsuza kadar yaşayacaktır. O'nu hiç kimse, hiç bir güç gönüllerimizden söküp atamayacaktır. Ruhu şadolsun.
Kayıtlı
Cahit ERAYDIN
VIP Üye
******

Performans: 2063
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4836


Cahit Eraydın coğ.öğrt.


« Yanıtla #5 : 10 Kasım 2008, 08:43:29 »

Atatürk'ü belleklerden silimeye çalışan zihniyete inat,gençlerimiz onun açtığı yolda hiç bir zorluktan yılmadan,manevi ve fiziki saldırılardan korkmadan başı dik korkusuzca, cesurca ilerliyecektir.

"Muallimler Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister"
                                                                   
                                                                Mustafa Kemal ATATÜRK...
Kayıtlı



Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak; eğer uğrunda ölen varsa vatandır
özlem
VIP Üye
******

Performans: 115
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1765



« Yanıtla #6 : 10 Kasım 2008, 17:43:47 »

Bugün Ata'mızı ona yakışır bir törenle andık. Müzik öğretmeni arkadaşım Nükhet Yalçın muhteşem bir koro hazırlamıştı. Törene katılan tüm çğrenciler etkilendi. Etkinliklerimiz hafta boyunca sürecek. Atatürk'ü ve neden önemli olduğunu anlatmaya devam edeceğiz.
Kayıtlı

MEHMET AKİF ERSOY SOSYAL BİLİMLER LİSESİ COĞRAFYA ÖĞRETMENİ BUCA /ZMİR
kasif14
Uzman Üye
*****

Performans: 70
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 277

Yüksel Türk! Senin İçin Yükselmenin Hududu Yoktur


« Yanıtla #7 : 10 Kasım 2008, 18:06:46 »

TÜRK MİLLETİ ATATÜRK'Ü ALLAH'A GERİYE KALAN HER ŞEYİ ATATÜRK'E BORÇLUDUR. SAYGIYLA SEVGİYLE VE HÜZÜNLE ANIYORUM. KEŞKE 50 YIL DAHA YAŞASAYDI.
Kayıtlı
gungorzer
Üye
**

Performans: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 96


« Yanıtla #8 : 10 Kasım 2008, 18:29:00 »

 Biz Öğretmenler olarak yeni nesillere Atatürk'ü unutturmayacağız. Ruhu şad olsun!
Kayıtlı
ali_2641
VIP Üye
******

Performans: 716
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1348



« Yanıtla #9 : 10 Kasım 2008, 18:33:44 »




Ruhu şad olsu n! İzindeyiz.. 
Kayıtlı

« Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.»M.Kemal ATATÜRK
krater26
Uzman Üye
*****

Performans: 148
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #10 : 10 Kasım 2008, 18:40:47 »

10.kasım bu  ülkede hep var  olacak.ne güzel de hitap etmiş gençliğe.şu anlarda cumhuriyetimizi müdafa etmek mecburiyetinde kalıyoruz.böyle bir kurucunun  örneği  yok....ruhu şad  olsun....
Kayıtlı
Kıraç
VIP Üye
******

Performans: 479
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1014


« Yanıtla #11 : 10 Kasım 2008, 18:48:43 »

Cumhuriyetimizin ve istiklalimizin baş mimarı ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ü ve tüm şehitlerimizi saygı ve minetle aniyoruz..Son zamanlarda başta can dündar tarafından kasıtlı ve yalan dolu içerikle hazırlanan film ve diğer saldırılar karşısında Mustafa Kemale ve onun bıraktığı eserlere daha çok sahip çıkmamız gerekiyor.
Kayıtlı

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TÜRKİYE'NİN GEÇMİŞİ DEĞİL, GELECEĞİDİR....
büget
VIP Üye
******

Performans: 109
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1033



Site
« Yanıtla #12 : 10 Kasım 2008, 21:00:40 »

Büyük önder Atatürk ve silah arkadaşlarına şükranlarımı sunarım.Ruhları şad olsun
Kayıtlı

OĞUL;
Bilirmisin ?
Kışı çok serttir bizim oraların, acımasız ve şevkatsız
Tıpkı yaşadığım hayata benzer,
Duvarları taştan, harcı çamurdan,
Çatısı söğüt dalı üzerine boyumca topraktan...
djorge72
Üye
**

Performans: 162
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 77



Site
« Yanıtla #13 : 13 Kasım 2008, 12:05:05 »

Atamızı ölümünün 70. yılı dönümünde şükranla anıyoruz...
Kayıtlı

Mc_ÖrGe'nin MüZiKLeRi

http://www.herkesdinlesin.com/mc_orge

Turgutlu Anadolu Ticaret Ve Ticaret Meslek Lisesİ

10/A Sınıfı

Saygılar Ve Sevgililer hepinize...
baksu
Site Yöneticisi
*******

Performans: 2641
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4317



« Yanıtla #14 : 10 Kasım 2009, 17:37:21 »

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü, aramızdan ayrılışının 71. yıldönümünde saygıyla anıyoruz. Atatürk'ün ve O'nun önderliğinde cumhuriyetimizin kuruluşunda ömrünü harcayanların ruhları şad olsun.
Kayıtlı


Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bi cevabım var.
Lakin bi lafa bakarım, laf mı diye...
Bi de söyleyene bakarım, adam mı diye...

                                        
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic